📖 Hicr Suresi 6. Ayette “Ey Kendisine Zikir İndirilen Kişi! Sen Gerçekten Delisin” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,475
2,736,289
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 6. Ayette “Ey Kendisine Zikir İndirilen Kişi! Sen Gerçekten Delisin” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 5. ayette, hiçbir ümmetin kendi ecelini öne alamayacağı veya erteleyemeyeceği bildirilmişti. 6. ayette ise vahyi reddedenlerin Hz. Muhammed’e yönelttikleri kişisel saldırı aktarılır: ‘Dediler ki: Ey kendisine Zikir indirilen kişi! Sen gerçekten delisin.’ Buradaki söz ciddi bir ilmî eleştiri değil, peygamberin mesajını değersiz göstermek amacıyla kullanılan alaycı ve itibarsızlaştırıcı bir hitaptır. Ayette geçen ‘Zikir’ Kur’an ve ilahî hatırlatma anlamındadır; ‘mecnûn’ ise dönemin dilinde aklını kaybetmiş veya cinlerin etkisine girmiş olduğu iddia edilen kişi için kullanılan ağır bir ithamdır. Kur’an bu hakareti aktarmakla onu onaylamaz. Tam tersine ayet, bir düşüncenin delillerini cevaplamak yerine mesajı getiren kişiyi aşağılamanın hakikate cevap olmadığını gözler önüne serer. Ayrıca ruhsal veya psikiyatrik rahatsızlıkları hakaret kelimesine dönüştürmek de doğru değildir; hastalık ahlaki kusur değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 6. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Ve kâlû yâ eyyuhellezî nuzzile aleyhi’z-zikru inneke le-mecnûn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Dediler ki: Ey kendisine Zikir indirilen kişi! Sen gerçekten delisin.” diye ifade edilebilir.

Bu söz, vahyi reddedenlerin Hz. Muhammed’e verdikleri cevabı gösterir. Dikkat edilirse burada Kur’an’ın içeriğine yönelik ayrıntılı bir karşı delil sunulmaz; doğrudan vahyi getiren kişinin zihinsel durumu hedef alınır.

Bu nedenle ayet yalnız geçmişte söylenmiş bir hakareti aktarmakla kalmaz; insanın tartışmalarda sıkça başvurduğu kişiyi hedef alma yöntemini de gözler önüne serer.

2️⃣ Ayetteki “Zikir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ez-zikr” kelimesi geçer. “Zikir”, hatırlatma, öğüt ve hatırda tutma anlam alanına sahiptir; bu bağlamda Kur’an vahyi kastedilmektedir.

Kur’an insana Allah’ı, sorumluluğunu, geçmiş toplumların tecrübelerini ve ahireti hatırlattığı için “Zikir” olarak isimlendirilir. Böylece vahiy yalnız yeni bilgiler veren bir metin değil, insanın unuttuğu veya göz ardı ettiği temel hakikatleri yeniden hatırlatan bir mesaj olarak sunulur.

Bu isim daha sonra Hicr Suresi’nin önemli ayetlerinden biri olan 9. ayette tekrar karşımıza çıkacaktır.

3️⃣ “Kendisine Zikir İndirilen” Sözü Gerçek Bir Kabul müydü ❓​

Bağlam düşünüldüğünde bu ifadenin samimi bir peygamberlik kabulü olmadığı açıktır. Vahyi reddeden kişiler “Ey kendisine Zikir indirilen kişi” derken hemen ardından “Sen gerçekten delisin” suçlamasında bulunmaktadır.

Bu nedenle tefsirlerde sözün alaycı ve küçümseyici bir hitap taşıdığı üzerinde durulur. Yani karşı taraf Hz. Muhammed’e gerçekten vahiy geldiğini kabul edip ardından başka bir mesele tartışmıyor; onun peygamberlik iddiasını alaya alıyor.

Bu ayrım önemlidir. Bir sözün kelimeleri kadar, bağlamı ve hangi amaçla söylendiği de anlamını belirler.

4️⃣ “Mecnûn” Kelimesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Mecnûn” kelimesi klasik Arapçada akıl sağlığını kaybetmiş olduğu düşünülen veya dönemin inanç dünyasında cinlerin etkisi altında bulunduğu iddia edilen kişi hakkında kullanılabilirdi.

Hz. Muhammed’e bu kelimenin yöneltilmesi, onun getirdiği vahyi ciddiye alınmayacak bir zihinsel durumun ürünü gibi gösterme girişimidir. Böylece mesajın içeriğini tartışmak yerine mesajın kaynağı itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır.

Kur’an bu kelimeyi naklederken Hz. Muhammed’in gerçekten böyle olduğunu söylemez; inkârcıların ona yönelttiği ithamı aktarır.

5️⃣ Hz. Muhammed’e Neden Böyle Bir Suçlama Yöneltildi ❓​

Hz. Muhammed, içinde yaşadığı toplumun köklü inanç ve güç düzenlerinden bazılarını açık biçimde sorguluyordu. Putperestliği reddediyor, Allah’ın birliğini ilan ediyor, ahiret hesabını bildiriyor ve mevcut sosyal düzenin bazı ahlaki kabullerine meydan okuyordu.

Böyle bir mesaj, özellikle mevcut düzenden çıkar sağlayan veya atalarının inancını sorgulamak istemeyen insanlar açısından rahatsız edici olabilirdi. Mesajı cevaplamak zorlaştığında mesajı getireni küçümsemek daha kolay bir savunma yöntemi hâline gelebilir.

Bu psikoloji yalnız antik toplumlara özgü değildir. İnsan bazen hoşuna gitmeyen fikri çürütmek yerine fikri söyleyen kişiyi itibarsızlaştırmaya çalışır.

6️⃣ Bir Kişiye “Deli” Demek Onun Görüşünü Çürütür mü ❓​

Hayır. Bir iddianın doğru veya yanlış oluşu, onu söyleyen kişiye hakaret edilmesiyle belirlenmez.

Bir insanın düşüncesinin yanlış olduğunu düşünüyorsak iddianın kendisini, delillerini ve mantığını tartışmamız gerekir. Kişinin karakterine veya akıl sağlığına saldırmak, düşünceyi cevaplamış olmaz.

Mantıkta buna genel olarak kişiye saldırı, yani ad hominem türü hata denilebilir. “Bu kişi saçma biri, o hâlde söylediği her şey yanlıştır” şeklindeki yaklaşım sağlam bir muhakeme değildir.

7️⃣ Bir İnsanın Psikolojik Rahatsızlığı Varsa Söylediği Her Şey Yanlış mıdır ❓​

Hayır. Bu ayrım ayrıca çok önemlidir. Bir insanın gerçekten psikolojik veya psikiyatrik bir rahatsızlığı olması bile onun söylediği her cümlenin otomatik olarak yanlış olduğu anlamına gelmez.

İddialar yine delillerine göre değerlendirilir. Sağlık durumu gerekiyorsa uzmanlar tarafından ayrı bir mesele olarak ele alınır.

Dolayısıyla Hicr 6’dan çıkarılacak sonuç “Akıl hastalığı kötü bir şeydir, böyle insanlar ciddiye alınmaz” değildir. Tam tersine ayet, akıl sağlığına ilişkin ithamın nasıl bir itibarsızlaştırma silahı olarak kullanılabildiğini gösterir.

8️⃣ Ruhsal Hastalıkları Hakaret Sözü Olarak Kullanmak Doğru mudur ❓​

Hayır. “Deli”, “psikopat” veya başka tıbbi ve psikolojik kavramların gelişigüzel hakaret olarak kullanılması gerçek sağlık sorunları yaşayan insanları da damgalayabilir.

Depresyon, bipolar bozukluk, şizofreni, anksiyete veya diğer ruhsal rahatsızlıklar ahlaki değersizlik anlamına gelmez. Bunlar sağlık alanında değerlendirilmesi gereken durumlardır.

Bir insanın görüşüne katılmıyorsak “Bu düşüncen neden yanlış?” sorusuna cevap vermek, ona hastalık etiketi yapıştırmaktan çok daha adildir.

9️⃣ Kur’an Neden Peygamber’e Yapılan Bu Hakareti Kaydediyor ❓​

Çünkü vahyin karşılaştığı muhalefeti olduğu gibi göstermektedir. Peygamberlerin yolu yalnız saygı, kabul ve başarıdan oluşmamıştır; alay, iftira ve kişisel saldırıyla da karşılaşmışlardır.

Bu, özellikle tebliğ yapan insan için gerçekçi bir ders taşır. Doğru olduğunu düşündüğün bir şeyi söylediğinde herkes seni alkışlamak zorunda değildir.

Ancak hakarete uğramak da otomatik olarak haklı olduğunun kanıtı değildir. Bir insan eleştiriliyor diye peygamberleşmez veya görüşü doğru hâle gelmez. Haklılık yine delille değerlendirilmelidir.

🔟 Hakarete Uğramak Bir Görüşün Doğru Olduğunu Kanıtlar mı ❓​

Hayır. Bu da karşı yöndeki önemli hatadır. “Bana herkes saldırıyor, demek ki ben kesin doğruyum” şeklindeki düşünce de sağlam değildir.

Peygamberlerin hakarete uğramış olması, günümüzde hakarete uğrayan her kişinin doğru olduğu anlamına gelmez. Bir insan hem haksız yere aşağılanabilir hem de savunduğu belirli konuda yanlış olabilir.

Dolayısıyla iki ayrı meseleyi ayırmalıyız: Hakaret etmek yanlıştır; görüşün doğruluğu ise delilleriyle ayrıca değerlendirilir.

1️⃣1️⃣ Eleştiri ile Hakaret Arasında Ne Fark Vardır ❓​

Eleştiri, bir düşüncenin veya davranışın neden yanlış olduğunu gerekçelerle göstermeye çalışır. Hakaret ise çoğu zaman kişinin onurunu hedef alır ve tartışılan konuyu aydınlatmaz.

Örneğin “Bu iddianın delili yetersiz çünkü şu verilerle çelişiyor” demek eleştiridir. Karşı tarafı küçümseyici bir sıfatla etiketleyip konuyu kapatmak ise tartışmaya içerik katmaz.

Hicr 6’daki tutum, delilli bir reddiyeden çok kişisel itibarsızlaştırma örneği olarak görünmektedir.

1️⃣2️⃣ Peygamber’i Eleştiren Herkes Bu Ayetteki İnsanlarla Aynı mıdır ❓​

Hayır. Bir insan İslam hakkında samimi sorular sorabilir, peygamberlik iddiasını araştırabilir veya belirli tarihsel konularda eleştirel düşünceler dile getirebilir.

Samimi sorgulama ile alay ve hakaret aynı şey değildir. Hicr 6’nın bağlamında küçümseyici ve itibarsızlaştırıcı bir tavır vardır.

Bu nedenle her soruyu “Peygamber’e hakaret” olarak değerlendirmek, sağlıklı tartışma alanını ortadan kaldırabilir. Soruya cevap verilmesi gerekiyorsa delille cevap verilmelidir.

1️⃣3️⃣ Müslümanlar Peygamber’e Hakaret Edildiğinde Başkalarına Hakaret Edebilir mi ❓​

Hayır. Hz. Muhammed’e hakaret edilmiş olması, Müslümanlara aynı yöntemi başkalarına uygulama hakkı vermez.

Bir kötülüğün bize yapılmış olması, onu ahlaken doğru hâle getirmez. Müslüman kendi peygamberine saygı isterken başkalarının insanlık onurunu da korumalıdır.

Kur’an’ın peygambere yapılan hakaretleri aktarmasının amacı, hakaret kültürünü devam ettirmek değil, onun ne kadar yetersiz bir karşılık olduğunu göstermektir.

1️⃣4️⃣ Dinî Tartışmalarda Kişiyi Değil Fikri Tartışmak Neden Önemlidir ❓​

Çünkü insanlar hata yapabilir ve görüş değiştirebilir. Bir kişinin bütün kimliğini saldırı hedefi hâline getirdiğimizde fikir tartışması hızla kişisel düşmanlığa dönüşebilir.

Bir insanın düşüncesi yanlış olabilir ama bu, onun bütün insanlık değerini yok etmez. Aynı şekilde çok değer verdiğimiz bir insan da belirli bir konuda yanlış düşünebilir.

Hakikate sadakat, kişilere koşulsuz bağlılıktan veya kişilere koşulsuz düşmanlıktan daha önemlidir.

1️⃣5️⃣ “Zikir” Kelimesi Kur’an’ın Sadece Bilgi Değil Hatırlatma Olduğunu mu Gösteriyor ❓​

Evet. Zikir kelimesinin önemli boyutlarından biri budur. İnsan bazen teorik olarak bildiği bir hakikati hayatında unutabilir.

Ölümü bildiği hâlde ölümsüzmüş gibi yaşayabilir, adaletin önemli olduğunu bildiği hâlde çıkarı söz konusu olduğunda haksızlık yapabilir veya Allah’a inandığını söylediği hâlde günlük hayatında bu ilişkiyi unutabilir.

Kur’an hatırlatma olarak insanın zihnindeki bilgiyi vicdan ve davranış düzeyine taşımayı amaçlar.

1️⃣6️⃣ Bir Mesajı Getiren Kişinin Karakteri Hiç mi Önemli Değildir ❓​

Önemli olabilir; fakat bunun nasıl kullanıldığına dikkat etmek gerekir. Örneğin bir kişinin güvenilirlik gerektiren bir konuda sürekli yalan söylediğine dair somut kanıtlar bulunması, tanıklığının değerlendirilmesinde önemli olabilir.

Ancak bu, kişisel hakaretle aynı şey değildir. Karakter hakkında yapılacak değerlendirme bile somut delil ve ilgili davranış üzerinden yürütülmelidir.

Hicr 6’daki sorun, vahyin içeriğinin ciddi biçimde tartışılması yerine “Sen delisin” diyerek meseleyi kapatma girişimidir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Günümüz Sosyal Medya Tartışmalarına Ne Söylüyor ❓​

Bugün tartışmaların çok büyük bir kısmı fikirden hızla kişiye kayabiliyor. Bir görüşe cevap vermek yerine kişinin görüntüsü, eğitimi, ailesi veya psikolojik durumu hedef alınabiliyor.

Bu yöntem sosyal medyada beğeni toplayabilir fakat hakikati ortaya çıkarmaz. Bir hakaretin viral olması onu delil yapmaz.

Hicr 6’nın günümüze uzanan önemli mesajlarından biri şudur: Bir görüşü çürütmek istiyorsan insanı değil, görüşün gerekçelerini tartış.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 5 ve 6. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 5. ayette hiçbir ümmetin kendi ecelini öne alamayacağı veya erteleyemeyeceği bildirilmişti. 6. ayette ise uyarıyı getiren peygambere insanların “Sen gerçekten delisin” diyerek karşı çıktıkları görülür.

Böylece insanın sınırlılığı kendisine hatırlatılırken, bazı insanların bu uyarının içeriğiyle yüzleşmek yerine uyarıyı getireni itibarsızlaştırmayı tercih ettiği gösterilir.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 7. ayette, aynı kişilerin bu kez Hz. Muhammed’den bir mucize talep ederek şöyle dedikleri aktarılacaktır: “Eğer doğru söyleyenlerdensen bize melekleri getirsene!” Bu ayeti ele alırken özellikle mucize talebi ile samimi delil arayışı arasındaki fark, peygamberin melekler üzerinde bağımsız tasarruf sahibi olmaması, Allah’ı insanların belirlediği teste sokmaya çalışmanın problemi, meleklerin görülmesinin iman için zorunlu şart olmaması ve ‘mucize göster, inanayım’ söyleminin her zaman samimi hakikat arayışı anlamına gelmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 6. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 6. ayet, bir peygambere yöneltilmiş birkaç kelimelik hakareti aktarırken insan düşüncesinin çok eski bir savunma mekanizmasını gözler önüne serer. İnsan karşısındaki mesajın kendisini rahatsız ettiğini gördüğünde, o mesajın gerekçeleriyle yüzleşmek yerine mesajı söyleyen kişiyi değersizleştirmeye çalışabilir. “Sen delisin” sözü burada bir argüman değil, tartışmayı kişinin üzerinden kapatmaya çalışan bir etikettir.

Bu yöntem günümüzde de farklı biçimlerde devam eder. Bir insanın söylediğini cevaplamak yerine “Cahil, deli, geri zekâlı, satılmış, fanatik” gibi etiketlerle konuşmanın önü kesilebilir. Bazen bu etiketlerden biri gerçekten belirli bir davranışın eleştirisi olarak kullanılmaya çalışılsa bile, delilsiz ve toptancı kullanım düşüncenin yerini hakarete bırakır. Hakikat, karşı tarafı aşağılayarak güçlenmez.

Ayetin ruh sağlığı açısından da önemli bir ahlaki mesajı vardır. “Mecnûn” kelimesi o dönemde ağır bir itibarsızlaştırma ifadesi olarak kullanılmıştır; bizim bundan ruhsal rahatsızlığı olan insanları küçümseme sonucu çıkarmamız tam tersine yanlış olur. Hastalık kişinin insanlık değerini azaltmaz. Bir sağlık durumunu hakarete dönüştürmek, o rahatsızlığı yaşayan milyonlarca insanı gereksiz biçimde damgalayabilir.

Bu nedenle modern dilde de dikkatli olmak gerekir. Bir siyasetçiye, komşuya veya sosyal medyada tartıştığımız bir insana sırf görüşünü beğenmediğimiz için psikiyatrik teşhis koyar gibi konuşmak doğru değildir. Teşhis uzmanlık ve değerlendirme gerektirir; hakaret ise teşhis değildir.

Ayet aynı zamanda Müslümana önemli bir öz eleştiri alanı açar. Hz. Muhammed’in muhalifleri onu itibarsızlaştırmak için kişisel saldırıya başvurmuşlarsa, Müslümanın aynı yöntemi kendi muhalifine uygulaması nasıl doğru olabilir? Peygambere yapılan yanlış, bize aynı yanlışı başkasına yapma yetkisi vermez.

Bu özellikle dinî tartışmalarda önemlidir. Bir insan ayet hakkında soru sorabilir veya bir yorumu kabul etmeyebilir. Ona hemen “İmansız, akılsız, sapık” gibi etiketler yapıştırmak yerine ne söylediğini anlamak ve gerekçesine cevap vermek gerekir. Samimi soru ile hakaret, araştırma ile alay birbirine karıştırılmamalıdır.

Aynı zamanda şu denge de korunmalıdır: Her eleştiri doğru değildir. İnsan biri hakkında hakaret kullanmadan da yanlış iddialarda bulunabilir. Bir eleştirinin medeni dille yapılması onu otomatik olarak doğru hâle getirmez; yine deliller değerlendirilmelidir. Kur’anî düşünce hem hakaretten uzak durmayı hem de iddiaları sorgulamayı gerektirir.

Hicr 6’da dikkat çekici bir ironi vardır. Muhalifler Hz. Muhammed’e “Ey kendisine Zikir indirilen kişi” diye seslenmektedir. Yani reddettikleri iddianın dilini alaycı biçimde kullanmaktadırlar. İnsan bazen karşısındakinin düşüncesini çürütmek yerine onu karikatürleştirir; böylece gerçek iddiayla değil, kendi oluşturduğu zayıf versiyonla mücadele eder.

Bu davranış günümüzde saman adam denilen tartışma hatasıyla da birleşebilir. Karşı tarafın ne dediğini doğru biçimde aktarmadan onu daha kolay saldırılabilir bir şekle sokmak, tartışmayı kazanmış gibi görünmeyi sağlayabilir fakat gerçeğe yaklaştırmaz. Adil tartışmanın ilk şartlarından biri, karşı tarafın görüşünü onun kabul edeceği kadar doğru temsil etmektir.

Ayetin “Zikir” kelimesi ise bütün hakaret sahnesinin ortasında vahyin gerçek işlevini hatırlatır. Kur’an insanın hoşuna gitmeyen şeyleri de hatırlatabilir. Ölüm, hesap, sorumluluk, haksız kazanç ve kibir gibi konular insanın rahatını bozabilir. Fakat rahatsız olmak, mesajın yanlış olduğunun kanıtı değildir.

Bazen insan eleştiriden rahatsız olduğu için eleştireni değersizleştirir. İş hayatında “Bunu söyleyen zaten başarısız biri”, aile içinde “Sen ne anlarsın?”, siyasette “Bunu söyleyen zaten düşman” denilebilir. Bunların bazılarında ilgili gerçekler bulunabilir; fakat kişinin kimliği, söylediği iddiaya cevap yerine kullanıldığında düşünce zayıflar.

Hicr Suresi’nin bu ayeti bu bakımdan güçlü bir tartışma ahlakı da öğretir: Mesaj ile mesaj taşıyıcısını gerektiği yerde ayır. Kişinin güvenilirliği ilgiliyse somut verilerle değerlendir; fakat hakaretin delil olmadığını unutma. Karşındakinin karakterine saldırmak sana otomatik olarak haklılık kazandırmaz.

Peygamber açısından ise ayet, büyük bir sabır sahnesini gösterir. Hz. Muhammed yalnız “Sana inanmıyoruz” denilmesiyle değil, kişiliğini aşağılamaya çalışan ifadelerle de karşılaşmıştır. Buna rağmen peygamberlik görevinin özü, insanlara mesajı ulaştırmaya devam etmektir. Hakaret, misyonu belirleyen ölçü hâline gelmez.

Fakat bu durum her hakarete sessizce katlanmak zorunludur şeklinde de genellenmemelidir. İnsan gerektiğinde sınır koyabilir, iftiraya cevap verebilir ve hukuk yoluna başvurabilir. Sabır, insan onurunun sürekli çiğnenmesine razı olmak değildir. Önemli olan cevabın kendisinin yeni bir zulme dönüşmemesidir.

Ayet ayrıca toplumların yeni veya sıra dışı düşünceler karşısında nasıl tepki verdiğini düşündürür. İnsanlar alıştıkları düzeni sarsan kişileri bazen önce “anormal” ilan eder. Ancak yeni olmak doğruluk kanıtı olmadığı gibi, alışılmışa aykırı olmak da yanlışlık kanıtı değildir. Bir düşünceyi yaşıyla, popülerliğiyle veya sıra dışılığıyla değil, deliliyle değerlendirmek gerekir.

Bu nedenle Hz. Muhammed’e yöneltilen “mecnûn” ithamı, Kur’an’ın kendi iddiasına göre onun peygamberliğine cevap oluşturmaz. Kur’an ilerleyen ayetlerde muhaliflerin mucize taleplerini, vahyin korunmasını ve farklı itirazlarını da ele alacaktır. Yani tartışma kişisel saldırıdan tekrar iddiaların kendisine dönecektir.

Hicr Suresi 6. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Bir düşünceyi cevaplayamadığında sahibine hakaret etmeyi delil sanma. Ruhsal hastalıkları aşağılayıcı etiketlere dönüştürme. Samimi eleştiriyi ve soruyu hakaretle karıştırma. Sana yapılan kişisel saldırıyı başkasına aynı saldırıyı yapmak için mazeret sayma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Hakikatin ölçüsü kimin daha ağır hakaret ettiği değil, hangi sözün delil, tutarlılık ve gerçeklikle ayakta durabildiğidir; insanı küçültmek bir fikri çürütmez.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 7. ayette, Hz. Muhammed’e yönelik kişisel saldırının ardından bu kez şöyle bir meydan okuma gelecektir: “Eğer doğru söyleyenlerdensen bize melekleri getirsene!” Bu ayeti ele alırken özellikle peygamberlerin Allah’tan bağımsız mucize üretme gücüne sahip olmaması, meleklerin peygamberin emrindeki varlıklar olmaması, samimi delil talebi ile alaycı meydan okuma arasındaki fark, insanın Allah’a kendi belirlediği şartları dayatarak iman pazarlığı yapmasının problemi, olağanüstü olay görmenin otomatik iman garantisi olmaması ve meleklerin dünyaya gelişinin Kur’an bağlamında her zaman masum bir gösteri anlamına gelmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 6. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir düşünceye katılmadığımızda ne yapıyoruz? Karşı tarafın delilini mi inceliyoruz, yoksa onun kişiliğine saldırıp konuyu kapatıyor muyuz? Beğenmediğimiz bir görüşü söyleyen kişiye psikolojik teşhisler mi yapıştırıyoruz? Sosyal medyada ağır hakaret daha çok alkış aldığı için hakaretin haklılık olduğunu mu sanıyoruz? Bize yapılan haksız saldırıyı başkasına aynı şekilde saldırmanın mazereti mi yapıyoruz? Ve en önemlisi, kendi görüşümüz yanlış çıkabilecekmiş gibi delilleri gerçekten dinleyebilecek kadar hakikati kişisel egomuzdan üstün tutabiliyor muyuz?

“Hicr 6, ‘Ey kendisine Zikir indirilen kişi! Sen gerçekten delisin’ sözünü aktararak Hz. Muhammed’e yöneltilen kişisel itibarsızlaştırmayı gözler önüne serer. Bir kişinin akıl sağlığına saldırmak onun ortaya koyduğu mesajı çürütmez; aynı şekilde psikolojik veya psikiyatrik rahatsızlıklar da insanlık değeri eksikliği değildir ve hakaret sözüne dönüştürülmemelidir. Kur’an bu ithamı onaylamak için değil, vahye karşı kullanılan bir saldırı biçimini göstermek için aktarır. Ayetin büyük dersi şudur: Bir fikre karşıysan kişiyi küçültmek yerine fikrin delilini tartış; çünkü hakaret tartışmayı susturabilir ama hakikati belirleyemez.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt