📖 Hicr Suresi 22. Ayette “Rüzgârları Aşılayıcı Olarak Gönderdik, Gökten Su İndirdik ve Onunla Sizi Suladık” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,488
2,736,290
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 22. Ayette “Rüzgârları Aşılayıcı Olarak Gönderdik, Gökten Su İndirdik ve Onunla Sizi Suladık” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 21. ayette ‘Hiçbir şey yoktur ki hazineleri bizim yanımızda olmasın; biz onu ancak belirlenmiş bir ölçü ile indiririz’ buyurularak yaratılıştaki ölçü ve Allah’ın tükenmez kudreti anlatılmıştı. 22. ayette bu ölçülü düzenin insanın her gün yaşayabileceği çok somut bir örneği verilir: Rüzgârlar eser, su gökten iner ve hayat onunla devam eder. Ayette geçen ‘levâkih’ kelimesi aşılayıcı, dölleyici veya taşıyıcı rüzgârlar anlam alanına sahiptir. Bu ifade bitkilerin tozlaşmasını ve yağış oluşumunda rüzgârların taşıyıcı rolünü düşündürebilir; fakat ayeti modern botanik veya meteorolojinin bütün ayrıntılarını yüzyıllar öncesinden veren teknik bir bilim metnine çevirmek doğru değildir. Kur’an’ın temel mesajı daha kapsamlıdır: İnsan suyu kullanabilir, taşıyabilir ve depolayabilir; fakat suyun temel varlığını, atmosferik düzeni ve hayatı mümkün kılan bütün sistemi kendisi yaratmış değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 22. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Ve erselne’r-riyâha levâkiha fe-enzelnâ mine’s-semâi mâen fe-eskaynâkumûhu ve mâ entum lehû bi-hâzinîn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik, ardından gökten su indirdik ve onunla sizi suladık; onu depolayanlar siz değilsiniz.” diye ifade edilebilir.

Ayet, yeryüzündeki hayatı mümkün kılan birbiriyle ilişkili süreçleri insanın dikkatine sunar. Rüzgâr, yağmur, su ve insanın bundan yararlanması aynı bütünlük içinde anlatılır.

Buradaki temel vurgu, insanın hayatını sürdürdüğü doğal düzenin kendi kendine sahip olduğu mutlak bir güç değil, Allah’ın yaratışı içinde işleyen ölçülü bir sistem olduğudur.

2️⃣ Ayetteki “Levâkih” Ne Anlama Gelir ❓​

“Levâkih” kelimesi aşılama, dölleme veya bir şeyi taşıyarak verimli hâle getirme anlam alanına sahiptir. Bu nedenle Türkçe meallerde “aşılayıcı rüzgârlar” ifadesi yaygın olarak kullanılır.

Tefsirlerde rüzgârların bulutlarla ve yağmurla ilişkisi yanında bitkilerin aşılanmasına katkısı yönünde de açıklamalar görülür. Kelimenin kapsamını yalnız tek bir fiziksel mekanizmaya indirgemek gerekmeyebilir.

Ayetin açık mesajı, rüzgârların hayat düzeninde işlevsiz ve rastgele bir hareket değil, sonuçları bulunan yaratılmış bir unsur olduğudur.

3️⃣ Rüzgârlar Bitkileri Gerçekten Aşılar mı ❓​

Evet. Bazı bitki türlerinde polenlerin bir bitkiden diğerine taşınmasında rüzgâr önemli rol oynar. Modern botanik bunu rüzgârla tozlaşma gibi süreçlerle ayrıntılı biçimde inceler.

Ancak ayeti “Kur’an modern polen biyolojisinin bütün teknik ayrıntılarını burada açıklamıştır” biçiminde sunmak gerekli değildir. Ayette polen tanelerinin yapısı, genetik döllenme süreçleri veya bitki fizyolojisinin teknik ayrıntıları verilmez.

Bilimsel gerçek ile Kur’an’ın tefekkür dili birbirini destekleyebilir; fakat birbirinin aynısı olmak zorunda değildir.

4️⃣ “Levâkih” Sadece Bitkilerin Aşılanması mı Demektir ❓​

Hayır. Tefsirlerde rüzgârların bulutları taşıması, yağmur oluşumuyla ilişkili süreçlere katkı sağlaması ve bitkilerin aşılanması gibi farklı yönler üzerinde durulmuştur.

Bu nedenle kelimeyi yalnız tek bir modern bilimsel sürece kapatmak yerine rüzgârların üretken ve taşıyıcı işlevlerini kapsayan geniş bir ifade olarak görmek daha temkinlidir.

Kur’an’ın kelimelerinin anlam alanını sonradan keşfedilmiş tek bir kavrama zorla bağlamak yerine, dilin ve bağlamın verdiği genişliği korumak daha sağlıklıdır.

5️⃣ Bu Ayet Modern Meteorolojiyi Önceden mi Açıklıyor ❓​

Ayet rüzgâr ve yağmur arasındaki ilişkiye dikkat çeker; fakat modern meteorolojinin teknik modelini vermez. Atmosfer basıncı, sıcaklık farkları, yoğuşma çekirdekleri, hava kütleleri ve bulut mikrofiziği gibi ayrıntılar modern bilimsel araştırmanın konusudur.

Bunların bilinmesi ayetin anlamını ortadan kaldırmaz. Tam tersine insan doğal süreçleri daha ayrıntılı öğrendikçe yağmurun ne kadar karmaşık bir sistem içinde gerçekleştiğini daha iyi anlayabilir.

Fakat “Bu bilimsel formüllerin hepsi ayetin içinde gizlidir” demek metne söylemediği şeyi yüklemek olur.

6️⃣ “Gökten Su İndirdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

İnsan yağmuru gökten inen su olarak deneyimler. Ayet de günlük insan tecrübesine uygun biçimde “gökten su indirdik” der.

Modern bilim bu suyun buharlaşma, yoğunlaşma, bulut oluşumu ve yağış gibi süreçlerle dolaştığını açıklar. Bu açıklama, “Allah suyu indirir” inancıyla zorunlu bir çelişki oluşturmaz.

Bir olayın doğal mekanizmasını bilmek, onun yaratılmış bir düzen içinde gerçekleştiğini kabul etmeye engel değildir.

7️⃣ Yağmur Bilimsel Olarak Açıklanıyorsa Allah’ın Yağdırmasına Gerek Kalmıyor mu ❓​

Hayır. Bu sonuç, bilim ile teolojiyi aynı soruya cevap veren iki rakip sistem olarak görmekten kaynaklanır.

Meteoroloji yağmurun hangi fiziksel süreçlerle meydana geldiğini araştırır. Teolojik ifade ise bu süreçlerin ve onları mümkün kılan varlık düzeninin nihai kaynağını Allah’a nispet eder.

“Nasıl?” sorusunun cevabı ile “Varlığın nihai kaynağı nedir?” sorusu aynı soru değildir.

8️⃣ Yağmur Yağması Her Zaman Allah’ın Özel Memnuniyetinin İşareti midir ❓​

Hayır. Yağmur doğal düzen içinde meydana gelir ve mümin, inkârcı, iyi veya kötü ayrımı yapmadan geniş bölgelerin tamamına düşebilir.

Yağmurun bolluğu bir toplumun Allah tarafından kesin olarak sevildiğini, kuraklık ise o toplumun kesin biçimde cezalandırıldığını göstermez.

Belirli geçmiş toplumlar hakkındaki özel ilahî hükümler vahiy ile bildirilmiştir. Günümüzdeki her meteorolojik olayı aynı şekilde yorumlamak doğru değildir.

9️⃣ Kuraklık Her Zaman İlâhî Ceza mıdır ❓​

Hayır. Kuraklığın atmosferik ve iklimsel sebepleri olabilir. Uzun süreli yağış azlığı, sıcaklık değişimleri ve başka doğal etkenler su kıtlığına yol açabilir.

Ayrıca kötü su yönetimi, aşırı tüketim, yanlış tarım uygulamaları veya altyapı sorunları kuraklığın insan üzerindeki etkisini ağırlaştırabilir.

Bu nedenle “Kuraklık oldu, kesin Allah cezalandırıyor” şeklindeki hüküm hem bilimsel nedenleri hem de insan sorumluluğunu gözden kaçırabilir.

🔟 “Onunla Sizi Suladık” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “fe-eskaynâkumûhu”, Allah’ın indirdiği sudan insanların içmesini ve yararlanmasını ifade eder.

Su yalnız doğrudan içmek için değil, tarım, hayvancılık, temizlik ve çok geniş bir hayat düzeninin sürmesi için gereklidir. İnsan bedeninin kendisi de büyük ölçüde suya bağımlıdır.

Bu nedenle ayet suyu sıradan bir madde değil, hayatın temel nimetlerinden biri olarak düşünmeye çağırır.

1️⃣1️⃣ İnsan Baraj Yapıyorsa Suyu Depolayan İnsan Değil midir ❓​

İnsan elbette su depolayabilir. Baraj, depo, sarnıç, şişe veya başka sistemlerle suyu belirli süre saklayabilir.

Bu yüzden ayetin “Siz onun hazinedarları değilsiniz” ifadesini, “İnsan teknik olarak hiçbir suyu depolayamaz” şeklinde anlamak doğru değildir. İnsan depolama araçları yapabilir fakat suyun temel kaynağını, doğal döngüsünü ve varlığını kendisi yaratmaz.

Depolamak başka, suyun mutlak sahibi ve yaratıcısı olmak başkadır.

1️⃣2️⃣ “Siz Onun Hazinedarları Değilsiniz” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “hâzinîn”, depolayanlar, hazinedarlar veya kaynağı elinde tutanlar anlamına gelir. Burada insanın su üzerindeki mutlak hâkimiyetinin olmadığı vurgulanır.

İnsan teknolojik olarak suyu biriktirebilir fakat yağmuru istediği anda kesin biçimde yağdıramaz, doğal su kaynaklarını yoktan yaratamaz ve bütün hidrolojik sistemi kendi kontrolünde tutamaz.

Bu ifade insanın teknolojisini küçümsemez; teknolojik gücün sınırını hatırlatır.

1️⃣3️⃣ Yeraltı Suları da Bu Ayetin Mesajıyla İlişkilendirilebilir mi ❓​

Su yağış sonrasında toprağa sızabilir, akiferlerde birikebilir, kaynaklardan çıkabilir veya yüzey akışıyla göllere ve nehirlere ulaşabilir. Bunlar modern hidrolojinin incelediği gerçek süreçlerdir.

Ayet bunların teknik ayrıntılarını açıklamasa da suyun yalnız insanın elindeki depolarda bulunmadığını hatırlatan genel mesajıyla düşünülebilir.

Ancak “Ayet tam olarak yeraltı akiferlerini bilimsel biçimde açıklıyor” demek için metinde yeterli teknik ayrıntı yoktur.

1️⃣4️⃣ Su Allah’ın Nimeti ise Para ile Satılması Yanlış mıdır ❓​

Suyun Allah’ın nimeti olması, onun insanların kullanımına ulaştırılması için yapılan her hizmetin ücretsiz olmak zorunda olduğu anlamına gelmez. Arıtma, altyapı, pompalama, dağıtım ve bakım gerçek maliyetler oluşturabilir.

Ancak su hayatın vazgeçilmez temel ihtiyacı olduğu için erişim, adalet ve kötüye kullanım ciddi ahlaki meselelerdir.

Bir nimetin ekonomik değeri bulunabilir; fakat bu, temel insan ihtiyacının sınırsız sömürü aracına dönüştürülmesini otomatik olarak haklı çıkarmaz.

1️⃣5️⃣ Su İsrafı Bu Ayet Açısından Nasıl Değerlendirilebilir ❓​

Ayet suyun insan tarafından yaratılmadığını ve mutlak biçimde insanın kontrolünde bulunmadığını hatırlattığı için israfa karşı güçlü bir bilinç oluşturabilir.

Musluğu gereksiz yere açık bırakmak, tarımda verimsiz sulama yapmak veya kullanılabilir su kaynaklarını kirletmek yalnız ekonomik kayıp değildir; ortak yaşam kaynağına zarar verebilir.

Nimete şükretmenin yollarından biri, onu düşüncesizce tüketmemektir.

1️⃣6️⃣ “Allah Su Verir” Demek Su Yönetimini Gereksiz mi Kılar ❓​

Hayır. Tam tersine insan kendisine verilen su kaynaklarını akıl ve sorumlulukla yönetmelidir.

Barajlar, su şebekeleri, yağmur suyu toplama sistemleri, damla sulama, arıtma tesisleri ve kaçakların azaltılması insan aklının kullanıldığı meşru tedbirlerdir.

Tevekkül, suyu boşa harcayıp yağmur beklemek değildir.


1️⃣7️⃣ İnsan İklime ve Doğaya Müdahalesinden Sorumlu mudur ❓​

İnsan davranışlarının çevre üzerinde gerçek etkileri olabilir. Ormansızlaşma, su kaynaklarının aşırı kullanılması, kirlilik veya yanlış arazi kullanımı yerel ve daha geniş çevresel sistemleri etkileyebilir.

Bu etkileri bilimsel yöntemlerle araştırmak gerekir. “Allah yönetiyor, insan hiçbir şeyi etkileyemez” demek doğru olmadığı gibi, insanın bütün doğal sistemi mutlak biçimde kontrol ettiğini düşünmek de doğru değildir.

Kur’an’ın sorumluluk anlayışı, insanın gerçek etkilerini ciddiye almasını gerektirir.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 21 ve 22. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 21. ayette her şeyin hazinelerinin Allah’a ait olduğu ve nimetlerin belirlenmiş bir ölçüyle indirildiği bildirilmişti. 22. ayette bunun somut bir örneği olarak rüzgâr, yağmur ve içilebilir su anlatılır.

Böylece soyut görünen “hazineler ve ölçü” fikri günlük hayatta herkesin anlayabileceği su örneğiyle görünür hâle gelir. İnsan suyu kullanır ve yönetir fakat suyun nihai kaynağı ve bütün doğal düzen onun mülkü değildir.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 23. ayette, hayatın en temel iki gerçeğine geçilecek ve şöyle buyrulacaktır: “Şüphesiz biz diriltiriz ve öldürürüz; sonunda mirasçı olanlar da biziz.” Bu ayeti ele alırken özellikle hayat ve ölümün Allah’a nispet edilmesi, bunun tıp ve insanî sebepleri değersizleştirmemesi, ölümün her zaman ceza olmaması, uzun yaşamın ilahî onayın kanıtı sayılmaması, insan öldürmesinin ‘zaten eceliydi’ denilerek sorumluluktan çıkarılmaması, Allah’ın ‘mirasçı’ oluşunun insanların hukukî mirasını iptal etmemesi ve bütün mülkiyetin sonunda insanın elinden çıkması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 22. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 22. ayet, “Rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik, gökten su indirdik ve onunla sizi suladık; onu depolayanlar siz değilsiniz” buyurarak insan hayatının ne kadar büyük bir doğal düzene bağlı olduğunu hatırlatır.

İnsan çoğu zaman yağmuru sıradan görür. Çünkü çocukluğundan beri yağmur yağmaktadır. Fakat alışılmış olması, olayın önemsiz olduğu anlamına gelmez. Gökyüzündeki suyun yeryüzüne ulaşması, toprağa girmesi ve hayatı beslemesi bütün ekosistemin temel süreçlerinden biridir.

Ayet önce rüzgârlara dikkat çeker. Rüzgâr gözle doğrudan görülmez; etkileri görülür. Bulutları taşır, sıcaklık ve nem dağılımında rol oynar ve bazı bitkilerin polenlerinin taşınmasına yardımcı olur.

Kur’an’ın “levâkih” kelimesi bu üretken ve taşıyıcı işlevi güçlü biçimde ifade eder. Fakat buradan bütün modern meteoroloji ve botanik bilgisinin tek kelimenin içinde teknik olarak kodlandığını söylemek gerekli değildir.

Kur’an’ın büyüklüğünü göstermek için bilimsel verileri metne zorla yerleştirmemize ihtiyaç yoktur. Ayetin açık anlamı zaten güçlüdür: Rüzgâr, yağmur ve su başıboş, anlamsız olaylar değil; insanın hayatını mümkün kılan yaratılış düzeninin parçalarıdır.

Modern bilim bu düzenin nasıl işlediğini ayrıntılı olarak araştırır. Rüzgârların basınç farklarından nasıl oluştuğunu, bulutların nasıl geliştiğini ve yağmur damlalarının hangi şartlarda meydana geldiğini öğrenmek Allah’ın yaratmasını inkâr etmek zorunda değildir.

Tam tersine inanan bir insan için bilim, yaratılmış sistemlerin ayrıntılarını öğrenmenin yolu olabilir. Mekanizmayı bilmek, anlamı ortadan kaldırmaz.

Ayetin su vurgusu özellikle önemlidir. İnsan haftalarca bazı yiyeceklerden uzak yaşayabilir; fakat su olmadan yaşam çok daha kısa sürede tehlikeye girer. Medeniyetlerin büyük bölümü de tarih boyunca su kaynaklarının çevresinde gelişmiştir.

Bununla birlikte modern insan musluğu açtığında su geldiği için suyun kaynağını unutabilir. Musluk su üretmez; yalnız mevcut su sisteminin son noktasını bize ulaştırır.

Arkasında yağış, barajlar, yeraltı suları, arıtma, pompalar ve devasa altyapılar bulunabilir. Bütün bu insan emeği değerlidir. Fakat yine de insan su molekülünün temel varlığını yoktan yaratmış değildir.

Ayetteki “Siz onun hazinedarları değilsiniz” ifadesi tam da bu noktada insanın kibir duygusunu sınırlar. İnsan baraj yapabilir fakat mutlak su hâkimi değildir. Rezervuar dolmazsa teknoloji tek başına yağışı garanti edemez.

Bu gerçek teknolojiyi küçümsemek için değil, teknolojinin sınırını doğru görmek için önemlidir. İnsan gerçekten çok şey başarabilir. Deniz suyunu arıtabilir, kilometrelerce boruyla su taşıyabilir ve kurak bölgelerde tarım yapabilir. Fakat güç sahibi olmak mutlak güç sahibi olmak değildir.

Bu ayrım insanı hem çalışmaya hem tevazuya yöneltir. “Nasıl olsa Allah verir” diyerek su yönetimini bırakmak yanlış olduğu gibi, “Artık teknoloji sayesinde doğaya ihtiyacımız yok” demek de gerçekçi değildir.

Su konusunda şükür yalnız sözle gerçekleşmez. Bir insan su için Allah’a şükredip aynı zamanda onu gereksiz yere tüketiyorsa davranışıyla sözünü zayıflatabilir. Nimeti korumak da şükrün bir biçimidir.

Bu nedenle tarımda verimli sulama, şehirlerde kaçakların azaltılması ve su kaynaklarının kirletilmemesi yalnız teknik meseleler değildir; aynı zamanda gelecek nesillere karşı sorumluluk meselesidir.

Ayet, kuraklık konusunda da insanı basit açıklamalardan koruyabilir. Bir bölgede yağış azaldığında hemen “Bunlar günahkâr olduğu için Allah yağmur vermiyor” demek elimizde olmayan bir gayb hükmü üretmek olabilir.

Kuraklık doğal iklim değişkenliği içinde ortaya çıkabilir ve insan davranışları onun etkilerini ağırlaştırabilir. Böyle bir durumda dua etmek mümkündür; fakat aynı zamanda bilimsel verileri incelemek, suyu doğru yönetmek ve gerekli altyapıyı kurmak da gerekir.

Dua ile planlama birbirinin düşmanı değildir. Çiftçi yağmur için dua edebilir ve aynı zamanda damla sulama kurabilir. Devlet su kaynaklarının bereketini isteyebilir ve aynı zamanda kaçak oranlarını düşürmek zorundadır.

Tevekkül, yapılması gereken işi Allah’a bırakmak değil; yapılabilecek işi yaptıktan sonra mutlak sonucu Allah’a bırakmaktır.

Ayetin başka bir önemli yönü, insanın doğal kaynakları sahiplenme biçimidir. Bir ülkenin veya kişinin hukuken bir su kaynağını kullanma hakkı bulunabilir; ancak bu hak kaynağı sınırsız biçimde yok etme hakkı değildir.

Çünkü su yalnız tek bir insanı değil, toplumları, tarımı, hayvanları ve ekosistemleri besler. Kaynağı tüketen kişinin kararı başkalarının hayatını da etkileyebilir.

Bu nedenle yaratılışa ilişkin Kur’anî tefekkür, çevre sorumluluğundan kopuk düşünülmemelidir. Nimeti Allah’tan bilmek, nimeti değersizce harcamayı değil daha büyük bir sorumlulukla korumayı gerektirir.

Ayet aynı zamanda insanın kontrol tutkusunu da sorgulatır. İnsan geleceğin yağışını, bütün iklim koşullarını ve bütün su kaynaklarını kesin biçimde kontrol etmek ister. Teknoloji bize güçlü öngörüler sağlayabilir; fakat belirsizlik bütünüyle ortadan kalkmaz.

Bu sınır insanı pasifliğe değil tevazuya çağırır. Plan yap, rezerv oluştur, bilim kullan ve önlem al; fakat hayatın tamamını elinde tuttuğunu sanma.

Hicr Suresi 22. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Rüzgârları ve yağmuru sıradanlaştırma. “Levâkih” kelimesini modern bilimin bütün ayrıntılarının mucizevi koduna dönüştürme. Yağmurun fiziksel mekanizmasını öğrenmenin Allah’ın yaratmasını inkâr etmek olmadığını bil. İnsan suyu depolayabilir ama onun mutlak sahibi değildir. Kuraklığı otomatik ceza ilan etme. Suyu israf etme ve insan sorumluluğunu kaderle örtme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Hayatı mümkün kılan su, insanın mutlak mülkü değil kendisine ulaştırılmış büyük bir nimettir; insanın görevi bu nimeti anlamak, şükretmek, korumak ve kendisinden sonrakilere de yaşanabilir biçimde bırakmaktır.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 23. ayette, yaratılıştaki rızık ve su düzeninden doğrudan hayat ve ölüme geçilecek ve şöyle buyrulacaktır: “Şüphesiz biz diriltiriz ve öldürürüz; sonunda mirasçı olanlar da biziz.” Bu ayeti ele alırken özellikle hayat ve ölümün Allah’a ait olması ile tıbbi sebeplerin gerçekliği, insan öldürmesinin ‘eceli gelmişti’ denilerek mazur görülememesi, ölümün otomatik ceza veya genç ölümün ilahî reddediş sayılmaması, uzun ömrün Allah’ın özel onayı anlamına gelmemesi, tedavinin tevekküle aykırı olmaması, ‘mirasçı olan biziz’ ifadesinin Allah’ın bütün insanlardan sonra bâki kalmasını ve gerçek mülkiyetin O’na ait olmasını anlatması, bunun insanların hukukî miras haklarını ortadan kaldırmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 22. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Musluğu açtığımızda gelen suyu ne kadar kolay sıradanlaştırıyoruz? Allah’ın nimeti dediğimiz suyu gereksiz yere akıtıyor muyuz? Kuraklığı hemen insanların günahına bağlarken kötü yönetim ve israfı görmezden mi geliyoruz? Bilim yağmurun nasıl oluştuğunu açıkladığında bunu Allah’a karşı bir açıklama mı sanıyoruz? Teknolojik gücümüz arttıkça suyun mutlak sahibi olduğumuzu mu düşünüyoruz? Ve en önemlisi, bugün kullandığımız suyun bizden sonra yaşayacak insanlara ve diğer canlılara da ait bir hayat kaynağı olduğunu gerçekten hesaba katıyor muyuz?

“Hicr 22, ‘Rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik, gökten su indirdik ve onunla sizi suladık; onu depolayanlar siz değilsiniz’ buyurarak rüzgâr, yağmur ve su üzerinden insanın yaratılış düzenine ne kadar bağımlı olduğunu hatırlatır. İnsan suyu barajlarda ve depolarda saklayabilir; fakat suyun temel varlığını, doğal döngüsünü ve bütün hayat sistemini kendisi yaratmış değildir. Bilim bu düzenin nasıl işlediğini araştırır; iman ise onu Allah’ın yaratışı içinde anlamlandırır. Ayetin büyük dersi şudur: Suyu yalnız tüketilecek bir kaynak değil, ölçüyle ulaştırılan bir nimet olarak gör; israf etme, sebepleri araştır, gerekli tedbirleri al ve sahip olduğun teknolojinin seni yaratılıştan bağımsız hâle getirmediğini unutma.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt