📖 Hicr Suresi 18. Ayette “Ancak Kulak Hırsızlığı Yapan Olursa Onu Apaçık Bir Alev Takip Eder” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,484
2,736,289
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 18. Ayette “Ancak Kulak Hırsızlığı Yapan Olursa Onu Apaçık Bir Alev Takip Eder” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 17. ayette göğün kovulmuş şeytanlardan korunduğu bildirilmişti. 18. ayet ise bu korunmanın bağlamını tamamlayarak şöyle buyurur: ‘Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa onu apaçık bir alev takip eder.’ Ayette geçen ‘istirâku’s-sem‘’, gizlice dinlemeye veya bir haberi kapmaya çalışma anlamındadır; ‘şihâbun mubîn’ ise parlak, açıkça görülen alevli bir ışık anlam alanına sahiptir. Kur’an burada bize meteorların kimyasal yapısını veya göğün fiziksel güvenlik sistemini öğretmeye çalışmaz. Asıl vurgu şudur: Şeytanlar gayb âleminin serbest sahipleri değildir, vahye ve ilahî bilgiye diledikleri gibi ulaşamazlar. Gaybın mutlak bilgisi Allah’a aittir. Bu nedenle falcı, medyum veya görünmeyen varlıklarla ilişki kurduğunu söyleyen hiç kimse ‘Ben geleceği kesin biliyorum’ iddiasını Kur’an adına meşrulaştıramaz.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 18. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “İllâ meni’stereka’s-sem‘a fe-etbeahû şihâbun mubîn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Ancak kulak hırsızlığı yapmaya çalışan olursa onu apaçık/parlak bir alev takip eder.” diye ifade edilebilir.

Bu ayet Hicr Suresi 17. ayetin doğrudan devamıdır. Önce göğün kovulmuş şeytanlardan korunduğu bildirilmiş, ardından bu sınıra yaklaşarak gizlice bir şeyler dinlemeye çalışanların engellendiği anlatılmıştır.

Dolayısıyla ayetin ana konusu şeytanların mutlak gayb bilgisine sahip olmaması ve ilahî düzenin onların kontrolüne bırakılmamış olmasıdır.

2️⃣ “Kulak Hırsızlığı” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “istirâku’s-sem‘” ifadesi kelime anlamıyla “işitmeyi çalmak”, yani gizlice dinlemeye çalışmak, bir haberi kapmak veya duyulmaması gereken bir şeyi dinlemek anlamına gelir.

Burada insanlara ait sıradan bir kapı arkasından dinleme olayı anlatılmaz. Bağlam, şeytanların göksel haberlerden bir şey elde etmeye çalışmasıyla ilgilidir.

Bu nedenle “kulak hırsızlığı” Türkçede mecazî olarak anlaşılmalıdır: İzinli ve serbest bir bilgi edinme değil, erişimi olmayan bir bilgiyi gizlice elde etme girişimi söz konusudur.

3️⃣ Şeytanlar Gayb Bilgisini Öğrenmeye mi Çalışıyorlar ❓​

Ayetin bağlamı böyle bir girişimden söz edildiğini gösterir. Fakat aynı bağlam çok önemli bir sınır koyar: Onlar gayb bilgisinin sahipleri değildir.

Eğer şeytanlar geleceği ve Allah’ın bütün hükümlerini istedikleri zaman eksiksiz biçimde öğrenebilselerdi, göğün korunmasından ve onların engellenmesinden söz edilmesinin anlamı kalmazdı.

Dolayısıyla ayet şeytanın gücünü büyütmek yerine tam tersine onun bilgi bakımından sınırlandırılmış olduğunu ortaya koyar.

4️⃣ “Şihâbun Mubîn” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “şihâb”, parlak alev, ateşli ışık veya gökte görülen parlak bir ışık anlam alanına sahiptir. “Mubîn” ise açık, belirgin veya apaçık görülen anlamındadır.

Bu nedenle ifade “apaçık/parlak bir alev”, “parlak bir ateş huzmesi” veya benzeri biçimlerde çevrilebilir. Klasik tefsirlerde gökte görülen ışıklı olaylarla ilişkilendirilmiştir.

Fakat buradan hareketle ayetin modern meteor fiziğinin bütün ayrıntılarını verdiğini söylemek doğru değildir. Kur’an’ın kullandığı tasvir ile modern bilimin teknik açıklaması birbirine zorla özdeşleştirilmemelidir.

5️⃣ Ayetteki “Alev” Meteor mudur ❓​

Gökyüzünde hızlı biçimde hareket eden parlak ışıkların meteorlarla ilişkilendirilmesi anlaşılabilir. Modern astronomide meteor, uzaydan gelen küçük maddelerin Dünya atmosferine girmesi sırasında ortaya çıkan parlak ışık olayıdır.

Ancak Hicr 18’in “şihâbun mubîn” ifadesini alıp “Kur’an burada meteorun atmosferdeki sürtünme fiziğini açıklıyor” demek ayetin söylediğinden daha ileri gitmek olur.

Ayetin temel konusu göksel fizik değil, gayb alanının korunmasıdır. Meteorların bilimsel oluşum mekanizmasını astronomi inceler; ayetin teolojik mesajını bundan bağımsız olarak da anlayabiliriz.

6️⃣ Yıldızlar Şeytanlara Mermi Olarak mı Atılıyor ❓​

Bu konuda kullanılan Kur’an ifadelerini aşırı literal biçimde yorumlamak bazı yanlış anlamalara yol açabilir. “Şihâb”, bütün bir yıldızın yerinden kopup şeytana fırlatılması anlamına gelmek zorunda değildir.

Gökyüzünde gördüğümüz sabit yıldızlarla kısa süreli parlak meteor olaylarının astronomik olarak aynı şey olmadığı bugün bilinmektedir. Ayet de “Yıldızlar yörüngelerinden çıkarılıp şeytanlara çarpıyor” şeklinde teknik bir astronomi modeli sunmaz.

Bu nedenle vahyin gaybî tasvirini korurken bilimsel olarak söylemediği ayrıntıları ona yüklememek daha sağlıklıdır.

7️⃣ Kur’an Neden Bu Olayın Fiziksel Mekanizmasını Ayrıntılı Açıklamıyor ❓​

Çünkü ayetin amacı bu değildir. Kur’an burada meteoroloji, astrofizik veya kozmoloji kitabı gibi davranmaz.

Metnin vermek istediği temel bilgi, göklerin başıboş olmadığı ve şeytanların ilahî haberlere sınırsız erişim yetkisine sahip bulunmadığıdır. Mekanizmanın bütün fiziksel ve gaybî ayrıntıları açıklanmaz.

Bilinmeyen noktaları modern bilim kurgu diliyle doldurmak yerine “Ayetin açıkça söylediği kadarını biliyoruz” diyebilmek ilmî tevazudur.

8️⃣ Şeytan Bir Şey Duyabiliyorsa Gaybı Biliyor Sayılmaz mı ❓​

Hayır. Bir bilgiden sınırlı bir parçaya ulaşmaya çalışma ile mutlak gayb bilgisine sahip olmak aynı şey değildir.

Kur’an’ın genel öğretisinde gaybın mutlak bilgisi Allah’a aittir. Başka bir yaratılmış varlığın Allah tarafından kendisine bildirilen veya ulaşmasına izin verilen sınırlı bir bilgiye sahip olması onu gaybın sahibi yapmaz.

Peygamberlerde de benzer bir ayrım vardır: Peygamber Allah’ın bildirdiğini bilir; Allah’tan bağımsız biçimde bütün gaybı bilmez.

9️⃣ Falcılar Cinlerden Gerçek Bilgi Alabilir mi ❓​

Bu konuda çok ihtiyatlı olmak gerekir. İslamî gelenekte bazı rivayetlerde, şeytanların veya cinlerin bir şey işitmeye çalıştıkları, elde ettikleri sınırlı parçaları daha sonra çok sayıda yalanla karıştırabildikleri anlatılmıştır.

Ancak bundan “Falcılar güvenilir gayb kaynağıdır” sonucu çıkmaz. Tam tersine geleneksel anlatının verdiği mesaj, böyle kaynakların güvenilir ve bağımsız gayb bilgisine sahip olmadığıdır.

Bir insan birkaç doğru tahminde bulundu diye onun geleceği bildiğini kabul etmek gerekmez. Doğru tahmin, mutlak gayb bilgisi değildir.

🔟 Bir Falcının Söylediklerinden Bazıları Doğru Çıkarsa Ne Olur ❓​

Bu durum tek başına doğaüstü gayb bilgisi kanıtı değildir. İnsan tahmin yapabilir, genel ifadeler kullanabilir, karşısındaki kişiden fark ettirmeden bilgi toplayabilir veya tesadüfen doğru sonuçlara ulaşabilir.

Örneğin “Yakında para konusunda bir gelişme yaşayacaksın” gibi geniş ifadelerin çok sayıda insana uyma ihtimali yüksektir. İnsanlar doğru çıkan ifadeleri hatırlayıp yanlış çıkan onlarca tahmini unutabilir.

Bu yüzden birkaç isabetli tahmin, kişinin geleceği kesin bildiğini ispatlamaz.

1️⃣1️⃣ Medyumların “Cinler Bana Her Şeyi Söylüyor” İddiası Kur’an’la Uyumlu mudur ❓​

Cinlerin veya şeytanların her şeyi bildiği iddiası Kur’an’ın çizdiği sınırlarla uyuşmaz. Hicr 17 ve 18 tam tersine onların engellendiğini ve gaybî bilgi üzerinde bağımsız hâkimiyetlerinin bulunmadığını gösterir.

Bu nedenle “Cinim senin geçmişini, geleceğini ve kaderini eksiksiz biliyor” şeklindeki iddialara çok ciddi şüpheyle yaklaşmak gerekir.

Hele bu iddia para, korku veya bağımlılık üretmek amacıyla kullanılıyorsa dinî sömürü ihtimali daha da ciddiye alınmalıdır.

1️⃣2️⃣ İnsan Geleceğini Öğrenmek İsterse Ne Yapmalıdır ❓​

İnsan geleceği bütünüyle bilmez. Bu belirsizlik hayatın temel gerçeklerinden biridir.

Doğru yaklaşım, eldeki bilgilerle plan yapmak, tedbir almak, uzmanlardan yardım istemek, dua etmek ve sonucun bütünüyle bizim kontrolümüzde olmadığını kabul etmektir.

Gaybı öğrenme arzusunun insanı falcıya, medyuma veya korku satan kişilere teslim etmesi sağlıklı değildir. Tevekkül geleceği bilmek değil, geleceği bilmeden de sorumlu davranabilmektir.

1️⃣3️⃣ Bu Ayet Vahyin Korunmasıyla İlgili midir ❓​

Bağlam açısından evet, önemli bir ilişki vardır. Hicr Suresi’nin daha önceki ayetlerinde Zikr’in Allah tarafından indirildiği ve korunacağı bildirilmişti. Şimdi ise göksel düzenin şeytanların müdahalesine açık olmadığı anlatılmaktadır.

Bu, vahyin kaynağının şeytanî bir karışım olmadığı düşüncesini güçlendirir. Kur’an kendi anlatısında vahyi Allah’tan gelen ve ilahî koruma altında bulunan mesaj olarak sunar.

Dolayısıyla peygamber vahyi, şeytanların kulak hırsızlığıyla elde ettiği karmakarışık bilgiler olarak görülmez.

1️⃣4️⃣ Şeytan Peygamberin Vahyine İstediği Gibi Müdahale Edebilir mi ❓​

Kur’an’ın genel vahiy anlayışında hayır. Peygambere gelen vahiy Allah’ın koruması altındadır.

Eğer şeytan vahyi istediği gibi değiştirip peygambere istediği mesajı söyletebilseydi peygamberlik ve vahiy güvenilirliği ortadan kalkardı. Kur’an ise tam tersine vahyin ilahî kaynağını ve korumasını vurgular.

Bu nedenle şeytanın vesvesesi ile peygamberlik vahyi aynı kategoriye konulamaz.

1️⃣5️⃣ İnsanların Gizlice Dinlenmesi de Bu Ayet Kapsamına Girer mi ❓​

Ayetin doğrudan bağlamı insanlar arasındaki gizlice dinleme değildir; gaybî bir anlatımdır. Ancak “kulak hırsızlığı” ifadesi, insan ilişkilerindeki mahremiyet konusunda düşündürücü bir ahlaki benzetmeye kapı açabilir.

Bir insanın özel konuşmasını izinsiz dinlemek, telefonunu karıştırmak veya mahremiyetini ihlal etmek ayrı ahlaki ve hukuki meselelerdir. Fakat Hicr 18’i doğrudan modern telefon dinleme kanunu gibi okumamak gerekir.

Bağlamı korurken şu genel ilkeyi hatırlayabiliriz: Bilgiye ulaşabilmek, o bilgiyi elde etmeye ahlaken hakkımız olduğu anlamına gelmez.

1️⃣6️⃣ Cin ve Şeytan Konuları Ruhsal Hastalıklarla Karıştırılabilir mi ❓​

Karıştırılmamalıdır. Bir insan sesler duyduğunu, takip edildiğini düşündüğünü veya olağan dışı deneyimler yaşadığını söylüyorsa bunu otomatik olarak “Cin haber getiriyor” şeklinde yorumlamak doğru değildir.

Böyle durumların tıbbi, psikolojik veya nörolojik açıklamaları olabilir ve gerektiğinde uzman değerlendirmesi önemlidir. Dinî kavramlar tedavinin yerine geçirilmemelidir.

Aynı şekilde psikiyatrik hastalık yaşayan kişiyi şeytanla iş birliği yapan veya iman bakımından eksik biri gibi damgalamak ciddi bir haksızlıktır.

1️⃣7️⃣ Ayet Hurafelere Karşı Nasıl Bir Ölçü Veriyor ❓​

Belki ayetin en önemli ölçülerinden biri şudur: Gayb hakkında büyük iddia ortaya atan kişiden güçlü delil iste.

Bir insan “Meleklerle konuşuyorum”, “Cinler bana borsa fiyatlarını söylüyor”, “Ölülerin ruhlarından haber alıyorum” veya “Senin kaderini görüyorum” diyorsa kullanılan dinî kelimeler iddiayı otomatik olarak doğru yapmaz.

Kur’an şeytanların bile sınırsız gayb bilgisine sahip olmadığını anlatırken, sıradan bir insanın “Ben bütün geleceği biliyorum” iddiasına sorgusuz teslim olmak büyük bir çelişki olur.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 17 ve 18. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 17. ayette göğün kovulmuş her şeytandan korunduğu bildirilmişti. 18. ayette ise gizlice dinlemeye çalışan birinin parlak bir alev tarafından takip edildiği anlatılır.

İki ayetin ortak mesajı, gaybî düzenin şeytanların serbest erişimine açık olmadığıdır. Şeytanlar Allah’ın hükümranlığının dışında ikinci bir bilgi imparatorluğu kurmuş değildir.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 19. ayette konu gökyüzünden yeryüzüne dönecek ve şöyle buyrulacaktır: “Yeri yaydık, oraya sağlam dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü her şeyden bitirdik.” Bu ayeti ele alırken özellikle “yeri yaymak” ifadesinin dünyanın düz olduğu şeklinde okunmaması, insanın yeryüzünü yaşanabilir ve geniş bir alan olarak deneyimlemesi, dağların jeolojik yapısı ile Kur’an tasvirinin birbirine zorla dönüştürülmemesi, ‘mevzûn’ kelimesinin ölçü ve denge anlamı, bitkilerin çeşitliliği, doğadaki düzen ve Kur’an’ın jeoloji veya botanik ders kitabı hâline getirilmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 18. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 18. ayet, “Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa onu apaçık bir alev takip eder” buyurarak bir önceki ayette belirtilen göksel korunmayı tamamlar. Buradaki ana fikir, şeytanların gayb âleminin serbest sahipleri olmadığıdır. Onların bilgisi sınırlıdır ve Allah’ın hükümranlığının dışına çıkamazlar.

Bu mesaj tevhid açısından son derece önemlidir. İnsan bazen görünmeyen varlıklardan öylesine korkabilir ki onlara neredeyse Allah’a ait özellikler vermeye başlar. Şeytanın her şeyi bildiğini, her yerde bulunduğunu ve herkesi istediği gibi yönettiğini düşünmek Kur’an’ın çizdiği sınırları aşabilir.

Şeytanın varlığını kabul etmek başka, onu Allah’a rakip bir karanlık güç hâline getirmek başkadır. Kur’an’ın evreninde iki eşit tanrı savaşmıyor. Mutlak egemenlik yalnız Allah’a aittir.

Ayetin gayb boyutu falcılık ve medyumluk konusunda da güçlü bir ölçü sunar. Eğer şeytanlar bile gayba sınırsız biçimde erişemiyorsa, sıradan bir insanın “Cinler bana bütün geleceği anlatıyor” iddiasına neden sorgusuz güvenelim?

İnsan belirsizlikten hoşlanmaz. Yarın ne olacağını bilmek ister. Sevdiği kişiyle evlenip evlenmeyeceğini, hastalığın nasıl sonuçlanacağını, işinin düzelip düzelmeyeceğini veya maddi durumunun nasıl gelişeceğini merak eder. Bu son derece insani bir duygudur.

Fakat bu merak insanı yanlış kesinlik vaat eden kişilere bağımlı hâle getirebilir. Falcı ve medyumların en büyük gücü bazen görünmeyen varlıklar değil, insanın geleceği öğrenme arzusudur.

Bir kişi birkaç genel bilgiyi doğru bildiğinde insanlar etkilenebilir. Oysa doğru bilginin nereden geldiğini araştırmak gerekir. Sosyal medya, ortak tanıdıklar, kişinin davranışları veya bilinçsizce verilen ipuçları şaşırtıcı miktarda bilgi sağlayabilir.

Bu nedenle “Bunu nasıl bildi?” sorusunun cevabı otomatik olarak “Cin söyledi” değildir. Önce daha sıradan açıklamalar değerlendirilmelidir.

Bir tahminin doğru çıkması da gelecek bilgisinin kanıtı değildir. Bin tahminden birkaçının tutması mümkündür. İnsan zihni doğru çıkanları hatırlamaya, yanlış çıkanları unutmaya eğilim gösterebilir. İsabet, tek başına gayb bilgisi değildir.

Ayetin “kulak hırsızlığı” ifadesi aynı zamanda gayb bilgisinin sahipliği konusunda önemli bir sınır gösterir. Bilgi Allah’ın izni olmadan yaratılmışların serbest mülkü değildir. Şeytan bile bu konuda sınırlıdır.

Bu sınır peygamber için de geçerlidir. Hz. Muhammed’in Allah tarafından kendisine bildirilen gayb bilgilerini aktarması, onun Allah’tan bağımsız biçimde bütün geleceği bildiği anlamına gelmez. Peygamberin bilgisi verilmiş bilgidir; mutlak ilahî bilgi değildir.

Bu ayrımı korumak peygamber sevgisini azaltmaz. Tam tersine peygamberin gerçek konumunu korur: O Allah’ın değerli elçisidir, Allah’ın ortağı değildir.

Hicr 18’in bir başka önemli yönü, vahyin güvenilirliğiyle ilgilidir. Kur’an kendisini şeytanî kaynaklardan elde edilmiş bir haberler toplamı olarak değil, Allah tarafından indirilen ve korunan vahiy olarak sunar.

Bu nedenle falcıların, medyumların veya kâhinlerin sözleriyle vahiy arasında temel fark vardır. Vahiy İslam inancında ilahî kaynağa dayanan peygamberlik bildirimi, fal ise insanın güvenilirliğini ayrıca ispatlaması gereken başka bir iddiadır.

Ayetin “şihâb” tasviri hakkında da ölçülü olmak gerekir. Gökte gördüğümüz meteor benzeri ışık olaylarıyla ayet arasında bağlantı kuran geleneksel açıklamalar vardır; ancak modern meteor fiziğini ayetin kesin bilimsel açıklaması ilan etmek zorunda değiliz.

Bir meteorun atmosferde nasıl parladığını fizik açıklayabilir. Bu bilimsel açıklama, Kur’an’ın Allah’ın egemenliği hakkındaki teolojik mesajını yok etmez. Doğal mekanizma ile yaratıcı inancı birbirine düşman ilan etmek gerekmez.

Aynı şekilde “Meteorun bilimsel açıklaması bulundu, demek ki ayet yanlış” demek de zorunlu değildir. Ayet meteorun kimyasal yapısını açıklamaya çalışmıyor ki fiziksel mekanizmanın bulunması onu iptal etsin.

Öte yandan ayeti savunmak adına “Bütün meteorlar görünmez cinlere atılan fiziksel mermilerdir ve bilim bunu saklıyor” gibi delilsiz komplolar üretmek de gerekli değildir. Kur’an’ın mesajını korumak için bilimin karşısına hayalî çatışmalar çıkarmaya ihtiyacımız yoktur.

Gayb konusu özellikle tevazu gerektirir. Kur’an bize bir çerçeve verir; fakat bütün görünmeyen âlemin teknik haritasını vermez. Bilmediğimiz yerde susabilmek de bilgi ahlakının parçasıdır.

Bu ayetin insan psikolojisi açısından önemli bir sonucu daha vardır: Her problemi görünmeyen varlıklara bağlamamak. İnsan bazen başarısız olduğunda “Cinler engelledi”, öfkelendiğinde “Şeytan yaptırdı”, ilişkisinde problem çıktığında “Büyü yaptılar” diyebilir.

Bunların her durumda doğru olduğunu varsaymak, gerçek sebepleri görmeyi engelleyebilir. Belki iletişim problemi vardır, belki yanlış karar verilmiştir, belki tıbbi veya psikolojik yardım gerekir. Görünmez açıklama, görünür sebebi araştırmanın yerine geçmemelidir.

Bu nedenle dinî inanç ile akılcı sebep araştırması birbirine düşman değildir. Mümin dua edebilir ve aynı zamanda doktora, psikoloğa, avukata veya başka uzmana başvurabilir. Tevekkül tedbiri terk etmek değildir.

Hicr Suresi 18. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Şeytanları gaybın bağımsız sahipleri hâline getirme. Falcı ve medyumların gelecek bilgisi iddialarına sorgusuz teslim olma. “Şihâb” ifadesini modern meteor fiziğinin eksiksiz dersine dönüştürme. Gayb konusunda Kur’an’ın söylemediği teknik ayrıntıları uydurma. Ruhsal veya günlük problemlerin tamamını cinlere bağlama. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Gaybın mutlak sahibi Allah’tır; şeytanlar bile sınırlıdır ve ilahî bilgi düzenine diledikleri gibi erişemezler. İnsanın görevi bilinmeyenin peşinde hurafeye teslim olmak değil, bildiği alanda sorumlulukla hareket edip bilmediği yerde Allah’a güvenmektir.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 19. ayette, dikkat göklerden yeryüzüne çevrilecek ve şöyle buyrulacaktır: “Yeri yaydık, oraya sağlam dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü her şeyden bitirdik.” Bu ayeti ele alırken özellikle “yeri yaydık” ifadesinin dünyanın geometrik olarak düz olduğu iddiasına dönüştürülmemesi, insanın Dünya yüzeyini geniş ve yaşanabilir bir alan olarak deneyimlemesi, dağların Kur’an’daki işlevi ile modern jeoloji arasında aşırı bilimsel mucize iddialarından kaçınılması, “mevzûn” kavramının ölçü ve denge anlamı, bitkilerin çeşitliliği ve doğadaki düzenin insanı tefekküre yöneltmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 18. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Geleceği bilme arzumuz bizi kime teslim ediyor? Bir kişi birkaç doğru tahminde bulunduğunda hemen onun gaybı bildiğine mi inanıyoruz? Kendi yanlış tercihlerimizin sorumluluğunu cinlere ve şeytana mı yüklüyoruz? Psikolojik veya tıbbi bir sorunu araştırmak yerine görünmez sebeplere mi sığınıyoruz? Kur’an’ın söylemediği ayrıntıları kesin bilgiymiş gibi anlatıyor muyuz? Ve en önemlisi, gaybın gerçekten Allah’a ait olduğuna inanıyorsak geleceği tamamen kontrol edemediğimiz gerçeğiyle güven, tedbir ve sorumluluk içinde yaşayabiliyor muyuz?

“Hicr 18, ‘Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa onu apaçık bir alev takip eder’ buyurarak şeytanların gaybî bilgiye sınırsız erişim sahibi olmadığını gösterir. ‘Şihâb-ı mubîn’ ifadesini modern meteor fiziğinin bütün ayrıntılarına zorla dönüştürmek gerekmediği gibi, falcıların ve medyumların ‘Cinler bana geleceği eksiksiz söylüyor’ iddiası da bu ayetlerden destek bulmaz. Ayetin büyük dersi şudur: Gaybın mutlak bilgisi Allah’a aittir; insan bilinmeyeni kontrol etme arzusuyla hurafelere teslim olmak yerine tedbirini almalı, aklını kullanmalı, sorumluluğunu taşımalı ve bilmediği yerde Allah’a güvenmelidir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt