Hicr Suresi 20. Ayette “Orada Sizin İçin Geçimlikler ve Sizin Rızık Veremeyeceğiniz Kimseler Yarattık” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Hicr Suresi 19. ayette yeryüzünün genişletildiği, oraya sağlam dağlar yerleştirildiği ve ölçülü biçimde türlü bitkilerin yetiştirildiği bildirilmişti. 20. ayette ise bu yaratılış düzeninin insanın günlük hayatıyla ilişkisi daha doğrudan ifade edilir: ‘Orada sizin için geçimlikler ve sizin rızık veremeyeceğiniz kimseler yarattık.’ Ayette geçen ‘ma‘âyiş’, yalnız para veya maaş değil; insanın hayatını sürdürebilmesini sağlayan geçim yolları, imkânlar ve kaynaklar anlam alanına sahiptir. Ayetin ikinci kısmı ise insanın yeryüzünün tek sahibi olmadığını hatırlatır. İnsan kendisini pek çok canlının rızık vereni sanabilir; oysa insanın doğrudan beslemediği, varlığını bile bilmediği sayısız canlı Allah’ın kurduğu düzen içinde yaşamaktadır. Bu ayet rızkı tembelliğin bahanesi yapmaz; tam tersine çalışmayı, sebeplere sarılmayı, paylaşmayı ve insanın kendi sınırlılığını fark etmesini birlikte öğretir.”
Ersan Karavelioğlu
Hicr Suresi 20. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası “Ve cealnâ lekum fîhâ me‘âyişe ve men lestum lehû bi-râzikîn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Orada sizin için geçimlikler ve sizin rızık veremeyeceğiniz kimseler yarattık.” diye ifade edilebilir.Bu ayet, bir önceki ayette anlatılan yeryüzü düzeninin yalnız seyredilecek bir güzellik olmadığını gösterir. Toprak, bitkiler, su kaynakları ve doğal sistemler aynı zamanda insanın yaşayabilmesini sağlayan geçim imkânlarının temelidir.
Fakat ayet insanı merkeze yerleştirirken bile onu mutlak sahip yapmaz. Yeryüzü yalnız insan için çalışan bir depo değildir; insanın kontrolü dışında yaşayan çok geniş bir canlılık düzeni de vardır.
“Ma‘âyiş” Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “ma‘âyiş”, “maîşet” kelimesinin çoğuludur ve geçim yolları, yaşamı sürdürme imkânları, geçim kaynakları anlamlarına gelir.Bu yüzden kavramı yalnız maaş veya para olarak anlamak dar olur. Tarım, hayvancılık, ticaret, zanaat, üretim, su, toprak ve insanın hayatını devam ettirmesine katkı sağlayan birçok imkân bu geniş anlam içinde düşünülebilir.
Rızık para ile sınırlı olmadığı gibi, geçim de yalnız banka hesabındaki rakamdan ibaret değildir.
Rızık Sadece Para mıdır
Hayır. Para rızkın önemli araçlarından biri olabilir ama rızık kavramı bundan daha geniştir.İnsanın yediği gıda, içtiği su, barındığı yer, kullanabildiği beden gücü, sahip olduğu bilgi, çalışma fırsatları ve hayatını sürdürebilmesini sağlayan pek çok şey rızık çerçevesinde düşünülebilir.
Bu nedenle çok para sahibi olmak otomatik olarak en çok rızka sahip olmak anlamına gelmediği gibi, maddi imkânı sınırlı olan kişinin Allah tarafından değersiz görüldüğü sonucu da çıkmaz.
Allah Rızık Veriyorsa İnsan Neden Çalışıyor
Çünkü Allah’ın rızık vermesi ile insanın çalışması birbirine karşıt değildir. Kur’an’ın genel yaklaşımında insan sebepler dünyasında yaşayan sorumlu bir varlıktır.Çiftçi toprağı işler, işçi emek verir, tüccar ticaret yapar, öğrenci öğrenir ve insan bir meslek edinir. Bütün bunlar geçim yollarının fiilî sebepleridir.
“Rızkı Allah verir” demek, “Ben hiçbir şey yapmayayım” demek değildir. Tevekkül, sebepleri terk etmek değil; sebeplere sarılırken sonucu mutlak biçimde kendi gücüne bağlamamaktır.
Çalışmadan “Allah Rızkımı Gönderir” Demek Doğru mudur
İnsanın çalışma imkânı olduğu hâlde hiçbir sebebe sarılmadan “Allah nasıl olsa verir” demesi tevekkülün eksik anlaşılması olabilir.Rızık Allah’tandır; fakat Allah’ın dünyasında rızık çoğu zaman emek, üretim, ticaret, paylaşım ve başka sebepler üzerinden insana ulaşır.
Bir çiftçinin tohum ekmeden ürün beklemesi nasıl gerçekçi değilse, kişinin de hiçbir gayret göstermeden sonucu beklemesi aynı ölçüde sorunlu olabilir.
Dua çalışmanın alternatifi değil, çalışmayla birlikte yürüyen kulluktur.
İnsan Kendi Rızkını Kendisi mi Kazanır, Allah mı Verir
Bu iki ifadeyi birbirine karşıt hâle getirmek gerekmez. İnsan gerçekten çalışır ve emeğinin sonucu gerçektir; fakat çalışabileceği beden, dünya, imkân ve sonuç üzerinde mutlak hâkimiyete sahip değildir.Bir insan çok iyi plan yapabilir fakat ekonomik şartlar, hastalık, kuraklık veya başka sebepler sonucu etkileyebilir. Bu durum emeğin değersiz olduğu anlamına gelmez.
Kur’an’ın yaklaşımı insan emeğini kabul ederken mutlak bağımsızlığı reddeder. İnsan çalışır; Allah ise varlık düzeninin ve rızkın nihai sahibidir.
“Sizin Rızık Veremeyeceğiniz Kimseler” Kimlerdir
Bu ifade hakkında tefsirlerde farklı açıklamalar bulunmuştur. İnsanların hizmetinde bulunan kimseler veya insanın doğrudan rızık vermediği diğer canlılar bu kapsamda değerlendirilmiştir.Ayetin geniş anlamı, yeryüzünde insanın yaşamasına rağmen rızık düzeninin yalnız insanın kontrolünde olmadığını göstermektedir. İnsan ormandaki her kuşu, denizdeki her balığı veya toprağın altındaki her canlıyı beslemez.
Buna rağmen hayat çok geniş bir ölçekte devam eder.
İnsan Hayvanların Rızık Vereni Değil midir
İnsan bazı hayvanları gerçekten besleyebilir. Evindeki kedisine mama verir, çiftliğindeki hayvana yem sağlar ve doğadaki canlılara yardım edebilir.Ancak insan bu durumda bile rızkın mutlak yaratıcısı değildir. Yemi oluşturan maddeleri, canlıların biyolojik sistemini ve bütün hayat düzenini yoktan var eden insan değildir.
İnsan rızka vesile olabilir; mutlak Râzık değildir.
Doğadaki Bütün Canlıları İnsan mı Besliyor
Hayır. Dünyada insanların hiçbir zaman doğrudan beslemediği sayısız canlı bulunmaktadır.Okyanusların derinliklerinde, ormanlarda, dağlarda, çöllerde ve toprağın altında çok büyük bir canlılık sürmektedir. İnsan bunların çoğunun günlük yaşamından haberdar bile değildir.
Bu gerçek insanın kendi konumu hakkında önemli bir ders taşır: Dünya insanın sürekli elinde tuttuğu bir yaşam makinesi değildir.
Bu Ayet Ekolojik Düzen Hakkında Ne Düşündürür
Ayet modern ekoloji ders kitabı değildir; fakat insan dışındaki canlıların da yeryüzünde yaşam ve rızık düzeninin içinde bulunduğunu hatırlatması, güçlü bir ekolojik tefekkür alanı açar.Doğada canlılar birbirine bağlı sistemler içinde yaşar. Bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar, su ve toprak arasında karmaşık ilişkiler vardır.
İnsan bu sistemlerin üstünde tamamen bağımsız bir hükümdar değil, aynı yaratılış düzeninin içinde yaşayan ve ondan yararlanan bir varlıktır.

İnsan Yeryüzünün Sahibi midir
İnsan mülkiyet hakkına sahip olabilir. Ev, tarla, işletme veya başka malların hukuken sahibi olabilir. Fakat bu sahiplik mutlak ilahî sahiplik değildir.İnsan bir tarlayı satın alabilir ama toprağın temel varlığını kendisi yaratmamıştır. Aynı şekilde suyu kullanabilir ama suyun varlığını yoktan meydana getiren o değildir.
Bu yüzden İslamî düşüncede mülkiyet gerçektir; fakat sorumlulukla sınırlandırılmış bir sahipliktir.

“Rızık Allah’tandır” Demek Fakirliğin Sebeplerini Araştırmamayı mı Gerektirir
Hayır. Fakirlik ekonomik, toplumsal, siyasi ve kişisel birçok sebepten kaynaklanabilir. İşsizlik, savaş, eğitim eksikliği, adaletsiz dağılım veya kötü yönetim gibi gerçek sebepler incelenebilir.Bütün bunları görmezden gelip yoksul bir insana “Allah sana az rızık vermiş, kabullen” demek sosyal adaletsizliği görünmez hâle getirebilir.
Rızka iman, adaletsiz ekonomik düzenleri sorgulamayı engellemez.

Yoksulluk Allah’ın Bir İnsanı Sevmediğini mi Gösterir
Hayır. Maddi yoksulluk Allah’ın o kişiden razı olmadığına dair kesin işaret değildir.Peygamberler ve salih insanlar arasında da maddi zorluk yaşayanlar olmuştur. Aynı şekilde çok büyük servete sahip olmak da kişinin Allah tarafından kesin olarak özel şekilde sevildiğini kanıtlamaz.
Servet ilahî onayın, yoksulluk da ilahî reddin otomatik göstergesi değildir.

Zenginlik Allah’ın Özel Sevgisinin Kanıtı mıdır
Hayır. Zenginlik nimet olabilir ama aynı zamanda sorumluluk ve imtihan alanıdır.Bir insan servetini dürüstçe kazanıp faydalı şekilde kullanabilir. Başka biri ise aynı serveti haksızlık, kibir veya sömürü aracına çevirebilir.
Dolayısıyla mesele yalnız “Ne kadar var?” değildir; “Nasıl kazanıldı, nasıl kullanılıyor ve başkalarının hakkı gözetiliyor mu?” soruları da önemlidir.

Rızık Kavramı İnsanların Haksız Kazancını Meşrulaştırır mı
Hayır. “Bu para bana geldi, demek Allah helal şekilde rızık verdi” diye düşünmek doğru değildir.Hırsızlık, dolandırıcılık, rüşvet veya başka haksız kazanç yolları, elde edilen malı ahlaken meşru hâle getirmez. Bir şeyin insanın eline geçmiş olması, onun meşru biçimde kazanıldığını göstermez.
Rızık kavramı hukuk ve ahlakı ortadan kaldırmaz.

İnsan Başkasının Rızkına Vesile Olabilir mi
Evet. İşveren işçiye ücret ödeyebilir, çiftçi insanlara yiyecek üretebilir, devlet sosyal yardım sağlayabilir veya bir kişi ihtiyacı olana destek olabilir.Bütün bunlar gerçek insanî sebeplerdir. Ancak vesile olmak ile mutlak rızık sahibi olmak aynı şey değildir.
İnsan bir başkasına yardım ettiği için “Onun hayatının sahibi benim” diyemez. Yardım, insana karşı tahakküm hakkı doğurmaz.

Rızık Vermek İnsanı Başkasına Üstün mü Yapar
Hayır. Bir ebeveyn çocuğunu, işveren çalışanını veya zengin bir kişi ihtiyaç sahibini maddi olarak destekleyebilir; fakat bu durum destek alan kişinin insanlık değerini düşürmez.Yardımın ardından minnet altında bırakmak, aşağılamak veya kontrol etmek, yardımın ahlaki değerine zarar verebilir.
Rızka vesile olmak, insan üzerinde sahiplik kurmak değildir.

Hicr Suresi 19 ve 20. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Hicr Suresi 19. ayette yeryüzünün yayılması, dağlar ve ölçülü bitkiler, 20. ayette ise bu düzen içindeki geçim kaynakları ve insanın rızık veremediği canlılar anlatılır.Böylece yaratılış yalnız estetik bir manzara değil, aynı zamanda hayatın devamını sağlayan geniş bir düzen olarak gösterilir.
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 21. ayette bu düşünce daha da derinleşecek ve şöyle buyrulacaktır: “Hiçbir şey yoktur ki hazineleri bizim yanımızda olmasın; biz onu ancak belirlenmiş bir ölçü ile indiririz.” Bu ayeti ele alırken özellikle “hazineler” ifadesinin Allah’ın sonsuz kudret ve imkânını göstermesi, bunun gökte fiziksel depolar bulunduğu şeklinde basitçe anlaşılmaması, “belirli ölçü” fikri, rızkın sınırlı ve düzenli şekilde ulaşması, Allah’ın zenginliği ile dünyanın kaynaklarının insan açısından sınırlı oluşunun ayrılması, israfın meşrulaştırılmaması ve dua edilen her şeyin sınırsız biçimde verilmesi gerektiği düşüncesinin reddedilmesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Hicr Suresi 20. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Hicr Suresi 20. ayet, “Orada sizin için geçimlikler ve sizin rızık veremeyeceğiniz kimseler yarattık” buyurarak insanın yeryüzündeki hayatını çok temel bir gerçekle ilişkilendirir: Yaşamak için sürekli başka şeylere bağımlıyız.İnsan ne kadar güçlü veya zengin olursa olsun kendi başına hayat üretemez. Yemeğe, suya, havaya, toprağa ve başkalarının emeğine ihtiyaç duyar. Bağımsızlık hissimiz çoğu zaman gerçekte sahip olduğumuzdan daha büyüktür.
Bir şehirde yaşayan insan, yiyeceğin market rafından çıktığını düşünebilir. Oysa o ürünün arkasında çiftçinin emeği, toprak, su, lojistik, enerji ve büyük bir üretim ağı vardır. Geçim, görünenden çok daha geniş bir sistemin sonucudur.
Ayet bu sistemi “ma‘âyiş”, yani geçim imkânları kavramıyla özetler. İnsan dünyada yalnız var olmaz; ona yaşamını sürdürebileceği yollar da açılmıştır.
Ancak bu, insanın hiçbir çaba göstermesine gerek olmadığı anlamına gelmez. Kur’an’ın rızık anlayışını tembelliğin bahanesine dönüştürmek doğru değildir. Rızkı veren Allah’tır; rızkı arayan insan ise çalışmakla sorumludur.
Bu denge çok önemlidir. İnsan bütün sonucu kendine bağladığında kibir ortaya çıkabilir: “Her şeyi ben yaptım.” Hiçbir sorumluluk almadığında ise kadercilik ortaya çıkabilir: “Hiçbir şey benim elimde değil.” Ayetin çizdiği dünya bu iki uçtan daha dengelidir.
İnsan gerçek anlamda çalışır, üretir ve karar verir. Fakat hava koşullarını, bedeninin bütün işleyişini veya dünyanın bütün ekonomik şartlarını kontrol edemez. Emeğimiz gerçektir; mutlak kontrolümüz yoktur.
Bu gerçek başarı karşısında tevazu öğretir. İnsan çok büyük servet kazandığında “Bunu yalnız ben yaptım” demek yerine, sahip olduğu fırsatların ve başkalarının katkısının da farkında olabilir.
Aynı zamanda başarısızlık yaşayan insanı küçümsememeyi öğretir. Her yoksul kişinin tembel olduğunu düşünmek büyük bir haksızlık olabilir. İnsan çok çalıştığı hâlde ekonomik şartlar veya başka zorluklar nedeniyle istediği sonucu alamayabilir.
Yoksulluk karakter kusuru değildir. Maddi durum ile insanın ahlaki değeri birbirine eşitlenmemelidir.
Benzer biçimde zenginlik de otomatik erdem değildir. Çok para kazanmış olmak insanın dürüst, merhametli veya Allah’a yakın olduğunu tek başına göstermez.
Bu nedenle servet ile ilahî rıza arasında basit bir denklem kurulmamalıdır. Dünya nimetleri farklı insanlara farklı şartlarda ulaşabilir.
Ayetin “sizin rızık veremeyeceğiniz kimseler” kısmı insan merkezli düşünceyi daha da sarsar. İnsan dünyada yalnız değildir. Kendi kontrolünün dışında yaşayan sayısız canlı vardır.
Bir ormanda her kuşun kahvaltısını insan hazırlamaz. Okyanusta yaşayan milyonlarca canlının beslenme düzenini insan yönetmez. Toprağın altındaki mikroorganizmaların hayatını da insan tek tek organize etmez.
Bu durum insana “Dünya benim için var ve her şey benim kontrolümde” düşüncesinin ne kadar sınırlı olduğunu gösterebilir.
İnsan doğadan yararlanabilir ama kendisini bütün hayatın efendisi gibi görmemelidir. Canlılığın büyük bölümü insanın doğrudan müdahalesi olmadan sürer.
Bu bakış çevre ahlakı açısından da güçlüdür. İnsan yalnız kendi ekonomik çıkarını düşünerek diğer canlıların yaşam alanlarını yok ettiğinde, kendisini yaratılış düzeninin tek önemli unsuru gibi davranmış olabilir.
Yeryüzündeki diğer canlıların bulunması, onlara insanla aynı hukuki statüyü vermek zorunda olduğumuz anlamına gelmez; fakat onların değersiz ve sınırsızca tüketilebilir nesneler olduğu sonucunu da doğurmaz.
İnsan rızka vesile olduğunda da tevazu gerekir. Bir işveren çalışanına ücret ödüyor diye onun bütün hayatının sahibi değildir. İşçi emeğini verir, işveren ücretini öder; bu karşılıklı ilişkidir.
Aynı şekilde yardım yapan kişi de yardım ettiği insanı aşağılayamaz. “Ben seni besliyorum” sözü, insanın onurunu kıran bir tahakküm aracına dönüşmemelidir.
Çünkü nihayetinde veren insan da kendi sahip olduklarını yoktan üretmiş değildir. O da daha büyük rızık düzeninin içindedir.
Hicr 20 bu açıdan sosyal adaleti de düşündürür. Eğer yeryüzünde geçim imkânları yaratılmışsa insanların bu kaynakları adil biçimde kullanma sorumluluğu vardır. Kaynakların bulunması, dağılımın her zaman adil olduğu anlamına gelmez.
İnsan eliyle kurulan ekonomik sistemlerde tekelleşme, sömürü, yolsuzluk veya fırsat eşitsizliği oluşabilir. Bunları sorgulamak Allah’ın rızık verdiğini inkâr etmek değildir.
Tam tersine rızkı paylaşma ahlakı, insanın elindeki imkânların yalnız kendisine ait mutlak hak olmadığını fark etmesiyle güçlenebilir.
Rızık anlayışı insanı sürekli korkuya da sürüklememelidir. Gelecek hakkında tedbir almak doğrudur; fakat bütün hayatı “Ya yarın hiçbir şeyim kalmazsa?” korkusuyla tüketmek insanı bugünkü nimetlerden de mahrum bırakabilir.
Tedbir ile kaygı aynı şey değildir. İnsan bütçe yapabilir, tasarruf edebilir ve gelecek için plan kurabilir. Bunlar tevekküle aykırı değildir.
Hicr Suresi 20. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Rızkı yalnız para sanma. Çalışmayı terk edip tevekkül deme. Başarını yalnız kendine mal etme. Yoksulu Allah’ın sevmediği insan gibi görme. Zenginliği ilahî üstünlük belgesi sayma. Sana bağlı çalışan veya yardım ettiğin kişileri kendi mülkün gibi görme. İnsan dışındaki canlıların da Allah’ın kurduğu rızık düzeninde yaşadığını unutma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: İnsan yeryüzünde geçimini sağlayan gerçek bir emek sahibidir fakat hayatın mutlak sahibi değildir; rızık düzeni Allah’a aittir ve insan bu düzen içinde çalışmak, paylaşmak, şükretmek ve sorumlulukla yaşamakla yükümlüdür.”
Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 21. ayette, rızık ve yaratılıştaki ölçü çok güçlü bir ifadeyle anlatılacak ve şöyle buyrulacaktır: “Hiçbir şey yoktur ki hazineleri bizim yanımızda olmasın; biz onu ancak belirlenmiş bir ölçü ile indiririz.” Bu ayeti ele alırken özellikle Allah’ın hazinelerinin fiziksel depo gibi düşünülmemesi, ilahî kudretin sınırsızlığı ile dünya kaynaklarının insan açısından sınırlı oluşunun ayrılması, ‘ma‘lûm ölçü’ kavramı, Allah’ın her istediğimizi sınırsız vermek zorunda olmaması, rızkın farklı miktarlarda ulaşması, israf ve kaynak yönetimi, kıtlıkların her zaman ilahî ceza sayılmaması ve insan ihmali ile ekonomik adaletsizliğin gerçek etkilerinin göz ardı edilmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Hicr Suresi 20. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Rızkımızı gerçekten yalnız kendi başarımız mı sanıyoruz? Bize ulaşan bir lokmanın arkasındaki toprağı, suyu ve başka insanların emeğini fark ediyor muyuz? Maddi durumu kötü olan kişiyi hemen tembellikle mi suçluyoruz? Serveti Allah’ın özel sevgisinin kanıtı mı sayıyoruz? Yardım ettiğimiz insanların üzerinde hak sahibi olduğumuzu mu düşünüyoruz? Dünyadaki diğer canlıları yalnız bizim kullanımımız için yaratılmış değersiz nesneler gibi mi görüyoruz? Ve en önemlisi, rızkın Allah’tan olduğuna inanırken çalışmayı, paylaşmayı ve adaleti gerçekten hayatımızın parçası hâline getiriyor muyuz?
“Hicr 20, ‘Orada sizin için geçimlikler ve sizin rızık veremeyeceğiniz kimseler yarattık’ buyurarak insanın hem emeğini hem sınırlılığını hatırlatır. Rızık yalnız para değildir; çalışma, toprak, su, üretim ve hayatı mümkün kılan pek çok imkân bu geniş düzenin parçalarıdır. İnsan çalışır ve başkasına rızka vesile olabilir fakat mutlak Râzık değildir. Ayetin büyük dersi şudur: Geçimini sağlamak için gayret et, fakat sahip olduklarını yalnız kendi kudretinin ürünü sanma; yeryüzündeki rızık düzenini şükür, paylaşım, adalet ve sorumlulukla karşıla.”
Ersan Karavelioğlu