📖 Hicr Suresi 19. Ayette “Yeri Yaydık, Oraya Sağlam Dağlar Yerleştirdik ve Orada Ölçülü Her Şeyden Bitirdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Hicr Suresi 19. Ayette “Yeri Yaydık, Oraya Sağlam Dağlar Yerleştirdik ve Orada Ölçülü Her Şeyden Bitirdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,487
2,736,290
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 19. Ayette “Yeri Yaydık, Oraya Sağlam Dağlar Yerleştirdik ve Orada Ölçülü Her Şeyden Bitirdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 16–18. ayetlerde insanın dikkati gökyüzüne, göğün güzelliğine ve gaybî düzenin Allah’ın hükümranlığı altında oluşuna yöneltilmişti. 19. ayette ise bakış gökten yere çevrilir: ‘Yeri yaydık, oraya sağlam dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü her şeyden bitirdik.’ Ayet, insanın üzerinde yaşadığı yeryüzünü geniş, kullanılabilir, düzenli ve hayat üreten bir ortam olarak düşünmeye çağırır. Buradaki ‘yeri yaydık’ ifadesini Dünya’nın geometrik olarak düz olduğuna dair bilimsel bir iddia şeklinde okumak gerekmez; insan küresel bir gezegenin yüzeyini de günlük tecrübesinde geniş ve uzanmış bir alan olarak yaşar. Aynı şekilde dağların anılması modern jeolojinin bütün ayrıntılarının Kur’an’da teknik biçimde verildiği anlamına gelmez. Kur’an burada jeoloji veya botanik ders kitabı yazmıyor; insanın üzerinde yaşadığı düzenli, çeşitli ve ölçülü yaratılışı fark etmesini istiyor.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 19. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Ve’l-arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ ravâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli şey’in mevzûn.” şeklindedir. Genel anlamı ise “Yeri yaydık, oraya sağlam dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü her şeyden bitirdik.” diye ifade edilebilir.

Hicr Suresi’nin önceki ayetlerinde gökyüzü üzerinde durulurken burada insanın her gün temas ettiği yeryüzü ön plana çıkarılır. İnsan göğe bakarken hayranlık duyabileceği gibi, ayağının altındaki toprağın nasıl hayat taşıdığını da düşünmelidir.

Ayetin üç temel vurgusu vardır: yeryüzünün insan hayatına elverişli biçimde yayılmış olması, dağların dikkat çekici varlığı ve yeryüzünden ölçülü bir çeşitlilik içinde bitkilerin çıkarılması.

2️⃣ “Yeri Yaydık” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “medednâhâ” fiili uzatmak, genişletmek, yaymak veya uzanmış hâle getirmek anlam alanına sahiptir. İnsan yeryüzünde yaşarken önünde geniş düzlükler, vadiler, ovalar ve uzanan coğrafyalar görür.

Kur’an burada insanın yaşadığı yüzey tecrübesine seslenmektedir. İnsan Dünya’nın üzerinde yürüdüğünde önünde kullanılabilir ve geniş bir alan bulur.

Dolayısıyla “yeri yaydık”, insanın yeryüzünü yaşanabilir ve geniş bir alan olarak deneyimlemesine uygun bir anlatımdır.

3️⃣ “Yeri Yaydık” Demek Dünya Düzdür Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Bir yüzeyin insan açısından yayılmış veya geniş olması, o cismin tamamının geometrik olarak düz olması gerektiği anlamına gelmez.

Dünya çok büyük olduğu için küresel yüzeyinin küçük bir bölümünde bulunan insan çevresini düz veya uzanmış gibi deneyimler. Büyük bir kürenin üzerinde küçük bir bölgede yürürken eğrilik günlük gözle doğrudan hissedilmeyebilir.

Bu nedenle Kur’an’daki yeryüzünün yayılması ifadelerini modern düz Dünya iddiasına dönüştürmek doğru değildir.

4️⃣ Kur’an Dünya’nın Şeklini Öğretmeye mi Çalışıyor ❓​

Bu ayetin temel amacı Dünya’nın geometrik şeklini teknik olarak öğretmek değildir. Kur’an insanı üzerinde yaşadığı dünyanın düzeni, kullanılabilirliği ve yaratılışı üzerinde düşünmeye çağırmaktadır.

Dünya’nın çapı, eksen eğikliği, jeodezik şekli veya diğer teknik özellikleri bilimsel araştırmanın konusudur. Bunları ölçmek için astronomi, fizik ve jeodezi kullanılır.

Kur’an’ın tefekkür dili ile bilimsel ölçüm dili aynı olmak zorunda değildir.

5️⃣ “Oraya Sağlam Dağlar Yerleştirdik” Ne Demektir ❓​

Ayette geçen “ravâsi”, sabit, sağlam duran veya kökleşmiş dağlar anlam alanına sahiptir. İnsan coğrafyasında dağlar yeryüzünün en dikkat çekici ve kalıcı görünen yapılarındandır.

Dağlar, insan ömrüyle karşılaştırıldığında son derece uzun süre varlıklarını korudukları için sabitlik ve görkem hissi verirler.

Ayet, yeryüzünün boş ve tekdüze bir yüzey olmadığını; dağlar, ovalar ve farklı coğrafi oluşumlarla çeşitlenmiş olduğunu hatırlatır.

6️⃣ Dağlar Dünyaya Sonradan Yukarıdan mı Atıldı ❓​

Ayette “elkaynâ”, yani “bıraktık, yerleştirdik” şeklinde çevrilebilecek bir fiil kullanılması, dağların uzaydan hazır kütleler hâlinde düşürüldüğünü söylemek zorunda değildir.

Kur’an yaratılışın sonucunu insan dilinde ifade eder. Modern jeoloji ise dağların oluşumunda tektonik hareketler, levha çarpışmaları, volkanizma, yükselme ve aşınma gibi süreçleri inceler.

Bu bilimsel süreçler, “Dağları Allah yarattı” inancıyla zorunlu olarak çatışmaz. Sebebin nasıl işlediğini açıklamak, yaratıcı düşüncesini otomatik olarak reddetmez.

7️⃣ Dağlar Depremleri Engeller mi ❓​

Bu ayetten “Dağlar depremleri durdurur” şeklinde teknik bir jeoloji sonucu çıkarmak doğru değildir. Dağlık bölgelerin önemli bir kısmı zaten tektonik açıdan aktif alanlarla ilişkilidir ve depremler buralarda görülebilir.

Kur’an’ın “ravâsi” ifadesini modern deprem mühendisliğine ait kesin bir formül hâline getirmek ayetin sınırını aşar.

Dağların jeolojik yapısı bilimsel olarak incelenebilir; Kur’an’ın amacı burada deprem mekanizması öğretmek değildir.

8️⃣ Dağların “Kazık” veya “Kök” Yapısına Sahip Olması Bu Ayette mi Anlatılıyor ❓​

Hicr 19 doğrudan “dağların kazıkları” ifadesini kullanmaz. Burada “ravâsi”, yani sağlam ve yerleşmiş dağlardan söz edilir.

Dağların yer kabuğunda yüzeyin altında devam eden yapıları bulunabilir ve jeoloji bunları izostazi gibi kavramlarla inceler. Fakat modern jeolojinin bütün ayrıntılarını bu ayetin içine yerleştirmek gerekmez.

Bilimsel gerçek doğru olabilir; fakat bir gerçeğin doğru olması, mutlaka bu ayetin onu teknik biçimde haber verdiği anlamına gelmez.

9️⃣ Dağlar Yeryüzü İçin Neden Önemlidir ❓​

Dağlar su döngüsünden iklime, habitatlardan tarıma kadar çok sayıda doğal sistemle ilişkilidir. Kar ve yağış depolayabilir, akarsuların kaynak bölgelerini oluşturabilir ve son derece çeşitli canlı topluluklarına ev sahipliği yapabilirler.

Ancak bütün bunları “Dağların tek yaratılış amacı budur” şeklinde sınırlandırmak gerekmez. Doğal sistemler çok yönlüdür.

Kur’an’ın ayette yaptığı temel şey, insanın gözünün önündeki bu devasa yapıları tefekkür konusu hâline getirmektir.

🔟 “Orada Her Şeyden Bitirdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin devamında “ve enbetnâ fîhâ”, yani “orada bitirdik/yetiştirdik” denilir. Bu ifade yeryüzünün yalnız taş ve kayadan oluşmadığını, hayat üreten bir ortam olduğunu hatırlatır.

Topraktan sayısız bitki, ağaç, meyve, tahıl ve başka canlı sistemleri ortaya çıkar. İnsan bunların bir kısmını yer, bir kısmından ilaç, lif, ahşap veya başka faydalar elde eder.

Fakat ayetin mesajı yalnız insan kullanımına indirgenmez. Bitkisel hayat, ekosistemin bütünü içinde de büyük önem taşır.

1️⃣1️⃣ “Her Şeyden” İfadesi Kelimenin Tam Anlamıyla Evrendeki Her Şey mi Demektir ❓​

Bağlamda “her şeyden” ifadesi yeryüzünde bitirilen çeşitli şeylere yöneliktir. Bunun anlamını “Dünyada var olan bütün nesneler topraktan bitki gibi çıkar” şeklinde aşırı literal okumak gerekmez.

Arapçada ve birçok dilde “her” türü ifadeler bağlama göre geniş kapsamlı çeşitlilik anlamı taşıyabilir.

Ayetin amacı, yeryüzünde şaşırtıcı derecede geniş ve düzenli bir canlı çeşitliliğinin bulunduğuna dikkat çekmektir.

1️⃣2️⃣ “Mevzûn” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette geçen “mevzûn” kelimesi ölçülmüş, tartılmış, belirli ölçü ve oran içinde bulunan anlam alanına sahiptir.

Bu kelime, yaratılıştaki ölçü, düzen, oran ve sınır fikrini güçlü biçimde yansıtır. Bitkilerin gelişimi rastgele sınırsız değildir; her türün belirli yapıları, büyüme biçimleri ve biyolojik özellikleri vardır.

Ancak “mevzûn” kelimesini belirli bir modern matematik veya fizik formülüne indirgemek gerekmez. Ayetin verdiği temel fikir ölçülü yaratılıştır.

1️⃣3️⃣ “Ölçülü Her Şey” Modern Bilimsel Sabitleri mi Anlatıyor ❓​

Ayet böyle özel bir teknik açıklama yapmaz. Evren ve canlılıkta ölçülebilir oranlar, kimyasal miktarlar ve biyolojik sınırlar elbette vardır; bilim bunları araştırır.

Fakat Hicr 19’u “Kur’an bütün fizik sabitlerini burada 1400 yıl önce açıkladı” şeklinde yorumlamak gereksiz bir aşırı iddia olur.

Kur’an’ın söylediği daha temel ve kalıcıdır: Yaratılış başıboş ve ölçüsüz bir karmaşa olarak sunulmaz.

1️⃣4️⃣ Bitkilerin Büyümesi Allah’ın Yaratmasıyla Bilimsel Açıklama Arasında Çelişki Oluşturur mu ❓​

Hayır. Bilim bir tohumun nasıl filizlendiğini; hücre bölünmesini, genleri, hormonları, ışığı, suyu ve besin maddelerini araştırabilir.

Bir Müslüman bütün bu biyolojik süreçleri öğrenip aynı zamanda bu süreçlerin Allah’ın yarattığı düzen içinde gerçekleştiğine inanabilir.

Doğal sebebi açıklamak, Allah’ı açıklamanın dışına çıkarmak zorunda değildir.

1️⃣5️⃣ “Allah Bitirdi” Diyorsak Çiftçinin Emeğinin Önemi Kalmaz mı ❓​

Hayır. Kur’an’ın Allah’a nispet ettiği yaratılış, insan emeğini yok saymaz. Çiftçi tohumu seçer, toprağı işler, sular, gübreler ve hastalıklarla mücadele eder.

Bununla birlikte insan bütün koşulları mutlak biçimde kontrol edemez. Yağış, sıcaklık, hastalık ve başka birçok unsur sonucu etkileyebilir.

Bu yüzden insan emeği gerçektir; fakat insan mutlak yaratıcı değildir. Tevekkül ile tarımsal planlama birbirine karşıt değildir.

1️⃣6️⃣ Doğadaki Ölçü Çevreyi İstediğimiz Gibi Kullanabileceğimiz Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Tam tersine ölçü ve denge fikri, insanın çevre üzerindeki etkisini sorgulamasına yardımcı olabilir.

Toprağı sürekli aşırı kullanmak, su kaynaklarını tüketmek, habitatları yok etmek veya ekosistemleri sınırsız atık alanına dönüştürmek uzun vadede ciddi sonuçlar doğurabilir.

Yeryüzünün insana faydalı olması, insanın onu sınırsızca tahrip etme hakkı bulunduğu anlamına gelmez.

1️⃣7️⃣ Doğal Afetler Bu Ölçünün Bozulduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Depremler, volkanlar, seller, kuraklıklar ve fırtınalar doğal sistemlerin parçası olabilir. Bunların varlığı yaratılışın tamamen düzensiz olduğu anlamına gelmez.

Aynı şekilde her afet için “Allah bu toplumu cezalandırdı” demek de doğru değildir. Belirli geçmiş kavimler hakkındaki özel ilahî hükümler vahiy ile bildirilmiştir; günümüzdeki her doğal olaya aynı hükmü uygulayamayız.

İnsan afetlerin doğal nedenlerini araştırmalı ve can kaybını azaltmak için bilim, mühendislik ve iyi yönetimle tedbir almalıdır.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 16–19. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 16. ayette gökyüzünün burçlarla süslendiği, 17 ve 18. ayetlerde onun korunmuşluğundan söz edilmişti. 19. ayette ise dikkat yeryüzüne, dağlara ve bitkilere çevrilir.

Böylece insanın üzerinde ve altında gördüğü bütün çevre tefekkür alanına dönüşür. Kur’an insana yalnız olağanüstü mucize aramamasını, her gün içinde yaşadığı yaratılışa da dikkat etmesini öğretir.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 20. ayette bu tema devam edecek ve şöyle buyrulacaktır: “Orada sizin için geçimlikler ve sizin rızık veremeyeceğiniz kimseler meydana getirdik.” Bu ayeti ele alırken özellikle “ma‘âyiş” yani geçim imkânları, rızkın yalnız para anlamına gelmemesi, insan emeği ile Allah’ın rızık vermesi arasındaki ilişki, insanın kendisine ait olmayan canlıların da yeryüzünde yaşaması, ekolojik bağımlılık, geçim imkânlarını sömürme hakkıyla karıştırmama ve yoksulluğu kişinin imansızlığının göstergesi saymama üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 19. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 19. ayet, gökyüzünden yeryüzüne dönerek insanın üzerinde yaşadığı dünyanın ne kadar dikkat çekici olduğunu hatırlatır: “Yeri yaydık, oraya sağlam dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü her şeyden bitirdik.” İnsan çoğu zaman ayağının altındaki dünyanın olağanüstülüğünü sıradanlaştığı için fark etmez.

Her gün üzerinde yürüdüğümüz toprak bize geniş bir yaşam alanı sunar. Şehirler, tarlalar, yollar ve medeniyetler bu yüzey üzerinde kurulmuştur. Kur’an bu yaşanabilirliği kendiliğinden önemsiz bir gerçeklik gibi geçmememizi ister.

Ancak “yeri yaydık” ifadesini kullanarak Dünya’nın düz olduğunu iddia etmek ayetin amacını aşar. İnsan küresel bir gezegenin yüzeyini geniş ve yayılmış biçimde deneyimleyebilir. Günlük dilde “önümüzde uzanan topraklar” demek, gezegenin geometrisini inkâr etmek değildir.

Bu ayrım din ile bilim arasında gereksiz çatışmalar üretmemek açısından önemlidir. Dünya’nın şekli gözlem ve ölçümle araştırılabilir. İmanın doğruluğu bilimsel olarak yanlış bir düz Dünya savunmasına bağlanmak zorunda değildir.

Dağlar konusunda da aynı temkin gereklidir. Ayet dağları “ravâsi”, yani sağlam ve yerleşmiş yapılar olarak anmaktadır. Fakat buradan modern jeolojinin bütün ayrıntılarını birkaç kelimenin içine yerleştirmek gerekmez.

Dağların nasıl oluştuğunu levha tektoniğiyle açıklamak Kur’an’a karşı çıkmak değildir. Allah’ın yaratması ile doğal süreçler birbirini dışlamak zorunda değildir. Allah’ın yaratmasının hangi doğal süreçlerle gerçekleştiğini araştırmak, yaratılışı incelemenin bir biçimi olabilir.

Bu yüzden bilimsel bilgi arttığında mümin paniğe kapılmak zorunda değildir. Yeni bir jeolojik keşif Kur’an’ı tehdit eden düşman gibi görülmemelidir. Aynı şekilde her yeni keşfi zorla “Kur’an bunu zaten söylüyordu” diye ayetlere bağlamamız da gerekmez.

Kur’an’ın mesajını güçlü tutmanın yolu onu modern bilimin her değişken teorisine bağlamak değil, metnin gerçekten söylediği temel mesajı doğru anlamaktır.

Ayetin üçüncü vurgusu bitkisel hayattır. Toprak, dışarıdan bakıldığında yalnız kahverengi bir madde gibi görünebilir; fakat uygun şartlarda içinden inanılmaz çeşitlilikte hayat çıkar. Birkaç milimetrelik tohumdan dev ağaçların oluşması bile insanı düşünmeye çağırabilecek olağanüstü bir süreçtir.

Burada “mevzûn”, yani ölçülü olma fikri özellikle önemlidir. Canlılar sınırsız ve biçimsiz şekilde büyümez. Her türün belirli yapıları, sınırları ve gelişim düzenleri vardır. Hayat çeşitlidir fakat bütünüyle kuralsız değildir.

Bu düzeni bilimsel olarak incelemek tefekküre rakip değildir. Bir botanikçi bitkinin hücresini, DNA’sını veya fotosentezini öğrendiğinde yaratılışın hayranlık uyandırıcı yönlerinden birini daha ayrıntılı görmüş olabilir.

Dolayısıyla bilmek hayranlığı azaltmak zorunda değildir. Bazen bir şeyin nasıl çalıştığını daha iyi öğrenmek, onun ne kadar karmaşık olduğunu daha çok fark ettirir.

Ayet aynı zamanda insanın toprağa olan bağımlılığını da hatırlatır. Modern şehir hayatında yiyecek market rafında beliriyor gibi görünür; fakat gıdanın büyük kısmının arkasında toprak, su, güneş, tohum ve insan emeği vardır.

Bu gerçek insanın kibirini azaltabilir. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin insan temel olarak içinde yaşadığı doğal sistemlere bağımlıdır. Yeryüzü yalnız üzerinde bina kurduğumuz zemin değil, hayatımızın maddi temelidir.

Bu yüzden ayetin çevre ahlakıyla da güçlü bir bağlantısı vardır. Eğer yeryüzü ölçülü ve hayat taşıyan bir düzen ise onu yalnız kısa vadeli kazanç için tahrip etmek gelecek nesillere zarar verebilir.

İnsan toprağı işleyebilir, maden çıkarabilir, şehir kurabilir ve doğadan yararlanabilir. Fakat yararlanmak ile sınırsız sömürmek aynı şey değildir. İnsan sahip olduğu teknolojik gücü sorumlulukla kullanmalıdır.

Bu noktada “Allah zaten dünyayı korur” diyerek çevresel tedbirleri küçümsemek de doğru değildir. Allah’ın düzeni içinde insan davranışlarının sonuçları vardır. Kirletilen su insanı hasta edebilir, bozulan toprak verimi düşürebilir ve yanlış şehirleşme afetlerin zararını büyütebilir.

İlahî yaratılışa iman sebepleri ciddiye almamayı değil, sebepler içinde sorumlulukla davranmayı gerektirir.

Aynı ilke doğal afetlerde de geçerlidir. Deprem doğa yasaları içinde meydana gelebilir; kötü yapılaşma ise onun insan üzerindeki zararını çok büyütebilir. Böyle bir durumda her şeyi “kader” diyerek insan ihmalini görünmez hâle getirmek doğru değildir.

Kader, mühendislik hatalarının bahanesi değildir. Tedbir almak tevekküle karşı değil, onunla uyumlu bir sorumluluktur.

Ayetin “ölçü” vurgusu insan hayatına da güçlü bir düşünce taşır. İnsan tüketiminde, üretiminde ve doğayla ilişkisinde sınır bilmeyi öğrenmelidir. Her şeye sahip olabilme gücü, her şeyi tüketme hakkı anlamına gelmez.

Doğanın güzelliği ve çeşitliliği yalnız ekonomik değerle ölçülemez. Bir ormanın değeri yalnız kaç metreküp odun ürettiği değildir. Bir dağın değeri yalnız maden miktarıyla, bir nehrin değeri yalnız elektrik üretimiyle sınırlanamaz.

Kur’an’ın “bakanlar için süs”, “ölçülü bitkiler” gibi ifadeleri yaratılışın aynı zamanda estetik ve tefekkür değeri bulunduğunu hatırlatır.

Hicr Suresi 19. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Yeryüzünü Allah’ın hayat için sunduğu geniş bir alan olarak gör; fakat “yaydık” ifadesini düz Dünya teorisine dönüştürme. Dağları düşün ama Kur’an’ı jeoloji ders kitabına çevirmeye çalışma. Bitkilerdeki çeşitlilik ve ölçüyü fark et ama bilimsel ayrıntıları ayete zorla yükleme. Doğadan yararlan fakat onu sınırsızca tüketme. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Ayağımızın altındaki yeryüzü sıradan bir zemin değil; dağları, toprağı ve ölçülü biçimde gelişen hayatıyla insanı bilgiye, şükre, tevazuya ve sorumluluğa çağıran büyük bir yaratılış alanıdır.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 20. ayette, yeryüzündeki bu düzenin insanın geçimiyle ilişkisi daha açık biçimde anlatılacak ve şöyle buyrulacaktır: “Orada sizin için geçimlikler ve sizin rızık veremeyeceğiniz kimseler meydana getirdik.” Bu ayeti ele alırken özellikle “ma‘âyiş” kelimesinin geçim yolları ve yaşam imkânları anlamı, rızkın yalnız maaş veya para olmadığı, insanın çalışmasının gerçek değeri ile rızkın Allah’a nispet edilmesinin çelişmediği, yeryüzünde insanın beslemediği sayısız canlının yaşaması, insanın ekosistemin sahibi değil parçası olması, yoksulluğu imansızlığın veya zenginliği Allah’ın özel sevgisinin kesin göstergesi saymama ve tevekkülü çalışmayı bırakmak şeklinde anlamama üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 19. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Her gün üzerinde yürüdüğümüz yeryüzünü gerçekten görüyor muyuz? Kur’an’ın “yeri yaydık” sözünü kendi bilimsel önyargımızı doğrulamak için mi kullanıyoruz, yoksa ayetin asıl tefekkür çağrısını mı duyuyoruz? Dağlara baktığımızda yalnız taş, toprağa baktığımızda yalnız ekonomik değer mi görüyoruz? İnsan emeğinin yanında suya, iklime ve doğal düzene ne kadar bağımlı olduğumuzu fark ediyor muyuz? Çevreyi kullanma hakkımızı onu yok etme hakkı sanıyor muyuz? Ve en önemlisi, bize yaşama imkânı sağlayan bu yeryüzünü bizden sonrakilere hangi durumda bırakıyoruz?

“Hicr 19, ‘Yeri yaydık, oraya sağlam dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü her şeyden bitirdik’ buyurarak insanı ayağının altındaki yaratılış üzerinde düşünmeye çağırır. ‘Yeri yaydık’ ifadesi Dünya’nın düz olduğuna dair teknik bir bilim iddiası değildir; dağların anılması da modern jeolojinin bütün ayrıntılarının ayette verildiği anlamına gelmez. Ayetin büyük dersi şudur: Yeryüzü genişliği, dağları ve ölçülü hayat çeşitliliğiyle insana sunulmuş büyük bir nimettir; onu yalnız kullanmak değil, anlamak, şükretmek ve sorumlulukla korumak da insanın görevidir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt