Fetih Suresi'nin Arapça ve Türkçe Okunuşu Nasıldır?
Merhaba! Fetih Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 48. suresidir ve Mekke’nin fethine dair ilahi müjdeyi taşıyan, İslam dünyasında çok özel bir yere sahip olan bir suredir. Bu sure, zaferin yalnızca Allah’tan geldiğini, iman edenlerin sabır ve gayretleriyle ödüllendirileceğini vurgular. Şimdi, bu güzel surenin Arapça metni, Türkçe okunuşu ve anlamını adım adım paylaşacağım. Hadi başlayalım!
Fetih Suresi Hakkında Genel Bilgiler
| Kategori | Detaylar |
|---|---|
| Sure Numarası | 48 |
| Ayet Sayısı | 29 |
| İniş Yeri | Medine |
| Ana Teması | Allah’ın yardımıyla gelen zafer ve müjde |
| Öne Çıkan Mesajlar | İmanın gücü, sabır ve zaferin yalnızca Allah’tan olduğu |
Fetih Suresi’nin Tam Metni
Aşağıda Arapça metni, Türkçe okunuşu ve anlamını her bir ayet için detaylı bir şekilde bulabilirsiniz:1. Ayet
إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا
"İnnâ fetahnâ leke fethan mubînâ"
“Şüphesiz biz sana apaçık bir zafer verdik.”
2. Ayet
لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا
"Liyagfire leke Allahu ma tekaddeme min zenbike ve ma teahhara ve yutimme ni'metehu aleyke ve yehdiyeke sıraten mustakîma"
“Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola iletsin.”
3. Ayet
وَيَنْصُرَكَ اللَّهُ نَصْرًا عَزِيزًا
"Ve yensurake Allahu nasran azîzâ"
“Ve Allah, sana güçlü bir yardım ile yardım etsin.”
4. Ayet
هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ السَّكِينَةَ فِي قُلُوبِ الْمُؤْمِنِينَ لِيَزْدَادُوا إِيمَانًا مَعَ إِيمَانِهِمْ ۗ وَلِلَّهِ جُنُودُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۚ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
"Huvallazî enzeles-sekînete fî kulûbil-mu'minîne li yezdâdû îmânen me'a îmânihim, ve lillâhi cunûdus-semâvâti vel-ardı, ve kânallâhu alîmen hakîmâ"
“O, müminlerin kalplerine huzur ve güven indirdi ki imanlarına iman katsınlar. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.”
5. Ayet
لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ ۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عِنْدَ اللَّهِ فَوْزًا عَظِيمًا
"Liyudhilel-mu'minîne vel-mu'minâti cennâtin tecrî min tahtihel-enhâru hâlidîne fîhâ ve yukeffira anhum seyyiâtihim, ve kâne zâlike indallâhi fevzen azîmâ"
“Böylece mümin erkekleri ve mümin kadınları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koysun; orada sonsuza dek kalacaklardır. Allah, onların kötülüklerini örtsün. İşte bu, Allah katında büyük bir başarıdır.”
Fetih Suresi’nin Devamı (6-29 Ayetleri)
Surenin geri kalan 24 ayetini de eksiksiz olarak yazmak, bu formatta çok uzun bir içerik gerektirir. Ancak, tüm ayetlerin aynı özenle Arapça metin, Türkçe okunuş ve anlamıyla devam edebilmesi için sabırlı olun; bir sonraki bölümde tüm detaylarıyla devam edeceğim.Bu muazzam sureyi adım adım keşfetmeye hazır olun! Devam ediyorum...
Fetih Suresi'nin Devamı (6-15)
6. Ayet
وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكِينَ وَالْمُشْرِكَاتِ الظَّانِّينَ بِاللَّهِ ظَنَّ السَّوْءِ ۚ عَلَيْهِمْ دَائِرَةُ السَّوْءِ ۖ وَغَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَ ۖ وَسَاءَتْ مَصِيرًا
"Ve yu'azzibel-munâfikîne vel-munâfikâti vel-müşrikîne vel-müşrikâti-zzannîne billâhi zannes-sev'i, aleyhim dâ'iretus-sev'i, ve gadıballâhu aleyhim ve leanehum ve e'adde lehum cehenneme, ve sâet mesîrâ"
“Allah, münafık erkekleri ve kadınları, müşrik erkekleri ve kadınları azaba uğratsın; onlar Allah hakkında kötü zanda bulunurlar. Kötülük onların üzerine döner, Allah onlara gazap etmiş, onları lanetlemiş ve cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir yerdir!”
7. Ayet
وَلِلَّهِ جُنُودُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۚ وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
"Ve lillâhi cunûdus-semâvâti vel-ardı, ve kânallâhu azîzen hakîmâ"
“Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, mutlak güç sahibidir ve hikmet sahibidir.”
8. Ayet
إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
"İnnâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiren ve nezîrâ"
“Şüphesiz biz seni bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.”
9. Ayet
لِتُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُ وَتُسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا
"Li-tu'minû billâhi ve resûlihî ve tu'azzirûhu ve tuvekkirûhu ve tusabbihûhu bukreten ve asîlâ"
“Allah’a ve Resulüne iman edesiniz, O’nu destekleyip yüceltesiniz ve sabah akşam O’nu tesbih edesiniz diye (gönderildi).”
10. Ayet
إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ ۚ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ ۚ فَمَنْ نَكَثَ فَإِنَّمَا يَنْكُثُ عَلَىٰ نَفْسِهِ ۖ وَمَنْ أَوْفَىٰ بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
"İnnellezîne yubâyi'ûneke innemâ yubâyi'ûnallâh, yedullâhi fevka eydîhim, fe-men nekese fe-innemâ yenkusu alâ nefsih, ve-men evfâ bimâ âhede aleyhullâhe fe-se-yu'tîhi ecren azîmâ"
“Sana biat edenler, gerçekte Allah’a biat etmektedir. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim verdiği sözü bozarsa, ancak kendisine zarar vermiş olur. Kim de Allah’a verdiği sözü yerine getirirse, Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.”
11. Ayet
سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ الْأَعْرَابِ شَغَلَتْنَا أَمْوَالُنَا وَأَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَا ۚ يَقُولُونَ بِأَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ فِي قُلُوبِهِمْ ۚ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا إِنْ أَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا أَوْ أَرَادَ بِكُمْ نَفْعًا ۚ بَلْ كَانَ اللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا
"Seyekûlu leke-l-muhallefûne mine-l-a'râbi şeğaletnâ emvâlunâ ve ehlûnâ festeğfir lenâ, yekûlûne bi-elsinetihim mâ leyse fî kulûbihim, kul fe-men yemliku lekum mine-llâhi şey'en in erâde bikum darren ev erâde bikum nef'â, bel kânallâhu bimâ ta'melûne habîrâ"
“Bedevilerden geri kalanlar sana şöyle diyecek: ‘Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti, bizim için bağışlanma dile.’ Onlar, kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: ‘Eğer Allah size bir zarar ya da bir fayda dilerse, O’na karşı size kim bir şey yapabilir?’ Hayır! Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”
12. Ayet
بَلْ ظَنَنْتُمْ أَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ إِلَىٰ أَهْلِيهِمْ أَبَدًا وَزُيِّنَ ذَٰلِكَ فِي قُلُوبِكُمْ وَظَنَنْتُمْ ظَنَّ السَّوْءِ وَكُنْتُمْ قَوْمًا بُورًا
"Bel zanentum en len yenkaliber resûlu vel-mu'minûne ilâ ehlîhim ebedâ, ve zuyyine zâlike fî kulûbikum, ve zanentum zannes-sev'i ve kuntum kavmen bûrâ"
“Aksine, siz Peygamber’in ve müminlerin bir daha asla ailelerine dönmeyeceklerini sandınız. Bu düşünce kalplerinizde güzel göründü ve kötü bir zan beslediniz. Siz, helak olmaya mahkûm bir topluluk oldunuz.”
13. Ayet
وَمَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ فَإِنَّا أَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ سَعِيرًا
"Ve men lem yu'min billâhi ve resûlihî fe-innâ e'tednâ lil-kâfirîne saîrâ"
“Kim Allah’a ve Resulüne inanmazsa, biz kâfirler için alevli bir ateş hazırlamışızdır.”
14. Ayet
وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۚ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ ۚ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا
"Ve lillâhi mulkus-semâvâti vel-ardı, yağfiru limen yeşâ' ve yu'azzibu men yeşâ', ve kânallâhu gafûran rahîmâ"
“Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğini azap eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
15. Ayet
سَيَقُولُ الْمُخَلَّفُونَ إِذَا انْطَلَقْتُمْ إِلَىٰ مَغَانِمَ لِتَأْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْ ۖ يُرِيدُونَ أَنْ يُبَدِّلُوا كَلَامَ اللَّهِ ۚ قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا كَذَٰلِكُمْ قَالَ اللَّهُ مِنْ قَبْلُ ۖ فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَا ۚ بَلْ كَانُوا لَا يَفْقَهُونَ إِلَّا قَلِيلًا
"Seyekûlu-l-muhallefûne izentalaqtum ilâ meğânime li-te'huzûhâ zerûnâ nettebi'kum, yurîdûne en yubeddilû kelâmallâh, kul len tettebi'ûnâ, kezâlikum kâlallâhu min kabl, fe-seyekûlûne bel teh sudûnenâ, bel kânû lâ yefkahûne illâ kalîlâ"
“Ganimetleri almak üzere sefere çıktığınızda, geride kalanlar size şöyle diyecekler: ‘Bizi bırakın, sizinle gelelim.’ Onlar, Allah’ın kelamını değiştirmek istiyorlar. De ki: ‘Asla bizimle gelmeyeceksiniz. Allah, daha önce böyle buyurdu.’ Bunun üzerine, ‘Hayır, siz bizi kıskanıyorsunuz.’ diyecekler. Hayır, onlar çok az şey anlıyorlar.”
16. Ayet
قُلْ لِلْمُخَلَّفِينَ مِنَ الْأَعْرَابِ سَتُدْعَوْنَ إِلَىٰ قَوْمٍ أُولِي بَأْسٍ شَدِيدٍ تُقَاتِلُونَهُمْ أَوْ يُسْلِمُونَ ۖ فَإِنْ تُطِيعُوا يُؤْتِكُمُ اللَّهُ أَجْرًا حَسَنًا ۖ وَإِنْ تَتَوَلَّوْا كَمَا تَوَلَّيْتُمْ مِنْ قَبْلُ يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
"Kul li-l-muhallefîne mine-l-a'râbi setud'avne ilâ kavmin ulî be'sin şedîdîn tu'kâtilûnehum ev yuslimûn, fe-in tutî'û yu'tikumu-llâhu ecran hasenâ, ve in te-tavellev kemâ te-velleytum min kablu yu'azzibkum azâben elîmâ"
“Geride kalan Bedevîlere de ki: ‘Yakında güçlü bir kavimle savaşmaya ya da onların teslim olmasını sağlamaya çağrılacaksınız. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verecektir. Ama daha önce döndüğünüz gibi dönecek olursanız, sizi elem verici bir azaba uğratır.’”
17. Ayet
لَيْسَ عَلَى الْأَعْمَىٰ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ ۗ وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ۖ وَمَنْ يَتَوَلَّ يُعَذِّبْهُ عَذَابًا أَلِيمًا
"Leyse alel-a'mâ haracun ve lâ alel-a'raji haracun ve lâ alel-merîdi haracun, ve men yuti'illâhe ve resûlehû yudhılhû cennâtin tecrî min tahtihel-enhâru, ve men yetevellâ yu'azzibhû azâben elîmâ"
“Kör olana, topal olana ve hasta olana bir sakınca yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, onu altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de yüz çevirirse, onu elem verici bir azaba uğratır.”
18. Ayet
لَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنِ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَنْزَلَ السَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَابَهُمْ فَتْحًا قَرِيبًا
"Leqad radıyallâhu anil-mu'minîne iz yubâyi'ûneke tahteş-şecerati fe-alime mâ fî kulûbihim, fe-enzeles-sekînete aleyhim ve esâbehum fethan qarîbâ"
“Andolsun, Allah müminlerden, o ağacın altında sana biat ederlerken razı oldu. Kalplerindekini bildiği için onlara huzur indirdi ve onlara yakın bir fetih verdi.”
19. Ayet
وَمَغَانِمَ كَثِيرَةً يَأْخُذُونَهَا ۗ وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
"Ve meğânime kesîraten ye'huzûnehâ, ve kânallâhu azîzen hakîmâ"
“Ve alacakları birçok ganimet verdi. Allah, mutlak güç ve hikmet sahibidir.”
20. Ayet
وَعَدَكُمُ اللَّهُ مَغَانِمَ كَثِيرَةً تَأْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هَٰذِهِ وَكَفَّ أَيْدِيَ النَّاسِ عَنْكُمْ وَلِتَكُونَ آيَةً لِلْمُؤْمِنِينَ وَيَهْدِيَكُمْ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا
"Ve'adekumullâhu meğânime kesîraten te'huzûnehâ fe'accele lekum hâzihi ve keffe eydiyen-nâsi ankum ve li-tekûne âyeten lil-mu'minîne ve yehdiyekum sırâtan mustaqîmâ"
“Allah, size alacağınız birçok ganimeti vaat etti. Bu (fetih) ile bunu size çabucak verdi ve insanların ellerini sizden çekti. Bu, müminler için bir ayet olsun ve sizi doğru yola iletsin diye (yapıldı).”
21. Ayet
وَأُخْرَىٰ لَمْ تَقْدِرُوا عَلَيْهَا قَدْ أَحَاطَ اللَّهُ بِهَا ۚ وَكَانَ اللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرًا
"Ve uhrâ lem takdirû aleyhâ, qad ahâta'llâhu bihâ, ve kânallâhu alâ kulli şey'in qadîrâ"
“Henüz ele geçiremediğiniz başka ganimetler de var ki Allah onları sizin için kuşatmıştır. Allah, her şeye güç yetirendir.”
22. Ayet
وَلَوْ قَاتَلَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوَلَّوُا الْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا
"Ve lev qâtelekumu'llezîne keferû levelle'v'l-edbâre, summe lâ yecidûne veliyyen ve lâ nasîrâ"
“Eğer kâfirler sizinle savaşsalardı, mutlaka arkalarına dönüp kaçarlardı. Sonra ne bir dost ne de bir yardımcı bulabilirlerdi.”
23. Ayet
سُنَّةَ اللَّهِ الَّتِي قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلُ ۖ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلًا
"Sünnetallâhi'l-letî qad halet min qablu, ve len tecide li-sünnetillâhi tebdîlâ"
“Allah’ın öteden beri süregelen kanunu budur. Sen, Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.”
24. Ayet
وَهُوَ الَّذِي كَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ عَنْهُمْ بِبَطْنِ مَكَّةَ مِنْ بَعْدِ أَنْ أَظْفَرَكُمْ عَلَيْهِمْ ۚ وَكَانَ اللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرًا
"Ve huvellezî keffe eydiyehum ankum ve eydiyekum anhum bi-batni mekkeh, min ba'di en azferekum aleyhim, ve kânallâhu bimâ ta'melûne basîrâ"
“O, Mekke vadisinde onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çekti. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.”
25. Ayet
هُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَالْهَدْيَ مَعْكُوفًا أَنْ يَبْلُغَ مَحِلَّهُ ۚ وَلَوْلَا رِجَالٌ مُؤْمِنُونَ وَنِسَاءٌ مُؤْمِنَاتٌ لَمْ تَعْلَمُوهُمْ أَنْ تَطَئُوهُمْ فَتُصِيبَكُمْ مِنْهُمْ مَعَرَّةٌ بِغَيْرِ عِلْمٍ ۖ لِيُدْخِلَ اللَّهُ فِي رَحْمَتِهِ مَنْ يَشَاءُ ۚ لَوْ تَزَيَّلُوا لَعَذَّبْنَا الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
"Humullezîne keferû ve saddukum anil-mescidil-harâm, vel-hedye me’kûfen en yebluğa mahillehû. Ve lev lâ ricâlun mu’minûne ve nisâun mu’minâtun lem ta’lemûhum en tat’eûhum fe tusîbukum minhum me’arretun bi-gayri ilmin, li yudhîlellâhu fî rahmetihî men yeşâ’, lev tezevvelû le’azzebnâllezîne keferû minhum azâben elîmâ"
“Onlar, kâfirlik ettiler, sizi Mescid-i Haram’dan ve kurbanlıkların yerine ulaşmasından alıkoydular. İçinizde bilmediğiniz mümin erkekler ve kadınlar vardı; onları ezip zarar verebilirdiniz, bu yüzden Allah dilediğini rahmetine dâhil etsin. Eğer bu ayrışma olsaydı, kâfir olanları elem verici bir azapla cezalandırırdık.”
26. Ayet
إِذْ جَعَلَ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي قُلُوبِهِمُ الْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ فَأَنْزَلَ اللَّهُ سَكِينَتَهُ عَلَىٰ رَسُولِهِ وَعَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَأَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوَىٰ وَكَانُوا أَحَقَّ بِهَا وَأَهْلَهَا ۚ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
"İz ce’ale-llezîne keferû fî kulûbihimul-hamiyyete hamiyyetel-câhiliyyeti fe-enzeles-sekînete alâ resûlihi ve alel-mu’minîne ve elzemahum kelimetet-takvâ, ve kânû ahakka bihâ ve ehlehâ, ve kânallâhu bi-kulli şey’in alîmâ"
“Kâfirler, kalplerine cahiliye hamiyetini yerleştirdiklerinde, Allah Resulü’nün ve müminlerin üzerine huzur ve güven indirdi. Onlara takva kelimesini bağışladı. Onlar buna layık ve ehil idiler. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.”
27. Ayet
لَقَدْ صَدَقَ اللَّهُ رَسُولَهُ الرُّؤْيَا بِالْحَقِّ ۖ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ آمِنِينَ مُحَلِّقِينَ رُءُوسَكُمْ وَمُقَصِّرِينَ لَا تَخَافُونَ ۚ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذَٰلِكَ فَتْحًا قَرِيبًا
"Leqad sadakallâhu resûlehu-r-ru’yâ bil-hakkı, le-tedhulunne-l-mescide-l-harâme inşâallâhu âminîne muhalliqîne ruûsekum ve mukassirîne lâ tehâfûne, fe-alime mâ lem ta’lemû fece’ale min dûni zâlike fethan qarîbâ"
“Allah, Peygamberine olan rüyasını hakkıyla doğruladı. Allah dilerse, siz mutlaka güven içinde başlarınızı tıraş ederek veya kısaltarak Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah, bilmediğinizi bildi ve bundan önce size yakın bir zafer verdi.”
28. Ayet
هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَىٰ وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ ۚ وَكَفَىٰ بِاللَّهِ شَهِيدًا
"Huvellâzî erseler-resûlehû bil-hudâ ve dînil-hakkı li yuzhirahu alâ-d-dîni kullihi, ve kefâ billâhi şehîdâ"
“O, Peygamberini doğru yol ve hak dinle gönderdi ki, onu bütün dinlere üstün kılacak. Şahit olarak Allah yeter.”
29. Ayet
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ ۚ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ ۖ تَرَاهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا ۖ سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِمْ مِنْ أَثَرِ السُّجُودِ ۚ ذَٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ ۚ وَمَثَلُهُمْ فِي الْإِنْجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَىٰ عَلَىٰ سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ ۗ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا
"Muhammedur-resûlullâh, vellezîne me'ahû eşiddâu ale-l-küffâri ruhamâu beynehum, terâhum rükkâan succeeden yebteğûne fadlen minallâhi ve rıdvânâ, sîmâhum fî vücûhihim min eseri-s-sucûd, zâlike meseluhum fî-t-Tevrâti ve meseluhum fî-l-İncîli ke-zer'in ahrece şat'ehu fe-âzerehu fe-estagladhe festevâ alâ sûkihi yu'cibu-z-zurrâ' li-yegîza bihimu-l-küffâr, ve adallâhu-llezîne âmenû ve amilûs-sâlihâti minhum magfireten ve ecran azîmâ"
“Muhammed, Allah’ın elçisidir. Onunla birlikte olanlar, kâfirlere karşı sert, kendi aralarında merhametlidir. Onları rükû ve secde ederken görürsün; Allah’ın lütfunu ve rızasını dilerler. Yüzlerinde secde izinden kaynaklanan nişanları vardır. İşte onların Tevrat’taki örnekleri budur. İncil’deki örnekleri ise bir ekine benzer; filizini çıkarır, onu güçlendirir, kalınlaşır ve gövdesi üzerinde dimdik durur. Bu, ekicilerin hoşuna gider. Allah, bu yüzden kâfirleri öfkelendirir. Allah, inanıp salih amel işleyenlere bağışlama ve büyük bir mükâfat vaat etmiştir.”
Son düzenleme: