Erich Fromm'un İnsan Anlayışı Nedir
Özgürlük, Sevgi, Yabancılaşma, Karakter Ve Sağlıklı Toplum Nasıl Birleşir
"İnsan, yalnızca doğmuş bir varlık değil; sevgiyle, akılla, özgürlükle ve üretken bir bilinçle kendini sürekli yeniden inşa eden açık bir imkandır."
- Ersan Karavelioğlu
Erich Fromm'un insan anlayışı, modern psikoloji, felsefe, sosyoloji ve ahlak düşüncesi içinde çok özel bir yere sahiptir. Fromm'a göre insan yalnızca biyolojik dürtülerle hareket eden bir canlı değildir; aynı zamanda özgürlük arayan, sevgiye ihtiyaç duyan, yabancılaşma tehlikesi yaşayan, toplum tarafından şekillenen, karakter yönelimleriyle dünyaya bağlanan ve kendi insanlık potansiyelini gerçekleştirme sorumluluğu taşıyan bir varlıktır.
Fromm'un insan anlayışında insan ne tamamen iyi ne de tamamen kötüdür. İnsan bir imkandır. Yaşamı büyütebilir ya da yıkıcılığa yönelebilir. Sevebilir ya da sahiplenebilir. Özgürleşebilir ya da otoriteye teslim olabilir. Üretebilir ya da yalnızca tüketebilir. Kendi benliğini geliştirebilir ya da kalabalığın içinde kendine yabancılaşabilir.
Bu nedenle Fromm için insanı anlamak, yalnızca bireyin çocukluk geçmişine bakmak değildir. İnsanı anlamak için yaşadığı toplumu, ekonomik düzeni, aile yapısını, kültürel değerleri, özgürlükle kurduğu ilişkiyi, sevgi kapasitesini, üretkenliğini ve yabancılaşma biçimlerini birlikte düşünmek gerekir.
Erich Fromm'un İnsan Anlayışı Nedir
Erich Fromm'a göre insan, doğadan kopmuş ama doğanın yerine bilinçli bir anlam dünyası kurmak zorunda olan varlıktır. Hayvan büyük ölçüde içgüdüleriyle yaşarken, insan kendisinin farkındadır. Ölümü bilir, yalnızlığını hisseder, seçim yapar, değer oluşturur ve kendi varoluşunu sorgular.
Bu farkındalık insana hem büyük bir imkan hem de büyük bir kaygı verir. İnsan özgürleşebilir; fakat özgürlüğün yükünden korkabilir. Sevebilir; fakat sevgiyi sahiplenmeye çevirebilir. Üretebilir; fakat emeğine yabancılaşabilir. Düşünebilir; fakat otoriteye teslim olup kendi aklını kullanmaktan kaçabilir.
Fromm'un insan anlayışında temel noktalar şunlardır:
İnsan özgürlük arayan bir varlıktır.
İnsan sevgiye ve bağa ihtiyaç duyar.
İnsan toplum tarafından şekillenir.
İnsan yabancılaşma tehlikesi yaşar.
İnsan üretken karakter geliştirebilir.
İnsan yaşamı sevebilir ya da yıkıcılığa yönelebilir.
İnsan sahip olmak yerine olmak biçiminde yaşayabilir.
Fromm'a göre insanın asıl meselesi yalnızca hayatta kalmak değildir. Asıl mesele, insanca yaşamak, yani sevgiyi, aklı, özgürlüğü ve üretkenliği geliştirebilmektir.
Fromm'a Göre İnsan Neden Çelişkili Bir Varlıktır
Fromm'un insan anlayışında insan, derin çelişkiler taşıyan bir varlıktır. İnsan hem doğanın parçasıdır hem de doğadan ayrılmıştır. Hem özgür olmak ister hem özgürlükten korkar. Hem sevgiye ihtiyaç duyar hem sevgiyi kontrol etmeye çalışabilir. Hem yaratıcıdır hem yıkıcı olabilir.
İnsanın temel çelişkileri şunlardır:
Doğaya aittir ama doğanın içgüdüsel güveninden kopmuştur.
Akıl sahibidir ama irrasyonel korkulara kapılabilir.
Özgürlük ister ama otoriteye sığınabilir.
Yalnızdır ama bağ kurmak zorundadır.
Sevebilir ama sahiplenmeye düşebilir.
Üretebilir ama tüketim içinde kaybolabilir.
Yaşamı sevebilir ama yıkıcılığa yönelebilir.
Bu çelişkiler insanı trajik ama aynı zamanda umut dolu bir varlık yapar. Çünkü insanın içinde yalnızca sorun yoktur; dönüşüm kapasitesi de vardır. Fromm'a göre insan kendi çelişkilerini bilinçle, sevgiyle ve üretkenlikle aşmaya çalıştıkça insanlaşır.
İnsan tamamlanmış bir varlık değildir. İnsan, kendini sürekli kurmak zorunda olan açık bir varlıktır.
İnsan Doğadan Nasıl Kopmuştur
Fromm'a göre insan, doğanın içinden çıkar ama hayvanlar gibi tamamen içgüdüsel düzen içinde yaşayamaz. İnsan kendi farkındalığına sahiptir. Kendini, ölümü, zamanı, yalnızlığı, geleceği ve seçimlerinin sonuçlarını düşünebilir. Bu bilinç, insanı doğadan ayırır.
Hayvan çoğu zaman içgüdülerinin rehberliğinde yaşar. İnsan ise ne yapacağını, nasıl yaşayacağını, neye inanacağını ve neyi seçeceğini belirlemek zorundadır. Bu durum insana özgürlük verir; fakat aynı zamanda kaygı doğurur.
Doğadan kopuş insana şunları getirir:
Bilinç
Seçim
Özgürlük
Yalnızlık
Ölüm farkındalığı
Anlam arayışı
Sorumluluk
İnsan doğadan koptuğu için yeni bağlar kurmak zorundadır. Sevgi, toplum, kültür, inanç, sanat, üretim ve düşünce bu yeni bağ kurma yollarıdır.
Fromm'a göre insanın görevi, doğaya geri dönmek değil; bilinçli, sevgi dolu ve üretken bir insanlık düzeyine yükselmektir. Yani insan, içgüdüsel güveni kaybetmiştir ama bilinçli sevgi ve özgürlük kazanma imkanına sahiptir.
Fromm'a Göre İnsan Neden Sevgiye Muhtaçtır
Fromm'a göre insan, doğadan ve mutlak içgüdüsel güvenlikten ayrıldığı için yalnızlık duygusuyla karşılaşır. Bu yalnızlık, insanın en temel varoluşsal sorunlarından biridir. Sevgi, bu yalnızlığa verilen en olgun cevaptır.
Fakat Fromm'un sevgi anlayışı yüzeysel değildir. Sevgi, yalnızca hoşlanma, romantik çekim, sahiplenme ya da bağımlılık değildir. Sevgi, insanın kendi bütünlüğünü kaybetmeden başka bir varlıkla derin bağ kurabilmesidir.
Sevgi insan için neden gereklidir
Yalnızlığı anlamlı bağa dönüştürür.
Yabancılaşmayı azaltır.
İnsanı kendi kabuğundan çıkarır.
Başkasını nesne değil, özne olarak görmeyi öğretir.
İnsanın üretken karakterini güçlendirir.
Özgürlüğü bağsızlık olmaktan kurtarır.
Fromm'a göre insan sevmeyi öğrenmek zorundadır. Çünkü sevgi hazır bir duygu değil, bir sanattır. Özen, sorumluluk, saygı ve bilgi ister.
İnsan sevebildiği ölçüde yalnızca başkasına değil, kendi insanlığına da yaklaşır.
İnsan Özgürlükle Neden Zorlanır
Fromm'un en derin sorularından biri şudur: İnsan özgür olmak isterken neden bazen özgürlükten kaçar
Özgürlük insana şunları getirir:
Seçim imkanı
Sorumluluk
Belirsizlik
Yalnızlık riski
Hata yapma ihtimali
Kendi benliğini kurma zorunluluğu
Bu yük ağır geldiğinde insan özgürlükten kaçabilir. Otoriteye teslim olabilir, kalabalığa uyabilir, otomatik bir kimlik geliştirebilir ya da tüketimle boşluğunu kapatmaya çalışabilir.
Fromm'a göre gerçek özgürlük, yalnızca dış baskılardan kurtulmak değildir. Gerçek özgürlük, insanın sevgiyle, akılla, üretkenlikle ve sorumlulukla kendi hayatını kurabilmesidir.
Özgürlük korkudan kaçış değil; insanın kendi varoluşunu bilinçle taşıma cesaretidir.
Fromm'a Göre Yabancılaşma İnsan İçin Neden Tehlikelidir
Yabancılaşma, insanın kendisine, emeğine, sevgisine, düşüncesine, topluma, doğaya ve yaşama uzaklaşmasıdır. Fromm'a göre modern insanın en büyük tehlikelerinden biri budur. İnsan dışarıdan başarılı, özgür ve bağlantılı görünebilir; fakat içeride kendi gerçek varoluşundan kopmuş olabilir.
Yabancılaşmış insan şöyle yaşayabilir:
Çalışır ama emeğinde kendini bulamaz.
Tüketir ama doymaz.
İlişki kurar ama sevemez.
Özgür görünür ama kalabalığın beklentilerine uyar.
Kendini pazarlanacak bir ürün gibi görür.
Kendi duygularını tanıyamaz.
Yabancılaşma insanı nesneleştirir. İnsan kendi hayatının öznesi olmaktan çıkar, sistemin, piyasanın, sosyal onayın veya otoritenin parçası haline gelir.
Fromm'a göre yabancılaşmanın panzehiri; sevgi, üretkenlik, akıl, özgürlük, paylaşım, yaratıcılık ve olmak biçiminde yaşamaktır. İnsan ancak yaşamla canlı bağ kurduğunda kendisine geri döner.
Fromm'a Göre Karakter Nedir
Fromm'a göre karakter, insanın dünyayla kurduğu temel ilişki biçimidir. İnsan yalnızca tek tek davranışlardan ibaret değildir; belli bir karakter yönelimi içinde sever, çalışır, düşünür, bağ kurar, tüketir, itaat eder veya üretir.
Karakter, insanın enerjisini nasıl kullandığını gösterir. Bir insan dünyaya sahip olmak için mi yöneliyor, yoksa olmak için mi
Fromm'un karakter anlayışında önemli yönelimler şunlardır:
Üretken karakter
Otoriter karakter
Pazarlamacı karakter
Alıcı yönelim
Sömürücü yönelim
Biriktirici yönelim
Nekrofilik ve biyofilik yönelimler
Fromm için sağlıklı karakter, üretken karakterdir. Çünkü üretken karakter seven, düşünen, yaratan, paylaşan ve özgürlüğünü sorumlulukla yaşayan insandır.
Karakter, insanın yalnızca nasıl davrandığını değil; hayatla nasıl ilişki kurduğunu gösterir.
Üretken Karakter Fromm'un İnsan İdealinde Neden Merkezidir
Fromm'a göre üretken karakter, sağlıklı insanın en önemli göstergesidir. Üretkenlik burada yalnızca ekonomik başarı ya da çok çalışmak değildir. Üretkenlik, insanın kendi içsel güçlerini sevgiyle, akılla, yaratıcılıkla ve sorumlulukla dünyaya katabilmesidir.
Üretken karakter:
Sever ama sahiplenmez.
Düşünür ama dogmaya teslim olmaz.
Üretir ama kendine yabancılaşmaz.
Özgürdür ama sorumsuz değildir.
Paylaşır ama kendini yok etmez.
İnsanı araç değil, amaç olarak görür.
Fromm'un insan idealinde üretken karakter merkezidir çünkü insanın en yüksek potansiyeli burada görünür. İnsan yalnızca tüketen, itaat eden, biriktiren veya kontrol eden bir varlık olmaktan çıkar; yaşamı büyüten bir özneye dönüşür.
Üretken karakter, Fromm'un olmak biçimi, sevgi sanatı, pozitif özgürlük, hümanist vicdan ve biyofili kavramlarıyla birleşir. Bu karakterde insan yalnızca kendisi için değil, yaşamın kendisi için de sorumluluk taşır.
Sahip Olmak Ve Olmak İnsan Anlayışında Nasıl Yer Alır
Fromm'un insan anlayışında sahip olmak ve olmak ayrımı çok önemlidir. Çünkü insan hayatını iki farklı yönelimle yaşayabilir. Sahip olmak biçiminde insan dünyayı elde edilecek, kontrol edilecek ve biriktirilecek şeyler alanı olarak görür. Olmak biçiminde ise hayatı sevgi, üretkenlik, deneyim, bilinç ve paylaşım alanı olarak yaşar.
Sahip olmak biçimi şöyle der:
"Bende ne var
"Neye sahibim
"Ne kadar kazandım
"Kim bana ait
"Nasıl görünürüm
Olmak biçimi ise şöyle sorar:
"Nasıl yaşıyorum
"Nasıl seviyorum
"Dünyaya ne katıyorum
"Kendi insanlığımı nasıl büyütüyorum
Fromm'a göre modern toplum çoğu zaman insanı sahip olmak biçimine iter. Fakat insanın ruhsal derinliği olmak biçiminde gelişir. İnsan daha çok şeye sahip olarak değil; daha derin severek, daha bilinçli düşünerek, daha anlamlı üreterek ve daha sahici yaşayarak insanlaşır.

Toplum Fromm'un İnsan Anlayışında Neden Bu Kadar Önemlidir
Fromm'a göre insanı yalnızca bireysel psikolojiyle anlamak yetersizdir. Çünkü insan toplum içinde şekillenir. Aile, eğitim, ekonomi, kültür, din, siyaset, medya ve çalışma düzeni insanın karakterini etkiler.
Toplum insana yalnızca dış kurallar vermez; aynı zamanda neyi arzulayacağını, neye değer vereceğini, kendisini nasıl göreceğini ve başkalarıyla nasıl ilişki kuracağını da öğretir.
Toplum insanı şu yönlerden şekillendirir:
Sevgi anlayışı
Özgürlük algısı
Başarı tanımı
Tüketim alışkanlıkları
Otoriteye yaklaşım
Kendilik değeri
Çalışma biçimi
İnsan ilişkileri
Bu yüzden Fromm için sağlıklı insan, sağlıklı toplumdan ayrı düşünülemez. Eğer toplum insanı yalnızca tüketici, iş gücü, rekabet eden birey veya itaat eden kitle olarak görüyorsa, bireyin ruhu da bundan etkilenir.
Sağlıklı toplum ise insanın sevgi, akıl, özgürlük ve üretkenlik kapasitesini destekleyen toplumdur.

Sağlıklı Toplum Nedir
Sağlıklı toplum, Fromm'a göre insanın gerçek ihtiyaçlarını destekleyen toplumdur. Bu toplum yalnızca ekonomik büyümeyi, üretim artışını, tüketimi veya düzeni hedeflemez; insanın sevgi, özgürlük, dayanışma, üretkenlik, anlam ve akıl kapasitesini geliştirmeye çalışır.
Sağlıklı toplumun özellikleri:
İnsanı araç değil, amaç olarak görür.
Sevgi ve dayanışmayı destekler.
Eleştirel düşünceye alan açar.
Yaratıcılığı güçlendirir.
Çalışmayı insanî anlamla buluşturur.
Tüketimi hayatın merkezi yapmaz.
Özgürlüğü sorumlulukla birlikte öğretir.
İnsanın ruhsal ihtiyaçlarını ciddiye alır.
Fromm'a göre hasta toplum ise insanı yabancılaştırır. İnsan dışarıdan uyumlu görünse bile, eğer yaşadığı toplum onu sevgiden, üretkenlikten, özgür düşünceden ve gerçek bağdan uzaklaştırıyorsa, ruhsal olarak zedelenebilir.
Sağlıklı toplumun hedefi, yalnızca işleyen sistem değil; insanca yaşayan insan yetiştirmektir.

Fromm'un İnsan Anlayışında Din Ve Maneviyat Nasıl Yer Alır
Fromm, din ve maneviyatı insanın anlam, değer, birlik ve içsel gelişim arayışı içinde değerlendirir. Onun için önemli olan, dinin insanı korku ve kör itaate mi yönelttiği, yoksa sevgi, akıl, vicdan ve özgürlük kapasitesini mi güçlendirdiğidir.
Fromm bu noktada iki ayrım yapar:
Otoriter din: İnsanı güçsüzleştirir, korkuya ve boyun eğmeye dayalı olabilir.
Hümanist din: İnsanın sevgi, akıl, vicdan ve içsel gelişim kapasitesini büyütür.
Fromm'a göre manevi yaşamın sağlıklı biçimi insanı hayattan koparmaz. Tam tersine onu daha merhametli, daha sorumlu, daha bilinçli ve daha üretken hale getirir.
Maneviyatın sağlıklı hali:
Yaşamı destekler.
İnsanı küçültmez, derinleştirir.
Sevgi ve merhameti artırır.
Vicdanı canlandırır.
Hakikat arayışını güçlendirir.
İnsanı başkasına karşı daha duyarlı yapar.
Fromm'un insan anlayışında maneviyat, insanın kendisini aşma ve daha büyük bir anlamla bağ kurma ihtiyacının önemli bir ifadesidir.

Fromm'a Göre İnsan Yıkıcı Mıdır Yoksa İyi Midir
Fromm'a göre insanı yalnızca iyi ya da yalnızca kötü olarak tanımlamak yetersizdir. İnsan hem yaşamı büyütebilecek hem de yıkıcılığa yönelebilecek bir varlıktır. Bu nedenle insanın hangi yöne gelişeceği; karakterine, toplumuna, özgürlükle kurduğu ilişkiye, sevgi kapasitesine ve üretkenliğine bağlıdır.
İnsanda iki temel yönelim görülebilir:
Biyofili: Yaşam sevgisi, büyüme, sevgi, yaratıcılık, özgürlük.
Nekrofili: Donukluk, yıkıcılık, kontrol, ölüm ve mekaniklik tutkusu.
Fromm'un insan anlayışında umut vardır; çünkü insan yıkıcılığa mahkum değildir. Fakat uyarı da vardır; çünkü insan yaşamı destekleyen güçlerini geliştirmezse yabancılaşma, otoriterlik ve yıkıcılık güçlenebilir.
İnsan, kendi insanlığını bilinçli olarak geliştirmek zorundadır. Sevgi öğrenilmezse sahiplenme gelişebilir. Özgürlük taşınmazsa otoriteye kaçış doğabilir. Üretkenlik gelişmezse tüketim ve yıkıcılık artabilir.
Bu yüzden insan, Fromm için ahlaki bir sorumluluk taşıyan varlıktır.

Fromm'un İnsan Anlayışında Vicdan Nedir
Fromm'un insan anlayışında vicdan, yalnızca dış otoritenin içselleştirilmiş sesi değildir. O, otoriter vicdan ile hümanist vicdan arasında ayrım yapar. Otoriter vicdan, insana itaat etmesini, suçluluk hissetmesini ve dış güce boyun eğmesini söyler. Hümanist vicdan ise insanın kendi insanlık potansiyeline sadık kalmasını ister.
Otoriter vicdan şöyle der:
"İtaat et."
"Sorgulama."
"Otorite haklıdır."
"Kork ve boyun eğ."
Hümanist vicdan ise şöyle der:
"İnsanlığını gerçekleştir."
"Yaşamı destekle."
"Sevgi ve akılla hareket et."
"Kendi potansiyeline ihanet etme."
Fromm'a göre sağlıklı insan, hümanist vicdanla bağlantı kurar. Bu vicdan insanı ezmez; uyandırır. Korkutmaz; olgunlaştırır. İnsanı dış otoriteye teslim olmaya değil, kendi içindeki yaşamı destekleyen sese kulak vermeye çağırır.
Vicdan burada insanın en derin etik pusulasıdır.

Fromm'un İnsan Anlayışında Eğitim Nasıl Olmalıdır
Fromm'a göre eğitim yalnızca bilgi aktarmak değil, insanın sevgi, akıl, özgürlük, üretkenlik ve sorumluluk kapasitesini geliştirmektir. Eğitim insanı yalnızca iş gücü, tüketici ya da sınav başarısı üreten bir varlık haline getirirse eksik kalır.
Sağlıklı eğitim:
Eleştirel düşünceyi destekler.
Merakı canlı tutar.
Sevgiyi ve sorumluluğu öğretir.
Yaratıcılığa alan açar.
İnsanı rekabet makinesine dönüştürmez.
Bilgiyi ezber değil, anlam haline getirir.
Özgürlüğü sorumlulukla birlikte kavratır.
Frommcu eğitim, öğrencinin yalnızca ne bildiğiyle değil, nasıl bir insan olduğu ile de ilgilenir. Çünkü bilgiye sahip olmak yeterli değildir; bilgiyle daha bilinçli, daha merhametli, daha özgür ve daha üretken hale gelmek gerekir.
Eğitim insanı sisteme uyumlu hale getirmekle yetinirse yabancılaşmayı artırabilir. Gerçek eğitim ise insanın kendisi olmasına, düşünmesine ve yaşamı büyütmesine yardım eder.

Fromm'un İnsan Anlayışında Çalışma Ve Emek Nasıl Değerlendirilir
Fromm'a göre çalışma, insan için yalnızca para kazanma aracı değildir. Emek, insanın kendi güçlerini dünyaya katma yoludur. Fakat modern toplumda çalışma çoğu zaman yabancılaşmış hale gelebilir. İnsan çalışır ama yaptığı işte kendisini bulamaz.
Sağlıklı emek:
İnsanın yeteneklerini geliştirir.
Yaratıcılığa alan açar.
Topluma değer katar.
Kişiye anlam duygusu verir.
İnsanı yalnızca makinenin parçası yapmaz.
Yabancılaşmış emek ise:
Mekaniktir.
Yalnızca zorunluluktur.
İnsanı tüketir.
Kişinin yaratıcılığını bastırır.
Emeğin sonucuyla ruhsal bağ kurdurmaz.
Fromm'a göre insan üretken biçimde çalışabildiğinde, emek insanlaşmanın parçası olur. Fakat çalışma insanı yalnızca performans aracına dönüştürürse, insan kendi emeğine ve kendisine yabancılaşır.
Bu yüzden sağlıklı toplum, emeği yalnızca ekonomik verimlilikle değil, insanî anlamla da düşünmelidir.

Fromm'un İnsan Anlayışı Freud Ve Marx'tan Nasıl Etkilenmiştir
Erich Fromm, Freud ve Marx'tan güçlü biçimde etkilenmiştir; fakat ikisini de kendi hümanist çizgisi içinde yeniden yorumlamıştır. Freud'dan bilinçdışı, çocukluk, iç çatışmalar ve psikanalitik derinlik fikrini alır. Marx'tan ise yabancılaşma, emek, toplum, ekonomi ve tarihsel koşulların insan üzerindeki etkisini alır.
Fakat Fromm, Freud'u fazla biyolojik ve dürtü merkezli bulur. İnsanı yalnızca cinsellik ve saldırganlıkla açıklamayı yeterli görmez. Marx'ı da yalnızca ekonomik determinizme indirgemez; onun hümanist yönünü öne çıkarır.
Fromm'un sentezi şudur:
Freud'dan iç dünya derinliği
Marx'tan toplum ve yabancılaşma analizi
Hümanizmden insanın sevgi ve özgürlük kapasitesi
Etikten insanın nasıl yaşaması gerektiği sorusu
Manevi geleneklerden anlam ve insanlık arayışı
Fromm'un özgünlüğü, insanı hem ruhsal hem toplumsal hem ahlaki hem de varoluşsal bir bütün olarak düşünmesidir.
Onun için insanı anlamak, yalnızca ruhun içine değil; toplumun yapısına ve insanlığın değerlerine de bakmayı gerektirir.

Fromm'un İnsan Anlayışı Günümüz İnsanına Ne Öğretir
Fromm'un insan anlayışı günümüz için son derece günceldir. Çünkü modern insan daha fazla teknolojiye, daha fazla seçeneğe, daha fazla tüketim imkanına ve daha fazla görünürlüğe sahip olabilir; fakat bu fazlalık her zaman daha fazla sevgi, anlam, özgürlük ve içsel derinlik getirmez.
Fromm bize şunu öğretir:
İnsan yalnızca tüketici değildir.
İnsan yalnızca iş gücü değildir.
İnsan yalnızca başarı ölçüsüyle değerlendirilemez.
İnsan sevgiye, anlamlı emeğe, özgürlüğe ve üretkenliğe ihtiyaç duyar.
Toplum sağlıklı değilse birey de zedelenebilir.
Sevgi öğrenilmesi gereken bir sanattır.
Özgürlük sorumluluk ister.
Yabancılaşma modern insanın en büyük ruhsal risklerinden biridir.
Sahip olmak, olmak biçiminin yerine geçemez.
Fromm'un çağrısı çok açıktır: İnsan, kendisini piyasaya sunulan bir ürün, tüketen bir makine, itaat eden bir kitle parçası ya da yalnızca başarı arayan bir varlık olarak görmemelidir. İnsan seven, düşünen, üreten, özgürleşen ve yaşamı büyüten bir varlık olmalıdır.

Son Söz
Sevgiyle Özgürleşen, Üretkenlikle İnsanlaşan Ve Sağlıklı Topluma Açılan Frommcu İnsan Ufku
Erich Fromm'un insan anlayışı, insanı yalnızca psikolojik belirtilerle, bireysel arzularla ya da toplumsal rollerle açıklamaz. Fromm için insan, özgürlükle korku arasında, sevgiyle yalnızlık arasında, sahip olmakla olmak arasında, üretkenlikle yabancılaşma arasında ve yaşam sevgisiyle yıkıcılık arasında sürekli seçim yapan derin bir varlıktır.
İnsan doğadan ayrılmıştır; fakat bu ayrılık onu umutsuz yapmaz. Tam tersine, ona bilinçli bağ kurma imkanı verir. İnsan içgüdüsel güveni kaybetmiştir ama sevgiyle, akılla, üretkenlikle ve anlamla daha yüksek bir insanlık biçimi kurabilir. Bu yüzden Fromm'un insanı eksik olduğu kadar umut doludur; kırılgan olduğu kadar dönüşebilir; yalnız olduğu kadar sevebilir; korktuğu kadar özgürleşebilir.
Fromm'un en büyük mesajlarından biri şudur: İnsan, kendi insanlık potansiyelini kendiliğinden gerçekleştirmez. Bunun için sevgi öğrenilmeli, özgürlük sorumlulukla taşınmalı, yabancılaşma fark edilmeli, tüketim kültürü sorgulanmalı, emek anlamla buluşmalı ve toplum insanın içsel gelişimini destekleyecek şekilde düzenlenmelidir.
İnsan yalnızca birey değildir; toplumun içinde şekillenir. Bu yüzden sağlıklı insan ile sağlıklı toplum birbirinden ayrılamaz. Hasta değerler üreten bir toplum, bireyin ruhunu da zedeleyebilir. Eğer toplum insana sadece tüketmeyi, rekabet etmeyi, görünmeyi, itaat etmeyi ve sahip olmayı öğretirse; insanın sevgi, üretkenlik ve özgürlük kapasitesi zayıflayabilir. Sağlıklı toplum ise insana olmayı, sevmeyi, düşünmeyi, üretmeyi, paylaşmayı ve sorumluluk almayı öğretir.
Fromm'un insan anlayışı bu yüzden hem psikolojik hem ahlaki hem de toplumsal bir çağrıdır. İnsan kendisini nesne olmaktan kurtarmalıdır. Kendi hayatının yalnızca tüketicisi, izleyicisi, pazarlayıcısı ya da itaatkar parçası değil; seven, düşünen, üreten ve anlam kuran öznesi olmalıdır.
Gerçek insanlaşma, sahip olduklarını çoğaltmakla değil; sevgi kapasitesini, aklını, vicdanını, üretkenliğini ve yaşam sevgisini büyütmekle başlar. Fromm'un insanı, yalnızca yaşamaya çalışan değil; yaşamı daha bilinçli, daha özgür, daha sevgi dolu ve daha insanca hale getirmeye çalışan varlıktır.
"Fromm'un insanı, korkularının gölgesinde kaybolmak zorunda değildir; sevgiyle, akılla, özgürlükle ve üretken bir ruhla kendini insanlığın ışığına doğru büyütebilir."
- Ersan Karavelioğlu