📖 En‘âm Suresi 9. Ayette “Eğer Peygamberi Bir Melek Kılsaydık, Onu Yine Bir İnsan Şeklinde Gönderirdik ve Onları Düştükleri Şüpheye Yine Düşürürdük

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,477
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 En‘âm Suresi 9. Ayette “Eğer Peygamberi Bir Melek Kılsaydık, Onu Yine Bir İnsan Şeklinde Gönderirdik ve Onları Düştükleri Şüpheye Yine Düşürürdük” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

“En‘âm Suresi 9. ayet, insanın olağanüstü bir elçi istemesinin kendi içinde çözümsüz bir beklenti taşıyabileceğini gösterir. Çünkü melek insanlara hitap edecekse onların dünyasına yaklaşmak zorundadır; o zaman da insan yeniden ‘Bu da bizim gibi biri’ diyerek aynı şüpheyi üretebilir.”
Ersan Karavelioğlu
En‘âm Suresi 9. ayet, bir önceki ayetteki:

“Ona bir melek indirilseydi ya!”

itirazına doğrudan cevap verir.

Kur’an'ın cevabı son derece dikkat çekicidir:

Eğer elçi bir melek olsaydı, insanların onunla ilişki kurabilmesi için yine insan suretinde görünmesi gerekirdi.

Bu durumda ne olurdu?

İnsanlar yine:

“Bu da bir insan.”

diyebilirdi.

Yani problem ortadan kalkmazdı.

Ayet böylece çok derin bir noktaya ulaşır:

Bazen insanın talep ettiği şart, gerçekleştiğinde bile şüphesini ortadan kaldırmayabilir.

Çünkü asıl problem delilin biçiminden çok, insanın onu nasıl yorumladığı olabilir.

1️⃣ “Eğer Peygamberi Bir Melek Kılsaydık” Ne Anlama Gelir ❓

Bu ifade, insanların olağanüstü bir elçi talebine cevap verir.

Bazıları insan bir peygamberi yeterince etkileyici bulmaz.

Şöyle düşünür:

“Gerçekten Allah’tan geldiyse neden melek değil?”

Kur’an ise bu beklentiyi sorgular.

Çünkü mesajın insana ulaşabilmesi için elçinin insan dünyasına uygun biçimde görünmesi gerekir.

2️⃣ Melek Neden İnsan Şeklinde Görünmek Zorunda Kalırdı ❓

İnsan duyuları belirli bir dünyaya uyumludur.

Kur’an’ın anlatımında melekler doğrudan sürekli görünür varlıklar değildir.

Eğer bir melek insanlara hitap edecek, onlarla konuşacak ve toplum içinde bulunacaksa, insanların algılayabileceği bir biçime bürünmesi gerekir.

Bu yüzden ayet:

“Onu yine bir insan yapardık.”

anlamına gelen bir ifade kullanır.

3️⃣ Bu Durumda İnsanların Şüphesi Neden Devam Ederdi ❓

Çünkü dışarıdan baktıklarında yine insan görünümlü bir elçiyle karşılaşacaklardı.

Sonra aynı soru gelebilirdi:

“Bu gerçekten melek mi?”

“Yoksa sıradan bir insan mı?”


Böylece insanın talep ettiği çözüm, yeni bir şüphe üretebilirdi.

Ayet bu çelişkiyi gösterir.

4️⃣ Ayet İnsan Algısının Sınırlı Olduğunu mu Söylüyor ❓

Evet, önemli ölçüde bunu düşündürür.

İnsan sadece belirli biçimleri doğrudan algılayabilir.

Gerçekliğin tamamı insan duyularına açık olmayabilir.

Bu nedenle vahiy, gayb ve melek gibi konularda insanın bilgi alanı sınırlıdır.

Ayet bize şunu öğretir:

Her şeyi doğrudan çıplak biçimde görmek zorunda değilsin ki gerçek olsun.

5️⃣ İnsan Peygamber Olmasının Hikmeti Nedir ❓

İnsan peygamber insanlara örnek olabilir.

Açlığı bilir.

Korkuyu bilir.

Aile hayatını bilir.

Toplumsal baskıyı yaşar.

Acı çeker.

Sevinir.

Karar verir.

Sabreder.

Böylece insanlar onun hayatına bakıp:

“Bu insan bizim yaşadığımız şartlarda nasıl davrandı?”

diye düşünebilir.

Bir insan peygamberin örnekliği bu yüzden çok daha doğrudan olabilir.

6️⃣ Eğer Peygamber Melek Olsaydı İnsanlar Ne Diyebilirdi ❓

Şöyle diyebilirlerdi:

“O melek, biz insanız.”

“Onun günah işleme arzusu yok.”

“Onun bedensel ihtiyaçları farklı.”

“Bizim yaşadığımız zorlukları yaşamıyor.”

Bu durumda peygamberin örnekliği zayıflardı.

İnsan peygamber ise insanın gerçekten uygulayabileceği bir hayat modeli sunar.

7️⃣ Ayet “Melek İnsan Olur” mu Diyor ❓

Burada anlatılan şey meleğin ontolojik olarak insan türüne dönüşmesi değil, insan biçiminde görünmesi şeklinde anlaşılır.

Kur’an’ın başka anlatılarında da meleklerin insan suretinde görünmesi örnekleri vardır.

Dolayısıyla mesele öz değişimi değil, görünürlük biçimidir.

8️⃣ “Onları Düştükleri Şüpheye Yine Düşürürdük” Ne Demektir ❓

Ayetin son kısmı son derece çarpıcıdır.

İnsanların mevcut şüphesi yeni şart altında da devam eder.

Yani insan:

“Bana şu biçimde delil göster.”

der.

O şart gerçekleşir.

Sonra:

“Bunun gerçekten söylediğiniz şey olduğunu nereden bileceğim?”

diyebilir.

Böylece şüphe biçim değiştirerek devam eder.

9️⃣ Bu Ayet Sonsuz Şüphe Döngüsünü mü Anlatıyor ❓

Büyük ölçüde evet.

Bir insan hiçbir şartta karar vermek istemiyorsa her delilden sonra yeni bir soru üretebilir.

Bu her sorunun kötü olduğu anlamına gelmez.

Ama soru artık araştırmak için değil, karar vermemek için kullanılıyorsa süreç sonsuzlaşabilir.

Bu durumda insan delil değil, erteleme üretir.

🔟 Soru Sormakla Bahane Üretmek Arasındaki Fark Nedir ❓

Soru soran kişi cevaba açıktır.

Bahane üreten kişi ise cevap ne olursa olsun yeni bir itiraz bulur.

Samimi soru:

“Bunu anlamak istiyorum.”

der.

Bahane:

“Ne söylenirse söylensin kabul etmeyeceğim.”

der.

Ayet bu iki tavır arasındaki farkı düşünmeye çağırır.

1️⃣1️⃣ İnsan Neden Peygamberin “Bizim Gibi İnsan” Olmasını Problem Eder ❓

Çünkü insan kutsalı bazen yalnızca olağanüstülükle ilişkilendirir.

Bir elçi;

yer,

içer,

çarşıda yürür,

ailesi vardır,

acı çeker.

Bunlar bazı insanlara sıradan gelebilir.

Ama Kur’an tam tersine şunu gösterir:

Peygamberin insan olması kusur değil, mesajın insan hayatına uygulanabilirliğinin parçasıdır.

1️⃣2️⃣ İnsan Olmak Peygamberin Değerini Düşürür mü ❓

Hayır.

Kur’an peygamberleri ilahlaştırmaz ama onları sıradanlaştırmaz da.

Onlar insan olmaya devam ederken vahiy alan seçilmiş elçilerdir.

Yani iki uç reddedilir:

Peygamberi Tanrılaştırmak yanlış.

Peygamberliğini sıradan bir insan sözüne indirgemek de yanlış.


Doğru konum:

İnsan ve Allah’ın elçisi.

1️⃣3️⃣ Bu Ayet Gaybın Neden Tamamen Görünür Olmadığını da Açıklar mı ❓

Dolaylı biçimde evet.

Gayb bütünüyle duyusal dünyaya çevrilirse artık gayb olmaktan çıkar.

Ayrıca insanın özgür seçim alanı da farklılaşabilir.

Kur’an insanı delilsiz bırakmaz.

Ama bütün görünmeyen gerçeklikleri de zorlayıcı biçimde gözünün önüne koymaz.

Bu denge imtihanın yapısıyla ilgilidir.

1️⃣4️⃣ İnsan Her Şeyi Görmeden Nasıl İnanabilir ❓

İnsan hayatında zaten birçok şeyi doğrudan görmeden kabul eder.

Geçmişte yaşanan olayları belgelerden öğrenir.

Başka insanların niyetlerini doğrudan göremez.

Uzayın büyük bölümünü kendi gözüyle görmez.

Ama delil, tanıklık ve akıl yürütmeyle bilgi oluşturur.

Dinî iman da Kur’an açısından yalnızca kör kabul değil; vahiy, akıl, işaretler ve güven ilişkisi içinde şekillenir.

1️⃣5️⃣ Ayet Algı ile Gerçeklik Arasındaki Farkı Nasıl Gösterir ❓

İnsan gördüğü şeyi doğrudan gerçekliğin tamamı sanabilir.

Oysa görünüş ile gerçeklik aynı olmayabilir.

Melek insan suretinde görünseydi insan:

“İnsan görüyorum.”

derdi.

Ama gördüğü biçim gerçeğin tamamını açıklamayabilirdi.

Bu bize önemli bir düşünce verir:

Gördüğümüz şey, her zaman varlığın bütün hikâyesi değildir.

1️⃣6️⃣ En‘âm 8 ve 9 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓

En‘âm 8’de insanlar:

“Melek indirilsin.”

der.

Cevap:

Böyle olursa hüküm ağırlaşır ve mühlet sona erebilir.

En‘âm 9’da ise ikinci problem açıklanır:

Melek gönderilse bile insan biçiminde görünmesi gerekir ve şüphe yine devam edebilir.

Yani iki ayet birlikte şunu söyler:

Talep ettiğiniz şey hem düşündüğünüz kadar basit değil hem de şüphenizi kesin olarak çözmeyebilir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Peygamberliğin Neden İnsanlar Arasından Seçildiğini Nasıl Açıklar ❓

Çünkü mesajın hedefi insandır.

İnsan toplumunu insan bir elçi daha doğrudan anlayabilir ve temsil edebilir.

Peygamber;

evlenir,

ticaret yapar,

savaş yaşar,

barış yapar,

acı çeker,

affeder,

öfkesini kontrol eder,

dua eder.

Bu yaşanmışlık, vahyin teorik değil yaşanabilir olduğunu gösterir.

1️⃣8️⃣ Bu Ayetin Günümüz İnsanına En Büyük Mesajı Nedir ❓

Belki de şu:

Bir şeyi kabul etmek için koyduğun şartın gerçekten sorunu çözüp çözmeyeceğini düşün.

İnsan bazen:

“Şu olursa emin olurum.”

der.

Sonra o olur.

Yeni bir şart çıkar.

Bu süreç düşünsel dürüstlüğü zedeleyebilir.

Bu yüzden insan kendine şunu sormalıdır:

Gerçekten hangi noktada fikrimi değiştirmeye hazırım?

1️⃣9️⃣ En‘âm Suresi 9. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor ❓

En‘âm Suresi 9. ayet, insanın hakikat arayışında çok sık düştüğü bir yanılgıyı ortaya çıkarır:

“Sorun biçimde; biçim değişirse inanırım.”

Peygamber insan.

“Keşke melek olsaydı.”

Melek gelse insan suretinde görünmek zorunda.

Bu kez:

“Bu gerçekten melek mi?”

şüphesi başlıyor.

Yani insan şüpheyi çözmek yerine bazen şüphenin biçimini değiştiriyor.

Bu çok modern bir psikolojik durumdur.

İnsan bazen karar vermemek için sürekli kriter değiştirir.

Bir araştırma sonucu gelir:

“Başka çalışma var mı?”

Başka çalışma gelir:

“Daha büyük örneklem lazım.”

O da gelir:

“Başka ülkelerde de yapılsın.”

Elbette eleştirel düşünme değerlidir.

Ama insan hiçbir koşulda fikrini değiştirmeyecekse bu artık eleştirel düşünme değil, sonsuz erteleme olabilir.

Ayet aynı zamanda peygamberliğin insan oluşunu da çok güzel açıklar.

İnsanların rehbere ihtiyacı vardır.

Ama rehberin hayatlarıyla temas edebilmesi gerekir.

Bir insan peygamber;

açlığın ne olduğunu bilir,

korkuyu bilir,

yalnızlığı bilir,

toplumsal baskıyı bilir,

kaybetmeyi bilir.

Bu yüzden onun sabrı soyut değildir.

Onun merhameti soyut değildir.

Onun ahlakı soyut değildir.

Yaşanmıştır.

Bu, peygamberin insan olmasını eksiklik değil, büyük bir hikmet hâline getirir.

Ve ayetin belki de en güçlü düşüncesi şudur:

İnsan bazen mucizevi bir biçim ister ama gerçek ihtiyacı biçim değil, hakikati dürüstçe değerlendirecek bir kalptir.

Çünkü kalp kapalıysa melek bile gelse:

“Bu gerçekten melek mi?”

diye yeni bir kapı açılabilir.

Bu yüzden En‘âm 9’un bugün için en güçlü cümlesi şudur:

Hakikati kabul etmeye niyetin yoksa, şartları değiştirerek şüpheni sonsuza kadar sürdürebilirsin; fakat samimi arayış, sonsuz şart üretmek değil, yeterli delil karşısında dürüstçe karar verebilmektir.

“En‘âm Suresi 9. ayet, insanın bazen hakikatin biçimini problem ettiğini, fakat biçim değişse bile şüphesini yeniden üretebildiğini gösterir. Asıl mesele elçinin melek mi insan mı olduğu değil, insanın hakikat karşısında ne kadar açık ve dürüst olduğudur.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt