El Muizz Nedir ve Ne Anlama Gelir
İzzeti Dilediğine Veren, Kulunu Onurlandıran ve Hakiki Değeri Yalnızca Kendi Lütfuyla Kurduğunu Gösteren Allah'ı Tanımanın Kalpte Vakar, Güven ve Şerefi Doğru Yerde Arama Bilincini Nasıl Kurduğu
"İnsan, değeri insanların elinde aradığında yorulur; ama izzetin kaynağının Allah olduğunu kavradığında kalbi dilenmekten kurtulur ve vakarını yeniden bulur."
Ersan Karavelioğlu
El Muizz, Allah'ın dilediğine izzet veren, kulunu onurlandıran, ona şeref, vakar, değer ve güven duygusu bahşeden yüce isimlerinden biridir. Bu isim, sadece birini güçlü kılmak anlamına gelmez. Buradaki mana çok daha derindir: Allah, kulun gerçek değerini insanların alkışında değil, kendi lütfunda kurar; dilerse görünürde zayıf olanı manen yüceltir, dilerse hor görüleni izzetle onurlandırır.
İnsan çoğu zaman değerini yanlış yerlerde arar.
Oysa bütün bunlar kırılgandır. İşte El Muizz ismi kula şu büyük hakikati öğretir: Hakiki izzet, Allah'ın verdiği izzettir. Bu idrak kalpte hem vakar, hem güven, hem de şerefi doğru yerde arama olgunluğu doğurur.
El Muizz, dilediğine izzet veren, kulunu onurlandıran, ona gerçek değer kazandıran ve şerefi kendi lütfuyla kuran Allah demektir. Bu isimde birkaç derin mana birlikte parlar:
Yani Allah'ın izzet vermesi, sadece dış güç kazandırmak değildir. O, bazen kulun kalbine vakar verir, bazen onun sözünü değerli kılar, bazen de görünürde küçük görüleni hakikatle onurlandırır. Bu yüzden El Muizz ismi, değerin kaynağını düzeltir.
Çünkü burada söz konusu olan şey yalnızca toplumsal saygınlık değildir. El Muizz, kulun iç dünyasında da bir onur ve sağlamlık kurar.
Ama Allah'ın verdiği izzet, dış görünüşten daha derin bir şeydir.
Bu yüzden El Muizz ismi, yalnızca unvan değil; ruhun onurlanması manasını taşır.
Bu ismi gerçekten düşünen kalpte ilk değişen şey, insanlardan değer dilenme eğiliminin sarsılmasıdır. Çünkü insan çoğu zaman görünür ya da gizli biçimde beğenilmek ister.
Fakat El Muizz ismi kalbe şunu söyler:
"Senin değerin, insanların değişken bakışlarına emanet değildir."
İşte bu idrak yerleştiğinde kalp biraz daha özgürleşir. İnsan, takdir görünce şımarmaz; görmeyince de tamamen dağılmaz. Çünkü artık değerini daha derin bir yerden almaya başlar.
İzzet, kaba üstünlük değildir. Başkalarını ezmek hiç değildir. Asıl izzet, insanın kendini satmaması, hak karşısında eğilmesi ama batıl karşısında kırılmamasıdır.
Bu yüzden El Muizz ismi, kula sahte büyüklük değil; edepli bir onur öğretir. İnsan böylece ne kibrin karanlığına düşer ne de aşağılık duygusunun içine gömülür.
İnsan kendine bazen aşırı sert, bazen aşırı gururlu bakar. Oysa El Muizz ismi daha dengeli bir iç bakış kurar.
İşte bu denge çok kıymetlidir. Kul böylece ne kendinden nefret eder ne de kendine tapar. Kendini Allah'ın izzet verebileceği bir kul olarak görür ve bu ona sakin bir güven kazandırır.
İnsan, değeri insanların elindeymiş gibi yaşadığında sürekli güvensiz olur. Çünkü insanlar değişir, şartlar değişir, ilgi azalır, güç kayar. Ama El Muizz ismi kalbe başka bir güven verir.
Bu yüzden El Muizz ismi, kalpte çok ince bir güven kurar:
"Benim onurum bütünüyle insanların eline bırakılmamış."
İşte bu bilinç, insanı hem daha vakarlı hem daha dengeli yapar.
Burada büyük bir denge vardır. İzzet verilince kul kibirlenirse hakikati kaybeder. Ama tevazu bahanesiyle kendini ezerse yine denge bozulur. El Muizz ismi bu dengeyi öğretir.
İşte hakiki olgunluk budur: Onurlu kalırken alçak gönüllü olmak. El Muizz ismi kulun içine tam da böyle bir vakar yerleştirir.
Dünya çoğu zaman yanlış şeyleri şeref sayar. Daha çok kazananı, daha çok görüneni, daha çok alkışlananı değerli sanabilir. Oysa Allah'ın ölçüsü her zaman böyle değildir.
İşte El Muizz ismi, kulu bu aldatıcı sıralamalardan kurtarır. Böylece insan, şerefi sadece dış görünürlükle değil; hakikat, sadakat ve Allah'a yakınlıkla ölçmeye başlar.
Bazen insanlar hor görülür, geri planda bırakılır, hak ettikleri değer verilmez. Böyle anlarda El Muizz ismi kalbe güçlü bir umut taşır.
Ama Allah dilerse, insanın bütün eksilttiği yerden sana başka bir onur verebilir. Bu onur bazen iç huzuru olur, bazen vakar, bazen ahlak, bazen de zamanla görünür hale gelen ilahi bir yüceltme olur. Böylece kul bilir ki asıl izzetin kapısı insanlarda değil, Allah'tadır.
Bu ismi bilen kul, dua ederken yalnızca başarı istemez; onurlu bir ruh da ister.
Böylece dua, yalnızca dünya talebi değil; izzetin doğru kaynağını isteme duası haline gelir.
Allah'ın izzet veren oluşunu hisseden kul için ibadet, aşağılanma değil; hakikatte yücelme alanı olur.
İşte burada büyük sır şudur: Allah için eğilen insan, insanlar önünde küçülmez. El Muizz ismi ibadete tam da bu derinliği katar.
Bazı insanlar, kabul görmek uğruna kendi hakikatinden taviz verir. Kimi zaman menfaat için, kimi zaman korkudan, kimi zaman yalnız kalmamak için ruhunu küçültür. El Muizz ismi bu yarayı teşhis eder.
Bunların hepsi izzeti yanlış yerde aramanın izleri olabilir. El Muizz ismi ise kula şunu öğretir:
"Şeref, insanlara yaranmakla değil; Allah'ın rızasında sabit kalmakla gelir."
Bu bilinç, insana ağır ama asil bir özgürlük kazandırır.
Hakiki izzet bazen hemen görünmez. İnsan doğru kaldığı halde geç fark edilebilir, sessiz kalabilir, bekleyebilir. İşte burada sabır çok değerlidir.
Fakat El Muizz ismi, sabrı küçültmez; tam tersine onu izzet yolculuğunun parçası yapar. Çünkü Allah bazen kulunu acele alkışlarla değil, sabırla pişmiş bir onurla yüceltir.
Onurlu insan, başkasını ezerek büyümeye çalışmaz. Çünkü değeri içeriden kurulmuştur. İşte El Muizz ismi, kulda böyle bir ahlak doğurabilir.
Çünkü Allah'ın verdiği izzeti taşıyan kişi, onu gösteri malzemesi yapmaz. İzzet, onda zarafet, denge ve kendinden emin bir iyilik hâline dönüşür.
İlahi denge içinde Allah izzet de verir, zillet de yaşatabilir. Dilediğini onurlandırır, dilediğini kendi hatası ve taşkınlığı içinde düşürebilir. Burada büyük bir denge vardır.
Bu yüzden kul, izzeti Allah'ta arar. Çünkü bilir ki insanların verdiği sahte şeref de Allah'ın hükmüyle bir anda dağılabilir. Kalıcı olan, Allah'ın verdiği onurdur.
İnsan bazen hor görülür, değersiz hissettirilir, itibarı sarsılır. İşte böyle anlarda El Muizz ismi derin bir teselli taşır.
Fakat insanların küçültmesi son söz değildir. Allah dilerse o kırık yerin içine öyle bir vakar koyar ki kul artık insanların bakışıyla bütünüyle dağılmaz. Hatta bazen dünya önünde eksilmek, Allah katında daha sahici bir izzete yol açabilir. Bu yüzden El Muizz ismi, dış eksiliş içinde bile iç onurun korunabileceğini öğretir.
Allah'ın izzet veren oluşunu bilen kişi, başkalarının onurunu da hafife almamaya başlar.
Çünkü bilir ki onurla oynamak kolay değildir. Allah kuluna izzet verirken, kula da başkasının izzetini çiğnememek düşer. Bu yüzden El Muizz ismi, ilişkilerde saygı, nezaket ve kalp onuru bilinci doğurur.
Bu ismi yaşamak, sadece anlamını bilmek değil; her gün onu tavra ve bakışa dönüştürmektir.
İşte bunlar, El Muizz isminin bilgiden karaktere, karakterden yaşanan kulluğa dönüşmüş işaretleridir.
İnsan bu dünyada çok yorulur; çoğu zaman yorgunluğunun sebebi eksiklik değil, değeri yanlış yerde aramasıdır. İnsanların gözünde büyük görünmek, beğenilmek, kabul görmek, dışarıdan güçlü durmak... Bütün bunlar kalbi geçici olarak oyalasa da gerçek onuru kuramaz. Oysa El Muizz ismi kalbe şu büyük hakikati yerleştirir: Hakiki izzet, Allah'ın verdiği izzettir. Bu izzet bazen dış başarıyla görünür, bazen sessiz bir ahlakla, bazen de yalnızca kalbin içinde hissedilen bir vakar olarak yaşanır.
Kul, Allah'ın El Muizz olduğunu gerçekten idrak ettiğinde insanlara karşı kabalaşmaz ama onlara kulluk da etmez. Tevazusunu korur ama aşağılık duygusuna düşmez. Hakkı savunur ama kibirlenmez. Sessiz kalabilir ama içten yıkılmaz. Ve belki de bu ismin kulda kurduğu en kıymetli olgunluk şudur: Başını yalnızca Allah'a eğdiği için, ruhunu başka kapılarda küçültmeden yaşayabilmek.
"İzzeti Allah'ta bulan kalp, ne alkışla büyür ne dışlanınca küçülür; çünkü artık değerini fanilerin elinde değil, Rabbinin lütfunda taşımaktadır."
Ersan Karavelioğlu