El Cebbar Nedir ve Ne Anlama Gelir
Kırıkları Onaran, İradesi Önünde Hiçbir Şeyin Karşı Koyamadığı ve Mutlak Kudretiyle Hükmünü Yürüten Allah'ı Tanımanın Kalpte Teslimiyet, Haşyet ve İyileşme Bilincini Nasıl Kurduğu
"Bazen insanın en büyük yarası, gücünün yetmediği yerde kırılmasıdır; ama kalp, o kırığın üstüne ilahi kudretin şefkatle eğildiğini fark ettiğinde yeniden doğrulmayı öğrenir."
Ersan Karavelioğlu
El Cebbar, Allah'ın yüce isimlerinden biri olarak hem mutlak kudretiyle hükmünü yürüten, hem de kırılmış olanı onaran, eksiği tamamlayan, dağılmışı toparlayan ilahi manaları birlikte taşır. Bu isim, ilk bakışta sadece büyük bir güç ve boyun eğdiren bir üstünlük gibi algılanabilir. Oysa derinlemesine düşünüldüğünde El Cebbar, hem hiçbir şeyin iradesine karşı koyamadığı mutlak Rab oluşunu, hem de kulun iç dünyasındaki kırıkları onaracak kadar merhametli bir ilahi müdahaleyi bildirir.
İnsan hayatında bazen güçlü olmak ister ama kırılır.
İşte El Cebbar ismi, kula şu büyük hakikati öğretir: Sen sınırlısın, ama Rabbin sınırsızdır. Sen kırılabilirsin, ama seni onarabilecek olan Allah'tır. Sen karşı koyamayabilirsin, ama zaten nihai kudret yalnızca O'na aittir.
El Cebbar, iradesi mutlaka gerçekleşen, hiçbir şeyin hükmüne engel olamadığı, eksiği gideren, kırığı onaran, dağılmışı toparlayan Allah demektir. Bu isimde birkaç büyük mana birleşir:
Yani Allah, sadece buyuran değil; buyurduğu şeyi olduran, dilediğini gerçekleştiren ve kulun bozulmuş taraflarını yeniden düzene koyabilen yegane Rab'dir. Bu yüzden El Cebbar ismi hem heybet hem de şifa taşır.
İnsan için "cebarut" çoğu zaman
anlamına gelebilir. Çünkü insan sınırlıdır; eline güç geçtiğinde çoğu zaman onu adaletsiz kullanabilir.
Ama Allah için El Cebbar, asla zalimce bir zorlama anlamına gelmez. Çünkü Allah'ın kudreti
Bu yüzden kula düşen şey, insanlardaki kötü cebbarlıkla Allah'ın El Cebbar oluşunu karıştırmamaktır. Allah'ın cebbarlığı, kusurlu bir baskı değil; mutlak hakikatin ve eksiksiz kudretin yüce tecellisidir.
Bu ismi gerçekten düşünen kalpte ilk değişen şey, kontrol vehminin kırılmasıdır. Çünkü insan çoğu zaman hayatı yönetebileceğini, olayları tamamen belirleyebileceğini, sonucu istediği gibi şekillendirebileceğini zanneder.
Ama hayat bir noktada kula şunu öğretir:
"Her şey senin elinde değil."
İşte El Cebbar ismi bu hakikati ilahi bir ölçüye oturtur. Kalp yavaş yavaş anlar ki nihai tasarruf Allah'ındır. Bu fark ediş, önce nefsi zorlar; sonra ruhu olgunlaştırır.
Allah dilediğinde hiçbir güç O'nun hükmünü durduramaz. İnsanların planları, dünyanın dengeleri, görünürdeki engeller ve ihtimaller O'nun iradesinin üstünde değildir.
Bu bilinç, kula hem haşyet verir hem de güven. Haşyet verir; çünkü Allah'ın iradesi karşısında kibir anlamsızlaşır. Güven verir; çünkü görünen engellerin üstünde, hükmü mutlaka geçen bir ilahi kudret vardır.
Bu ismin en derin boyutlarından biri, kulun iç dünyasında kırılmış olanı onarma manasıdır. İnsan sadece bedenen değil; ruhen de kırılır.
İşte El Cebbar, kulun kırığını gören, dağılmış taraflarını toplayan, eksiğini tamamlayan Rab olarak düşünülür. Bu yüzden bu isim sadece heybet değil; aynı zamanda manevi iyileşme umudu da taşır. İnsan kendi kendini tamir edemediği yerde Allah'ın onarıcı kudretine sığınır.
Teslimiyet, yenilmişlik değildir. Asıl teslimiyet, kimin önünde durduğunu bilmektir. El Cebbar ismini tanıyan kul, Allah'ın hükmü karşısında kibirli bir direnmenin anlamsızlığını fark eder.
İşte bu bilinç, insanı pasif yapmaz; aksine daha doğru bir yere yerleştirir. Kul çalışır ama ilahlık iddiasına kapılmaz. İster ama zorunlu kılmaya kalkmaz. Sever ama mutlaklaştırmaz. Çünkü bilir ki son söz El Cebbar olan Allah'ındır.
Haşyet, sıradan korku değildir. Haşyet; Allah'ın büyüklüğünü, kudretini ve mutlak hükmünü idrak ederek içten içe ciddileşmektir. El Cebbar ismi bu duyguyu çok güçlü biçimde besler.
Bu yüzden El Cebbar ismi, kalpte anlamsız panik değil; edepli bir sarsılış oluşturur. Kul, Rabbinin büyüklüğü karşısında kendi sınırlılığını daha açık görür.
İnsan bazı yaraları zamanla taşır ama bütünüyle onaramaz. Bazı boşluklar vardır ki sadece insan desteğiyle kapanmaz. İşte burada El Cebbar ismi büyük bir umut olur.
Çünkü Allah, kulun sadece görünen yarasını değil; derinde çatlayan taraflarını da bilir. Ve O dilerse insanın en sessiz yerlerinde bile yeniden toparlanma başlatabilir. Bu nedenle El Cebbar ismi, acının içinden geçen kalbe "bitmedin" diyen ilahi bir çağrı gibidir.
Bu ismi bilen kul, dua ederken sadece olayların değişmesini istemez; aynı zamanda kendi içinin de onarılmasını ister.
Böyle bir dua, sadece dış çözüm arayışı olmaz. Aynı zamanda ruhun tamir talebi haline gelir. Kul, Allah'tan yalnızca kapı açmasını değil; kendi iç mimarisini de yeniden kurmasını ister.
İnsan aciz olduğunu kabul etmekte zorlanır. Çünkü nefis, güçlü görünmek ister. Oysa El Cebbar ismi kula acziyetini aşağılayıcı değil, öğretici bir biçimde gösterir.
Bu fark ediş insanı küçültmek için değil; Rabbine yöneltmek içindir. Çünkü acziyetini bilen kul, yardım kapısını daha samimi çalar. Ve çoğu zaman gerçek kulluk da burada derinleşir.
Nefis, kendi merkezini kurmak ister. Beğenilmek, üstün gelmek, kontrol etmek, yön vermek, hükmetmek ister. Ama hayatın bazı anlarında bu sahte merkez kırılır. İşte El Cebbar ismi, bazen kulun nefsini kırarak onu daha hakiki bir noktaya çeker.
İlk anda bu kırılış acı verebilir. Ama bazen kulun iyileşmesi, önce yanlış dayanaktan kopmasıyla başlar. Bu yüzden El Cebbar'ın terbiyesi, bazen önce sarsar, sonra onarır.
İbadet, Allah'ın büyüklüğü hissedilmeden yapıldığında yüzeyde kalabilir. Ama El Cebbar ismi ibadetin içine derin bir ciddiyet ve teslimiyet taşır.
Böylece ibadet, alışkanlıktan olgunlaştırıcı bir ilahi eğitime dönüşür.
Bazı dönemlerde insan kendini çok yorgun, sıkışmış ve dağılmış hisseder. İşte böyle zamanlarda El Cebbar ismi, kalbe şu cümleyi bırakır:
Bu bilinç, acıyı silmeyebilir ama insanı tamamen çöküşe bırakmaz. Çünkü kalp artık kendi sınırlı gücüne değil; ilahi kudretin onarıcı imkanına yaslanır.
Allah'ın cebbar oluşu, gelişi güzel bir güç gösterisi değildir. O'nun kudreti aynı zamanda adaletle işler. Bu yüzden El Cebbar ismi, mazlum için umut; zalim için uyarıdır.
Bu nedenle kul, dünyadaki geçici zorbalıkları mutlak sanmaktan kurtulur. Çünkü bilir ki gerçek cebbarlık yalnızca Allah'a aittir ve O'nun hükmü eninde sonunda hak ölçüsünü kuracaktır.
Bu isim çok özel bir denge kurar. Bir yanda kul, Allah'ın mutlak kudreti karşısında ürperir. Diğer yanda aynı kudretin kırığını onarabilecek oluşu ona umut verir.
İşte El Cebbar isminin kalpte kurduğu en zarif yapı budur: Sarsan ama terk etmeyen, titreten ama iyileştiren bir ilahi yakınlık.
Allah'ın El Cebbar olduğunu bilen kişi, kendisi cebbarlaşmamaya dikkat eder. Çünkü insana düşen, Allah'ın bu ismini taklit etmek değil; bu ismin önünde haddini bilmektir.
Böylece El Cebbar ismi, kulda zorbalık değil; sorumlu güç, şefkatli duruş ve edepli otorite bilinci doğurur.
Her musibetin sebebini tam anlamak kolay değildir. Fakat bazı sarsıntılar, insanı kendi sahte gücünden ayırır ve Rabbine daha derin bağlar. El Cebbar ismi bu süreçte şunu düşündürür:
Bu, acıyı romantikleştirmek değildir. Ama Allah'ın onarıcı kudretini bilen kul, musibetin içinde bile boşuna değil duygusunu tamamen kaybetmemeye çalışır.
Bu ismi yaşamak, sadece anlamını öğrenmek değil; hayatın içinde onun gerektirdiği bir bilinçle yürümektir.
İşte bunlar, El Cebbar isminin teoriden karaktere ve yaşama dönüşmüş hâlleridir.
İnsan bu dünyada kırılır. Bazen insanlar kırar, bazen kayıplar, bazen zaman, bazen kendi hataları, bazen de hayatın ağırlığı... Fakat her kırılış son değildir. Çünkü kulun üstünde, yalnızca hükmü geçen değil; aynı zamanda kırığı onarabilen bir Rab vardır: El Cebbar. Bu isim, kalbe şu büyük hakikati öğretir: Senin direnemediğin yerde Allah'ın kudreti vardır; senin toparlayamadığın yerde Allah'ın onarışı vardır.
Kul, Allah'ın El Cebbar olduğunu gerçekten idrak ettiğinde hem küçülür hem güçlenir. Küçülür; çünkü kendi sınırlılığını anlar. Güçlenir; çünkü sahipsiz olmadığını fark eder. Nefsinin sahte yüksekliğinden iner, ilahi kudretin gölgesinde daha gerçek bir duruş kazanır. Ve belki de bu ismin kulda bıraktığı en derin iz şudur: İnsan kendi başına tam olmayabilir; ama Allah'a yönelen kırık kalp, yeniden kurulabilir.
"Allah bazen kulun gururunu kırar ki ruhunu kurtarsın; bazen de kalbini onarır ki yeniden O'na güvenerek yürüyebilsin."
Ersan Karavelioğlu