Bakara Suresi'nin Arapça Okunuşu Nasıldır? | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

Bakara Suresi'nin Arapça Okunuşu Nasıldır?

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
49,377
2,724,336
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

Bakara Suresi'nin Ayetlerin Arapça Okunuşu

1. Ayet:
الم

Elif, Lâm, Mîm.

2. Ayet:
ذَٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ ۛ فِيهِ ۛ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ
Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler (Allah'a karşı gelmekten sakınanlar) için bir hidayet rehberidir.

3. Ayet:
الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
Onlar ki gayba iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.

4. Ayet:
وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler; ahirete de kesin olarak inanırlar.

5. Ayet:
أُو۟لَـٰٓئِكَ عَلَىٰ هُدًۭى مِّن رَّبِّهِمْ ۖ وَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
İşte onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de onlardır.

6. Ayet:
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Gerçek şu ki, inkâr edenleri uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; iman etmezler.

7. Ayet:
خَتَمَ اللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ وَعَلَىٰ سَمْعِهِمْ ۖ وَعَلَىٰ أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinde de perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.

8. Ayet:
وَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ وَبِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ
İnsanlardan bazıları da vardır ki: "Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa onlar inanmış değildirler.

9. Ayet:
يُخَادِعُونَ اللَّهَ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ إِلَّا أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
Onlar Allah'ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar; oysa sadece kendilerini aldatıyorlar ama farkında değiller.

10. Ayet:
فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَهُمُ اللَّهُ مَرَضًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ
Kalplerinde bir hastalık vardır; Allah da onların hastalığını artırmıştır. Yalan söyledikleri için onlar için acı bir azap vardır.

11. Ayet:
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ
Onlara: "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın" denildiğinde, "Biz sadece ıslah edicileriz" derler.

12. Ayet:
أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَٰكِن لَّا يَشْعُرُونَ
Dikkat edin! Gerçekten onlar bozguncuların ta kendileridir, fakat farkında değiller.

13. Ayet:
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُوا كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُوا أَنُؤْمِنُ كَمَا آمَنَ السُّفَهَاءُ ۗ أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاءُ وَلَٰكِن لَّا يَعْلَمُونَ
Onlara: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde, "Aklı kıtların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Dikkat edin! Gerçekten aklı kıt olanlar kendileridir, fakat bilmezler.

14. Ayet:
وَإِذَا لَقُوا الَّذِينَ آمَنُوا قَالُوا آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْا إِلَىٰ شَيَاطِينِهِمْ قَالُوا إِنَّا مَعَكُمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِئُونَ
İman edenlerle karşılaştıkları zaman, "Biz de iman ettik" derler; ancak şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında, "Biz sizinle beraberiz, biz sadece alay ediyoruz" derler.

15. Ayet:
اللَّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
Allah onlarla alay eder ve onları azgınlıkları içinde bocalar durumda bırakır.

16. Ayet:
أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشْتَرَوُا۟ ٱلضَّلَـٰلَةَ بِٱلْهُدَىٰ فَمَا رَبِحَتْ تِّجَـٰرَتُهُمْ وَمَا كَانُوا۟ مُهْتَدِينَ
İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir; bu yüzden ticaretleri kâr getirmemiştir ve doğru yolu da bulamamışlardır.

17. Ayet:
مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِى ٱسْتَوْقَدَ نَارًۭا فَلَمَّآ أَضَآءَتْ مَا حَوْلَهُۥ ذَهَبَ ٱللَّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِى ظُلُمَـٰتٍۢ لَّا يُبْصِرُونَ
Onların durumu, ateş yakmak isteyen kimsenin durumuna benzer; ateş etrafını aydınlatınca, Allah onların ışığını giderir ve onları karanlıklar içinde, hiçbir şey göremez bir halde bırakır.

18. Ayet:
صُمٌّۢ بُكْمٌ عُمْىٌۢ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ
Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bu yüzden (hakka) dönmezler.

19. Ayet:
أَوْ كَصَيِّبٍۢ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فِيهِ ظُلُمَـٰتٌۭ وَرَعْدٌۭ وَبَرْقٌۭ يَجْعَلُونَ أَصَـٰبِعَهُمْ فِىٓ ءَاذَانِهِم مِّنَ ٱلصَّوَٟعِقِ حَذَرَ ٱلْمَوْتِ ۚ وَٱللَّهُ مُحِيطٌۢ بِٱلْكَـٰفِرِينَ
Yahut (onların hali) gökten boşalan içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşekler bulunan sağanağa tutulmuş kimselerin haline benzer. Yıldırımlardan ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.

20. Ayet:
يَكَادُ ٱلْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَـٰرَهُمْ كُلَّمَآ أَضَآءَ لَهُم مَّشَوْا۟ فِيهِ وَإِذَآ أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا۟ ۚ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَـٰرِهِمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Onlara bir ışık verdiğinde onun altında yürürler; karanlık çökünce de oldukları yerde kalakalırlar. Allah dileseydi, onların işitmelerini ve gözlerini de giderirdi. Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.

21. Ayet:
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki Allah'a karşı gelmekten sakınasınız.

22. Ayet:
الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً وَأَنزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَّكُمْ فَلَا تَجْعَلُوا لِلَّهِ أَندَادًا وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ
O ki yeryüzünü sizin için bir döşek, gökyüzünü bir bina yaptı ve gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. O halde, bile bile Allah'a eşler koşmayın.

23. Ayet:
وَإِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِّمَّا نَزَّلْنَا عَلَىٰ عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِّن مِّثْلِهِ وَادْعُوا شُهَدَاءَكُم مِّن دُونِ اللَّهِ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur'an) hakkında şüphedeyseniz, o takdirde, Allah'tan başka şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın, onun benzeri bir sure getirin, eğer doğru söyleyenler iseniz.

24. Ayet:
فَإِن لَّمْ تَفْعَلُوا وَلَن تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ
Bunu yapamazsanız -ki asla yapamayacaksınız- yakıtı insanlar ve taşlar olan, kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.

25. Ayet:
وَبَشِّرِ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ۖ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍ رِّزْقًا قَالُوا هَٰذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِن قَبْلُ وَأُتُوا بِهِ مُتَشَابِهًا ۖ وَلَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
İman edip salih ameller işleyenlere müjde ver ki, altından ırmaklar akan cennetler onlarındır. Orada onlara her ne zaman bir meyveden rızık verilse, "Bu, daha önce de rızıklandığımız şeydir" derler. Oysa onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada ebedi olarak kalacaklardır.

26. Ayet:
إِنَّ اللَّهَ لَا يَسْتَحْيِي أَن يَضْرِبَ مَثَلًا مَّا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا ۚ فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ ۖ وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًا ۘ يُضِلُّ بِهِ كَثِيرًا وَيَهْدِي بِهِ كَثِيرًا ۚ وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلَّا الْفَاسِقِينَ
Allah, bir sivrisineği veya ondan daha küçüğünü misal vermekten çekinmez. İman edenler bunun Rablerinden gelen bir hak olduğunu bilirler. Küfre sapanlar ise, "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler. (Allah) onunla birçoklarını saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. Ancak (Allah) onunla fasıklardan başkasını saptırmaz.

27. Ayet:
الَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَـٰسِرُونَ
Onlar ki, Allah'a verdikleri sözü kesin olarak pekiştirdikten sonra bozarlar, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte onlar hüsrana uğrayanlardır.

28. Ayet:
كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنتُمْ أَمْوَاتًا فَأَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Siz, ölü iken sizi dirilten Allah'ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizi öldürecek, sonra yine diriltecek, sonra da O'na döndürüleceksiniz.

29. Ayet:
هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُم مَّا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ اسْتَوَىٰٓ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَسَوَّىٰهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
O, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratan, sonra da iradesini göğe yöneltip onları yedi gök olarak düzenleyen Allah'tır. O, her şeyi hakkıyla bilendir.

30. Ayet:
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُوا أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ ۖ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Rabbin meleklere, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" dediğinde onlar, "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni hamdinle yüceltip dururken" dediler. Allah, "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi.

31. Ayet:
وَعَلَّمَ آدَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلَائِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاءِ هَٰؤُلَاءِ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Ve Allah Âdem’e bütün isimleri öğretti, sonra onları meleklere gösterip dedi ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bunların isimlerini bana bildirin.”
32. Ayet:
قَالُوا سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا ۖ إِنَّكَ أَنتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
Dediler ki: “Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, bizim, senin öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen her şeyi bilen, her hükmünde tam isabet kaydeden hüküm ve hikmet sahibisin.”
33. Ayet:
قَالَ يَا آدَمُ أَنبِئْهُم بِأَسْمَائِهِمْ ۖ فَلَمَّا أَنبَأَهُم بِأَسْمَائِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ
Allah dedi ki: "Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini bildir." Âdem onlara isimlerini bildirince, Allah dedi ki: "Ben size demedim mi ki, göklerin ve yerin gaybını ben bilirim. Ve sizin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilirim."
34. Ayet:
وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ أَبَىٰ وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ
Ve meleklere: "Âdem’e secde edin" dediğimizde, İblis hariç hepsi secde ettiler. O ise kaçındı, büyüklendi ve kâfirlerden oldu.
35. Ayet:
وَقُلْنَا يَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلَا مِنْهَا رَغَدًا حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هَٰذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ
Ve biz dedik ki: "Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın, orada dilediğiniz yerden bol bol yiyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."
36. Ayet:
فَأَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ ۖ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَىٰ حِينٍ
Bunun üzerine şeytan, onların ayaklarını kaydırıp orada bulundukları yerden çıkardı. Biz de dedik ki: "Birbirinize düşman olarak inin. Yeryüzünde sizin için bir süreye kadar kalacak yer ve faydalanma vardır."
37. Ayet:
فَتَلَقَّىٰٓ ءَادَمُ مِن رَّبِّهِۦ كَلِمَـٰتٍۢ فَتَابَ عَلَيْهِ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
Derken Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler aldı, O da tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri çok kabul eden, çok merhamet edendir.
38. Ayet:
قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَمِيعًا ۖ فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَن تَبِعَ هُدَايَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Dedik ki: "Oradan hepiniz inin! Benden size bir hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa, onlar için korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir."
39. Ayet:
وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُو۟لَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلنَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ
Kâfir olup ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
40. Ayet:
يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَوْفُوا بِعَهْدِي أُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَإِيَّايَ فَارْهَبُونِ
Ey İsrailoğulları! Size bahşettiğim nimetimi hatırlayın, bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Ve yalnız benden korkun!

41. Ayet:
وَآمِنُوا بِمَا أَنزَلْتُ مُصَدِّقًا لِّمَا مَعَكُمْ وَلَا تَكُونُوا أَوَّلَ كَافِرٍ بِهِ ۖ وَلَا تَشْتَرُوا بِآيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلًا وَإِيَّايَ فَاتَّقُونِ
Yanınızdaki kitabı (Tevrat'ı) doğrulayıcı olarak indirdiğime iman edin ve sakın onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Ayetlerimi az bir bedelle satmayın ve yalnızca benden korkun.

42. Ayet:
وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ
Hakkı batılla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.

43. Ayet:
وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ
Namazı kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle beraber rükû edin.

44. Ayet:
أَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنسَوْنَ أَنفُسَكُمْ وَأَنتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Siz, insanlara iyiliği emredip de kendinizi unutuyor musunuz? Oysa kitabı okuyorsunuz. Akletmez misiniz?

45. Ayet:
وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ ۚ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى الْخَاشِعِينَ
Sabır ve namazla Allah'tan yardım dileyin. Şüphesiz bu, huşû sahibi olanlardan başkasına ağır gelir.

46. Ayet:
الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَاقُو رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَاجِعُونَ
Onlar ki, Rablerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini kesin olarak bilirler.

47. Ayet:
يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ
Ey İsrailoğulları! Size bahşettiğim nimetimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.

48. Ayet:
وَاتَّقُوا يَوْمًا لَّا تَجْزِي نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْئًا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası için bir şey ödeyemez. Kimseden şefaat kabul edilmez, fidye alınmaz ve onlara yardım da edilmez.

49. Ayet:
وَإِذْ نَجَّيْنَاكُم مِّنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبْنَاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَكُمْ ۚ وَفِي ذَٰلِكُم بَلَاءٌ مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ
Hani sizi, size en kötü işkenceleri yapan Firavun ailesinden kurtarmıştık. Oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.

50. Ayet:
وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَأَنجَيْنَاكُمْ وَأَغْرَقْنَا آلَ فِرْعَوْنَ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ
Ve hani, sizin için denizi yarıp sizi kurtarmış ve gözlerinizin önünde Firavun ailesini boğmuştuk.


51. Ayet:
وَإِذْ وَاعَدْنَا مُوسَىٰ أَرْبَعِينَ لَيْلَةً ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِن بَعْدِهِ وَأَنتُمْ ظَالِمُونَ
Ve hani, Musa ile kırk gece için sözleşmiştik, sonra siz buzağıyı (ilah) edinmiştiniz ve siz zalim kimselerdiniz.

52. Ayet:
ثُمَّ عَفَوْنَا عَنكُم مِّن بَعْدِ ذَٰلِكَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Buna rağmen sizi affetmiştik ki şükredesiniz.

53. Ayet:
وَإِذْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَالْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Hani, Musa’ya kitabı ve Furkan’ı vermiştik ki doğru yola eresiniz.

54. Ayet:
وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِ يَا قَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنفُسَكُم بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُوا إِلَىٰ بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُوا أَنفُسَكُمْ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ عِندَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
Musa, kavmine dedi ki: "Ey kavmim! Buzağıyı (ilah) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hadi yaratıcınıza tövbe edin ve nefislerinizi öldürün. Bu, yaratıcınız katında sizin için hayırlıdır." Bunun üzerine Allah tövbenizi kabul etti. Çünkü O, tövbeleri çokça kabul eden ve çok merhamet edendir.

55. Ayet:
وَإِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسَىٰ لَن نُّؤْمِنَ لَكَ حَتَّىٰ نَرَى ٱللَّهَ جَهْرَةًۭ فَأَخَذَتْكُمُ ٱلصَّـٰعِقَةُ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ
Ve hani, siz: "Ey Musa! Allah’ı apaçık görmedikçe sana asla iman etmeyeceğiz" demiştiniz de, bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.

56. Ayet:
ثُمَّ بَعَثْنَاكُم مِّن بَعْدِ مَوْتِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki şükredesiniz.

57. Ayet:
وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْغَمَامَ وَأَنزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَىٰ كُلُوا مِن طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ ۖ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَٰكِن كَانُوا أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Bulutları üstünüze gölge yaptık, size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size verdiğimiz rızıkların iyilerinden yeyin. Onlar (bu nimetlerle) bize zulmetmediler, ancak kendilerine zulmettiler.

58. Ayet:
وَإِذْ قُلْنَا ادْخُلُوا هَٰذِهِ الْقَرْيَةَ فَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَدًا وَادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا وَقُولُوا حِطَّةٌ نَّغْفِرْ لَكُمْ خَطَايَاكُمْ ۚ وَسَنَزِيدُ الْمُحْسِنِينَ
Ve hani, biz: "Şu şehre girin, orada dilediğiniz yerden bol bol yeyin. Şehrin kapısından secde ederek girin ve 'Bizi bağışla' deyin ki size günahlarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere de nimetimizi artıracağız" demiştik.

59. Ayet:
فَبَدَّلَ الَّذِينَ ظَلَمُوا قَوْلًا غَيْرَ الَّذِي قِيلَ لَهُمْ فَأَنزَلْنَا عَلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا رِجْزًا مِّنَ السَّمَاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ
Fakat zalimler, kendilerine söyleneni başka bir sözle değiştirdiler. Bunun üzerine, zalimlerin üzerine gökten bir azap indirdik. Çünkü fasıklık ediyorlardı.

60. Ayet:
وَإِذِ اسْتَسْقَىٰ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِ فَقُلْنَا اضْرِب بِّعَصَاكَ الْحَجَرَ ۖ فَانفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا ۖ قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَّشْرَبَهُمْ ۖ كُلُوا وَاشْرَبُوا مِن رِّزْقِ اللَّهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
Hani, Musa kavmi için su istemişti de, biz ona: "Asanla taşa vur" demiştik. Bunun üzerine taştan on iki pınar fışkırdı. Her kabile, içeceği yeri bilmişti. Allah’ın rızkından yeyin, için; ama yeryüzünde fesat çıkararak bozgunculuk yapmayın.

61. Ayet:
وَإِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسَىٰ لَن نَّصْبِرَ عَلَىٰ طَعَامٍ وَاحِدٍۢ فَٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنبِتُ ٱلْأَرْضُ مِنۢ بَقْلِهَا وَقِثَّآئِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا ۖ قَالَ أَتَسْتَبْدِلُونَ ٱلَّذِى هُوَ أَدْنَىٰ بِٱلَّذِى هُوَ خَيْرٌۭ ۚ ٱهْبِطُوا۟ مِصْرًا فَإِنَّ لَكُم مَّا سَأَلْتُمْ ۗ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ ٱلذِّلَّةُ وَٱلْمَسْكَنَةُ وَبَآءُو بِغَضَبٍۢ مِّنَ ٱللَّهِ ۗ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ وَيَقْتُلُونَ ٱلنَّبِيِّۦنَ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ ۗ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَوا۟ وَّكَانُوا۟ يَعْتَدُونَ
Hani, siz: "Ey Musa! Biz bir çeşit yemeğe asla sabredemeyiz. Bizim için Rabbine dua et de, yerin bitirdiği sebzelerden; bakla, salatalık, sarımsak, mercimek ve soğandan çıkarsın" demiştiniz. Musa da: "Siz daha hayırlı olanı daha düşük olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? Öyleyse bir şehre inin, orada istediğiniz vardır" demişti. Üzerlerine alçaklık ve yoksulluk damgası vuruldu ve Allah’tan bir gazaba uğradılar. Bu, onların Allah’ın ayetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmeleri sebebiyledir. Çünkü onlar isyan etmişler ve haddi aşmışlardı.

62. Ayet:
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱلَّذِينَ هَادُوا۟ وَٱلنَّصَـٰرَىٰ وَٱلصَّـٰبِـِٔينَ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ وَعَمِلَ صَـٰلِحًۭا فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Şüphesiz, iman edenler; Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabiîlerden kim Allah’a ve ahiret gününe inanır ve salih amel işlerse onların Rableri katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

63. Ayet:
وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَـٰقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُوا۟ مَآ ءَاتَيْنَـٰكُم بِقُوَّةٍۢ وَٱذْكُرُوا۟ مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Hani, sizden kesin söz almış ve Tur Dağı’nı üzerinize kaldırmıştık: "Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve içindekileri hatırlayın ki sakınasınız."

64. Ayet:
ثُمَّ تَوَلَّيْتُم مِّنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ ۖ فَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ لَكُنتُم مِّنَ ٱلْخَـٰسِرِينَ
Sonra, bunun ardından yine yüz çevirdiniz. Eğer Allah’ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, mutlaka hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.

65. Ayet:
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلَّذِينَ ٱعْتَدَوْا۟ مِنكُمْ فِى ٱلسَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا۟ قِرَدَةً خَـٰسِـِٔينَ
İçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette bilmektesiniz. Onlara: "Aşağılık maymunlar olun" dedik.

66. Ayet:
فَجَعَلْنَـٰهَا نَكَـٰلًۭا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةًۭ لِّلْمُتَّقِينَ
Bunu, hem o zamanda bulunanlar hem de sonradan gelecekler için bir ibret ve muttakiler için bir öğüt yaptık.

67. Ayet:
وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦٓ إِنَّ ٱللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تَذْبَحُوا۟ بَقَرَةًۭ ۖ قَالُوٓا۟ أَتَتَّخِذُنَا هُزُوًۭا ۖ قَالَ أَعُوذُ بِٱللَّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ ٱلْجَـٰهِلِينَ
Hani Musa, kavmine: "Allah, size bir inek kesmenizi emrediyor" demişti. Onlar da: "Bizimle alay mı ediyorsun?" dediler. Musa: "Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım" dedi.

68. Ayet:
قَالُوا۟ ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِىَ ۚ قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌۭ لَّا فَارِضٌۭ وَلَا بِكْرٌ عَوَانٌۭ بَيْنَ ذَٰلِكَ ۖ فَٱفْعَلُوا۟ مَا تُؤْمَرُونَ
Onlar: "Bizim için Rabbine dua et de, onun ne olduğunu bize açıklasın" dediler. Musa: "Rabbim buyuruyor ki o, ne çok yaşlı ne de körpe, ikisi ortası bir inektir. Haydi size emredileni yapın" dedi.

69. Ayet:
قَالُوا۟ ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا لَوْنُهَا ۚ قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌۭ صَفْرَآءُ فَاقِعٌۭ لَّوْنُهَا تَسُرُّ ٱلنَّـٰظِرِينَ
Onlar: "Bizim için Rabbine dua et de, onun rengini bize açıklasın" dediler. Musa: "Rabbim buyuruyor ki o, parlak sarı renkte, bakanları sevindiren bir inektir" dedi.

70. Ayet:
قَالُوا۟ ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا هِىَ إِنَّ ٱلْبَقَرَ تَشَـٰبَهَ عَلَيْنَا وَإِنَّآ إِن شَآءَ ٱللَّهُ لَمُهْتَدُونَ
Onlar: "Bizim için Rabbine dua et de, onun ne olduğunu iyice açıklasın. Çünkü bize inekler birbirine benzer geldi. Allah dilerse elbette doğru yolu buluruz" dediler.

71. Ayet:
قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌۭ لَّا ذَلُولٌۭ تُثِيرُ ٱلْأَرْضَ وَلَا تَسْقِى ٱلْحَرْثَ مُسَلَّمَةٌۭ لَّا شِيَةَ فِيهَا ۚ قَالُوا۟ ٱلْـَٔـٰنَ جِئْتَ بِٱلْحَقِّ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا۟ يَفْعَلُونَ
Musa dedi ki: "Rabbim buyuruyor ki, o, toprağı sürmek için boyunduruk altına alınmamış ve ekin sulamayan, kusursuz, içinde alacası olmayan bir inektir." Onlar: "Şimdi gerçeği getirdin" dediler ve onu kestiler, ama neredeyse bunu yapmayacaklardı.

72. Ayet:
وَإِذْ قَتَلْتُمْ نَفْسًۭا فَٱدَّٰرَٰٔتُمْ فِيهَا وَٱللَّهُ مُخْرِجٌۭ مَّا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ
Hani, siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışıp duruyordunuz. Oysa Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı.

73. Ayet:
فَقُلْنَا ٱضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا ۚ كَذَٰلِكَ يُحْىِ ٱللَّهُ ٱلْمَوْتَىٰ وَيُرِيكُمْ ءَايَـٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Bunun üzerine dedik ki: "Ona (öldürülen adama) o (ineğin) bir parçasıyla vurun." İşte böylece Allah ölüleri diriltir ve size âyetlerini gösterir ki aklınızı kullanasınız.

74. Ayet:
ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُم مِّنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ فَهِىَ كَٱلْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةًۭ ۚ وَإِنَّ مِنَ ٱلْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ ٱلْمَآءُ ۚ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ ٱللَّهِ ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَـٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha da katı oldu. Oysa taşlardan öyleleri vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Öyleleri vardır ki yarılır da içinden su çıkar. Yine öyleleri vardır ki, Allah korkusuyla yukarıdan aşağı düşer. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

75. Ayet:
أَفَتَطْمَعُونَ أَن يُؤْمِنُوا۟ لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌۭ مِّنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَـٰمَ ٱللَّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُۥ مِنۢ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Şimdi onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa onlardan bir grup vardı ki, Allah’ın kelâmını işitiyorlar, sonra onu anladıktan sonra bile bile tahrif ediyorlardı.

76. Ayet:
وَإِذَا لَقُوا۟ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍۢ قَالُوٓا۟ أَتُحَدِّثُونَهُم بِمَا فَتَحَ ٱللَّهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَآجُّوكُم بِهِۦ عِندَ رَبِّكُمْ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
İman edenlerle karşılaştıklarında: "İnandık" derler; fakat birbirleriyle baş başa kaldıklarında: "Allah’ın size açtığı (bilgiyi) onlara mı anlatıyorsunuz ki, Rabbiniz katında bunu size karşı delil olarak kullansınlar? Akletmez misiniz?" derler.

77. Ayet:
أَوَلَا يَعْلَمُونَ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
Onlar bilmiyorlar mı ki Allah, gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilmektedir?

78. Ayet:
وَمِنْهُمْ أُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ ٱلْكِتَـٰبَ إِلَّآ أَمَانِىَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
Onlardan bir kısmı ümmîdir; kitabı bilmezler, sadece kuruntuları bilirler ve sadece zanda bulunurlar.

79. Ayet:
فَوَيْلٌۭ لِّلَّذِينَ يَكْتُبُونَ ٱلْكِتَـٰبَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَـٰذَا مِنْ عِندِ ٱللَّهِ لِيَشْتَرُوا۟ بِهِۦ ثَمَنًۭا قَلِيلًۭا ۖ فَوَيْلٌۭ لَّهُم مِّمَّا كَتَبَتْ أَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌۭ لَّهُم مِّمَّا يَكْسِبُونَ
Vay, o kimselerin haline ki, kitabı kendi elleriyle yazarlar da sonra: "Bu Allah katındandır" derler, böylece onu az bir bedelle satarlar. Yazıklar olsun elleriyle yazdıklarından dolayı onlara! Ve yazıklar olsun kazandıklarına!

80. Ayet:
وَقَالُوا۟ لَن تَمَسَّنَا ٱلنَّارُ إِلَّآ أَيَّامًۭا مَّعْدُودَةًۭ ۖ قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِندَ ٱللَّهِ عَهْدًۭا فَلَن يُخْلِفَ ٱللَّهُ عَهْدَهُۥٓ ۖ أَمْ تَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Bir de dediler ki: "Sayılı birkaç gün dışında bize ateş dokunmayacaktır." De ki: "Allah’tan böyle bir söz mü aldınız? Eğer öyleyse, Allah verdiği sözden dönmez. Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"

81. Ayet:
بَلَىٰ مَن كَسَبَ سَيِّئَةًۭ وَأَحَٰطَتْ بِهِۦ خَطِيٓـَٔتُهُۥ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ
Hayır! Kim bir kötülük işler ve günahı kendisini çepeçevre kuşatırsa, işte onlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

82. Ayet:
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ أُو۟لَـٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ ۖ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ
İman edip salih amel işleyenlere gelince, işte onlar cennetliktirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

83. Ayet:
وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَـٰقَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ لَا تَعْبُدُونَ إِلَّا ٱللَّهَ وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ إِحْسَـٰنًۭا وَذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَـٰمَىٰ وَٱلْمَسَـٰكِينَ وَقُولُوا۟ لِلنَّاسِ حُسْنًۭا وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ إِلَّا قَلِيلًۭا مِّنكُمْ وَأَنتُم مُّعْرِضُونَ
Hani, İsrailoğullarından, "Allah’tan başkasına kulluk etmeyin; anne-babaya, akrabaya, yetimlere ve yoksullara iyilik edin, insanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin" diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç yüz çevirdiniz, hâlâ da dönüp duruyorsunuz.

84. Ayet:
وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَـٰقَكُمْ لَا تَسْفِكُونَ دِمَآءَكُمْ وَلَا تُخْرِجُونَ أَنفُسَكُم مِّن دِيَـٰرِكُمْ ثُمَّ أَقْرَرْتُمْ وَأَنتُمْ تَشْهَدُونَ
Hani, "Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız" diye sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu kabul etmiştiniz ve siz buna şahitsiniz.

85. Ayet:
ثُمَّ أَنتُمْ هَـٰٓؤُلَآءِ تَقْتُلُونَ أَنفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَرِيقًۭا مِّنكُم مِّن دِيَـٰرِهِمْ تَظَٰهَرُونَ عَلَيْهِم بِٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٰنِ وَإِن يَأْتُوكُمْ أُسَـٰرَىٰ تُفَٰدُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ إِخْرَاجُهُمْ ۚ أَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ ٱلْكِتَـٰبِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍۢ ۚ فَمَا جَزَآءُ مَن يَفْعَلُ ذَٰلِكَ مِنكُمْ إِلَّا خِزْىٌۭ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۖ وَيَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ يُرَدُّونَ إِلَىٰٓ أَشَدِّ ٱلْعَذَابِ ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَـٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Sonra siz, birbirinizi öldürüyor, içinizden bir kısmını yurtlarından çıkarıyor, onlara karşı günah ve düşmanlıkta birleşiyorsunuz. Onlar esir olarak size geldiklerinde ise, fidye verip kurtarıyorsunuz; halbuki onları yurtlarından çıkarmak size haram kılınmıştı. Yoksa kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden böyle yapanların cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar en şiddetli azaba uğratılacaklardır. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

86. Ayet:
أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشْتَرَوُا۟ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا بِٱلْءَاخِرَةِ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ ٱلْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
İşte onlar, ahirete karşılık dünya hayatını satın alan kimselerdir. Bu yüzden onlardan azap hafifletilmez ve onlara yardım edilmez.

87. Ayet:
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَـٰبَ وَقَفَّيْنَا مِنۢ بَعْدِهِۦ بِٱلرُّسُلِ وَءَاتَيْنَا عِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ٱلْبَيِّنَـٰتِ وَأَيَّدْنَـٰهُ بِرُوحِ ٱلْقُدُسِ ۗ أَفَكُلَّمَا جَآءَكُمْ رَسُولٌۭ بِمَا لَا تَهْوَىٰٓ أَنفُسُكُمُ ٱسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقًۭا كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقًۭا تَقْتُلُونَ
Andolsun, Musa’ya kitabı verdik ve ondan sonra peş peşe peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya da mucizeler verdik ve onu Ruhul Kudüs ile destekledik. Demek ki, size ne zaman bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirse, büyüklük taslayacak ve kimini yalanlayacak, kimini de öldüreceksiniz, öyle mi?

88. Ayet:
وَقَالُوا۟ قُلُوبُنَا غُلْفٌۢ ۚ بَل لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفْرِهِمْ فَقَلِيلًۭا مَّا يُؤْمِنُونَ
Ve dediler ki: "Kalplerimiz perdelidir." Hayır! Allah, inkârları sebebiyle onları lanetlemiştir. Bu yüzden pek azı iman eder.

89. Ayet:
وَلَمَّا جَآءَهُمْ كِتَـٰبٌۭ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ مُصَدِّقٌۭ لِّمَا مَعَهُمْ وَكَانُوا۟ مِن قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَلَمَّا جَآءَهُم مَّا عَرَفُوا۟ كَفَرُوا۟ بِهِۦ ۚ فَلَعْنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ
Onlara, yanlarındaki (Tevrat)ı doğrulayan bir kitap (Kur'an) geldiğinde, o’nu inkâr ettiler. Oysa daha önce kâfirlere karşı yardım dilemek için onu bekliyorlardı. Fakat, o tanıdıkları kendilerine gelince onu inkâr ettiler. Artık Allah’ın laneti kâfirlerin üzerinedir.

90. Ayet:
بِئْسَمَا ٱشْتَرَوْا۟ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمْ أَن يَكْفُرُوا۟ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بَغْيًۢا أَن يُنَزِّلَ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ ۖ فَبَآءُوا۟ بِغَضَبٍ عَلَىٰ غَضَبٍۢ ۚ وَلِلْكَـٰفِرِينَ عَذَابٌۭ مُّهِينٌ
Allah’ın, kullarından dilediği kimseye lütfundan (vahiy) indirmesini kıskanarak, Allah’ın indirdiğini inkâr etmekle kendilerini ne kötü bir şeye sattılar! Bu sebeple gazap üstüne gazaba uğradılar. Kâfirler için aşağılayıcı bir azap vardır.

91. Ayet:
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ ءَامِنُوا۟ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُوا۟ نُؤْمِنُ بِمَآ أُنزِلَ عَلَيْنَا وَيَكْفُرُونَ بِمَا وَرَآءَهُۥ وَهُوَ ٱلْحَقُّ مُصَدِّقًۭا لِّمَا مَعَهُمْ ۗ قُلْ فَلِمَ تَقْتُلُونَ أَنبِيَآءَ ٱللَّهِ مِن قَبْلُ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Onlara, "Allah’ın indirdiğine iman edin" denildiğinde, "Biz yalnızca bize indirilene iman ederiz" derler ve ondan başkasını inkâr ederler. Oysa o, yanlarındaki (kitabı) doğrulayan bir gerçektir. De ki: "Eğer inanıyorsanız, daha önce Allah’ın peygamberlerini neden öldürüyordunuz?"

92. Ayet:
وَلَقَدْ جَآءَكُم مُّوسَىٰ بِٱلْبَيِّنَـٰتِ ثُمَّ ٱتَّخَذْتُمُ ٱلْعِجْلَ مِنۢ بَعْدِهِۦ وَأَنتُمْ ظَـٰلِمُونَ
Andolsun ki Musa, size apaçık deliller getirmişti. Sonra, onun ardından buzağıyı (ilah) edindiniz ve zalim kimseler oldunuz.

93. Ayet:
وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَـٰقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُوا۟ مَآ ءَاتَيْنَـٰكُم بِقُوَّةٍۢ وَٱسْمَعُوا۟ ۖ قَالُوا۟ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُوا۟ فِى قُلُوبِهِمُ ٱلْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ ۚ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُم بِهِۦٓ إِيمَـٰنُكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Hani, sizden kesin söz almış ve Tur Dağı’nı üzerinize kaldırmıştık. "Size verdiğimize sımsıkı sarılın ve dinleyin" demiştik. Onlar ise, "Dinledik ve isyan ettik" dediler. İnkârları sebebiyle buzağı, kalplerine içirilmişti. De ki: "Eğer imanınız bu ise, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!"

94. Ayet:
قُلْ إِن كَانَتْ لَكُمُ ٱلدَّارُ ٱلْـَٔاخِرَةُ عِندَ ٱللَّهِ خَالِصَةًۭ مِّن دُونِ ٱلنَّاسِ فَتَمَنَّوُا۟ ٱلْمَوْتَ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
De ki: "Eğer ahiret yurdu Allah katında, başkalarına değil de sadece size aitse ve bunda samimi iseniz, haydi ölümü temenni edin!"

95. Ayet:
وَلَن يَتَمَنَّوْهُ أَبَدًۭا بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ ۚ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلظَّـٰلِمِينَ
Fakat, ellerinin öne sürdüğü (ameller) yüzünden onu asla temenni etmeyeceklerdir. Allah, zalimleri çok iyi bilendir.

96. Ayet:
وَلَتَجِدَنَّهُمْ أَحْرَصَ ٱلنَّاسِ عَلَىٰ حَيَوٰةٍۢ وَمِنَ ٱلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ ۖ يَوَدُّ أَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ أَلْفَ سَنَةٍۢ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِهِۦ مِنَ ٱلْعَذَابِ أَن يُعَمَّرَ ۗ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِمَا يَعْمَلُونَ
Onları, insanlardan ve müşriklerden hayata en düşkün olan kimseler olarak bulacaksın. Onlardan her biri, bin yıl yaşatılmayı arzular. Oysa bu kadar yaşatılması onu azaptan uzaklaştıracak değildir. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir.

97. Ayet:
قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّۭا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُۥ نَزَّلَهُۥ عَلَىٰ قَلْبِكَ بِإِذْنِ ٱللَّهِ مُصَدِّقًۭا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًۭى وَبُشْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ
De ki: "Cebrâil’e kim düşman ise, bilsin ki o (Kur'an’ı), Allah’ın izniyle, kendinden önceki kitapları doğrulayıcı, müminler için bir hidayet rehberi ve müjdeleyici olarak senin kalbine indirmiştir."

98. Ayet:
مَن كَانَ عَدُوًّۭا لِّلَّهِ وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَـٰلَ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَدُوٌّۭ لِّلْكَـٰفِرِينَ
Kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrâil’e ve Mikâil’e düşman olursa, bilsin ki Allah da kâfirlerin düşmanıdır.

99. Ayet:
وَلَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكَ ءَايَـٰتِۭ بَيِّنَـٰتٍۢ ۖ وَمَا يَكْفُرُ بِهَآ إِلَّا ٱلْفَـٰسِقُونَ
Andolsun, biz sana apaçık âyetler indirdik. Onları ancak fasıklar inkâr eder.

100. Ayet:
أَوَكُلَّمَا عَـٰهَدُوا۟ عَهْدًۭا نَّبَذَهُۥ فَرِيقٌۭ مِّنْهُم ۚ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Ne zaman bir ahitte bulunsalar, onlardan bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.

101. Ayet:
وَلَمَّا جَآءَهُمْ رَسُولٌۭ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ مُصَدِّقٌۭ لِّمَا مَعَهُمْ نَبَذَ فَرِيقٌۭ مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ كِتَـٰبَ ٱللَّهِ وَرَآءَ ظُهُورِهِمْ كَأَنَّهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Onlara, Allah katından, yanlarındakini (Tevrat’ı) doğrulayan bir peygamber geldiğinde, kendilerine kitap verilenlerden bir grup, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah’ın kitabını arkalarına attılar.

102. Ayet:
وَٱتَّبَعُوا۟ مَا تَتْلُوا۟ ٱلشَّيَـٰطِينُ عَلَىٰ مُلْكِ سُلَيْمَـٰنَ ۖ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَـٰنُ وَلَـٰكِنَّ ٱلشَّيَـٰطِينَ كَفَرُوا۟ يُعَلِّمُونَ ٱلنَّاسَ ٱلسِّحْرَ وَمَآ أُنزِلَ عَلَى ٱلْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَـٰرُوتَ وَمَـٰرُوتَ ۚ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّىٰ يَقُولَآ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌۭ فَلَا تَكْفُرْ ۖ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِۦ بَيْنَ ٱلْمَرْءِ وَزَوْجِهِۦ ۚ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِۦ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۚ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنفَعُهُمْ ۚ وَلَقَدْ عَلِمُوا۟ لَمَنِ ٱشْتَرَىٰهُ مَا لَهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ مِنْ خَلَـٰقٍۢ ۚ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا۟ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمْ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurduklarına uydular. Süleyman kâfir olmadı, fakat şeytanlar inkâr ettiler. Babil’deki Hârut ve Mârut adlı iki meleğe indirilen sihri insanlara öğretiyorlardı. Oysa o iki melek, "Biz bir fitneyiz, sakın (sihri öğrenip) inkâra sapmayın" demedikçe hiç kimseye bir şey öğretmiyorlardı. Onlar, o iki melekten, kişi ile eşi arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Fakat Allah’ın izni olmadıkça onunla kimseye zarar veremezlerdi. Onlar, kendilerine zarar verip fayda sağlamayan şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanların ahiretten hiçbir nasibi olmadığını biliyorlardı. Nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür, keşke bilselerdi!

103. Ayet:
وَلَوْ أَنَّهُمْ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّقَوْا۟ لَمَثُوبَةٌۭ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ خَيْرٌۭ ۖ لَّوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
Eğer iman etselerdi ve sakınsalardı, elbette Allah katından alacakları mükâfat daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi!

104. Ayet:
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَقُولُوا۟ رَٰعِنَا وَقُولُوا۟ ٱنظُرْنَا وَٱسْمَعُوا۟ ۗ وَلِلْكَـٰفِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Ey iman edenler! "Râinâ" demeyin, "Unzurnâ" deyin ve dinleyin. Kâfirler için acı bir azap vardır.

105. Ayet:
مَّا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ وَلَا ٱلْمُشْرِكِينَ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْكُم مِّنْ خَيْرٍۢ مِّن رَّبِّكُمْ ۗ وَٱللَّهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِۦ مَن يَشَآءُ ۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ
Kitap ehli ve müşriklerden inkâra sapanlar, Rabbinizden size hiçbir hayır indirilmesini istemezler. Oysa Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah, büyük lütuf sahibidir.

106. Ayet:
مَا نَنسَخْ مِنْ ءَايَةٍ أَوْ نُنسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍۢ مِّنْهَآ أَوْ مِثْلِهَآ ۗ أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌ
Biz bir âyeti nesh eder veya unutturursak, ondan daha hayırlısını veya benzerini getiririz. Allah’ın her şeye gücü yettiğini bilmedin mi?

107. Ayet:
أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۗ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّۢ وَلَا نَصِيرٍ
Bilmedin mi ki, göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır? Sizin Allah’tan başka ne bir dostunuz ne de bir yardımcınız vardır.

108. Ayet:
أَمْ تُرِيدُونَ أَن تَسْـَٔلُوا۟ رَسُولَكُمْ كَمَا سُئِلَ مُوسَىٰ مِن قَبْلُ ۚ وَمَن يَتَبَدَّلِ ٱلْكُفْرَ بِٱلْإِيمَـٰنِ فَقَدْ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ
Yoksa daha önce Musa’dan sorulduğu gibi, siz de peygamberinizi sorgulamak mı istiyorsunuz? Kim imanı küfre değişirse, artık o, dümdüz yoldan sapmış olur.

109. Ayet:
وَدَّ كَثِيرٌۭ مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ لَوْ يَرُدُّونَكُم مِّنۢ بَعْدِ إِيمَـٰنِكُمْ كُفَّارًا حَسَدًۭا مِّنْ عِندِ أَنفُسِهِم مِّنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ ٱلْحَقُّ ۖ فَٱعْفُوا۟ وَٱصْفَحُوا۟ حَتَّىٰ يَأْتِىَ ٱللَّهُ بِأَمْرِهِۦٓ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Kitap ehlinden birçoğu, hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra, içlerindeki kıskançlıktan dolayı, sizi imanınızdan sonra inkâra döndürmek isterler. Siz affedin, hoşgörün. Allah emrini verinceye kadar. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.

110. Ayet:
وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ ۖ وَمَا تُقَدِّمُوا۟ لِأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍۢ تَجِدُوهُ عِندَ ٱللَّهِ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Namazı kılın, zekâtı verin. Kendiniz için önden ne hayır gönderirseniz, onu Allah katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı görendir.

111. Ayet:
وَقَالُوا۟ لَن يَدْخُلَ ٱلْجَنَّةَ إِلَّا مَن كَانَ هُودًا أَوْ نَصَـٰرَىٰ ۗ تِلْكَ أَمَانِيُّهُمْ ۗ قُلْ هَاتُوا۟ بُرْهَٰنَكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ
Dediler ki: "Yahudi veya Hristiyan olanlardan başkası cennete girmeyecek." Bu, onların kendi kuruntularıdır. De ki: "Eğer doğruysanız, delilinizi getirin."

112. Ayet:
بَلَىٰ مَنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌۭ فَلَهُۥٓ أَجْرُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Hayır! Kim, ihsan sahibi olarak yüzünü Allah’a teslim ederse, işte onun Rabbinin katında mükâfatı vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

113. Ayet:
وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ لَيْسَتِ ٱلنَّصَـٰرَىٰ عَلَىٰ شَىْءٍۢ وَقَالَتِ ٱلنَّصَـٰرَىٰ لَيْسَتِ ٱلْيَهُودُ عَلَىٰ شَىْءٍۢ وَهُمْ يَتْلُونَ ٱلْكِتَـٰبَ ۗ كَذَٰلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْ ۖ فَٱللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ فِيمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
Yahudiler: "Hristiyanlar bir temel üzere değildir" dediler. Hristiyanlar da: "Yahudiler bir temel üzere değildir" dediler. Oysa onlar kitabı okuyorlar. Bilmeyenler de onların söylediklerine benzer şeyler söylediler. Anlaşmazlığa düştükleri şeylerde kıyamet günü Allah, aralarında hüküm verecektir.

114. Ayet:
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن مَّنَعَ مَسَـٰجِدَ ٱللَّهِ أَن يُذْكَرَ فِيهَا ٱسْمُهُۥ وَسَعَىٰ فِى خَرَابِهَآ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ أَن يَدْخُلُوهَآ إِلَّا خَآئِفِينَ ۚ لَهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا خِزْىٌۭ وَلَهُمْ فِى ٱلْءَاخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Allah’ın mescitlerinde, O’nun adının anılmasını engelleyen ve onların yıkılması için çalışandan daha zalim kim olabilir? Aslında onların, oralara korkarak girmeleri gerekir. Onlar için dünyada rezillik, ahirette ise büyük bir azap vardır.

115. Ayet:
وَلِلَّهِ ٱلْمَشْرِقُ وَٱلْمَغْرِبُ ۚ فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا۟ فَثَمَّ وَجْهُ ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ وَٰسِعٌ عَلِيمٌۭ
Doğu da batı da Allah’ındır. O halde nereye dönerseniz dönün, Allah’ın yüzü oradadır. Şüphesiz Allah’ın lütfu geniştir, O her şeyi bilendir.

116. Ayet:
وَقَالُوا۟ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدًۭا ۗ سُبْحَٰنَهُۥ ۖ بَل لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ كُلٌّۭ لَّهُۥ قَـٰنِتُونَ
"Allah bir çocuk edindi" dediler. Hâşâ! O, her türlü eksiklikten münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur, hepsi O’na boyun eğmiştir.

117. Ayet:
بَدِيعُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ وَإِذَا قَضَىٰٓ أَمْرًۭا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işin olmasına karar verirse, ona sadece "Ol" der, o da hemen oluverir.

118. Ayet:
وَقَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا ٱللَّهُ أَوْ تَأْتِينَآ ءَايَةٌۭ ۗ كَذَٰلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّثْلَ قَوْلِهِمْ ۘ تَشَـٰبَهَتْ قُلُوبُهُمْ ۗ قَدْ بَيَّنَّا ٱلْءَايَـٰتِ لِقَوْمٍۢ يُوقِنُونَ
Bilgisiz olanlar: "Allah bizimle konuşsa ya da bize bir mucize gelse ya!" dediler. Onlardan öncekiler de buna benzer sözler söylemişlerdi. Kalpleri birbirine benzemektedir. Biz, kesin olarak inanan bir topluluğa âyetlerimizi apaçık gösterdik.

119. Ayet:
إِنَّآ أَرْسَلْنَـٰكَ بِٱلْحَقِّ بَشِيرًۭا وَنَذِيرًۭا ۖ وَلَا تُسْـَٔلُ عَنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْجَحِيمِ
Biz seni, bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Sen cehennemliklerden sorumlu tutulmayacaksın.

120. Ayet:
وَلَن تَرْضَىٰ عَنكَ ٱلْيَهُودُ وَلَا ٱلنَّصَـٰرَىٰ حَتَّىٰ تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ ۗ قُلْ إِنَّ هُدَى ٱللَّهِ هُوَ ٱلْهُدَىٰ ۗ وَلَئِنِ ٱتَّبَعْتَ أَهْوَآءَهُم بَعْدَ ٱلَّذِى جَآءَكَ مِنَ ٱلْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّۢ وَلَا نَصِيرٍ
Sen onların dinine uyuncaya kadar ne Yahudiler ne de Hristiyanlar senden asla hoşnut olmazlar. De ki: "Allah’ın yolu asıl doğru yoldur." Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzularına uyarsan, Allah’a karşı sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.

121. Ayet:
ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَـٰهُمُ ٱلْكِتَـٰبَ يَتْلُونَهُۥ حَقَّ تِلَاوَتِهِۦٓ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۗ وَمَن يَكْفُرْ بِهِۦ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَـٰسِرُونَ
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okurlar. İşte onlar, ona iman ederler. Kim onu inkâr ederse, işte onlar hüsrana uğrayanlardır.

122. Ayet:
يَـٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتِىَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّى فَضَّلْتُكُمْ عَلَى ٱلْعَـٰلَمِينَ
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.

123. Ayet:
وَٱتَّقُوا۟ يَوْمًۭا لَّا تَجْزِى نَفْسٌ عَن نَّفْسٍۢ شَيْـًۭٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌۭ وَلَا تَنفَعُهَا شَفَـٰعَةٌۭ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkasının yerine bir şey ödeyemez. Kimseden fidye kabul edilmez, ona şefaat fayda vermez ve onlara yardım edilmez.

124. Ayet:
وَإِذِ ٱبْتَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ رَبُّهُۥ بِكَلِمَـٰتٍۢ فَأَتَمَّهُنَّ ۖ قَالَ إِنِّى جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامًۭا ۖ قَالَ وَمِن ذُرِّيَّتِى ۖ قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِى ٱلظَّـٰلِمِينَ
Hani Rabbi, İbrahim’i birtakım kelimelerle (emirlerle) denemişti de, o bunları yerine getirmişti. Allah, "Ben seni insanlara önder yapacağım" dedi. (İbrahim) "Soyumdan da (önderler yap)" dedi. Allah, "Zalimler benim ahdime (önderliğe) nail olamaz" dedi.

125. Ayet:
وَإِذْ جَعَلْنَا ٱلْبَيْتَ مَثَابَةًۭ لِّلنَّاسِ وَأَمْنًۭا وَٱتَّخِذُوا۟ مِن مَّقَامِ إِبْرَٰهِيمَ مُصَلًّۭى ۖ وَعَهِدْنَآ إِلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْمَـٰعِيلَ أَن طَهِّرَا بَيْتِىَ لِلطَّآئِفِينَ وَٱلْعَـٰكِفِينَ وَٱلرُّكَّعِ ٱلسُّجُودِ
Hani biz, Beyt’i (Kâbe’yi) insanlara sevap kazanacakları bir toplanma ve güven yeri yaptık. "İbrahim’in makamını namaz yeri edinin" dedik. İbrahim ve İsmail’e de şöyle ahid verdik: "Beytimi, tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için tertemiz tutun."

126. Ayet:
وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِيمُ رَبِّ ٱجْعَلْ هَـٰذَا بَلَدًا ءَامِنًۭا وَٱرْزُقْ أَهْلَهُۥ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ مَنْ ءَامَنَ مِنْهُم بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ ۖ قَالَ وَمَن كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُۥ قَلِيلًۭا ثُمَّ أَضْطَرُّهُۥٓ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلنَّارِ ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
İbrahim: "Rabbim! Burasını güvenli bir şehir yap, halkından Allah’a ve ahiret gününe inananları çeşitli ürünlerle rızıklandır" diye dua etmişti. Allah buyurdu ki: "İnkâr edeni de az bir süre faydalandırır, sonra onu cehennem azabına sürüklerim. Ne kötü bir dönüş yeridir orası!"

127. Ayet:
وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَٰهِيمُ ٱلْقَوَاعِدَ مِنَ ٱلْبَيْتِ وَإِسْمَـٰعِيلُ ۖ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّآ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Hani İbrahim ve İsmail, Beyt’in temellerini yükseltiyorlardı. (Ve şöyle dua ettiler:) "Rabbimiz! Bizden (bu hizmeti) kabul buyur. Şüphesiz sen, hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin."

128. Ayet:
رَبَّنَا وَٱجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِن ذُرِّيَّتِنَآ أُمَّةًۭ مُّسْلِمَةًۭ لَّكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَآ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
"Rabbimiz! İkimizi de sana teslim olanlardan eyle. Soyumuzdan da sana teslim olacak bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster, tövbemizi kabul et. Şüphesiz sen, tövbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olansın."

129. Ayet:
رَبَّنَا وَٱبْعَثْ فِيهِمْ رَسُولًۭا مِّنْهُمْ يَتْلُوا۟ عَلَيْهِمْ ءَايَـٰتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
"Rabbimiz! Onlara içlerinden, kendilerine senin âyetlerini okuyacak, onlara kitabı ve hikmeti öğretecek ve onları temizleyecek bir peygamber gönder. Şüphesiz sen, mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin."

130. Ayet:
وَمَن يَرْغَبُ عَن مِّلَّةِ إِبْرَٰهِيمَ إِلَّا مَن سَفِهَ نَفْسَهُۥ ۚ وَلَقَدِ ٱصْطَفَيْنَـٰهُ فِى ٱلدُّنْيَا وَإِنَّهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ
Kendi nefsine ihanet edenler dışında, İbrahim’in dininden kim yüz çevirir? Andolsun, biz onu dünyada (peygamber olarak) seçtik. Şüphesiz o, ahirette de salihlerdendir.

131. Ayet:
إِذْ قَالَ لَهُۥ رَبُّهُۥٓ أَسْلِمْ ۖ قَالَ أَسْلَمْتُ لِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
Rabbi ona: "İslâm ol (teslim ol)" dediğinde, İbrahim: "Âlemlerin Rabbine teslim oldum" dedi.

132. Ayet:
وَوَصَّىٰ بِهَآ إِبْرَٰهِيمُ بَنِيهِ وَيَعْقُوبُ يَـٰبَنِىَّ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصْطَفَىٰ لَكُمُ ٱلدِّينَ فَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ
İbrahim de, Yakub da bunu oğullarına vasiyet etti. (İbrahim dedi ki:) "Oğullarım! Şüphesiz Allah, sizin için bu dini seçti; o halde yalnızca Müslümanlar olarak ölünüz."

133. Ayet:
أَمْ كُنتُمْ شُهَدَآءَ إِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ ٱلْمَوْتُ إِذْ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنۢ بَعْدِى قَالُوا۟ نَعْبُدُ إِلَـٰهَكَ وَإِلَـٰهَ ءَابَآئِكَ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْمَـٰعِيلَ وَإِسْحَـٰقَ إِلَـٰهًۭا وَٰحِدًۭا وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ
Yoksa Yakub’un ölüm döşeğinde iken, oğullarına: "Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?" diye sorduğunda, orada mıydınız? Onlar da: "Senin ilahına, ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahına, tek bir ilaha kulluk edeceğiz; biz yalnızca O’na teslim olmuşuzdur" dediler.

134. Ayet:
تِلْكَ أُمَّةٌۭ قَدْ خَلَتْ ۖ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُم مَّا كَسَبْتُمْ ۖ وَلَا تُسْـَٔلُونَ عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız ise sizedir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu tutulmayacaksınız.

135. Ayet:
وَقَالُوا۟ كُونُوا۟ هُودًا أَوْ نَصَـٰرَىٰ تَهْتَدُوا۟ ۗ قُلْ بَلْ مِلَّةَ إِبْرَٰهِيمَ حَنِيفًۭا وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
(Yahudi ve Hristiyanlar:) "Yahudi veya Hristiyan olun ki doğru yolu bulasınız" dediler. De ki: "Hayır, biz Hanif olan İbrahim’in dinine uyarız; o, müşriklerden değildi."

136. Ayet:
قُولُوٓا۟ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْنَا وَمَآ أُنزِلَ إِلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْمَـٰعِيلَ وَإِسْحَـٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطِ وَمَآ أُوتِىَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَمَآ أُوتِىَ ٱلنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍۢ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ
Deyin ki: "Biz, Allah’a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene; Musa ve İsa’ya verilene; Rableri tarafından (diğer) peygamberlere verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz, O’na teslim olmuşuzdur."

137. Ayet:
فَإِنْ ءَامَنُوا۟ بِمِثْلِ مَآ ءَامَنتُم بِهِۦ فَقَدِ ٱهْتَدَوا۟ ۖ وَإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّمَا هُمْ فِى شِقَاقٍۢ ۖ فَسَيَكْفِيكَهُمُ ٱللَّهُ ۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Eğer onlar da, sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, doğru yolu bulmuş olurlar. Ama eğer yüz çevirirlerse, onlar ancak bir ayrılık içindedirler. Allah, onlara karşı sana yetecektir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

138. Ayet:
صِبْغَةَ ٱللَّهِ ۖ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ ٱللَّهِ صِبْغَةًۭ ۖ وَنَحْنُ لَهُۥ عَـٰبِدُونَ
(Allah’ın boyasıyla boyandık.) Allah’ın boyasından daha güzel boyası olan kim vardır? Biz, yalnızca O’na ibadet edenleriz.

139. Ayet:
قُلْ أَتُحَآجُّونَنَا فِى ٱللَّهِ وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ وَلَنَآ أَعْمَـٰلُنَا وَلَكُمْ أَعْمَـٰلُكُمْ وَنَحْنُ لَهُۥ مُخْلِصُونَ
De ki: "Allah hakkında bizimle tartışıyor musunuz? Oysa O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz sizedir. Biz O’na ihlâs ile yönelmişiz."

140. Ayet:
أَمْ تَقُولُونَ إِنَّ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْمَـٰعِيلَ وَإِسْحَـٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطَ كَانُوا۟ هُودًا أَوْ نَصَـٰرَىٰ ۗ قُلْ أَأَنتُمْ أَعْلَمُ أَمِ ٱللَّهُ ۗ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَتَمَ شَهَـٰدَةًۭ عِندَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَـٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Yoksa siz: "İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunları Yahudi veya Hristiyan idi" mi diyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?" Kendi yanında bulunan şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

141. Ayet:
تِلْكَ أُمَّةٌۭ قَدْ خَلَتْ ۖ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُم مَّا كَسَبْتُمْ ۖ وَلَا تُسْـَٔلُونَ عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız ise sizedir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu tutulmayacaksınız.

142. Ayet:
سَيَقُولُ ٱلسُّفَهَآءُ مِنَ ٱلنَّاسِ مَا وَلَّىٰهُمْ عَن قِبْلَتِهِمُ ٱلَّتِى كَانُوا۟ عَلَيْهَا ۚ قُل لِّلَّهِ ٱلْمَشْرِقُ وَٱلْمَغْرِبُ ۚ يَهْدِى مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
İnsanlar arasındaki beyinsizler, "Onları, yöneldikleri kıbleden çeviren nedir?" diyeceklerdir. De ki: "Doğu da batı da Allah’ındır. O, dilediğini doğru yola iletir."

143. Ayet:
وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَـٰكُمْ أُمَّةًۭ وَسَطًۭا لِّتَكُونُوا۟ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ وَيَكُونَ ٱلرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًۭا ۗ وَمَا جَعَلْنَا ٱلْقِبْلَةَ ٱلَّتِى كُنتَ عَلَيْهَآ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ ٱلرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ ۚ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلَّا عَلَى ٱلَّذِينَ هَدَى ٱللَّهُ ۗ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَـٰنَكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفٌۭ رَّحِيمٌۭ
İşte böylece sizi, insanlığa şahit olmanız ve peygamberin de size şahit olması için orta bir ümmet yaptık. Senin (daha önce) yöneldiğin kıbleyi, sırf peygambere uyanları, geri dönenlerden ayırt edelim diye kıble yaptık. Bu, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerden başkasına elbette zor gelir. Allah, imanınızı asla zayi edecek değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir.

144. Ayet:
قَدْ نَرَىٰ تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِى ٱلسَّمَآءِ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةًۭ تَرْضَىٰهَا ۚ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ ۚ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۥ ۗ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَـٰفِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
Biz, senin yüzünü göğe çevirdiğini elbette görüyoruz. Seni hoşnut olacağın bir kıbleye döndüreceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Siz de (ey müminler!) nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa çevirin. Kendilerine kitap verilenler, bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah, onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.

145. Ayet:
وَلَئِنْ أَتَيْتَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ بِكُلِّ ءَايَةٍۢ مَّا تَبِعُوا۟ قِبْلَتَكَ ۚ وَمَآ أَنتَ بِتَابِعٍۢ قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُم بِتَابِعٍۢ قِبْلَةَ بَعْضٍۢ ۚ وَلَئِنِ ٱتَّبَعْتَ أَهْوَآءَهُم مِّنۢ بَعْدِ مَا جَآءَكَ مِنَ ٱلْعِلْمِ إِنَّكَ إِذًۭا لَّمِنَ ٱلظَّـٰلِمِينَ
Andolsun ki, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen, yine de senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine uymazlar. Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzularına uyacak olursan, o takdirde, mutlaka zalimlerden olursun.

146. Ayet:
ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَـٰهُمُ ٱلْكِتَـٰبَ يَعْرِفُونَهُۥ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَآءَهُمْ ۖ وَإِنَّ فَرِيقًۭا مِّنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ ٱلْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan bir grup, gerçeği bile bile gizler.

147. Ayet:
ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُمْتَرِينَ
Gerçek, Rabbindendir. O hâlde sakın şüphe edenlerden olma!

148. Ayet:
وَلِكُلٍّۢ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلِّيہَا ۖ فَٱسْتَبِقُوا۟ ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ أَيْنَ مَا تَكُونُوا۟ يَأْتِ بِكُمُ ٱللَّهُ جَمِيعًا ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ
Herkesin yöneldiği bir yön vardır. O hâlde hayırlı işlerde yarışın. Nerede olursanız olun, Allah hepinizi bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.

149. Ayet:
وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ ۖ وَإِنَّهُۥ لَلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَـٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Her nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Şüphesiz bu, Rabbin tarafından gelen bir gerçektir. Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.

150. Ayet:
وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۥ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌ إِلَّا ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنْهُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَٱخْشَوْنِى وَلِأُتِمَّ نِعْمَتِى عَلَيْكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Her nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız olun, yüzlerinizi o tarafa çevirin ki, insanlardan zalim olanlar dışında sizin aleyhinize bir delil olmasın. Onlardan korkmayın, benden korkun. Ayrıca size olan nimetimi tamamlayayım ki, doğru yolu bulasınız.

151. Ayet:
كَمَآ أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولًۭا مِّنكُمْ يَتْلُوا۟ عَلَيْكُمْ ءَايَـٰتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُم مَّا لَمْ تَكُونُوا۟ تَعْلَمُونَ
Nitekim, size kendi içinizden bir peygamber gönderdik. O, size âyetlerimizi okuyor, sizi arındırıyor, size kitabı ve hikmeti öğretiyor, bilmediklerinizi de size öğretiyor.

152. Ayet:
فَٱذْكُرُونِىٓ أَذْكُرْكُمْ وَٱشْكُرُوا۟ لِى وَلَا تَكْفُرُونِ
O hâlde beni anın ki, ben de sizi anayım; bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.

153. Ayet:
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱسْتَعِينُوا۟ بِٱلصَّبْرِ وَٱلصَّلَوٰةِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلصَّـٰبِرِينَ
Ey iman edenler! Sabır ve namazla (Allah’tan) yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.

154. Ayet:
وَلَا تَقُولُوا۟ لِمَن يُقْتَلُ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمْوَٰتٌۢ ۚ بَلْ أَحْيَآءٌۭ وَلَـٰكِن لَّا تَشْعُرُونَ
Allah yolunda öldürülenlere, "Ölüler" demeyin. Bilakis, onlar diridirler, fakat siz (bunu) bilemezsiniz.

155. Ayet:
وَلَنَبْلُوَنَّكُم بِشَىْءٍۢ مِّنَ ٱلْخَوْفِ وَٱلْجُوعِ وَنَقْصٍۢ مِّنَ ٱلْأَمْوَٰلِ وَٱلْأَنفُسِ وَٱلثَّمَرَٰتِ ۗ وَبَشِّرِ ٱلصَّـٰبِرِينَ
Andolsun, sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!

156. Ayet:
ٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌۭ قَالُوٓا۟ إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّآ إِلَيْهِ رَٰجِعُونَ
Onlar, kendilerine bir musibet isabet ettiğinde: "Şüphesiz biz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz" derler.

157. Ayet:
أُو۟لَـٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَٰتٌۭ مِّن رَّبِّهِمْ وَرَحْمَةٌۭ ۖ وَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُهْتَدُونَ
İşte onlar var ya, Rablerinden bağışlamalar ve rahmet onlaradır. Ve işte onlar, doğru yolda olanların ta kendileridir.

158. Ayet:
إِنَّ ٱلصَّفَا وَٱلْمَرْوَةَ مِن شَعَآئِرِ ٱللَّهِ ۖ فَمَنْ حَجَّ ٱلْبَيْتَ أَوِ ٱعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ أَن يَطَّوَّفَ بِهِمَا ۚ وَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًۭا فَإِنَّ ٱللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ
Şüphesiz Safâ ile Merve, Allah’ın nişanlarındandır. Kim hacceder veya umre yaparsa, onların arasında sa’y etmesinde kendisine bir günah yoktur. Kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah, karşılığını verir ve her şeyi bilendir.

159. Ayet:
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَآ أَنزَلْنَا مِنَ ٱلْبَيِّنَـٰتِ وَٱلْهُدَىٰ مِنۢ بَعْدِ مَا بَيَّنَّـٰهُ لِلنَّاسِ فِى ٱلْكِتَـٰبِ ۙ أُو۟لَـٰٓئِكَ يَلْعَنُهُمُ ٱللَّهُ وَيَلْعَنُهُمُ ٱللَّـٰعِنُونَ
Açık delilleri ve hidayeti, biz onları kitapta insanlara apaçık beyan ettikten sonra gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet ediciler lanet eder.

160. Ayet:
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُوا۟ وَأَصْلَحُوا۟ وَبَيَّنُوا۟ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ أَتُوبُ عَلَيْهِمْ ۚ وَأَنَا ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler ve (gerçeği) açıklayanlar hariçtir. İşte onların tövbesini kabul ederim. Ben, tövbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olanım.

161. Ayet:
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَمَاتُوا۟ وَهُمْ كُفَّارٌ أُو۟لَـٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ ٱللَّهِ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ وَٱلنَّاسِ أَجْمَعِينَ
Kâfir olan ve kâfir olarak ölenler var ya, işte Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onların üzerinedir.

162. Ayet:
خَـٰلِدِينَ فِيهَا ۖ لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ ٱلْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ
Onlar, lanet içinde ebedî kalacaklardır. Ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine mühlet verilecektir.

163. Ayet:
وَإِلَـٰهُكُمْ إِلَـٰهٌۭ وَٰحِدٌۭ ۖ لَّآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلرَّحْمَـٰنُ ٱلرَّحِيمُ
Sizin ilahınız, tek bir ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur. O, Rahman’dır, Rahim’dir.

164. Ayet:
إِنَّ فِى خَلْقِ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱخْتِلَـٰفِ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَٱلْفُلْكِ ٱلَّتِى تَجْرِى فِى ٱلْبَحْرِ بِمَا يَنفَعُ ٱلنَّاسَ وَمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن مَّآءٍۢ فَأَحْيَا بِهِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَآبَّةٍۢ وَتَصْرِيفِ ٱلرِّيَـٰحِ وَٱلسَّحَابِ ٱلْمُسَخَّرِ بَيْنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ لَءَايَـٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يَعْقِلُونَ
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara fayda veren şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilttiği suda, yeryüzünde her türlü canlıyı yaymasında, rüzgârları yönlendirip estirmesinde ve gökle yer arasında emre hazır bekleyen bulutta aklını kullanan bir topluluk için ibretler vardır.

165. Ayet:
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَندَادًۭا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ ٱللَّهِ ۖ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَشَدُّ حُبًّۭا لِّلَّهِ ۗ وَلَوْ يَرَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ إِذْ يَرَوْنَ ٱلْعَذَابَ أَنَّ ٱلْقُوَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًۭا وَأَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعَذَابِ
İnsanlardan bazıları Allah’tan başkasını Allah’a eş tutarlar ve onları, Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah’a olan sevgisi çok daha kuvvetlidir. Keşke zulmedenler azabı gördükleri zaman anlayacakları gibi, bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu şimdi anlayabilselerdi.

166. Ayet:
إِذْ تَبَرَّأَ ٱلَّذِينَ ٱتُّبِعُوا۟ مِنَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوا۟ وَرَأَوُا۟ ٱلْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ ٱلْأَسْبَابُ
İşte o zaman, kendilerine uyulanlar, kendilerine uyanlardan uzak duracaklar; azabı görecekler ve aralarındaki bağlar tamamen kopacaktır.

167. Ayet:
وَقَالَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوا۟ لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةًۭ فَنَتَبَرَّأَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّءُوا۟ مِنَّا ۗ كَذَٰلِكَ يُرِيهِمُ ٱللَّهُ أَعْمَـٰلَهُمْ حَسَرَٰتٍ عَلَيْهِمْ ۖ وَمَا هُم بِخَـٰرِجِينَ مِنَ ٱلنَّارِ
(İşte o zaman) kendilerine uyanlar: "Keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş olsaydı da onların bizden uzak durdukları gibi biz de onlardan uzak dursaydık!" diyecekler. İşte böylece Allah, onların işledikleri amelleri, üzerlerine pişmanlıklar olarak gösterecektir. Onlar cehennemden çıkacak değillerdir.

168. Ayet:
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ كُلُوا۟ مِمَّا فِى ٱلْأَرْضِ حَلَـٰلًۭا طَيِّبًۭا وَلَا تَتَّبِعُوا۟ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّۭ مُّبِينٌ
Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.

169. Ayet:
إِنَّمَا يَأْمُرُكُم بِٱلسُّوٓءِ وَٱلْفَحْشَآءِ وَأَن تَقُولُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Şeytan size ancak kötülüğü, çirkin işleri ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.

170. Ayet:
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّبِعُوا۟ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُوا۟ بَلْ نَتَّبِعُ مَآ أَلْفَيْنَا عَلَيْهِ ءَابَآءَنَا ۚ أَوَلَوْ كَانَ ءَابَآؤُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـًۭٔا وَلَا يَهْتَدُونَ
Onlara: "Allah’ın indirdiğine uyun" denildiği zaman, "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız" derler. Ya ataları bir şey anlamamış ve doğru yolu bulamamış idiyseler de mi?

171. Ayet:
وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ كَمَثَلِ ٱلَّذِى يَنْعِقُ بِمَا لَا يَسْمَعُ إِلَّا دُعَآءًۭ وَنِدَآءًۭ ۚ صُمٌّۭ بُكْمٌ عُمْىٌۭ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
İnkâr edenlerin durumu, haykırış ve bağırıştan başka bir şey işitmeyen hayvanlara bağıran kimsenin durumu gibidir. Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Bu sebeple akıllarını kullanmazlar.

172. Ayet:
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُلُوا۟ مِن طَيِّبَـٰتِ مَا رَزَقْنَـٰكُمْ وَٱشْكُرُوا۟ لِلَّهِ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O’na kulluk ediyorsanız, Allah’a şükredin.

173. Ayet:
إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ ٱلْمَيْتَةَ وَٱلدَّمَ وَلَحْمَ ٱلْخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ بِهِۦ لِغَيْرِ ٱللَّهِ ۖ فَمَنِ ٱضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍۢ وَلَا عَادٍۢ فَلَآ إِثْمَ عَلَيْهِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌ
Allah size ancak leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilenleri haram kılmıştır. Ancak kim mecbur kalırsa, aşırıya kaçmamak ve zaruret sınırını aşmamak kaydıyla, günahkâr olmaz. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

174. Ayet:
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلْكِتَـٰبِ وَيَشْتَرُونَ بِهِۦ ثَمَنًۭا قَلِيلًا أُو۟لَـٰٓئِكَ مَا يَأْكُلُونَ فِى بُطُونِهِمْ إِلَّا ٱلنَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ ٱللَّهُ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip onu az bir değere satanlar var ya, onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmazlar. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onları temize çıkarmayacak ve onlara acı bir azap vardır.

175. Ayet:
أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشْتَرَوُا۟ ٱلضَّلَـٰلَةَ بِٱلْهُدَىٰ وَٱلْعَذَابَ بِٱلْمَغْفِرَةِ ۆ فَمَآ أَصْبَرَهُمْ عَلَى ٱلنَّارِ
Onlar, hidayeti bırakıp sapıklığı, mağfireti bırakıp azabı satın almış kimselerdir. Ateşe karşı nasıl da dayanıklıdırlar!

176. Ayet:
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ نَزَّلَ ٱلْكِتَـٰبَ بِٱلْحَقِّ ۗ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ ٱخْتَلَفُوا۟ فِى ٱلْكِتَـٰبِ لَفِى شِقَاقٍۢ بَعِيدٍۢ
Bu (azap), Allah’ın kitabı hak olarak indirmiş olmasındandır. Kitap hakkında anlaşmazlığa düşenler, elbette derin bir ayrılık içindedirler.

177. Ayet:
لَّيْسَ ٱلْبِرَّ أَن تُوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَلَـٰكِنَّ ٱلْبِرَّ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ وَٱلْكِتَـٰبِ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ وَءَاتَى ٱلْمَالَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ ذَوِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَـٰمَىٰ وَٱلْمَسَـٰكِينَ وَٱبْنَ ٱلسَّبِيلِ وَٱلسَّآئِلِينَ وَفِى ٱلرِّقَابِ وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَى ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَـٰهَدُوا۟ وَٱلصَّـٰبِرِينَ فِى ٱلْبَأْسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَحِينَ ٱلْبَأْسِ ۗ أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ صَدَقُوا۟ ۖ وَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُتَّقُونَ
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Fakat iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere iman eden; malını Allah sevgisiyle akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyenlere ve kölelere veren; namazı kılan, zekâtı veren; ahidleştiklerinde ahidlerini yerine getiren; sıkıntı, hastalık ve savaş anında sabreden kimselerin iyiliğidir. İşte bunlar, doğru olanlardır ve işte bunlar, takva sahipleridir.

178. Ayet:
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلْقِصَاصُ فِى ٱلْقَتْلَى ۖ ٱلْحُرُّ بِٱلْحُرِّ وَٱلْعَبْدُ بِٱلْعَبْدِ وَٱلْأُنثَىٰ بِٱلْأُنثَىٰ ۚ فَمَنْ عُفِىَ لَهُۥ مِنْ أَخِيهِ شَىْءٌۭ فَٱتِّبَاعٌۢ بِٱلْمَعْرُوفِ وَأَدَآءٌ إِلَيْهِ بِإِحْسَـٰنٍۢ ۗ ذَٰلِكَ تَخْفِيفٌۭ مِّن رَّبِّكُمْ وَرَحْمَةٌۭ ۗ فَمَنِ ٱعْتَدَىٰ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَلَهُۥ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın kısas yapılır. Kim (öldürülenin) kardeşi tarafından (kısas) affedilirse, (diyeti) güzelce istemek ve (onu) güzellikle ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra kim haddi aşarsa, onun için elem verici bir azap vardır.

179. Ayet:
وَلَكُمْ فِى ٱلْقِصَاصِ حَيَوٰةٌۭ يَـٰٓأُو۟لِى ٱلْأَلْبَـٰبِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır, umulur ki sakınırsınız.

180. Ayet:
كُتِبَ عَلَيْكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ إِن تَرَكَ خَيْرًاۭ ٱلْوَصِيَّةُ لِلْوَٰلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ حَقًّا عَلَى ٱلْمُتَّقِينَ
Sizden birine ölüm gelip çattığında, eğer geride bir mal bırakıyorsa, ana-baba ve akrabaya uygun bir şekilde vasiyet etmek, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerine bir borçtur.

181. Ayet:
فَمَن بَدَّلَهُۥ بَعْدَمَا سَمِعَهُۥ فَإِنَّمَآ إِثْمُهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ يُبَدِّلُونَهُۥٓ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ
Kim, bu vasiyeti duyduktan sonra değiştirirse, artık onun günahı, ancak değiştirenlerin üzerinedir. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

182. Ayet:
فَمَنْ خَافَ مِن مُّوصٍۢ جَنَفًا أَوْ إِثْمًۭا فَأَصْلَحَ بَيْنَهُمْ فَلَآ إِثْمَ عَلَيْهِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Her kim, vasiyet edenin bir hata yapmasından veya bir günah işlemesinden korkar da, mirasçılar arasında barışı sağlarsa, ona bir günah yoktur. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

183. Ayet:
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki sakınırsınız.

184. Ayet:
أَيَّامًۭا مَّعْدُودَٰتٍۢ ۚ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضًا أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍۢ فَعِدَّةٌۭ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ ۚ وَعَلَى ٱلَّذِينَ يُطِيقُونَهُۥ فِدْيَةٌۭ طَعَامُ مِسْكِينٍۢ ۖ فَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًۭا فَهُوَ خَيْرٌۭ لَّهُۥ ۚ وَأَن تَصُومُوا۟ خَيْرٌۭ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden her kim hasta olur veya yolculukta bulunursa, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde oruç tutar. Oruç tutmaya gücü yetmeyenler ise, bir fakiri doyuracak kadar fidye verir. Kim, gönüllü olarak bir iyilik yaparsa, bu onun için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.

185. Ayet:
شَهْرُ رَمَضَانَ ٱلَّذِىٓ أُنزِلَ فِيهِ ٱلْقُرْءَانُ هُدًۭى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَـٰتٍۢ مِّنَ ٱلْهُدَىٰ وَٱلْفُرْقَانِ ۚ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ ٱلشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ ۖ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍۢ فَعِدَّةٌۭ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ ۗ يُرِيدُ ٱللَّهُ بِكُمُ ٱلْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ ٱلْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُوا۟ ٱلْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا۟ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَىٰكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Ramazan ayı, insanlara doğru yolu gösteren, hidayeti ve furkanı (doğruyu yanlıştan ayıran ölçüyü) açıklayan Kur'an’ın indirildiği aydır. Sizden kim bu aya erişirse, onda oruç tutsun. Kim hasta olur veya yolculukta bulunursa, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde oruç tutar. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Oruç günlerinin sayısını tamamlayın ve size doğru yolu göstermesine karşılık Allah’ı tekbir getirin. Umulur ki şükredersiniz.

186. Ayet:
وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِى عَنِّى فَإِنِّى قَرِيبٌۭ ۖ أُجِيبُ دَعْوَةَ ٱلدَّاعِ إِذَا دَعَانِ ۖ فَلْيَسْتَجِيبُوا۟ لِى وَلْيُؤْمِنُوا۟ بِى لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ
Kullarım sana beni soracak olursa, bilsinler ki ben çok yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için onlar da benim çağrıma uysunlar ve bana iman etsinler.

187. Ayet:
أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ ٱلصِّيَامِ ٱلرَّفَثُ إِلَىٰ نِسَآئِكُمْ ۚ هُنَّ لِبَاسٌۭ لَّكُمْ وَأَنتُمْ لِبَاسٌۭ لَّهُنَّ ۗ عَلِمَ ٱللَّهُ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَخْتَانُونَ أَنفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنكُمْ ۖ فَٱلْـَٔـٰنَ بَٰشِرُوهُنَّ وَٱبْتَغُوا۟ مَا كَتَبَ ٱللَّهُ لَكُمْ ۚ وَكُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَكُمُ ٱلْخَيْطُ ٱلْأَبْيَضُ مِنَ ٱلْخَيْطِ ٱلْأَسْوَدِ مِنَ ٱلْفَجْرِ ۖ ثُمَّ أَتِمُّوا۟ ٱلصِّيَامَ إِلَى ٱلَّيْلِ ۚ وَلَا تُبَٰشِرُوهُنَّ وَأَنتُمْ عَـٰكِفُونَ فِى ٱلْمَسَـٰجِدِ ۗ تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَقْرَبُوهَا ۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ ءَايَـٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
Oruç gecesinde, kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin için bir örtüdür, siz de onlar için bir örtüsünüz. Allah, nefsinize ihanet ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazdığını arayın. Fecir vaktinde beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin, için; sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde itikâfta bulunduğunuz sırada da onlara yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır; sakın onlara yaklaşmayın. İşte Allah, insanlara âyetlerini böyle açıklar ki, sakınsınlar.

188. Ayet:
وَلَا تَأْكُلُوٓا۟ أَمْوَٰلَكُم بَيْنَكُم بِٱلْبَـٰطِلِ وَتُدْلُوا۟ بِهَآ إِلَى ٱلْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا۟ فَرِيقًۭا مِّنْ أَمْوَٰلِ ٱلنَّاسِ بِٱلْإِثْمِ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ
Birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. Bile bile insanların mallarından bir kısmını günah işleyerek yemeniz için o malları hâkimlere (rüşvet olarak) aktarmayın.

189. Ayet:
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْأَهِلَّةِ ۖ قُلْ هِىَ مَوَٰقِيتُ لِلنَّاسِ وَٱلْحَجِّ ۗ وَلَيْسَ ٱلْبِرُّ بِأَن تَأْتُوا۟ ٱلْبُيُوتَ مِن ظُهُورِهَا وَلَـٰكِنَّ ٱلْبِرَّ مَنِ ٱتَّقَىٰ ۗ وَأْتُوا۟ ٱلْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَٰبِهَا ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Sana, hilallerin (ayın şekillerinin) ne anlama geldiğini sorarlar. De ki: "Onlar, insanlar için vakit ölçüleridir ve hac (zamanını belirler)." İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir. Fakat iyilik, Allah’a karşı gelmekten sakınanların tutumudur. Evlere kapılarından girin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.

190. Ayet:
وَقَـٰتِلُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ يُقَـٰتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوٓا۟ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلْمُعْتَدِينَ
Size saldıranlara karşı, Allah yolunda savaşın. Fakat aşırıya gitmeyin. Şüphesiz Allah, aşırıya gidenleri sevmez.

191. Ayet:
وَٱقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ ۚ وَٱلْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ ٱلْقَتْلِ ۚ وَلَا تُقَـٰتِلُوهُمْ عِندَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ حَتَّىٰ يُقَـٰتِلُوكُمْ فِيهِ ۖ فَإِن قَـٰتَلُوكُمْ فَٱقْتُلُوهُمْ ۗ كَذَٰلِكَ جَزَآءُ ٱلْكَـٰفِرِينَ
Onları nerede yakalarsanız öldürün; sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, öldürmekten daha beterdir. Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle orada savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Fakat onlar sizinle savaşırlarsa, onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.

192. Ayet:
فَإِنِ ٱنتَهَوْا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Eğer onlar (düşmanlıklarından) vazgeçerlerse, bilsinler ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

193. Ayet:
وَقَـٰتِلُوهُمْ حَتَّىٰ لَا تَكُونَ فِتْنَةٌۭ وَيَكُونَ ٱلدِّينُ لِلَّهِ ۖ فَإِنِ ٱنتَهَوْا۟ فَلَا عُدْوَٰنَ إِلَّا عَلَى ٱلظَّـٰلِمِينَ
Fitne ortadan kalkıp, din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Vazgeçerlerse, artık zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.

194. Ayet:
ٱلشَّهْرُ ٱلْحَرَامُ بِٱلشَّهْرِ ٱلْحَرَامِ وَٱلْحُرُمَـٰتُ قِصَاصٌۭ ۚ فَمَنِ ٱعْتَدَىٰ عَلَيْكُمْ فَٱعْتَدُوا۟ عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا ٱعْتَدَىٰ عَلَيْكُمْ ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلْمُتَّقِينَ
Haram ay, haram aya karşılıktır; hürmetler karşılıklıdır. Kim size saldırırsa, onun size saldırdığı gibi siz de ona saldırın. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah, sakınanlarla beraberdir.

195. Ayet:
وَأَنفِقُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا تُلْقُوا۟ بِأَيْدِيكُمْ إِلَى ٱلتَّهْلُكَةِ ۛ وَأَحْسِنُوٓا۟ ۛ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ
Allah yolunda infak edin (harcayın), kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever.

196. Ayet:
وَأَتِمُّوا۟ ٱلْحَجَّ وَٱلْعُمْرَةَ لِلَّهِ ۚ فَإِنْ أُحْصِرْتُمْ فَمَا ٱسْتَيْسَرَ مِنَ ٱلْهَدْىِ ۖ وَلَا تَحْلِقُوا۟ رُءُوسَكُمْ حَتَّىٰ يَبْلُغَ ٱلْهَدْىُ مَحِلَّهُۥ ۚ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضًا أَوْ بِهِۦٓ أَذًۭى مِّن رَّأْسِهِۦ فَفِدْيَةٌۭ مِّن صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍۢ ۚ فَإِذَآ أَمِنتُمْ فَمَن تَمَتَّعَ بِٱلْعُمْرَةِ إِلَى ٱلْحَجِّ فَمَا ٱسْتَيْسَرَ مِنَ ٱلْهَدْىِ ۚ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَـٰثَةِ أَيَّامٍۢ فِى ٱلْحَجِّ وَسَبْعَةٍ إِذَا رَجَعْتُمْ ۗ تِلْكَ عَشَرَةٌۭ كَامِلَةٌۭ ۗ ذَٰلِكَ لِمَن لَّمْ يَكُنْ أَهْلُهُۥ حَاضِرِى ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ
Hac ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman veya hastalık gibi bir engel ile) alıkonursanız, o zaman (kolayınıza gelen) bir kurban gönderin. Kurban yerine ulaşıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olan veya başında rahatsızlığı bulunan kimse, oruç tutarak, sadaka vererek ya da kurban keserek fidye verir. Güvende olduğunuzda, kim hac zamanına kadar umre ile faydalanırsa, (kolayına gelen) bir kurban keser. Fakat kim kurban bulamazsa, hac sırasında üç gün, döndüğünüzde ise yedi gün oruç tutar; bu, tam on gündür. Bu hüküm, Mescid-i Haram çevresinde oturmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah, cezası çetin olandır.

197. Ayet:
ٱلْحَجُّ أَشْهُرٌۭ مَّعْلُومَـٰتٌۭ ۚ فَمَن فَرَضَ فِيهِنَّ ٱلْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِى ٱلْحَجِّ ۗ وَمَا تَفْعَلُوا۟ مِنْ خَيْرٍۢ يَعْلَمْهُ ٱللَّهُ ۗ وَتَزَوَّدُوا۟ فَإِنَّ خَيْرَ ٱلزَّادِ ٱلتَّقْوَىٰ ۚ وَٱتَّقُونِ يَـٰٓأُو۟لِى ٱلْأَلْبَـٰبِ
Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda haccı eda etmeye karar verirse, hac sırasında ne cinsel ilişkiye girebilir, ne günah işleyebilir ne de kavga edebilir. Allah, yaptığınız her iyiliği bilir. Azık edinin; şüphesiz, azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri, benden sakının!

198. Ayet:
لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَبْتَغُوا۟ فَضْلًۭا مِّن رَّبِّكُمْ ۚ فَإِذَآ أَفَضْتُم مِّنْ عَرَفَـٰتٍۢ فَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ عِندَ ٱلْمَشْعَرِ ٱلْحَرَامِ ۖ وَٱذْكُرُوهُ كَمَا هَدَىٰكُمْ وَإِن كُنتُم مِّن قَبْلِهِۦ لَمِنَ ٱلضَّآلِّينَ
Rabbinizden rızık aramanızda (ticaret yapmanızda) size bir sakınca yoktur. Arafat’tan döndüğünüzde, Meş’ar-i Haram’da Allah’ı anın. O’nu, size gösterdiği şekilde anın. Çünkü siz, daha önce gerçekten sapıklardandınız.

199. Ayet:
ثُمَّ أَفِيضُوا۟ مِنْ حَيْثُ أَفَاضَ ٱلنَّاسُ وَٱسْتَغْفِرُوا۟ ٱللَّهَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Sonra, insanların topluca akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allah’tan bağışlanmanızı dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

200. Ayet:
فَإِذَا قَضَيْتُم مَّنَـٰسِكَكُمْ فَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ كَذِكْرِكُمْ ءَابَآءَكُمْ أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًۭا ۗ فَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِى ٱلدُّنْيَا وَمَا لَهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ مِنْ خَلَـٰقٍۢ
Hac ibadetlerinizi bitirdiğinizde, Allah’ı, babalarınızı andığınız gibi hatta daha kuvvetli bir şekilde anın. İnsanlardan kimi: "Rabbimiz! Bize dünyada (iyilik) ver" der. Onun ahirette hiçbir nasibi yoktur.

201. Ayet:
وَمِنْهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِى ٱلدُّنْيَا حَسَنَةًۭ وَفِى ٱلْءَاخِرَةِ حَسَنَةًۭ وَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ
Kimileri de: "Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru" derler.

202. Ayet:
أُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمْ نَصِيبٌۭ مِّمَّا كَسَبُوا۟ ۚ وَٱللَّهُ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ
İşte onlar, kazandıklarından nasiplerini alacaklardır. Allah, hesabı çabuk görendir.

203. Ayet:
وَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ فِىٓ أَيَّامٍۢ مَّعْدُودَٰتٍۢ ۚ فَمَن تَعَجَّلَ فِى يَوْمَيْنِ فَلَآ إِثْمَ عَلَيْهِ وَمَن تَأَخَّرَ فَلَآ إِثْمَ عَلَيْهِ لِمَنِ ٱتَّقَىٰ ۗ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّكُمْ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Sayılı günlerde Allah'ı anın. Kim iki gün içinde acele ederse, ona bir günah yoktur. Kim geri kalırsa, ona da bir günah yoktur. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar içindir. Allah’tan korkun ve bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.
204. Ayet:
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُعْجِبُكَ قَوْلُهُۥ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَيُشْهِدُ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا فِى قَلْبِهِۦ وَهُوَ أَلَدُّ ٱلْخِصَامِ
İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatı hakkında söylediği sözler senin hoşuna gider ve kalbindekilere Allah’ı şahit tutar. Oysa o, düşmanlıkta amansızdır.
205. Ayet:
وَإِذَا تَوَلَّىٰ سَعَىٰ فِى ٱلْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ ٱلْحَرْثَ وَٱلنَّسْلَ ۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلْفَسَادَ
O, iş başına geçince, yeryüzünde fesat çıkarmak, ekini ve nesli yok etmek için çalışır. Allah ise fesadı sevmez.
206. Ayet:
وَإِذَا قِيلَ لَهُ ٱتَّقِ ٱللَّهَ أَخَذَتْهُ ٱلْعِزَّةُ بِٱلْإِثْمِ ۚ فَحَسْبُهُۥ جَهَنَّمُ ۚ وَلَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ
Ona "Allah’tan kork" denildiğinde, onu günah işlemekten alıkoyan şey, kibir ve gururdur. Onun hakkı cehennemdir. Orası ne kötü bir varış yeridir!
207. Ayet:
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَشْرِى نَفْسَهُ ٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ رَءُوفٌۭ بِٱلْعِبَادِ
İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah, kullarına çok şefkatlidir.
208. Ayet:
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱدْخُلُوا۟ فِى ٱلسِّلْمِ كَآفَّةًۭ وَلَا تَتَّبِعُوا۟ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّۭ مُّبِينٌ
Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve esenliğe girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır.
209. Ayet:
فَإِن زَلَلْتُم مِّنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْكُمُ ٱلْبَيِّنَـٰتُ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌۭ
Size açık deliller geldikten sonra hâlâ kayarsanız, bilin ki Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
210. Ayet:
هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن يَأْتِيَهُمُ ٱللَّهُ فِى ظُلَلٍۢ مِّنَ ٱلْغَمَامِ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ وَقُضِىَ ٱلْأَمْرُ ۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ
Onlar, Allah’ın, bulut gölgeleri içinde ve melekler ile kendilerine gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Oysa bütün işler Allah’a döndürülür.
211. Ayet:
سَلْ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ كَمْ ءَاتَيْنَـٰهُم مِّنْ ءَايَةٍۢ بَيِّنَةٍۢ ۗ وَمَن يُبَدِّلْ نِعْمَةَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُۥ فَإِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ
İsrailoğullarına sor: Onlara nice açık deliller vermiştik. Kim, Allah’ın nimeti kendisine geldikten sonra onu değiştirirse, bilsin ki Allah’ın cezası çok çetindir.
212. Ayet:
زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ۘ وَٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ فَوْقَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ وَٱللَّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍۢ
Dünya hayatı, inkâr edenler için süslü gösterildi. Onlar, iman edenlerle alay ederler. Oysa sakınanlar, kıyamet günü onların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

213. Ayet:
كَانَ ٱلنَّاسُ أُمَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ فَبَعَثَ ٱللَّهُ ٱلنَّبِيِّـۧنَ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ وَأَنزَلَ مَعَهُمُ ٱلْكِتَـٰبَ بِٱلْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ ٱلنَّاسِ فِيمَا ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ ۚ وَمَا ٱخْتَلَفَ فِيهِ إِلَّا ٱلَّذِينَ أُوتُوهُ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَـٰتُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ ۖ فَهَدَى ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لِمَا ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ مِنَ ٱلْحَقِّ بِإِذْنِهِۦ ۗ وَٱللَّهُ يَهْدِى مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍ
İnsanlar tek bir ümmetti, sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi. Onlarla beraber, insanlar arasında ihtilafa düştükleri konularda hüküm vermek üzere, hak kitap indirdi. Ancak kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden, o kitapta ihtilafa düştüler. Bunun üzerine Allah, iman edenleri, üzerinde ihtilafa düştükleri hakka, kendi izniyle ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola iletir.

214. Ayet:
أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ ٱلَّذِينَ خَلَوْا۟ مِن قَبْلِكُم مَّسَّتْهُمُ ٱلْبَأْسَآءُ وَٱلضَّرَّآءُ وَزُلْزِلُوا۟ حَتَّىٰ يَقُولَ ٱلرَّسُولُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ مَتَىٰ نَصْرُ ٱللَّهِ ۗ أَلَآ إِنَّ نَصْرَ ٱللَّهِ قَرِيبٌ
Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle sıkıntılar ve zorluklar geldi ki, sarsıldılar; hatta peygamber ve onunla birlikte iman edenler: "Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?" dediler. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı yakındır.

215. Ayet:
يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ ۖ قُلْ مَآ أَنفَقْتُم مِّنْ خَيْرٍۢ فَلِلْوَٰلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ وَٱلْيَتَـٰمَىٰ وَٱلْمَسَـٰكِينِ وَٱبْنِ ٱلسَّبِيلِ ۗ وَمَا تَفْعَلُوا۟ مِنْ خَيْرٍۢ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌ
Sana, neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: "İnfak edeceğiniz şey, ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara verilmelidir." Hayır olarak ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu hakkıyla bilir.

216. Ayet:
كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌۭ لَّكُمْ ۖ وَعَسَىٰٓ أَن تَكْرَهُوا۟ شَيْـًۭٔا وَهُوَ خَيْرٌۭ لَّكُمْ ۖ وَعَسَىٰٓ أَن تُحِبُّوا۟ شَيْـًۭٔا وَهُوَ شَرٌّۭ لَّكُمْ ۗ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Hoşunuza gitmese de, savaş size farz kılındı. Olur ki, hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır. Yine olur ki, sevdiğiniz bir şey sizin için kötüdür. Allah bilir, siz bilemezsiniz.

217. Ayet:
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلشَّهْرِ ٱلْحَرَامِ قِتَالٍۢ فِيهِ ۖ قُلْ قِتَالٌۭ فِيهِ كَبِيرٌۭ وَصَدٌّ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَكُفْرٌۢ بِهِۦ وَٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَإِخْرَاجُ أَهْلِهِۦ مِنْهُ أَكْبَرُ عِندَ ٱللَّهِ ۚ وَٱلْفِتْنَةُ أَكْبَرُ مِنَ ٱلْقَتْلِ ۗ وَلَا يَزَالُونَ يُقَـٰتِلُونَكُمْ حَتَّىٰ يَرُدُّوكُمْ عَن دِينِكُمْ إِنِ ٱسْتَطَـٰعُوا۟ ۚ وَمَن يَرْتَدِدْ مِنكُمْ عَن دِينِهِۦ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌۭ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَـٰلُهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ ۖ وَأُو۟لَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلنَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ
Sana, haram ayda savaşmanın hükmünü soruyorlar. De ki: "O ayda savaş büyük bir günahtır. Fakat insanları Allah yolundan alıkoymak, O’nu inkâr etmek, Mescid-i Haram’a girmelerini engellemek ve halkını oradan çıkarmak, Allah katında daha büyük bir günahtır. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür." Onlar, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların bütün yaptıkları dünyada ve ahirette boşa gider. İşte onlar, cehennemliktirler ve orada ebedî kalacaklardır.

218. Ayet:
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱلَّذِينَ هَاجَرُوا۟ وَجَٰهَدُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أُو۟لَـٰٓئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ ٱللَّهِ ۚ وَٱللَّهُ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌ
Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihat edenler, Allah’ın rahmetini umarlar. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

219. Ayet:
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْخَمْرِ وَٱلْمَيْسِرِ ۖ قُلْ فِيهِمَآ إِثْمٌۭ كَبِيرٌۭ وَمَنَـٰفِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَآ أَكْبَرُ مِن نَّفْعِهِمَا ۗ وَيَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ ۖ قُلِ ٱلْعَفْوَ ۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلْءَايَـٰتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
Sana, içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: "O ikisinde büyük bir günah ve insanlar için bazı faydalar vardır. Ancak günahları faydalarından daha büyüktür." Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: "İhtiyaçtan fazlasını." Allah, âyetlerini size böyle açıklar ki, düşünesiniz.

220. Ayet:
فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ ۗ وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْيَتَـٰمَىٰ قُلْ إِصْلَاحٌۭ لَّهُمْ خَيْرٌۭ ۖ وَإِن تُخَالِطُوهُمْ فَإِخْوَٰنُكُمْ ۚ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ ٱلْمُفْسِدَ مِنَ ٱلْمُصْلِحِ ۚ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَعْنَتَكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌۭ
Dünya ve ahiret hakkında düşünün. Sana yetimleri soruyorlar. De ki: "Onları düzeltmek daha hayırlıdır. Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, onlar sizin kardeşlerinizdir." Allah, bozguncuyu ıslah edenden ayırır. Allah dileseydi, sizi zora sokardı. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

221. Ayet:
وَلَا تَنكِحُوا۟ ٱلْمُشْرِكَـٰتِ حَتَّىٰ يُؤْمِنَّ ۚ وَلَأَمَةٌۭ مُّؤْمِنَةٌ خَيْرٌۭ مِّن مُّشْرِكَةٍۢ وَلَوْ أَعْجَبَتْكُمْ ۗ وَلَا تُنكِحُوا۟ ٱلْمُشْرِكِينَ حَتَّىٰ يُؤْمِنُوا۟ ۚ وَلَعَبْدٌۭ مُّؤْمِنٌ خَيْرٌۭ مِّن مُّشْرِكٍۢ وَلَوْ أَعْجَبَكُمْ ۗ أُو۟لَـٰٓئِكَ يَدْعُونَ إِلَى ٱلنَّارِ ۖ وَٱللَّهُ يَدْعُوٓا۟ إِلَى ٱلْجَنَّةِ وَٱلْمَغْفِرَةِ بِإِذْنِهِۦ ۖ وَيُبَيِّنُ ءَايَـٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
Müşrik kadınlarla, onlar iman etmedikçe evlenmeyin. Mümin bir câriye, hoşunuza gitse bile müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkeklerle de, onlar iman etmedikçe mümin kadınları evlendirmeyin. Mümin bir köle, hoşunuza gitse bile müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle cennete ve mağfirete çağırır ve insanlara âyetlerini açıklar ki, düşünüp ibret alsınlar.

222. Ayet:
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْمَحِيضِ ۖ قُلْ هُوَ أَذًۭى فَٱعْتَزِلُوا۟ ٱلنِّسَآءَ فِى ٱلْمَحِيضِ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّىٰ يَطْهُرْنَ ۖ فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ ٱللَّهُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٰبِينَ وَيُحِبُّ ٱلْمُتَطَهِّرِينَ
Sana hayız halini sorarlar. De ki: "O, bir eziyettir. Hayız döneminde kadınlarınızdan uzak durun ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendiklerinde ise Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın." Şüphesiz Allah, tevbe edenleri ve temizlenenleri sever.

223. Ayet:
نِسَآؤُكُمْ حَرْثٌۭ لَّكُمْ فَأْتُوا۟ حَرْثَكُمْ أَنَّىٰ شِئْتُمْ ۖ وَقَدِّمُوا۟ لِأَنفُسِكُمْ ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّكُم مُّلَـٰقُوهُۥ ۗ وَبَشِّرِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Kadınlarınız sizin için bir tarladır. O hâlde, tarlanıza dilediğiniz gibi varın ve kendiniz için (iyi işler) hazırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki O’na kavuşacaksınız. Müminleri müjdele!

224. Ayet:
وَلَا تَجْعَلُوا۟ ٱللَّهَ عُرْضَةًۭ لِّأَيْمَـٰنِكُمْ أَن تَبَرُّوا۟ وَتَتَّقُوا۟ وَتُصْلِحُوا۟ بَيْنَ ٱلنَّاسِ ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ
İyilik yapmanıza, Allah’a karşı gelmekten sakınmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel olmak için Allah’ın adını yeminlerinize siper etmeyin. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

225. Ayet:
لَا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغْوِ فِىٓ أَيْمَـٰنِكُمْ وَلَـٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ ۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌۭ
Allah, sizi yeminlerinizdeki lağv (düşünmeden edilen yeminler) ile sorumlu tutmaz. Fakat kalplerinizin kazandığı (bilinçli olarak yapılan yeminler) ile sizi sorumlu tutar. Allah çok bağışlayıcıdır, çok yumuşak davranandır.

226. Ayet:
لِلَّذِينَ يُؤْلُونَ مِن نِّسَآئِهِمْ تَرَبُّصُ أَرْبَعَةِ أَشْهُرٍۢ ۖ فَإِن فَآءُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde) geri dönerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

227. Ayet:
وَإِنْ عَزَمُوا۟ ٱلطَّلَـٰقَ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ
Eğer boşanmaya karar verirlerse, şüphesiz Allah her şeyi işitendir, bilendir.

228. Ayet:
وَٱلْمُطَلَّقَـٰتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلَـٰثَةَ قُرُوٓءٍۢ ۚ وَلَا يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ فِىٓ أَرْحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤْمِنَّ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ ۚ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِى ذَٰلِكَ إِنْ أَرَادُوٓا۟ إِصْلَـٰحًۭا ۚ وَلَهُنَّ مِثْلُ ٱلَّذِى عَلَيْهِنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌۭ ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌۭ
Boşanmış kadınlar, üç âdet müddeti boyunca kendilerini gözetim altında tutacaklar. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah’ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri kendilerine helâl değildir. Kocaları da barışmak isterlerse, bu süre içinde onları geri alma hakkına sahiptirler. Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da onlar üzerinde hakları vardır. Ancak erkekler için onlara karşı bir derece üstünlük vardır. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

229. Ayet:
ٱلطَّلَـٰقُ مَرَّتَانِ فَإِمْسَاكٌۢ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحٌۢ بِإِحْسَـٰنٍۢ ۗ وَلَا يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَأْخُذُوا۟ مِمَّآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ شَيْـًٔا إِلَّآ أَن يَخَافَآ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ ۖ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا فِيمَا ٱفْتَدَتْ بِهِۦ ۗ تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَعْتَدُوهَا ۚ وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ ٱللَّهِ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّـٰلِمُونَ
Boşanma iki defadır. Bundan sonra ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermek gerekir. Erkeklere, kadınlara verdikleri şeylerden geri almaları helâl değildir. Ancak, Allah’ın hudutlarını koruyamayacaklarından korkarlarsa, bu başka. Şayet siz, Allah’ın hudutlarını koruyamayacaklarından korkarsanız, kadının boşanma karşılığında verdiği fidye konusunda, her ikisine de bir günah yoktur. İşte bunlar, Allah’ın hudutlarıdır. Sakın onları çiğnemeyin! Kim Allah’ın hudutlarını çiğnerse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

230. Ayet:
فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُۥ مِنۢ بَعْدُ حَتَّىٰ تَنكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُۥ ۗ فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَآ أَن يَتَرَاجَعَآ إِن ظَنَّآ أَن يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ ۗ وَتِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍۢ يَعْلَمُونَ
Eğer (üçüncü kez) boşarsa, kadın ona bir daha helâl olmaz. Ta ki başka bir erkekle evlenip, o erkek de kadını boşayıncaya kadar. Eğer (ilk koca ve kadın) Allah’ın hudutlarını koruyacaklarını düşünüyorlarsa, tekrar birbirlerine dönmelerinde bir sakınca yoktur. Bunlar, Allah’ın hudutlarıdır. Allah, bu hudutları bilen bir topluma açıklar.

221. Ayet:
وَلَا تَنكِحُوا۟ ٱلْمُشْرِكَـٰتِ حَتَّىٰ يُؤْمِنَّ ۚ وَلَأَمَةٌۭ مُّؤْمِنَةٌ خَيْرٌۭ مِّن مُّشْرِكَةٍۢ وَلَوْ أَعْجَبَتْكُمْ ۗ وَلَا تُنكِحُوا۟ ٱلْمُشْرِكِينَ حَتَّىٰ يُؤْمِنُوا۟ ۚ وَلَعَبْدٌۭ مُّؤْمِنٌ خَيْرٌۭ مِّن مُّشْرِكٍۢ وَلَوْ أَعْجَبَكُمْ ۗ أُو۟لَـٰٓئِكَ يَدْعُونَ إِلَى ٱلنَّارِ ۖ وَٱللَّهُ يَدْعُوٓا۟ إِلَى ٱلْجَنَّةِ وَٱلْمَغْفِرَةِ بِإِذْنِهِۦ ۖ وَيُبَيِّنُ ءَايَـٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
Müşrik kadınlarla, onlar iman etmedikçe evlenmeyin. Mümin bir câriye, hoşunuza gitse bile müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkeklerle de, onlar iman etmedikçe mümin kadınları evlendirmeyin. Mümin bir köle, hoşunuza gitse bile müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle cennete ve mağfirete çağırır ve insanlara âyetlerini açıklar ki, düşünüp ibret alsınlar.

222. Ayet:
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْمَحِيضِ ۖ قُلْ هُوَ أَذًۭى فَٱعْتَزِلُوا۟ ٱلنِّسَآءَ فِى ٱلْمَحِيضِ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّىٰ يَطْهُرْنَ ۖ فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ ٱللَّهُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلتَّوَّٰبِينَ وَيُحِبُّ ٱلْمُتَطَهِّرِينَ
Sana hayız halini sorarlar. De ki: "O, bir eziyettir. Hayız döneminde kadınlarınızdan uzak durun ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendiklerinde ise Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın." Şüphesiz Allah, tevbe edenleri ve temizlenenleri sever.

223. Ayet:
نِسَآؤُكُمْ حَرْثٌۭ لَّكُمْ فَأْتُوا۟ حَرْثَكُمْ أَنَّىٰ شِئْتُمْ ۖ وَقَدِّمُوا۟ لِأَنفُسِكُمْ ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّكُم مُّلَـٰقُوهُۥ ۗ وَبَشِّرِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Kadınlarınız sizin için bir tarladır. O hâlde, tarlanıza dilediğiniz gibi varın ve kendiniz için (iyi işler) hazırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki O’na kavuşacaksınız. Müminleri müjdele!

224. Ayet:
وَلَا تَجْعَلُوا۟ ٱللَّهَ عُرْضَةًۭ لِّأَيْمَـٰنِكُمْ أَن تَبَرُّوا۟ وَتَتَّقُوا۟ وَتُصْلِحُوا۟ بَيْنَ ٱلنَّاسِ ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ
İyilik yapmanıza, Allah’a karşı gelmekten sakınmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel olmak için Allah’ın adını yeminlerinize siper etmeyin. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

225. Ayet:
لَا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغْوِ فِىٓ أَيْمَـٰنِكُمْ وَلَـٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ ۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌۭ
Allah, sizi yeminlerinizdeki lağv (düşünmeden edilen yeminler) ile sorumlu tutmaz. Fakat kalplerinizin kazandığı (bilinçli olarak yapılan yeminler) ile sizi sorumlu tutar. Allah çok bağışlayıcıdır, çok yumuşak davranandır.

226. Ayet:
لِلَّذِينَ يُؤْلُونَ مِن نِّسَآئِهِمْ تَرَبُّصُ أَرْبَعَةِ أَشْهُرٍۢ ۖ فَإِن فَآءُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ
Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde) geri dönerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

227. Ayet:
وَإِنْ عَزَمُوا۟ ٱلطَّلَـٰقَ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ
Eğer boşanmaya karar verirlerse, şüphesiz Allah her şeyi işitendir, bilendir.

228. Ayet:
وَٱلْمُطَلَّقَـٰتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلَـٰثَةَ قُرُوٓءٍۢ ۚ وَلَا يَحِلُّ لَهُنَّ أَن يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ فِىٓ أَرْحَامِهِنَّ إِن كُنَّ يُؤْمِنَّ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ ۚ وَبُعُولَتُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِى ذَٰلِكَ إِنْ أَرَادُوٓا۟ إِصْلَـٰحًۭا ۚ وَلَهُنَّ مِثْلُ ٱلَّذِى عَلَيْهِنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌۭ ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌۭ
Boşanmış kadınlar, üç âdet müddeti boyunca kendilerini gözetim altında tutacaklar. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah’ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri kendilerine helâl değildir. Kocaları da barışmak isterlerse, bu süre içinde onları geri alma hakkına sahiptirler. Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da onlar üzerinde hakları vardır. Ancak erkekler için onlara karşı bir derece üstünlük vardır. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

229. Ayet:
ٱلطَّلَـٰقُ مَرَّتَانِ فَإِمْسَاكٌۢ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحٌۢ بِإِحْسَـٰنٍۢ ۗ وَلَا يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَأْخُذُوا۟ مِمَّآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ شَيْـًٔا إِلَّآ أَن يَخَافَآ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ ۖ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا فِيمَا ٱفْتَدَتْ بِهِۦ ۗ تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَعْتَدُوهَا ۚ وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ ٱللَّهِ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّـٰلِمُونَ
Boşanma iki defadır. Bundan sonra ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermek gerekir. Erkeklere, kadınlara verdikleri şeylerden geri almaları helâl değildir. Ancak, Allah’ın hudutlarını koruyamayacaklarından korkarlarsa, bu başka. Şayet siz, Allah’ın hudutlarını koruyamayacaklarından korkarsanız, kadının boşanma karşılığında verdiği fidye konusunda, her ikisine de bir günah yoktur. İşte bunlar, Allah’ın hudutlarıdır. Sakın onları çiğnemeyin! Kim Allah’ın hudutlarını çiğnerse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

230. Ayet:
فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُۥ مِنۢ بَعْدُ حَتَّىٰ تَنكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُۥ ۗ فَإِن طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَآ أَن يَتَرَاجَعَآ إِن ظَنَّآ أَن يُقِيمَا حُدُودَ ٱللَّهِ ۗ وَتِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍۢ يَعْلَمُونَ
Eğer (üçüncü kez) boşarsa, kadın ona bir daha helâl olmaz. Ta ki başka bir erkekle evlenip, o erkek de kadını boşayıncaya kadar. Eğer (ilk koca ve kadın) Allah’ın hudutlarını koruyacaklarını düşünüyorlarsa, tekrar birbirlerine dönmelerinde bir sakınca yoktur. Bunlar, Allah’ın hudutlarıdır. Allah, bu hudutları bilen bir topluma açıklar.

231. Ayet:
وَإِذَا طَلَّقْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍۢ ۚ وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًۢا لِّتَعْتَدُوا۟ ۚ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۥ ۚ وَلَا تَتَّخِذُوٓا۟ ءَايَـٰتِ ٱللَّهِ هُزُوًاۚ وَٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمَآ أَنزَلَ عَلَيْكُم مِّنَ ٱلْكِتَـٰبِ وَٱلْحِكْمَةِ يَعِظُكُم بِهِۦ ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۭ
Kadınları boşadığınızda, iddet sürelerinin sonuna varırlarsa, onları ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın. Fakat onları zarar vermek için alıkoymayın. Kim bunu yaparsa, şüphesiz kendisine zulmetmiş olur. Allah’ın âyetlerini alaya almayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve size öğüt vermek üzere indirdiği Kitap ve hikmeti hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

232. Ayet:
وَإِذَا طَلَّقْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا تَعْضُلُوهُنَّ أَن يَنكِحْنَ أَزْوَٰجَهُنَّ إِذَا تَرَاضَوْا۟ بَيْنَهُم بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ ذَٰلِكَ يُوعَظُ بِهِۦ مَن كَانَ مِنكُمْ يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ ۗ ذَٰلِكُمْ أَزْكَىٰ لَكُمْ وَأَطْهَرُ ۗ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Kadınları boşadığınızda, iddet süreleri sona erdiğinde, aralarında güzellikle anlaşırlarsa, kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın. Bu, Allah’a ve ahiret gününe inanan kimseye verilen öğüttür. Bu sizin için daha temiz ve daha arıdır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

233. Ayet:
وَٱلْوَٰلِدَٰتُ يُرْضِعْنَ أَوْلَـٰدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَن يُتِمَّ ٱلرَّضَاعَةَ ۚ وَعَلَى ٱلْمَوْلُودِ لَهُۥ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ لَا تُكَلَّفُ نَفْسٌ إِلَّا وُسْعَهَا ۚ لَا تُضَآرَّ وَٰلِدَةٌۭ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوْلُودٌۭ لَّهُۥ بِوَلَدِهِۦ ۚ وَعَلَى ٱلْوَارِثِ مِثْلُ ذَٰلِكَ ۚ فَإِنْ أَرَادَا فِصَالًۭا عَن تَرَاضٍۢ مِّنْهُمَا وَتَشَاوُرٍۢ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا ۗ وَإِنْ أَرَدتُّمْ أَن تَسْتَرْضِعُوٓا۟ أَوْلَـٰدَكُمْ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِذَا سَلَّمْتُم مَّآ ءَاتَيْتُم بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Anneler, çocuklarını emzirmeyi tamamlamak isteyenler için tam iki yıl emzirirler. Çocuğun babası, onların rızık ve giyim masraflarını örfe uygun şekilde karşılamak zorundadır. Hiç kimse gücünün yettiğinden fazlasıyla yükümlü tutulmaz. Ne anne, çocuğundan dolayı zarara uğratılsın, ne de baba çocuğundan dolayı zarara uğratılsın. Aynı şekilde mirasçı da (bununla) sorumludur. Eğer anne ve baba, aralarında danışarak ve rızalarıyla sütten kesmek isterlerse, bunda kendilerine bir günah yoktur. Eğer çocuklarınızı emzirmek isterseniz, vereceğiniz ücreti örfe uygun şekilde öderseniz, bunda da size bir günah yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir.

234. Ayet:
وَٱلَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَٰجًۭا يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍۢ وَعَشْرًۭا ۖ فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ فِىٓ أَنفُسِهِنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına dört ay on gün beklerler. İddet süreleri dolduğunda, onların örfe uygun olarak kendileri hakkında yaptıkları şeylerden dolayı size bir sorumluluk yoktur. Allah, yapmakta olduklarınızdan hakkıyla haberdardır.

235. Ayet:
وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا عَرَّضْتُم بِهِۦ مِنْ خِطْبَةِ ٱلنِّسَآءِ أَوْ أَكْنَنتُمْ فِىٓ أَنفُسِكُمْ ۚ عَلِمَ ٱللَّهُ أَنَّكُمْ سَتَذْكُرُونَهُنَّ وَلَـٰكِن لَّا تُوَٰعِدُوهُنَّ سِرًّا إِلَّآ أَن تَقُولُوا۟ قَوْلًۭا مَّعْرُوفًۭا ۚ وَلَا تَعْزِمُوا۟ عُقْدَةَ ٱلنِّكَاحِ حَتَّىٰ يَبْلُغَ ٱلْكِتَـٰبُ أَجَلَهُۥ ۚ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِىٓ أَنفُسِكُمْ فَٱحْذَرُوهُ ۚ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ حَلِيمٌۭ
Kadınlara üstü kapalı bir şekilde talip olmanızda veya içinizde onları istemenizde bir sakınca yoktur. Allah, onları anacağınızı bilir. Ancak meşru bir söz söylemeden onlarla gizlice sözleşmeyin. Yazılı süre (iddet) sona ermeden nikâh akdine kalkışmayın. Bilin ki Allah, kalplerinizde olanı bilir. O’ndan sakının ve bilin ki Allah, çok bağışlayıcıdır, çok yumuşak davranandır.

236. Ayet:
لَّا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن طَلَّقْتُمُ ٱلنِّسَآءَ مَا لَمْ تَمَسُّوهُنَّ أَوْ تَفْرِضُوا۟ لَهُنَّ فَرِيضَةًۭ ۚ وَمَتِّعُوهُنَّ عَلَى ٱلْمُوسِعِ قَدَرُهُۥ وَعَلَى ٱلْمُقْتِرِ قَدَرُهُۥ مَتَـٰعًۢا بِٱلْمَعْرُوفِ ۖ حَقًّۭا عَلَى ٱلْمُحْسِنِينَ
Henüz kendilerine dokunmadığınız veya onlar için bir mehir belirlemediğiniz kadınları boşamanızda bir sakınca yoktur. Bununla birlikte, onları faydalandırın. Eli geniş olan, gücüne göre; eli dar olan da gücüne göre meşru bir şekilde onları faydalandırmalıdır. Bu, iyilik edenler üzerine bir borçtur.

237. Ayet:
وَإِن طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِن قَبْلِ أَن تَمَسُّوهُنَّ وَقَدْ فَرَضْتُمْ لَهُنَّ فَرِيضَةًۭ فَنِصْفُ مَا فَرَضْتُمْ إِلَّآ أَن يَعْفُونَ أَوْ يَعْفُوَا۟ ٱلَّذِى بِيَدِهِۦ عُقْدَةُ ٱلنِّكَاحِ ۚ وَأَن تَعْفُوٓا۟ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَىٰ ۚ وَلَا تَنسَوُا۟ ٱلْفَضْلَ بَيْنَكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌۭ
Eğer onlara dokunmadan önce, bir mehir belirlemiş olduğunuz hâlde onları boşarsanız, bu durumda, belirlediğiniz mehrin yarısı onlarındır. Ancak kadınlar vazgeçer veya nikâh akdi elinde bulunan kişi vazgeçerse, bu başka. Sizin vazgeçmeniz, takvaya daha yakındır. Aranızda lütfu unutmayın. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir.

238. Ayet:
حَافِظُوا۟ عَلَى ٱلصَّلَوٰتِ وَٱلصَّلَوٰةِ ٱلْوُسْطَىٰ وَقُومُوا۟ لِلَّهِ قَانِتِينَ
Namazlara ve özellikle orta namaza (öğle namazına) dikkat edin. Allah için, huşu içinde (gereği gibi) namaz kılın.

239. Ayet:
فَإِنْ خِفْتُمْ فَرِجَالًا أَوْ رُكْبَانًا ۗ فَإِذَآ أَمِنْتُمْ فَٱقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ ۗ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَالَمِينَ
Eğer korkarsanız, yürüyerek veya binek üzerinde (namaz kılabilirsiniz). Güvende olduğunuzda ise namazı dosdoğru kılın. Şüphesiz benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm yalnızca Allah içindir; âlemlerin Rabbidir.

240. Ayet:
وَٱلَّذِينَ يَتَوَفَّوْنَ مِنكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا يَتَرَبَّصْنَ بِأَنْفُسِهِنَّ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ۗ فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ فِىٓ أَنفُسِهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌۭ
Sizden ölenlerin eşleri, kendileri için dört ay on gün beklemelidirler. Süreleri sona erdiğinde, kadınların kendilerine uygun hareket etmelerinde size bir günah yoktur. Allah, yaptıklarınızı bilendir.

241. Ayet:
لِلْمُطَلَّقَاتِ مَتَاعٌۭ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى ٱلْمُتَّقِينَ
Boşanan kadınlara, uygun bir şekilde yararlanma (muhatap olma) hakkı verilmelidir. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir yükümlülüktür.

242. Ayet:
ٱللَّهُ يَبْيِنُ لَكُمْ ۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۭ
Allah size ayetleri açıklar. Allah her şeyi bilendir.

243. Ayet:
أَلَمْ تَرَ۟ إِلَى ٱلَّذِينَ خَرَجُوا۟ مِنْ دِيَارِهِمْ وَهُمْ أُلُوفٌۭ حَذَرَ الْمَوْتِ ۗ فَقَالَ لَهُمُ ٱللَّهُ مُوتُوا۟ ثُمَّ أَحْيَاهُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
Görmedin mi, ölüm korkusundan dolayı evlerinden çıkan, binlerce kişi halinde olanları? Allah onlara "ölün" dedi ve sonra onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok lütufkârdır fakat insanların çoğu şükretmez.

244. Ayet:
وَقَاتِلُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱعْلَمُوا۟ أَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ
Allah yolunda savaşın ve Allah’ın işitici, bilici olduğunu bilin.

245. Ayet:
مَنْ ذَا ٱلَّذِى يُقْرِضُ ۗ أَيَّامٍ مِّن عَشْرٍ ۚ وَمَنْ ذَا ٱلَّذِى يُقْرِضُ ۗ أَيْمَنَ يَكْتُبُ وَٱلْفِيضُ ۚ وَأَمَّا لِمَا يُقْرِضُونَ ۚ وَمَنْ قَرَضَ فَإِنَّهُۥ لَيْسَ لَهُۥ إِلَّا مَا كَتَبَ ۚ وَاللَّهُ يَحْكُمُ وَأَمَّا مَنْ خَافَ مِنْهُمُ
Kim Allah’a güzel bir borç verecek? Allah, onu kat kat fazlasıyla iade eder. Allah, sıkıntıyı yok eder ve bolca mükâfat verir.

246. Ayet:
أَلَمْ تَرَ۟ إِلَى ٱلْبَلَدِ ٱلَّذِى كَانَ حَاضِرَ مَاءٍۢ بَاءًۭ فَٱللَّهُ عَلَىٰهِمْ لَا يُحْرِقُ شَجَرَةٍ ۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌۭ
Görmedin mi, şehri, binlerce kişi olanları, herkesin aç kaldığı ve açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu zaman? Allah, o şehir halkına rüzgar göndererek yeşil ağaçları korudu ve onlara bu felaketi yaşatmadı. Allah her şeye gücü yetendir.

247. Ayet:
وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ اللَّهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِيكًا ۗ قَالُوا۟ أَنَّىٰ يَكُونُ لَهُ ٱلْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ أَحَقُّ بِٱلْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُعْطَ سَعَةًۭ مِنَ ٱلْمَالِ ۗ قَالَ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصْطَفَاهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُۥ بَسْطَةًۭ فِى ٱلْعِلْمِ وَٱلْجِسْمِ ۗ وَٱللَّهُ يُؤْتِى مُلْكَهُۥ مَنْ يَشَاءُ ۗ وَٱللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌۭ
Peygamberleri onlara: “Allah, size Talut’u kral olarak seçti.” dedi. Onlar: “O nasıl bizim üzerimize kral olabilir? Biz ondan daha hak sahibiyiz ve ona bol mal verilmemiştir.” dediler. Peygamberleri: “Allah, onu üzerinize kral olarak seçti ve ona ilim ve cesaret bakımından genişlik verdi. Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, geniş ve bilendir.”

248. Ayet:
وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ آيَةَ مُلْكِهِۦ أَنْ يَأْتِيَكُمُ ٱلتَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌۭ مِّنْ رَبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِّمَّا تَرَكَ ءَالُ مُوسَىٰ وَءَالُ هَارُونَ تَحْمِلُهُ ٱلْمَلَائِكَةُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَآيَةًۭ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ مُّؤْمِنِينَ
Peygamberleri onlara: “Krallığın ayeti, size, içinde Rabbinizden bir huzur ve Musa ile Harun’un ailelerinin bıraktığı bir kısmın bulunduğu Tabut’un gelmesidir. Onu melekler taşıyacaktır.” dedi. Şüphesiz, bunda sizin için bir ayet vardır, eğer müminlerseniz.

249. Ayet:
فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِالْجُنُودِ قَالَ إِنَّ اللَّهَ مُبْتَلِيكُمْ بِنَهْرٍۢ فَمَنْ شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنِّى ۖ وَمَنْ لَمْ يَطْعَمْهُ فَإِنَّهُ مِنِّى ۗ إِلَّا مَنْ اغْتَرَفَ غُرْفَةًۭ بِيَدِهِۦ ۗ فَشَرِبُوا۟ مِنْهُ إِلَّا قَلِيلًا مِّنْهُمْ ۗ فَلَمَّا جَاوَزَهُ ۥ هُوَ وَٱلَّذِينَ آمَنُوا۟ مَعَهُۥ قَالُوا۟ لَا طَاقَةَ لَنَا ٱلْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهِۦ ۗ قَالَ ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُمْ مُلَاقُوْا۟ اللَّهَ كَم مِّنْ فِئَةٍۭ قَلِيلَةٍۢ غَلَبَتْ فِئَةًۭ كَثِيرَةًۭ بِإِذْنِ اللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ مَعَ ٱلصَّابِرِينَ
Talut askerleriyle ayrıldığında, onlara: “Allah sizi bir su ile imtihan edecek. Kim ondan içerse, o benden değildir. Kim ondan içmeyip sadece bir avuç su alırsa, o benden biridir.” dedi. Ancak onların çoğu suyu içti. Talut ve beraberindeki müminler suyu geçtiklerinde, Galut ve askerlerine karşı koyacak güçlerinin olmadığını söylediler. Kendilerinin Allah’la karşılaşacaklarını sananlar ise: “Nice az bir topluluk, Allah’ın izniyle çok sayıda bir topluluğu yendi,” dediler. Allah, sabredenlerle beraberdir.

250. Ayet:
قَالَ رَبَّنَآ أَعْلِمْنَآ بِمَا تُعْلِمُونَ
Dediler ki: “Rabbimiz! Bizim için her şeyi açıklığa kavuşturun. Bizim için ne iyi ne kötü olduğunu bize bildirin.”

251. Ayet:
فَفَزِعُوا۟ مِنْهُمْ ۗ قَالُوا۟ أَوَلَيْسَ مِنكُمْ نَبِيٌّۭ؟
Yoksa aranızda bir peygamber mi yoktu? O zaman, bu tür bir şeyin başınıza gelmesinin sebebi nedir?

252. Ayet:
وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦ ۚ اِذْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَاءَ ٱلْأَرْضِ ۚ وَأَذْهَبَ عَنكُمْ عَذَابَ فِرْعَوْنَ ۚ وَفَتَنَكُمْ بِٱلْبَحْرِ ۚ لِيَرْبُطَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ عُقُوبَتِهِۦ ۗ لَـٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Musa, kavmine dedi ki: “Allah’ın size olan nimetini hatırlayın; sizi yeryüzünün varisleri yaptı. Firavun’un azabını üzerinizden kaldırdı ve sizi denizle sınadı ki, bu şekilde O’nun azabını ve kötülüğünü anlayabilmeniz için. Fakat insanların çoğu bilmiyor.

253. Ayet:
تِلْكَ ٱلْرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ ۚ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ ٱللَّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍۢ ۗ وَآتَيْنَا عِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ٱلْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ ٱلْقُدُسِ ۗ وَلَوْ شَاءَ ٱللَّهُ مَا قَتَلَ ٱلَّذِينَ مِن بَعْدِهِمْ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ ۗ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
İşte bu peygamberler, bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. İçlerinden bazılarıyla Allah konuştu, bazılarının derecelerini yükseltti. İsa oğlu Meryem’e açık deliller verdik ve onu Ruhul Kudüs ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, onları birbirine karşı savaşan olarak bırakmazdı. Fakat insanların çoğu bilmiyor.

254. Ayet:
يَا أَيُّهَا ٱلَّذِينَ آمَنُوا۟ اتَّقُوا۟ يَوْمًا لَّا يَنْفَعُ فِيهِ مَالٌۭ وَلَا بَنُونَ ۚ إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
Ey iman edenler! Öyle bir günden sakının ki, ne mal fayda verir ne de çocuklar. Ancak Allah’a temiz bir kalple gelenler başka.

255. Ayet:
اللَّهُ لَآ إِلٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌۭ ۗ لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَاوَاتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ مَنْ ذَا ٱلَّذِى يَشْفَعُ عِندَهُۥ إِلَّا بِإِذْنِهِۦ ۗ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۗ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِۦ إِلَّا بِمَا شَاءَ ۗ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ ٱلسَّمَاوَاتِ وَٱلْأَرْضَ ۗ وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا ۗ وَهُوَ ٱلْعَلِيُّمُ ٱلْعَظِيمُ
Allah, O'ndan başka hiçbir ilah yoktur; O, Hayy ve Kayyum’dur. O'nu ne uyuklama ne de uyku tutar. Göklerde ve yerde olanlar O'nundur. O’nun izni olmadan kimse şefaat edemez. O, önlerinde ve arkalarında olanı bilir. Onun ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar, ancak O'nun dilediği kadar. O'nun Kürsüsü gökleri ve yeri kapsamaktadır. Onları koruması O’na ağır gelmez. O, Yüce ve Büyük’tür.

256. Ayet:
لَا إِكْرَاهَ فِى ٱلدِّينِ ۗ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ ٱلْغَىِّ ۗ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِٱللَّهِ فَقَدْ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ ٱلْوُثْقَىٰ لَا انْفِصَامَ لَهَا ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ
Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan seçilmiştir. Kim tağuta (şeytana) inanmaz ve Allah’a iman ederse, gerçekten sağlam bir kulpa yapışmıştır; onun kopması mümkün değildir. Allah, işitendir, bilendir.

257. Ayet:
اللَّهُ وَلِيُّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يُخْرِجُهُمْ مِّنَ ٱلْظُّلُمَاتِ إِلَى ٱلنُّورِ ۗ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ أَوْلِيَاؤُهُمُ ٱلطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِّنَ ٱلنُّورِ إِلَى ٱلْظُّلُمَاتِ ۗ أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمْ أَصْحَابُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ
Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kafirlere gelince, onların dostları tağuttur. Onlar, kafirleri aydınlıktan karanlıklara çıkarır. İşte böyleleri ateşin dostlarıdır ve orada ebedi olarak kalacaklardır.

258. Ayet:
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِى حَاجَّ إِبْرَاهِيمَ فِى رَبِّهِۦٓ أَنْ آتَاهُ ٱللَّهُ ٱلْمُلْكَ ۗ إِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّىَ ٱلَّذِى يُحْيِى وَيُمِيتُ ۗ قَالَ أَنَآ أُحْىِى وَأُمِيتُ ۗ قَالَ إِبْرَاهِيمُ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَأْتِى بِالشَّمْسِ مِنَ ٱللْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ ٱللْمَغْرِبِ ۗ فَبُهِتَ ٱلَّذِى كَفَرَ ۗ وَاللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْظَّالِمِينَ
Görmedin mi, kendisine Allah’ın mülkünden verdiği kişiyle tartışan kimseyi? O, İbrahim’e Rabbim’in kim olduğunu sormuştu. İbrahim de Allah’ın dirilten ve öldüren olduğunu söylemişti. O kişi, kendisinin de bu işi yapabileceğini söylemişti. İbrahim, Allah’ın güneşi doğudan getirdiğini, eğer doğruysa, batıdan getirmesini söylemişti. O kişi, bu tartışmadan dolayı hayrete düştü. Allah, zalimlerin kavmini hidayete erdirmez.

259. Ayet:
أَوْ كَمَنْ مَرَّ عَلَى قَرْيَةٍۭ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّىٰ يُحْىِى هَٰذِهِ ٱللَّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا ۚ فَأَمَاتَهُ ٱللَّهُ مِائَةَ عَامٍۢ ثُمَّ بَعَثَهُۥ ۚ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ ۚ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍۭ ۗ قَالَ بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍۢ ۚ فَٱنظُرْ إِلَىٰ طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّ ۚ وَٱنظُرْ إِلَىٰ حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ ءَايَةًۭ لِّلنَّاسِ ۗ وَٱنظُرْ إِلَى ٱللْعِظَامِ كَيْفَ نُسْرِفُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا ۗ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌۭ
Ya da kendisi ölmüş bir köyün üstünden geçerken: “Bu Allah bu köyü ölümünden sonra nasıl diriltebilir?” demişti. Allah onu yüz yıl ölü olarak bırakmış, sonra diriltmişti. Allah ona: “Ne kadar kaldın?” demişti. O kişi: “Bir gün ya da bir günün bir kısmı kadar” demişti. Allah: “Hayır, yüz yıl kaldın” demişti. “Bak yiyeceğine ve içeceğine, hiç bozulmamışlar. Bak eşeğine; ve seni insanlar için bir âyet olarak yapalım.” Ayrıca kemiklere bak, onları nasıl giydiriyoruz ve sonra etlerini nasıl örtüyoruz. İşte bunları görünce, o kişi: “Artık Allah’ın her şeye kadir olduğunu biliyorum” demişti.

260. Ayet:
وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّىَ أَرِنِى كَيْفَ تُحْىِى ٱلْمَوْتَىٰ قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِنْ ۗ قَالَ بَلَىٰ وَلَكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْبِى ۗ قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةًۭ مِنَ ٱلطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَىٰ كُلِّ جَبَلٍۭ مِنْهُنَّ جُزْءًا ۖ ثُمَّ دْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا ۗ وَاعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌۭ
İbrahim: “Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster” demişti. Allah: “Henüz inanmadın mı?” diye sormuştu. İbrahim: “Evet, inandım, ama kalbim tatmin olmalı” demişti. Allah: “O zaman dört kuş al, onları kendine alıştır ve her dağa bir parça koy. Sonra onları çağır, sana koşarak gelsinler.” Bil ki, Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.

261. Ayet:
مَثَلُ ٱلَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍۭ أَنۭبَتْ سَبْعَ سُبُلٍۭ فِى كُلِّ سُبُلٍۭ مِا۟ئَةُ حَبَّةٍۭ ۗ وَٱللَّهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَآءُ ۗ وَٱللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌۭ
Allah’ın yolunda mallarını harcayanların durumu, bir tane buğday ekenin durumu gibidir; buğday yedi başak verir, her başakta yüz dane bulunur. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah, geniş lütuf sahibidir, her şeyi bilendir.

262. Ayet:
ٱللَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَآ أَنْفَقُوا۟ مَنًّا وَلَا أَذًۭى ۗ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Malları Allah yolunda harcayanlar ve ardından yaptıkları harcamayı ne minnettarlık ne de eziyetle takip etmeyenler var ya, işte onların Rabbi katında ödülleri vardır. Onlar ne bir korku duyarlar ne de üzülürler.

263. Ayet:
قَوْلٌ مَّعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌۭ مِّن صَدَقَةٍۢ يَتْبَعُهَآ أَذًۭى ۗ وَٱللَّهُ غَنِيٌّ حَلِيمٌۭ
Güzel bir söz ve bağışlama, ardından eziyet gelen sadakadan daha hayırlıdır. Allah, gani ve yumuşak davranandır.

264. Ayet:
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تُبْطِلُوا۟ صَدَقَـٰتِكُم بِٱلْمَنِّ وَٱلْأَذَىٰ كَٱلَّذِى يُنفِقُ مَالَهُۥ رِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ ۖ فَمَثَلُهُۥ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِۦ تُرَابٌۭ فَأَصَابَهُۥ وَابِلٌۭ فَتَرَكَهُۥ صَلْدًۭا ۖ لَّا يَقْدِرُونَ عَلَىٰ شَىْءٍۢ مِّمَّا كَسَبُوا۟ ۗ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْكَـٰفِرِينَ

Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde, malını insanlara gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle sadakalarınızı boşa çıkarmayın. Onun durumu, üzerinde biraz toprak bulunan kaygan bir kayanın durumu gibidir; şiddetli bir yağmur yağar ve onu çıplak bırakır. Onlar, kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah, kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez.

265. Ayet:
وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُمُ ٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِ ٱللَّهِ وَتَثْبِيتًۭا مِّنْ أَنفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍۢ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌۭ فَـَٔاتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ ۖ فَإِن لَّمْ يُصِبْهَا وَابِلٌۭ فَطَلٌّۭ ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌۭ

Mallarını, Allah'ın rızasını kazanmak ve ruhlarını sağlamlaştırmak için harcayanların durumu, yüksekçe bir yerde bulunan ve üzerine bol yağmur yağan bir bahçeye benzer; böylece ürünlerini iki kat verir. Eğer bol yağmur yağmazsa, hafif bir çisenti (dahi) yeterlidir. Allah, yaptıklarınızı görmektedir.

266. Ayet: أَيَوَدُّ أَحَدُكُمْ أَن تَكُونَ لَهُۥ جَنَّةٌۭ مِّن نَّخِيلٍۢ وَأَعْنَـٰبٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ لَهُۥ فِيهَا مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ وَأَصَابَهُ ٱلْكِبَرُ وَلَهُۥ ذُرِّيَّةٌۭ ضُعَفَآءُ فَأَصَابَهَآ إِعْصَارٌۭ فِيهِ نَارٌۭ فَٱحْتَرَقَتْ ۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلْءَايَـٰتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
Sizden biri, altından ırmaklar akan, hurma ağaçları ve üzüm bağlarıyla dolu, her türlü meyvesi bulunan bir bahçeye sahip olup, yaşlılığa erdiği ve zayıf çocuklarının bulunduğu bir sırada, o bahçeye ateş dolu bir kasırganın isabet etmesini ve yanıp kül olmasını ister mi? İşte Allah, size âyetlerini böyle açıklar ki düşünesiniz.

267. Ayet:
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنفِقُوا۟ مِن طَيِّبَـٰتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّآ أَخْرَجْنَا لَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَلَا تَيَمَّمُوا۟ ٱلْخَبِيثَ مِنْهُ تُنفِقُونَ وَلَسْتُم بِـَٔاخِذِيهِ إِلَّآ أَن تُغْمِضُوا۟ فِيهِ ۚ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ غَنِىٌّ حَمِيدٌۭ

Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardıklarımızın temiz olanlarından infak edin. Göz yummadan almayacağınız kötü ve değersiz malları vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah, müstağnidir, övgüye lâyıktır.

268. Ayet:
ٱلشَّيْطَـٰنُ يَعِدُكُمُ ٱلْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُم بِٱلْفَحْشَآءِ وَٱللَّهُ يَعِدُكُم مَّغْفِرَةًۭ مِّنْهُ وَفَضْلًۭا ۗ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌۭ

Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği emreder; Allah ise size kendi katından bir mağfiret ve lütuf vaad eder. Allah’ın lütfu geniştir, O her şeyi bilendir.

268. Ayet:
ٱلشَّيْطَـٰنُ يَعِدُكُمُ ٱلْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُم بِٱلْفَحْشَآءِ وَٱللَّهُ يَعِدُكُم مَّغْفِرَةًۭ مِّنْهُ وَفَضْلًۭا ۗ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌۭ
Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve lütuf vaat eder. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

269. Ayet:
يُؤْتِى ٱلْحِكْمَةَ مَن يَشَآءُ ۚ وَمَن يُؤْتَ ٱلْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِىَ خَيْرًۭا كَثِيرًۭا ۗ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّآ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَـٰبِ
Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona çok hayır verilmiştir. Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.

270. Ayet:
وَمَآ أَنفَقْتُم مِّن نَّفَقَةٍ أَوْ نَذَرْتُم مِّن نَّذْرٍۢ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُهُۥ ۗ وَمَا لِلظَّـٰلِمِينَ مِنْ أَنصَارٍۢ
Türkçe Meali:
Her ne infak eder ya da adak adarsanız, Allah onu mutlaka bilir. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.

271. Ayet:
إِن تُبْدُوا۟ ٱلصَّدَقَـٰتِ فَنِعِمَّا هِىَ ۖ وَإِن تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا ٱلْفُقَرَآءَ فَهُوَ خَيْرٌۭ لَّكُمْ ۚ وَيُكَفِّرُ عَنكُم مِّن سَيِّـَٔاتِكُمْ ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌۭ
Sadakaları açıkça verirseniz, bu ne güzeldir! Fakat gizleyerek fakirlere verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Bu sayede günahlarınızın bir kısmını bağışlar. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

272. Ayet:
لَيْسَ عَلَيْكَ هُدَىٰهُمْ وَلَـٰكِنَّ ٱللَّهَ يَهْدِى مَن يَشَآءُ ۗ وَمَا تُنفِقُوا۟ مِنْ خَيْرٍۢ فَلِأَنفُسِكُمْ ۚ وَمَا تُنفِقُونَ إِلَّا ٱبْتِغَآءَ وَجْهِ ٱللَّهِ ۚ وَمَا تُنفِقُوا۟ مِنْ خَيْرٍۢ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنتُمْ لَا تُظْلَمُونَ
Onları doğru yola iletmek sana ait değildir; fakat Allah dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah rızasını kazanmak için infak edersiniz. Hayır olarak her ne verirseniz, karşılığı size eksiksiz ödenir ve siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.

273. Ayet:
لِلْفُقَرَآءِ ٱلَّذِينَ أُحصِرُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًۭا فِى ٱلْأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ ٱلْجَـٰهِلُ أَغْنِيَآءَ مِنَ ٱلتَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُم بِسِيمَىٰهُمْ لَا يَسْـَٔلُونَ ٱلنَّاسَ إِلْحَافًۭا ۗ وَمَا تُنفِقُوا۟ مِنْ خَيْرٍۢ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌۭ
(İnfaklarınız) kendilerini Allah yoluna adamış, yeryüzünde (geçim için) dolaşamayan fakirler içindir. İffetlerinden dolayı, bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları simalarından tanırsın. Yüzsüzlük ederek insanlardan bir şey istemezler. Hayır olarak her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.

274. Ayet:
ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُم بِٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ سِرًّۭا وَعَلَانِيَةًۭ فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Onlar, mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık olarak infak ederler. İşte onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.

275. Ayet:
ٱلَّذِينَ يَأْكُلُونَ ٱلرِّبَوٰا۟ لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ ٱلَّذِى يَتَخَبَّطُهُ ٱلشَّيْطَـٰنُ مِنَ ٱلْمَسِّ ۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوٓا۟ إِنَّمَا ٱلْبَيْعُ مِثْلُ ٱلرِّبَوٰا۟ ۗ وَأَحَلَّ ٱللَّهُ ٱلْبَيْعَ وَحَرَّمَ ٱلرِّبَوٰا۟ ۚ فَمَن جَآءَهُۥ مَوْعِظَةٌۭ مِّن رَّبِّهِۦ فَٱنتَهَىٰ فَلَهُۥ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُۥٓ إِلَى ٱللَّهِ ۖ وَمَنْ عَادَ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلنَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ
Faiz yiyenler, şeytan çarpmış kimseler gibi kalkarlar. Bu onların, “Alışveriş de faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelip de (faizcilikten) vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir, durumu Allah’a kalmıştır. Kim tekrar (faizciliğe) dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır.

276. Ayet:
يَمْحَقُ ٱللَّهُ ٱلرِّبَوٰا۟ وَيُرْبِى ٱلصَّدَقَـٰتِ ۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍۢ
Allah faizi yok eder, sadakaları ise artırır. Allah, günahkâr kâfirleri sevmez.

277. Ayet:
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُا۟ ٱلزَّكَوٰةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
İman edip iyi işler yapanlar, namaz kılanlar ve zekât verenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.


278. Ayet:
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَذَرُوا۟ مَا بَقِىَ مِنَ ٱلرِّبَوٰٓا۟ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve faizden arta kalan kısmı bırakın, eğer müminseniz.

279. Ayet:
فَإِن لَّمْ تَفْعَلُوا۟ فَأْذَنُوا۟ بِحَرْبٍۢ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ۖ وَإِن تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُءُوسُ أَمْوَٰلِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ
Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resulü ile savaş halinde olduğunuzu bilin. Tevbe ederseniz, sermayeleriniz sizindir; ne zulmeder ne de zulme uğrarsınız.

280. Ayet:
وَإِن كَانَ ذُو عُسْرَةٍۢ فَنَظِرَةٌ إِلَىٰ مَيْسَرَةٍۢ ۚ وَأَن تَصَدَّقُوا۟ خَيْرٌۭ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Eğer (borçlu) darlık içindeyse, eli genişleyinceye kadar ona süre tanıyın. Bununla beraber, sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.

281. Ayet:
وَٱتَّقُوا۟ يَوْمًۭا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى ٱللَّهِ ۖ ثُمَّ تُوَفَّىٰ كُلُّ نَفْسٍۢ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Öyle bir günden sakının ki, o gün Allah’a döndürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı tastamam verilecek ve onlar haksızlığa uğramayacaklardır.

282. Ayet:
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ مُّسَمًّۭى فَٱكْتُبُوهُ ۚ وَلْيَكْتُب بَّيْنَكُمْ كَاتِبٌۭ بِٱلْعَدْلِ ۚ وَلَا يَأْبَ كَاتِبٌ أَن يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ ٱللَّهُ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ ٱلَّذِى عَلَيْهِ ٱلْحَقُّ وَلْيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥ وَلَا يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْـًۭٔا ۚ فَإِن كَانَ ٱلَّذِى عَلَيْهِ ٱلْحَقُّ سَفِيهًا أَوْ ضَعِيفًا أَوْ لَا يَسْتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُۥ بِٱلْعَدْلِ ۚ وَٱسْتَشْهِدُوا۟ شَهِيدَيْنِ مِن رِّجَالِكُمْ ۖ فَإِن لَّمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌۭ وَٱمْرَأَتَانِ مِمَّن تَرْضَوْنَ مِنَ ٱلشُّهَدَآءِ أَن تَضِلَّ إِحْدَىٰهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَىٰهُمَا ٱلْأُخْرَىٰ ۚ وَلَا يَأْبَ ٱلشُّهَدَآءُ إِذَا مَا دُعُوا۟ ۚ وَلَا تَسْـَٔـَٔمُوٓا۟ أَن تَكْتُبُوهُ صَغِيرًا أَوْ كَبِيرًا إِلَىٰٓ أَجَلِهِۦ ۚ ذَٰلِكُمْ أَقْسَطُ عِندَ ٱللَّهِ وَأَقْوَمُ لِلشَّهَـٰدَةِ وَأَدْنَىٰٓ أَلَّا تَرْتَابُوٓا۟ ۖ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَـٰرَةًۭ حَاضِرَةًۭ تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلَّا تَكْتُبُوهَا ۗ وَأَشْهِدُوٓا۟ إِذَا تَبَايَعْتُمْ وَلَا يُضَآرَّ كَاتِبٌۭ وَلَا شَهِيدٌۭ ۚ وَإِن تَفْعَلُوا۟ فَإِنَّهُۥ فُسُوقٌۭ بِكُمْ ۗ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱللَّهُ ۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۭ
Ey iman edenler! Belirli bir vadeye kadar birbirinize borç verdiğinizde bunu yazın. Aranızda bir yazıcı, adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Borçlu olan kişi de yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korksun, borcundan hiçbir şey eksiltmesin. Eğer borçlu, aklı başında değilse veya zayıfsa yahut yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki kişiyi de şahit tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa, razı olacağınız şahitlerden bir erkek ve iki kadın (şahit tutun). Bu, birinin unutması durumunda diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağrıldıklarında, (şahitlik yapmaktan) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, vadesi belirli olan borcu yazmaktan üşenmeyin. Bu, Allah katında adaletli olmanız, şahitlik için daha sağlam durmanız ve şüpheye düşmemeniz açısından en doğru yoldur. Ancak aranızda hemen devredeceğiniz bir ticaret varsa, bunu yazmamanızda bir sakınca yoktur. Alım-satım yaptığınızda şahit tutun. Yazıcıya da şahide de zarar verilmesin. Eğer bunu yaparsanız, şüphesiz ki bu, sizin için bir fasıklık olur. Allah’tan korkun. Allah size (doğru yolu) öğretir. Allah her şeyi bilendir.

283. Ayet:
وَإِن كُنتُمْ عَلَىٰ سَفَرٍۢ وَلَمْ تَجِدُوا۟ كَاتِبًۭا فَرِهَـٰنٌۭ مَّقْبُوضَةٌۭ ۖ فَإِنْ أَمِنَ بَعْضُكُم بَعْضًۭا فَلْيُؤَدِّ ٱلَّذِى ٱؤْتُمِنَ أَمَـٰنَتَهُۥ وَلْيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥ ۗ وَلَا تَكْتُمُوا۟ ٱلشَّهَـٰدَةَ ۚ وَمَن يَكْتُمْهَا فَإِنَّهُۥٓ ءَاثِمٌۭ قَلْبُهُۥ ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌۭ
Eğer yolculukta iseniz ve bir yazıcı bulamazsanız, alınan bir rehin yeterlidir. Eğer birbirinize güveniyorsanız, güvenilen kişi emanetini ödesin ve Rabbi olan Allah’tan korksun. Şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz ki onun kalbi günahkârdır. Allah yaptıklarınızı bilmektedir.

284. Ayet:
لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ وَإِن تُبْدُوا۟ مَا فِىٓ أَنفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُم بِهِ ٱللَّهُ ۖ فَيَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ ۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌ
Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da gizleseniz de, Allah sizi onunla hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah her şeye kadirdir.

285. Ayet:
ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍۢ مِّن رُّسُلِهِۦ ۚ وَقَالُوا۟ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا ۖ غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ ٱلْمَصِيرُ
Türkçe Meali:
Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. “Onun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırmayız” dediler ve şöyle dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş yalnız sanadır.”

286. Ayet:
لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۚ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا ٱكْتَسَبَتْ ۗ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَآ إِن نَّسِينَآ أَوْ أَخْطَأْنَا ۚ رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَآ إِصْرًۭا كَمَا حَمَلْتَهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِنَا ۚ رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِۦ ۖ وَٱعْفُ عَنَّا وَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَآ ۚ أَنتَ مَوْلَىٰنَا فَٱنصُرْنَا عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَـٰفِرِينَ
Allah, hiç kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez. Herkesin kazandığı (iyilik) kendi lehine, işlediği (kötülük) de kendi aleyhinedir. Ey Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak, bizi sorguya çekme! Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır bir yük yükleme! Ey Rabbimiz! Gücümüzün yetmediği şeyleri bize taşıtma! Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et! Sen bizim Mevlamızsın; kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!

Sonuç: Bakara Suresi'nin Arapça Okunuşu ve Ezberlenmesi

Bakara Suresi, Kur'an’ın önemli hükümlerini ve İslam’ın temel esaslarını içeren bir suredir. Arapça okunuşunu bilmek, sureyi anlamak ve ezberlemek Müslümanlar için büyük bir manevi değer taşır. Bu sure, sadece Arapça olarak değil, anlamıyla birlikte kavranmalı ve ibadetlerde sıkça okunmalıdır.
 
Son düzenleme:

MT

❤️Keşfet❤️
Moderator
MT
Kayıtlı Kullanıcı
30 Kas 2019
32,674
991,237
113

İtibar Puanı:

Kur’an-ı Kerim’in en uzun surelerinden biri olan Bakara Suresi, Müslümanlar için önemli bir yere sahiptir. Sure, Allah’ın emirlerini ve insanlara verdiği öğütleri içermektedir. Özellikle namazlarda okunan bu sure, her Müslüman için çok önemlidir. Peki, Bakara Suresi’nin Arapça okunuşu nasıldır?

Bakara Suresi, Kur’an-ı Kerim’in 2. suresidir ve 286 ayetten oluşmaktadır. Surenin başlangıcında, Allah’ın tek olduğuna, ona ibadet etmenin önemine ve imanın gerekliliğine vurgu yapılmaktadır. Sure, on emir ve birçok ayet ile devam etmektedir.

Arapça okunuşu, Bakara Suresi’nin her Müslüman tarafından doğru bir şekilde okunabilmesi için önemlidir. İşte Bakara Suresi’nin Arapça okunuşu:

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Alfamu Sade
زَالِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ
Alfamu Sade
الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
Alfamu Sade
وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
Alfamu Sade
أُولَٰئِكَ عَلَىٰ هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Alfamu Sade

Bu okunuş, Bakara Suresi’nin ilk 5 ayetini içermektedir. Surenin geri kalan ayetleri de benzer bir şekilde okunmaktadır.

Bakara Suresi, müminlere doğru yolu gösteren, ibadetler ve insanların yaşamlarında uyması gereken kurallarıyla dolu bir suredir. Bu surenin Arapça okunuşunun bilinmesi, Müslümanlar için namaz kılarken doğru bir şekilde okuyabilmeleri açısından önemlidir.

Sonuç olarak, Bakara Suresi’nin Arapça okunuşu, her Müslüman tarafından doğru bir şekilde öğrenilmeli ve namazlarda okunmalıdır. Bu sure, İslam dinini anlamak ve yaşamak açısından önemlidir ve değerli bir öğreti kaynağıdır.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

Aykut Gündüz

Kayıtlı Kullanıcı
9 Haz 2023
31
787
83

İtibar Puanı:

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
المص
ذَٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ ۛ فِيهِ ۛ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ
الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
أُولَٰئِكَ عَلَىٰ هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ ۖ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Yukarıdaki metin Bakara Suresi'nin Arapça okunuşudur. Metnin Türkçe anlamı ise şöyledir:

Bismillahirrahmanirrahim
Elif Lam Mim
Bu, Kitab’ın kesinliği, kuşkusuzdur. İçinde korunacak doğru yol bulunanlara hidayettir.
Onlar inanırlar, gizli (Allah'ın görmediği yerde eda edilen) namazı kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden harcarlar.
Onlar sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar ve ahirete kesin bir inançları vardır.
İşte onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler. İşte kurtuluşa erenler de onlardır.

Bu sure arap alfabesiyle şu şekilde yazılır: سورة البقرة
 

İklimYaratıcı

Kayıtlı Kullanıcı
8 Haz 2023
6
154
28

İtibar Puanı:

بَقَرَةُ الْفَاتِحَةِ البَقَرَةِ أَُم الْفَاتِحَةِ.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elif Lâm Mîm.
Zâlikel Kitâbü lâ Raybe fîh.
Hudel lil Muttekîn.
Ellezîne yu’minûne bil Gaybibûne Salâttehüm.
Vellezîney yu’minûne bimâ ünzile ileyke ve mâ ünzile min kableke ve bil âhireti hum yûkınûn.
Ülâikelâike a’lâ Hüdâ min Rabbihim ve ülâikelâhümül müflihûn.
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu?

  • Evet

    Oy: 70 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    70
Geri
Üst Alt