📖 Bakara Suresi 9. Ayette “Allah’ı Ve İman Edenleri Aldatmaya Çalışırlar; Oysa Yalnızca Kendilerini Aldatırlar Da Bunun Farkına Varmazlar” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,683
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 9. Ayette “Allah’ı Ve İman Edenleri Aldatmaya Çalışırlar; Oysa Yalnızca Kendilerini Aldatırlar Da Bunun Farkına Varmazlar” İfadesi Ne Anlama Gelir Ve Kendini Aldatma, Bilinç, Niyet, Psikolojik Savunma Mekanizmaları, İlahi Bilgi, İkiyüzlülük Ve İnsanın Kendi Gerçeğine Yabancılaşması Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır ❓


“İnsanın başkasını kandırması ahlaki bir kusurdur; fakat kendisini kandırması çok daha derin bir trajedidir. Çünkü insan gerçeği kaybettiğinde bunu fark edebilir, ama kendi kurduğu yalana inanmaya başladığında artık neyi kaybettiğini bile göremeyebilir.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 9. Ayet Ne Söyler ❓


Bakara Suresi'nin dokuzuncu ayetinde şöyle buyrulur:


“Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar. Oysa yalnızca kendilerini aldatırlar da farkında olmazlar.”


Bu ayet, sekizinci ayette başlayan münafıklık tasvirini derinleştirir.


Önce:


“İman ettik.”


diyen fakat gerçekte inanmayan insanlardan söz edilmişti.


Şimdi ise onların davranışlarının arkasındaki psikoloji açıklanır:


Aldatma.


Fakat ayetin şaşırtıcı tarafı şudur:


Başkalarını kandırmaya çalışırken aslında kendilerini kandırmaktadırlar.


Böylece mesele yalnızca ikiyüzlülük olmaktan çıkar.


İnsanın kendi zihniyle kurduğu ilişkinin sorununa dönüşür.


2️⃣ Allah’ı Aldatmaya Çalışmak Ne Demektir ❓


Kelimenin düz anlamıyla bakıldığında burada büyük bir paradoks vardır.


Kur’an'ın Tanrı anlayışında Allah:


gizliyi bilir,


açığı bilir,


niyetleri bilir,


kalplerde olanı bilir.


O hâlde Allah nasıl aldatılabilir?


Ayetin amacı Allah'ın gerçekten kandırılabileceğini söylemek değildir.


Aksine, insanın davranışının ne kadar anlamsız olduğunu göstermek için güçlü bir ifade kullanılır.


Bir kişi insanlardan gerçek niyetini gizleyebilir.


Fakat aynı stratejiyi Allah'a karşı uyguladığını düşünmesi, ilahi bilgi anlayışı açısından baştan başarısızdır.


Yani kişi aslında Allah'ı değil, kendisini kandırmaktadır.


3️⃣ Münafıklar Müminleri Nasıl Aldatmaya Çalışırlar ❓


Tarihsel bağlamda münafıklık, dışarıdan Müslüman topluluğuna ait görünürken iç dünyada farklı bir tutum taşımayı ifade eder.


Bu kişilerin:


müminlerin güvenini kazanmak,


topluluk içinde yer edinmek,


çıkarlarını korumak,


tehlikeden kaçınmak,


bilgi elde etmek


gibi amaçları olmuş olabilir.


Dolayısıyla aldatma yalnızca sözlü bir yalan değildir.


Bir kimlik performansıdır.


Kişi yalnız yanlış bir cümle söylemez.


Olmadığı biri gibi görünür.


Bu nedenle nifak, sıradan yalandan daha derin bir karakter problemidir.


4️⃣ “Yalnızca Kendilerini Aldatırlar” İfadesi Neden Bu Kadar Güçlüdür ❓


Çünkü insan çoğu zaman yaptığı hilenin kazananı olduğunu düşünür.


Birini kandırdığında:


avantaj elde ettiğini,


zarardan kurtulduğunu,


daha akıllıca davrandığını


zannedebilir.


Kur’an ise bakış açısını tersine çevirir.


Kısa vadede başkasını kandırmış görünse bile uzun vadede kaybeden kişinin kendisi olduğunu söyler.


Neden?


Çünkü her yalan yalnız karşıdaki insana zarar vermez.


Yalan söyleyen kişinin kendi karakterini de biçimlendirir.


İnsan dışarıdaki gerçeği bozarken zamanla içerideki gerçeği algılama yeteneğini de bozabilir.


5️⃣ İnsan Gerçekten Kendini Aldatabilir Mi ❓


Evet.


Psikoloji açısından bu çok tanıdık bir durumdur.


İnsan kendi davranışlarını değerlendirirken tarafsız değildir.


Kendisini iyi biri olarak görmek ister.


Bu nedenle davranışları bu benlik imajıyla çeliştiğinde zihni çeşitli açıklamalar üretebilir.


Örneğin kişi:


çıkarcılığını “mantıklılık”,


korkaklığını “tedbir”,


kibirini “özgüven”,


intikamını “adalet”,


kıskançlığını “gerçekçilik”


olarak yeniden adlandırabilir.


Olay değişmez.


Fakat kişi olayın hikâyesini değiştirir.


İşte kendini aldatmanın en güçlü mekanizmalarından biri budur.


6️⃣ Psikolojik Savunma Mekanizmaları Bu Ayetle Nasıl İlişkilendirilebilir ❓


Modern psikoloji insanın rahatsız edici gerçeklerle karşılaştığında çeşitli savunma mekanizmaları geliştirebildiğini gösterir.


Bunlar arasında:


inkâr,


rasyonalizasyon,


yansıtma,


bastırma,


suçu başkasına yükleme



gibi süreçler bulunur.


Örneğin kişi yaptığı davranışın yanlışlığını kabul etmek yerine ona mantıklı bir gerekçe üretebilir.


Bu gerekçe dışarıdan zayıf görünse bile kişi ona gerçekten inanabilir.


Kur’an'ın:


“Kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar.”


ifadesi, insan zihninin bu özelliğiyle dikkat çekici biçimde örtüşür.


7️⃣ Kendini Aldatma Bilinçli Mi, Bilinçsiz Mi Gerçekleşir ❓


Her zaman tamamen bilinçli olmayabilir.


Başlangıçta insan yaptığı şeyin farkında olabilir.


Bir yalan söyler.


Bir gerçeği gizler.


Bir mazeret üretir.


Fakat bu davranış tekrarlandıkça kendi açıklamasına alışabilir.


Zamanla ilk başta bilinçli biçimde kurduğu hikâyeyi gerçekten doğru sanmaya başlayabilir.


Böylece süreç şu şekilde ilerleyebilir:


Bile bile çarpıtma.


Sonra:


Çarpıtmaya alışma.


Sonra:


Kendi çarpıtmasına inanma.


İşte ayetteki:


“Farkında olmazlar.”


ifadesi bu noktada son derece derinleşir.


8️⃣ “Farkında Olmamak” Neden Tehlikelidir ❓


Çünkü yanlışını bilen insan değişebilir.


Kendisini aldattığını fark eden kişi durup yeniden düşünebilir.


Fakat sorununu görmeyen kişinin değişmesi çok daha zordur.


Bir insan:


“Yalan söylüyorum.”


diyebiliyorsa hâlâ gerçekle bağı vardır.


Ama:


“Ben asla yalan söylemem.”


deyip sürekli yalan söylüyorsa problem daha derin hâle gelmiştir.


Bu nedenle ahlaki gelişimde farkındalık temel bir şarttır.


İnsan önce:


“Bende sorun olabilir.”


ihtimalini kabul edebilmelidir.


9️⃣ İlahi Bilgi Karşısında Gizlilik Mümkün Müdür ❓


İnsan hayatının büyük bölümü görünüşlerle geçer.


İnsanlardan:


niyetimizi,


geçmişimizi,


düşüncelerimizi,


bazı davranışlarımızı


saklayabiliriz.


Fakat Kur’an'ın Allah anlayışında mutlak gizlilik yoktur.


Allah insanın yalnız davranışını değil, niyetini de bilir.


Bu durumda dini hayatın ölçüsü dramatik biçimde değişir.


Mesele artık:


“İnsanlar beni nasıl görüyor?”


değil,


“Gerçekte niyetim nedir?”


sorusuna dönüşür.


İlahi bilgi fikri, insanı dış imajdan iç gerçekliğe yöneltir.


🔟 Niyet Neden Bu Kadar Önemlidir ❓


Aynı davranış iki farklı insan tarafından yapılabilir fakat niyetleri tamamen farklı olabilir.


İki kişi yardım eder.


Biri gerçekten ihtiyaç sahibine destek olmak ister.


Diğeri insanların kendisini cömert görmesini ister.


Dışarıdaki eylem benzerdir.


Fakat iç anlam farklıdır.


Bu nedenle İslam ahlakında niyet çok merkezi bir kavramdır.


Ancak niyet konusu başka bir tehlike de içerir:


İnsan kendi niyetini bile yanlış yorumlayabilir.


Kendisine:


“Ben bunu tamamen iyi niyetle yaptım.”


diyebilir.


Fakat derinlerde:


çıkar,


ego,


gösteriş,


intikam


da bulunabilir.


Bu yüzden niyet muhasebesi zor ama önemlidir.


1️⃣1️⃣ İnsan Kendi Niyetini Tam Olarak Bilebilir Mi ❓


Her zaman değil.


İnsan zihni sandığımızdan daha karmaşıktır.


Aynı davranışın arkasında birden fazla motivasyon bulunabilir.


Bir insan gerçekten yardım etmek isteyebilir.


Ama aynı zamanda takdir görmekten de hoşlanabilir.


Gerçekten doğruyu savunabilir.


Ama aynı zamanda tartışmayı kazanmak isteyebilir.


Dolayısıyla niyetlerimiz her zaman tek renkli değildir.


Bu nedenle ahlaki olgunluk:


“Benim niyetim tamamen saf.”


demekten çok,


“Niyetimi sürekli sorgulamalıyım.”


diyebilmeyi gerektirir.


1️⃣2️⃣ Kendini Aldatma İle Ego Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır ❓


İnsan kendi hakkında olumlu bir hikâye taşımak ister.


Kendisini:


iyi,


akıllı,


adil,


dürüst,


haklı


görmeye eğilimlidir.


Bu benlik imajı tehdit edildiğinde ego savunmaya geçebilir.


Örneğin biri bize:


“Burada haksız davrandın.”


dediğinde ilk tepkimiz bazen gerçeği incelemek değil, kendimizi savunmak olur.


Çünkü eleştiriyi davranışımıza değil, kimliğimize yapılmış bir saldırı gibi algılarız.


İşte kendini aldatma çoğu zaman egoyu koruma ihtiyacından beslenir.


İnsan gerçeği değiştiremediğinde gerçeğin hikâyesini değiştirir.


1️⃣3️⃣ İkiyüzlülük İnsanın Kimliğini Nasıl Parçalar ❓


Sürekli farklı yüzler taşımak insanın içsel bütünlüğünü zedeler.


Bir ortamda başka,


başka bir ortamda başka,


yalnızken bambaşka davranan insan zamanla şu soruyla karşılaşabilir:


“Gerçek ben hangisi?”


Eğer bu roller bilinçli aldatmaya dayanıyorsa kişinin benlik algısı daha da karmaşıklaşabilir.


Bu yüzden nifak yalnız toplumsal bir sorun değildir.


İnsanın kendi kimliğinin çözülmesi riskini de taşır.


Dışarıdaki maskeler çoğaldıkça içerideki gerçek yüzü görmek zorlaşabilir.


1️⃣4️⃣ İnsan Neden Kendi Yanlışını Başkasında Görür ❓


Bu davranış psikolojide bazen yansıtma kavramıyla açıklanır.


İnsan kendisinde kabul etmek istemediği bir özelliği başkasına yükleyebilir.


Örneğin:


kendisi kıskanç olan biri başkalarını kıskançlıkla suçlayabilir.


Kendi çıkarını düşünen biri başkasını çıkarcılıkla suçlayabilir.


Kendi samimiyetsizliğini görmek istemeyen biri herkesi samimiyetsiz sanabilir.


Bu davranış kişinin kendi kusuruyla yüzleşmesini geciktirir.


Böylece insan kendi sorununu dışarıya taşıyarak psikolojik rahatlık sağlar.


Fakat sorun çözülmez.


Sadece görünmez hâle gelir.


1️⃣5️⃣ Kendini Aldatmanın Ahlaki Bedeli Nedir ❓


Kendini aldatma sadece gerçeği yanlış algılamak değildir.


Ahlaki sonuçlar da doğurabilir.


Bir insan sürekli kendisini haklı çıkarabiliyorsa neredeyse her davranışına mazeret üretebilir.


Haksızlık yapar:


“Mecburdum.”


Yalan söyler:


“Başka çarem yoktu.”


İhanet eder:


“Asıl onlar bunu hak etti.”


Zulmeder:


“Ben sadece düzeni koruyorum.”


Bu noktada insanın vicdanı yanlış davranışı durdurmak yerine onun savunma avukatına dönüşebilir.


İşte bu, kendini aldatmanın en tehlikeli aşamalarından biridir.


1️⃣6️⃣ Samimiyet Kendini Eleştirebilmekle Mi Başlar ❓


Büyük ölçüde evet.


Samimi olmak yalnız doğru şeyleri söylemek değildir.


Kendi yanlışlarımızı görebilmeyi de gerektirir.


İnsan kendisine zaman zaman şu soruları sorabilmelidir:


Bunu gerçekten neden yaptım?


Kendi çıkarımı mı koruyorum?


Yanlış olduğumu kabul etmekten mi korkuyorum?


Başkalarını eleştirirken kendime başka standart mı uyguluyorum?


Benim hakkımda söylenen eleştiride doğruluk payı olabilir mi?



Bu sorular rahatsız edicidir.


Fakat rahatsızlık bazen insanın kendi gerçeğine yaklaşmasının bedelidir.


1️⃣7️⃣ Bu Ayet Müminler İçin Nasıl Bir Ayna Olabilir ❓


Bakara 9'u yalnızca tarihsel münafıkların anlatımı olarak okumak mümkündür.


Fakat ayetin ahlaki derinliği bundan daha geniştir.


Bir mümin de kendisini aldatabilir.


İbadetlerini olduğundan daha değerli görebilir.


Kendi kusurlarını küçümseyebilir.


Başkalarının hatalarını büyütebilir.


Dini düşüncesini kişisel çıkarıyla karıştırabilir.


Kendi grubunu mutlak doğru kabul edebilir.


Bu nedenle ayetin çok güçlü bir kişisel sorusu vardır:


“Ben kendime hangi yalanları söylüyor olabilirim?”


Bu soru kolay değildir.


Ama insanın kendi iç dünyasını temizlemesi için son derece değerlidir.


1️⃣8️⃣ Dijital Çağ Kendini Aldatmayı Nasıl Güçlendirebilir ❓


Günümüzde insan kendi kimliğinin seçilmiş bir versiyonunu sürekli sergileyebiliyor.


Sosyal medyada:


en başarılı anlarımızı,


en güzel fotoğraflarımızı,


en güçlü fikirlerimizi,


en iyi davranışlarımızı


öne çıkarabiliriz.


Bu başlangıçta başkalarına yönelik bir sunumdur.


Fakat tehlike şurada başlar:


İnsan zamanla kendi dijital görüntüsünü gerçek kişiliği sanabilir.


Sürekli:


“Ben buyum.”


diye sunduğu kimliğin arkasındaki çelişkileri görmek istemeyebilir.


Böylece modern çağın yeni bir problemi ortaya çıkar:


İnsan yalnız başkalarına değil, kendi oluşturduğu profile de inanabilir.


1️⃣9️⃣ İnsanın En Tehlikeli Yalanı Belki De Kendisine Söylediğidir​


Bakara Suresi'nin dokuzuncu ayeti birkaç kelimeyle insan psikolojisinin en karanlık alanlarından birine dokunur:


“Kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar.”


Bu cümle insanı rahatsız eder.


Çünkü hepimiz başkasının bizi kandırabileceğini biliriz.


Ama kendi zihnimizin de bizi yanıltabileceği fikrini kabul etmek daha zordur.


İnsan çoğu zaman kendi düşüncelerini:


tarafsız,


mantıklı,


objektif


zanneder.


Fakat zihnimiz bizim tarafımızı tutabilir.


Sevdiğimiz kişilerin hatalarını küçültebilir.


Sevmediğimiz kişilerin hatalarını büyütebilir.


Kendi yanlışımıza gerekçe bulabilir.


Başkasının aynı yanlışını karakter kusuru sayabilir.


Kendi başarımızı yeteneğimize,


başarısızlığımızı şartlara bağlayabiliriz.


Böylece gerçeklik yavaşça bizim lehimize yeniden düzenlenmiş bir hikâyeye dönüşebilir.


Ayetin tehlike işareti tam burada yanar:


“Farkına varmazlar.”


İnsan gerçeği bilerek reddettiğinde hâlâ reddettiğinin farkındadır.


Fakat kendi hikâyesine inanmaya başladığında bir adım daha ileri gitmiştir.


Artık yalanla gerçek arasındaki sınır kendi bilincinde bulanıklaşmıştır.


Belki bu nedenle insanın ahlaki gelişiminde en büyük erdemlerden biri kendisine dışarıdan bakabilme yeteneğidir.


Şu soruyu sorabilmek:


“Eğer bu davranışı ben değil de sevmediğim biri yapsaydı yine aynı şekilde savunur muydum?”


Ya da:


“Benim hakkımda sahip olduğum hikâye gerçekten davranışlarımla örtüşüyor mu?”


Bu sorular insanın egosunu incitebilir.


Ama bazen ego incinmeden hakikat görünmez.


Bakara 9 bu yüzden yalnız münafıkların yaptığı bir hileyi anlatmaz.


Daha evrensel bir insan tehlikesine işaret eder:


Kendimizi olduğumuzdan daha dürüst, daha adil, daha samimi ve daha haklı görme eğilimi.


Ve bu eğilimin karşısına çok basit ama çok zor bir ahlaki ilke koyar:


Kendine karşı dürüst ol.


Çünkü insan başkasına söylediği bir yalandan dönebilir.


Fakat kendisine söylediği yalana gerçekten inanmaya başladığında çıkış yolunu bulması çok daha zorlaşır.


Belki de insanın hakikat yolculuğunda karşısına çıkan en büyük engel dışarıdaki bilgisizlik değildir.


Kendisini haklı çıkarma konusunda sahip olduğu sınırsız yaratıcılıktır.


“İnsan başkasından gerçeği sakladığında bir ilişkiyi bozar; kendisinden gerçeği sakladığında ise kendi benliğiyle ilişkisini bozar. Bu yüzden en derin samimiyet, başkalarına doğru görünmek değil, yalnız kaldığında kendine yalan söylemeye ihtiyaç duymamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt