Bakara Suresi 15. Ayette “Allah Da Onlarla Alay Eder Ve Azgınlıkları İçinde Bocalayıp Durmalarına Mühlet Verir” İfadesi Ne Anlama Gelir Ve İlahi Mukabele, İstihza, Mühlet, Azgınlık, Manevi Körlük, İlahi Adalet, Davranışın Karşılığı Ve İnsanın Kendi Seçimlerinin İçinde Kaybolması Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“İnsan bazen yaptığı kötülüğün karşılığını hemen görmediğinde bunu haklı olduğunun kanıtı sanır. Oysa geciken karşılık, onay anlamına gelmeyebilir; bazen mühlet, insanın seçtiği yolun sonucunu daha görünür hâle getiren sessiz bir sınavdır.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 15. Ayet Ne Söyler
Bakara Suresi'nin on beşinci ayetinde şöyle buyrulur:
“Allah da onlarla alay eder ve onları azgınlıkları içinde bocalayıp durmaları için bırakır.”
Bu ayet, bir önceki ayette anlatılan münafıkların:
“Biz onlarla yalnızca alay ediyoruz.”
sözünün ardından gelir.
Yani önce insanlar müminlerle alay ettiklerini söyler.
Sonra Kur’an onların bu davranışına karşılık:
“Allah da onlarla alay eder.”
ifadesini kullanır.
İlk bakışta son derece çarpıcı bir ifade vardır.
Çünkü insan hemen şu soruyu sorabilir:
Allah gerçekten insanlar gibi alay mı eder?
Bu sorunun cevabı için ayetteki dilin bir ilahi mukabele, yani yapılan davranışın karşılığının aynı kelimeyle ifade edilmesi çerçevesinde anlaşılması gerekir.
“Allah Onlarla Alay Eder” İfadesi Gerçekten Ne Anlama Gelir
İnsanların alayı genellikle:
küçümseme,
eğlenme,
aşağılama,
başkasının zayıflığını kullanma
gibi psikolojik anlamlar taşır.
Kur’an'ın Allah anlayışında ise insanlara özgü:
küçüklük,
kibir,
eğlence ihtiyacı,
duygusal zayıflık
Allah'a nispet edilmez.
Bu nedenle ayetteki ifade insan davranışıyla birebir aynı psikolojik anlamda anlaşılmamalıdır.
Daha çok:
Onların alaylarının karşılığını vermek,
kurdukları oyunu kendi aleyhlerine çevirmek
ve
kendilerini üstün sanırken gerçekte nasıl bir durumda olduklarını açığa çıkarmak
anlamında yorumlanmıştır.
İlahi Mukabele Nedir
Kur’an dilinde bazen insanların yaptığı bir eyleme verilen karşılık, aynı kelimeyle ifade edilir.
Bu, Arapçada ve retorik dilde bilinen bir anlatım biçimidir.
Bir taraf hile yapar.
Karşılığı da aynı kelimeyle anlatılabilir.
Bir taraf alay eder.
İlahi karşılık da “alay” kelimesiyle ifade edilebilir.
Fakat iki eylemin ahlaki niteliği aynı değildir.
İnsan haksız biçimde alay eder.
Allah'ın karşılığı ise adaletin gerçekleşmesi anlamındadır.
Bu nedenle ayeti:
“Allah da aynı türden bir kötülük yapmaktadır.”
şeklinde anlamak doğru değildir.
Buradaki benzerlik kelimede, farklılık ise mahiyet ve ahlaki konumdadır.
Münafıkların Alayı Nasıl Kendi Aleyhlerine Dönmektedir
Münafıklar kendilerini son derece akıllı ve stratejik görüyorlardı.
Müminlerin yanında:
“Biz de sizinleyiz.”
diyorlardı.
Kendi çevrelerine döndüklerinde:
“Biz onlarla yalnızca alay ediyoruz.”
diye övünüyorlardı.
Kendilerini oyunun kontrolünü elinde tutan kişiler sanıyorlardı.
Fakat Kur’an'ın bakışında gerçek durum bunun tersidir.
Onlar başkalarını kandırdıklarını zannederken:
kendi karakterlerini bozuyor,
kendi iç dünyalarını karartıyor,
kendi geleceklerini tehlikeye atıyorlardı.
Dolayısıyla alaylarının nihai hedefi başkaları gibi görünse de asıl zarar kendilerine dönmektedir.
“Onları Azgınlıkları İçinde Bırakır” Ne Demektir
Ayette geçen önemli kavramlardan biri tuğyandır.
Tuğyan:
sınırı aşmak, taşkınlık göstermek, ölçüyü kaybetmek, azgınlaşmak
anlamlarına gelir.
Kelimenin kökünde bir şeyin kendi sınırını aşması fikri vardır.
Örneğin su taşarsa yatağının sınırlarını aşar.
Ahlaki anlamda tuğyan da insanın:
hak sınırını,
adalet ölçüsünü,
tevazu sınırını
aşmasıdır.
Bu kişiler yalnız hata yapan insanlar değildir.
Hatalarında ısrar ederek sınır aşımını karakter hâline getirmektedirler.
Allah Neden Onları Hemen Durdurmuyor
Bu soru ilahi adalet tartışmasının merkezindedir.
Bir insan kötülük yapıyorsa neden hemen cezalandırılmıyor?
Neden zalimler bazen yıllarca güçlü kalabiliyor?
Neden yanlış davranışın sonucu anında görünmüyor?
Kur’an perspektifinde dünya, her eylemin karşılığının anında verildiği otomatik bir ceza sistemi değildir.
İnsana:
zaman,
seçim,
dönüş,
tevbe,
sorumluluk
alanı bırakılır.
Bu nedenle geciken ceza veya görünür bir karşılığın bulunmaması:
“Allah bu davranışı onaylıyor.”
anlamına gelmez.
Bazen yalnızca mühlet vardır.
Mühlet Ne Demektir
Mühlet, insana belirli bir süre tanınmasıdır.
Bu süre:
iyiliğe dönmek için fırsat olabilir,
tevbe için zaman olabilir,
davranışların gerçek yönünün ortaya çıkması için alan olabilir.
Fakat aynı mühlet insan tarafından yanlış da okunabilir.
Kişi şöyle düşünebilir:
“Bunca zamandır bana hiçbir şey olmadıysa demek ki sorun yok.”
İşte bu son derece tehlikeli bir yanılsamadır.
Bir davranışın cezasının gecikmesi onun doğru olduğunu kanıtlamaz.
Bir hastalığın ilk gün ağrı vermemesi de hastalığın bulunmadığını kanıtlamaz.
Bazı sonuçlar zamanla görünür.
Mühlet Bir Rahmet Mi, Yoksa Ceza Mıdır
Bağlama göre ikisi de olabilir.
İnsana verilen zaman, eğer dönüşe kullanılırsa bir rahmet fırsatıdır.
Ama kişi bu zamanı daha fazla kötülük yapmak için kullanırsa aynı mühlet onun aleyhine dönüşebilir.
Bu nedenle mühlet nötr bir zaman değildir.
İnsan onu nasıl kullandığıyla kendi geleceğini şekillendirir.
Bir kişi:
“Henüz geç değil.”
diyerek dönebilir.
Başka biri:
“Demek ki bana bir şey olmayacak.”
diyerek daha ileri gidebilir.
Aynı zaman iki farklı insan için iki farklı sonuca dönüşebilir.
Bocalamak Ne Anlama Gelir
Ayetin anlam alanında yer alan bocalama, insanın net bir yön bulamaması, şaşkın biçimde dolaşması fikrini taşır.
Bu son derece güçlü bir psikolojik tasvirdir.
Münafık:
müminlerin yanında bir kimlik,
kendi çevresinde başka bir kimlik
taşır.
Bir taraftan çıkarını korumak ister.
Diğer taraftan kendi grubuna sadakat göstermeye çalışır.
Bir noktadan sonra artık sabit bir yönü kalmaz.
Böylece insan stratejik davrandığını sanırken kendi yön duygusunu kaybedebilir.
İnsan Kendi Seçimlerinin İçinde Nasıl Kaybolabilir
İnsan her seçimin ardından bir sonraki seçime aynı noktadan başlamaz.
Çünkü seçimler karakter oluşturur.
Bir yalan:
ikinci yalanı kolaylaştırabilir.
Bir ikiyüzlülük:
bir sonraki rolü gerektirebilir.
Bir manipülasyon:
yeni bir yalanla korunmak zorunda kalabilir.
Bir süre sonra kişi kendi kurduğu ilişkiler ve hikâyeler ağının içine girer.
Artık:
kime ne söylediğini,
gerçekte ne düşündüğünü,
hangi rolün kendisine ait olduğunu
ayırmak zorlaşabilir.
Bu durumda insan başkalarını yönetmeye çalışırken kendi oluşturduğu sistem tarafından yönetilmeye başlar.

Günahın Cezası Bazen Günahın Kendisi Olabilir Mi
Bu çok derin bir ahlaki düşüncedir.
Her cezanın dışarıdan gelmesi gerekmez.
Bazı davranışlar kendi içlerinde sonuç taşır.
Sürekli yalan söyleyen kişi:
güveni kaybedebilir.
Sürekli kibirli davranan kişi:
öğrenme kapasitesini azaltabilir.
Sürekli nefret eden kişi:
kendi iç dünyasını zehirleyebilir.
Sürekli ikiyüzlü davranan kişi:
kimliğini parçalayabilir.
Bu açıdan insan bazen kötü davranışının cezasını ileride değil, davranışın kendi karakterinde oluşturduğu değişimle yaşamaya başlar.
Bakara 15'in “azgınlıkları içinde bırakılmaları” bu açıdan son derece düşündürücüdür.

İnsan Başına Kötü Bir Şey Gelmediğinde Kendini Haklı Sanabilir Mi
Evet.
Bu çok yaygın bir düşünme hatasıdır.
Bir insan:
haksızlık yapar,
yalan söyler,
başkalarını manipüle eder
ve yine de başarılı olabilir.
Bunun üzerine:
“Demek ki yaptığım yanlış değilmiş.”
diye düşünebilir.
Oysa başarı ile doğruluk aynı şey değildir.
Bir davranış kısa vadede kazanç sağlayabilir ama uzun vadede büyük kayıp oluşturabilir.
Kur’an'ın ahlaki ölçüsü anlık sonuçlardan daha geniştir.
Bu nedenle:
“Kazandım, öyleyse haklıyım.”
mantığı ciddi bir yanılsamadır.

İlahi Adalet Neden Her Zaman Anında Görünmez
Eğer her yanlış davranışın ardından anında görünür bir ceza gelseydi insanın ahlaki özgürlüğünün niteliği de farklı olurdu.
Bir insan kötülük yapmak istediğinde eline anında fiziksel acı gelecek olsa, kötülükten kaçınması ahlaki tercihten çok otomatik korkuya dönüşebilirdi.
Dünya hayatındaki gecikmiş sonuç, insanın:
niyetini,
seçimini,
karakterini
daha açık biçimde ortaya çıkarır.
İnsan yalnız ceza korkusuyla mı doğru davranıyor?
Yoksa gerçekten doğrunun peşinde mi?
Mühlet bu açıdan ahlaki iradenin sınandığı bir alan hâline gelir.

Allah’ın “Bırakması” İnsanla İlgilenmediği Anlamına Gelir Mi
Hayır.
Buradaki bırakma, ilgisizlik anlamında anlaşılmamalıdır.
Kur’an'ın genel perspektifinde insanın yaptığı hiçbir şey ilahi bilgiden uzak değildir.
“Bırakmak” daha çok kişinin kendi seçiminin sonucuyla karşılaşmasına izin verilmesi anlamına gelebilir.
Bir insan sürekli yanlış bir yön seçerse bir noktadan sonra seçiminin doğal sonuçlarıyla baş başa kalabilir.
Bu bazen dışarıdan özgürlük gibi görünür.
Ama içeride giderek daralan bir yol olabilir.
İnsan:
“Kimse beni durdurmuyor.”
diye sevinirken aslında kendi yolunun sonuçlarına doğru hızlanıyor olabilir.

Azgınlık Neden “Bocalama” Üretir
İlk bakışta azgın insan son derece kararlı görünebilir.
Fakat ölçüyü kaybeden kişi zamanla yönünü de kaybedebilir.
Çünkü hakikatten bağımsız yaşayan insanın sabit bir ölçüsü kalmayabilir.
Çıkar değişir.
Davranış değişir.
Grup değişir.
Söz değişir.
İlke değişir.
Bu nedenle tuğyan dışarıdan özgürlük gibi görünürken içeriden istikametsizlik oluşturabilir.
İnsan hiçbir sınır tanımadığında özgürleştiğini sanabilir.
Ama bir pusula da kaybedebilir.
Ve pusulası olmayan biri çok hareket etmesine rağmen nereye gittiğini bilmeyebilir.

İlahi Adalet İntikamla Aynı Şey Midir
Hayır.
İntikam çoğu zaman insanın:
öfke,
yaralanmış ego,
kin
duygularından beslenir.
İlahi adalet ise Kur’an perspektifinde hak edilen karşılığın verilmesiyle ilgilidir.
Bu nedenle:
“Allah onlarla alay eder.”
ifadesini insanî bir intikam psikolojisiyle anlamak doğru olmaz.
Burada amaç:
“Onlar Allah'ı kızdırdı, Allah da onları küçümsüyor.”
demek değildir.
Daha derin anlam şudur:
İnsanların kurduğu hile, ilahi bilgi ve adalet karşısında kendi aleyhlerine döner.
Kendilerini üstün görenler, gerçekte kendi seçimlerinin sonucuyla karşılaşırlar.

Bu Ayet Mümin İçin Nasıl Bir Uyarıdır
Ayet doğrudan münafıkların tavrını anlatır.
Fakat ahlaki uyarısı herkes için düşünülebilir.
Bir mümin de:
“Bana hiçbir şey olmuyor, demek ki yaptığım o kadar kötü değil.”
yanılgısına düşebilir.
Bir yanlış tekrarlandığı hâlde hayat devam edebilir.
İnsan para kazanabilir.
İtibarını koruyabilir.
İbadetlerini sürdürebilir.
Fakat bunların hiçbiri davranışın doğru olduğunu otomatik olarak göstermez.
Bu nedenle insan kendisini yalnız dışarıdaki sonuçlarla değil, şu soruyla da ölçmelidir:
“Ben hangi insana dönüşüyorum?”
Bazen en ciddi kayıp görünür dış dünyada değil, karakterde yaşanır.

Modern İnsan İçin “Mühlet” Nasıl Bir Uyarı Taşır
Bugün başarı çoğu zaman anlık sonuçlarla ölçülüyor.
Bir yöntem işe yarıyorsa:
“Demek ki doğrudur.”
denebiliyor.
Bir şirket daha çok kazanıyorsa yönteminin etik olup olmadığı ikinci plana düşebiliyor.
Bir kişi sosyal medyada büyüyorsa kullandığı manipülasyonlar önemsenmeyebiliyor.
Bir siyasi yöntem sonuç veriyorsa ahlaki bedeli görmezden gelinebiliyor.
Fakat etkili olmak ile doğru olmak aynı şey değildir.
Bakara 15 bu nedenle modern dünyaya güçlü bir soru yöneltir:
“Bir davranışın işe yaraması, onun doğru olduğu anlamına gelir mi?”
Kur’an'ın cevabı açıktır:
Nihai ölçü yalnız başarı değildir.
Adalet, hakikat ve sonuçların tamamıdır.

Bazen İnsanın En Büyük Kaybı, Kaybettiğini Henüz Fark Etmemesidir
Bakara Suresi'nin on beşinci ayeti, insanın ahlaki hayatındaki son derece tehlikeli bir yanılsamayı ortaya çıkarır.
İnsan bazen kötü bir yol seçer.
Ama hemen cezalandırılmaz.
Hayatı devam eder.
İşleri yolunda gider.
İnsanlar onu alkışlar.
Para kazanır.
Güç elde eder.
Ve sonra şu sonuca varabilir:
“Demek ki ben haklıyım.”
İşte burada mühlet yanlış okunmuştur.
Çünkü geciken sonuç, doğru olduğunun kanıtı değildir.
Bir uçuruma doğru yürüyen insan ilk yüz adımda yere düşmeyebilir.
Bu, yolun güvenli olduğu anlamına gelmez.
Bir hastalık aylarca belirti vermeyebilir.
Bu, bedenin tamamen sağlıklı olduğu anlamına gelmez.
Bir yalan yıllarca ortaya çıkmayabilir.
Bu, yalanın gerçeğe dönüştüğü anlamına gelmez.
Bakara 15 insanın ahlaki hayatına tam da bu perspektifi getirir:
Sonucun gecikmesi, sonucun olmadığı anlamına gelmez.
Daha derin bir tehlike de vardır.
İnsan bazen dışarıdan hiçbir ceza görmeden kendi içinde kaybetmeye başlayabilir.
Birinci yalanın ardından vicdanı rahatsız olur.
Onuncu yalandan sonra daha az rahatsız olur.
Yüzüncü yalandan sonra artık rahatsız olmaz.
Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey olmamıştır.
Fakat içeride çok büyük bir şey olmuştur:
İnsan doğruluk hassasiyetini kaybetmeye başlamıştır.
Belki en ağır karşılık bazen tam da budur.
İnsan yanlış yapar.
Sonra yanlış yapabilme kapasitesi büyür.
Daha sonra yanlış ona normal gelir.
En sonunda yanlışını doğru olarak savunur.
Böylece kişinin seçtiği yol yalnız önünde uzanmaz.
İçine de yerleşir.
İşte ayetteki:
“Azgınlıkları içinde bocalayıp durmalarına mühlet verir.”
ifadesi bu açıdan çok sarsıcıdır.
İnsan hareket hâlindedir.
Ama ilerlememektedir.
Kararlar almaktadır.
Ama yönünü kaybetmiştir.
Kendisini güçlü sanmaktadır.
Ama kendi seçimlerinin içinde giderek daha fazla sıkışmaktadır.
Bu nedenle insanın hayatındaki en önemli işaret her zaman:
“Başımda kötü bir şey oldu mu?”
değildir.
Belki daha önemli soru şudur:
“Yanlış yaptığımda hâlâ rahatsız olabiliyor muyum?”
Çünkü insanın içinde yaşayan ahlaki duyarlılık, dışarıdaki başarıdan çok daha önemli olabilir.
Mühlet bu nedenle yalnız korkulacak bir şey değildir.
Aynı zamanda büyük bir fırsattır.
Henüz zaman vardır.
Henüz yön değiştirilebilir.
Henüz insan:
“Ben ne yapıyorum?”
diye sorabilir.
Fakat zamanın en büyük tehlikesi de burada ortaya çıkar:
İnsan onu dönüş için değil, yanlışı derinleştirmek için kullanabilir.
Ve sonunda yolun nerede başladığını bile unutabilir.
Belki Bakara 15'in insana bıraktığı en güçlü uyarı budur:
Sana zaman verilmiş olması, sana hak verilmiş olduğu anlamına gelmez.
Zaman bazen onay değildir.
Bir karar alanıdır.
“Mühlet, insanın yaptığı yanlışa verilmiş bir onay değildir; dönüş için açık bırakılmış bir kapı da olabilir. Fakat insan o kapıdan geçmek yerine yanlışında ilerlemeyi seçerse, zaman onu kurtarmak yerine seçtiği yolun sonucunu daha da derinleştirebilir.”
Ersan Karavelioğlu