📖 Bakara Suresi 13. Ayette “Onlara ‘İnsanların İman Ettiği Gibi Siz De İman Edin’ Denildiğinde ‘Biz De O Akılsızların İman Ettiği Gibi Mi İman Edelim

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,683
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 13. Ayette “Onlara ‘İnsanların İman Ettiği Gibi Siz De İman Edin’ Denildiğinde ‘Biz De O Akılsızların İman Ettiği Gibi Mi İman Edelim?’ Derler; Bilin Ki Asıl Akılsızlar Kendileridir, Fakat Bilmezler” İfadesi Ne Anlama Gelir Ve Kibir, Entelektüel Üstünlük Yanılsaması, Küçümseme, Toplumsal Statü, Akıl, İnanç, Bilgelik Ve İnsanın Kendi Cehaletini Görememesi Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır ❓


“İnsan bazen kendisini başkalarından daha zeki gördüğü anda düşünmeyi bıraktığını fark etmez. Çünkü gerçek akıl yalnız cevap verebilmek değil, kendi yanılabilirliğini de görebilecek kadar zihinsel tevazu taşıyabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 13. Ayet Ne Söyler ❓


Bakara Suresi'nin on üçüncü ayetinde şöyle buyrulur:


“Onlara, ‘İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin’ denildiğinde, ‘Biz de o akılsızların iman ettiği gibi mi iman edelim?’ derler. İyi bilin ki asıl akılsızlar kendileridir; fakat bilmezler.”


Bu ayet, önceki ayetlerde anlatılan münafık insan tipinin başka bir yönünü açığa çıkarır.


Artık yalnız:


aldatma,


nifak,


fesat



değil,


aynı zamanda:


kibir ve küçümseme


vardır.


Bu kişiler kendilerini yalnız farklı görmezler.


Kendilerini daha akıllı, iman edenleri ise daha aşağı ve saf görürler.


Kur’an tam burada değerlendirmeyi tersine çevirir:


Asıl problem onların başkalarını küçümsemesi değil, kendi durumlarını görememesidir.


2️⃣ “İnsanların İman Ettiği Gibi Siz De İman Edin” Ne Anlama Gelir ❓


Ayetteki ifade ilk bakışta:


“Çoğunluk neye inanıyorsa siz de ona inanın.”


gibi anlaşılmamalıdır.


Kur’an'ın başka birçok yerinde körü körüne çoğunluğa uymak eleştirilir.


Buradaki vurgu, samimi biçimde iman eden insanların örneğidir.


Yani münafıklara:


“Dışarıdan inanıyormuş gibi görünmekle yetinmeyin; samimi biçimde iman edenler gibi gerçek bir inanç taşıyın.”


denilmektedir.


Mesele toplumun çoğunluğunu taklit etmek değil, söz ile iç dünya arasındaki ayrılığı ortadan kaldırmaktır.


3️⃣ Neden Müminlere “Akılsız” Diyorlar ❓


Ayette geçen kelime **“süfehâ”**dır.


Bu kelime:


akılsızlık,


hafiflik,


sağduyu eksikliği,


olgun düşünememe


gibi anlamlar taşır.


Münafıkların bakış açısından iman eden insanlar muhtemelen:


çıkarlarını riske atan,


güçlü çevrelerden uzaklaşan,


dünyevi avantajları ikinci plana atan,


bir vahiy uğruna fedakârlık yapan


kişiler gibi görünüyordu.


Onların hesabı muhtemelen şuydu:


“Akıllı insan çıkarını korur.”


Kur’an ise çok farklı bir akıl ölçüsü ortaya koyar.


4️⃣ Akıllı Olmak Yalnız Çıkarını Korumak Mıdır ❓


Hayır.


İnsan zekâsı ile ahlaki bilgelik aynı şey değildir.


Bir kişi son derece stratejik olabilir.


İnsanları manipüle edebilir.


Kendi çıkarını mükemmel koruyabilir.


Fakat bütün bunlar onu ahlaken bilge yapmaz.


Kur’an açısından akıl:


yalnız hesap yapma,


kazanç sağlama,


risk azaltma


yeteneği değildir.


Aynı zamanda:


hakikati tanıma,


sonuçları görme,


doğru ile yanlışı ayırma



kapasitesidir.


Bu nedenle kısa vadeli çıkarı koruyan insan, uzun vadede kendisini kaybediyorsa gerçekten akıllıca davranmış olmayabilir.


5️⃣ Entelektüel Üstünlük Yanılsaması Nedir ❓


İnsan bazı bilgi veya statü üstünlüklerine sahip olduğunda bundan daha geniş bir sonuç çıkarabilir:


“Ben bu konuda bilgiliysem diğer konularda da onlardan daha doğru düşünüyorum.”


Bu zihinsel hata çok yaygındır.


Bir insan:


eğitimli olabilir,


zengin olabilir,


etkili olabilir,


daha iyi konuşabilir,


toplumsal statüsü yüksek olabilir.


Fakat bunların hiçbiri otomatik olarak onun:


daha ahlaklı,


daha dürüst,


daha bilge,


daha hakikat sahibi


olduğu anlamına gelmez.


Bakara 13, insanın statüyü hakikat ölçüsüne dönüştürme eğilimini sarsar.


6️⃣ Kibir İnsanın Aklını Nasıl Etkiler ❓


Kibir yalnız ahlaki bir kusur değildir.


Aynı zamanda düşünme yeteneğini de bozabilir.


Kibirli insan:


başkasını dinlemeye ihtiyaç duymaz.


Çünkü zaten kendisini üstün görür.


Eleştiriyi önemsemez.


Çünkü eleştiren kişiyi aşağı görür.


Karşıt delili değerlendirmez.


Çünkü sonucu daha baştan belirlemiştir.


Bu nedenle kibir, zihinsel bir kapanmaya dönüşebilir.


İnsan zekâsını kaybetmez.


Ama zekâsını hakikati aramak için değil, kendi üstünlük duygusunu savunmak için kullanmaya başlayabilir.


7️⃣ Bir İnsan Çok Zeki Olup Yine De Çok Büyük Bir Yanılgıya Düşebilir Mi ❓


Kesinlikle.


Zekâ insanı hata yapmaktan otomatik olarak korumaz.


Hatta yüksek zihinsel kapasite bazen kişinin yanlışını daha karmaşık biçimde savunmasına bile yardımcı olabilir.


İnsan güçlü akıl yürütme becerisini:


gerçeği bulmak


yerine:


kendi fikrini haklı çıkarmak


için kullanabilir.


Bu nedenle önemli olan yalnız:


“Ne kadar iyi düşünebiliyorum?”


değildir.


Bir başka soru daha vardır:


“Düşünme gücümü ne için kullanıyorum?”


Hakikati bulmak için mi?


Yoksa zaten karar verdiğim şeyi savunmak için mi?


8️⃣ Müminleri Küçümsemek Neden Bu Kadar Önemli Bir Problem Olarak Görülür ❓


Çünkü küçümseme hakikat değerlendirmesini bozar.


İnsan bir fikri dinlemek yerine o fikri söyleyen kişiye bakmaya başlayabilir.


Eğer kişiyi:


eğitimsiz,


fakir,


sosyal olarak aşağı,


kendi grubunun dışında


görüyorsa söylediği şeyi daha baştan değersiz sayabilir.


Bu düşünme hatası bugün de çok yaygındır.


Bir iddianın doğruluğunu:


kimin söylediği


değil,


hangi gerekçelere dayandığı


belirlemelidir.


Bakara 13'te anlatılan insanlar ise mesajı değerlendirmek yerine mesajın taşıyıcılarını küçümsemektedir.


9️⃣ Toplumsal Statü Hakikatin Ölçüsü Olabilir Mi ❓


Hayır.


Tarih boyunca hakikatle ilgili büyük yanılgılardan biri, toplumsal gücü doğrulukla karıştırmak olmuştur.


Bir düşünceyi:


kralların,


zenginlerin,


seçkinlerin,


çoğunluğun


desteklemesi onu otomatik olarak doğru yapmaz.


Aynı şekilde bir düşüncenin:


fakirler,


zayıflar,


azınlıkta kalanlar


tarafından savunulması da onu yanlış yapmaz.


Hakikat sosyal hiyerarşiye göre dağıtılmaz.


Bu nedenle Kur’an'ın peygamber kıssalarında güçlü insanların çoğu zaman mesajı küçümsemesi dikkat çekicidir.


Çünkü güç, insanın kendisine:


“Ben başarılıysam demek ki ben haklıyım.”


yanılsamasını verebilir.


🔟 “Asıl Akılsızlar Kendileridir” İfadesi Ne Demektir ❓


Kur’an burada onların kullandığı değerlendirmeyi tersine çevirir.


Onlar:


“Müminler akılsızdır.”


der.


Kur’an:


“Asıl akılsızlar sizsiniz.”


cevabını verir.


Neden?


Çünkü onlar kısa vadeli çıkarlarını korurken çok daha büyük bir gerçeği kaybetmektedir.


Kendilerini akıllı görürken:


ikiyüzlülüğe,


yalana,


bozgunculuğa,


manevi körlüğe


sürüklenmektedirler.


Bu perspektifte akılsızlık IQ düşüklüğü değildir.


İnsanın gerçek yararını ve nihai sonucunu görememesidir.


1️⃣1️⃣ Bilgelik İle Zekâ Arasında Ne Fark Vardır ❓


Zekâ:


problemleri çözme,


örüntüleri fark etme,


strateji geliştirme,


hızlı öğrenme


becerileriyle ilişkilendirilebilir.


Bilgelik ise daha geniştir.


Bilgelik:


neyin önemli olduğunu bilmek,


sonuçları değerlendirmek,


ahlaki ölçüyü korumak,


kendi sınırlarını görmek,


doğru zamanda doğru şeyi seçmek


ile ilgilidir.


Bir insan zeki olabilir ama bilge olmayabilir.


Çok başarılı bir manipülatör zeki olabilir.


Ama bu onu bilge yapmaz.


Kur’an'ın “akıl” eleştirilerinde de sık sık bu derinlik görülür:


Akıl yalnızca araç üretmek değil, doğru amacı seçebilmekle de ilgilidir.


1️⃣2️⃣ İnsan Neden Kendi Cehaletini Göremez ❓


Çünkü cehaletin en zor biçimi, insanın bilmediğini bilmemesidir.


Bir kişi:


“Bu konuda bilgim yok.”


diyorsa öğrenmeye açıktır.


Ama:


“Ben zaten her şeyi biliyorum.”


duygusuna sahipse yeni bilgiye ihtiyacı olduğunu bile fark etmeyebilir.


Bu durum bazen zihinsel bir paradoks oluşturur:


Bir alanda ne kadar az bilgi sahibiysen, ne kadar bilmediğini fark edecek araçların da o kadar sınırlı olabilir.


Bu nedenle gerçek bilgi insanı her zaman kibirli yapmaz.


Tam tersine çoğu zaman yeni bilinmeyenleri gösterir.


Bilgi büyüdükçe bilinmeyenin büyüklüğü de görünür hâle gelir.


1️⃣3️⃣ Tevazu Düşünmenin Bir Şartı Mıdır ❓


Büyük ölçüde evet.


Tevazu:


“Ben değersizim.”


demek değildir.


Şu cümleyi söyleyebilmektir:


“Yanılıyor olabilirim.”


Bu cümle düşünmenin kapısını açık tutar.


Çünkü insan yanılabileceğini kabul ederse:


dinler,


araştırır,


karşılaştırır,


kanıt karşısında fikrini değiştirebilir.


Kibir ise:


“Benim yanlış olma ihtimalim yok.”


dediği anda düşünme sürecinin önemli bir kısmını kapatır.


Bu nedenle entelektüel tevazu, hakikat arayışının temel erdemlerinden biridir.


1️⃣4️⃣ İnanç Akılsızlık Mıdır ❓


Bir inancın yalnız “inanç” olması onu ne doğru ne de yanlış yapar.


Önemli olan:


neyin inanıldığı,


hangi gerekçelerle inanıldığı,


inancın nasıl yorumlandığıdır.


Dini iman hakkında da aynı şey geçerlidir.


İnanç:


akıl yürütmenin yerine geçen kör kabul


olarak yaşanabilir.


Ama aynı zamanda:


felsefi düşünce,


tarihsel değerlendirme,


kişisel tecrübe,


ahlaki muhakeme


ile birlikte de şekillenebilir.


Dolayısıyla:


“İnanan insan akılsızdır.”


veya:


“İnanan insan otomatik olarak bilgedir.”


gibi genellemelerin ikisi de sorunludur.


Bakara 13'ün eleştirdiği şey, iman edenlerin düşünülmeden küçümsenmesidir.


1️⃣5️⃣ İnsan Kendisinden Farklı Düşünenleri Küçümsemeye Başladığında Ne Olur ❓


O anda tartışmanın niteliği değişir.


Artık karşıdaki kişinin fikri değerlendirilmez.


Kişinin kendisi değersizleştirilir.


Şöyle ifadeler ortaya çıkar:


“Bunlardan ne beklenir?”


“Zaten cahiller.”


“Onlarla konuşmaya değmez.”



Bu tavır kısa vadede insana üstünlük hissi verebilir.


Fakat uzun vadede kendi bilgi kaynaklarını daraltır.


Çünkü küçümsenen birinden doğru bir şey gelebileceği ihtimali baştan reddedilmiştir.


İnsan böylece başkasını susturduğunu düşünürken aslında kendi öğrenme imkânını küçültür.


1️⃣6️⃣ Bu Ayet Dindar İnsan İçin De Bir Uyarı Mıdır ❓


Evet.


Ayetin doğrudan muhatabı münafıklık bağlamıdır.


Fakat kibir ve küçümseme tehlikesi yalnız bir gruba özgü değildir.


Bir dindar da:


inanmayanları,


başka mezhepleri,


başka kültürleri,


daha az bilgili insanları


küçümseyebilir.


Ve bunu yaparken kendisini:


“Hakikatin tarafındayım.”


diye haklı çıkarabilir.


Fakat hakikate yakın olmak, insanı otomatik olarak üstün bir insan yapmaz.


Tam tersine hakikatin sorumluluğu:


daha fazla tevazu,


daha fazla adalet,


daha dikkatli konuşma


gerektirebilir.


1️⃣7️⃣ Bir İnsanın Kendi Akıllılığını Sürekli İlan Etmesi Şüphe Uyandırmalı Mıdır ❓


En azından dikkat gerektirir.


Gerçek bilgi sahibi insanlar çoğu zaman konuların karmaşıklığını daha iyi görür.


Bu nedenle:


“Kesinlikle her şeyi ben biliyorum.”


tavrı, bazen bilginin değil aşırı güvenin göstergesi olabilir.


Gerçek entelektüel olgunluk şu ifadeleri kullanabilmeyi içerir:


“Bundan emin değilim.”


“Burada yanılıyor olabilirim.”


“Bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacım var.”


“Karşı tarafın güçlü bir argümanı olabilir.”



Bu cümleler zayıflık değil, düşünsel disiplin işaretidir.


Çünkü doğru düşünmenin amacı haklı görünmek değil, yanlışsa fikrini düzeltebilmektir.


1️⃣8️⃣ Modern Çağda Entelektüel Kibir Nasıl Görünebilir ❓


Bugün herkes birkaç saniye içinde çok büyük miktarda bilgiye erişebiliyor.


Bu büyük bir imkândır.


Ama aynı zamanda yeni bir yanılsama oluşturabilir:


Bilgiye ulaşmak ile bilgi sahibi olmak birbirine karıştırılabilir.


Bir konuda birkaç video izlemek,


birkaç gönderi okumak,


arama sonuçlarını taramak


insana uzmanlık hissi verebilir.


Sosyal medya ayrıca keskin ve kesin konuşmayı ödüllendirebilir.


“Bilmiyorum.”


diyen kişi zayıf;


her konuda kesin hüküm veren kişi güçlü görünebilir.


Böylece bilgi çağının paradoksu ortaya çıkar:


İnsan daha fazla bilgiye erişirken kendi cehaletini daha az fark edebilir.


Bakara 13 bu nedenle bugün de güçlü biçimde okunabilir.


1️⃣9️⃣ İnsanın En Büyük Cehaleti Bazen Bilmediğini Bilmemesidir​


Bakara Suresi'nin on üçüncü ayetinin merkezinde çok çarpıcı bir tersine dönüş vardır.


Bir grup insan diğerlerine bakar ve:


“Akılsızlar.”


der.


Kendilerini:


daha zeki,


daha gerçekçi,


daha hesapçı,


daha üstün


görürler.


Fakat Kur’an tam bu noktada:


“Asıl akılsızlar kendileridir; fakat bilmezler.”


der.


Son iki kelime özellikle önemlidir:


“Fakat bilmezler.”


Çünkü insanın yanılması tek başına en büyük problem değildir.


Hepimiz yanılabiliriz.


Bilgimiz sınırlıdır.


Kararlarımız kusurludur.


Asıl tehlike şudur:


Yanılabileceğimizi artık görememek.


Bir insan kendi bilgisizliğini biliyorsa öğrenebilir.


Ama cehaletinin farkında değilse kendisini öğretmenin karşısında değil, öğretmenin yerine koyabilir.


Bir insan:


“Bilmiyorum.”


diyorsa soru sorar.


Ama:


“Benden daha iyi bilen olamaz.”


diyorsa cevabı duymaya bile ihtiyaç duymaz.


İşte kibir burada yalnız karakter kusuru olmaktan çıkar.


Bir bilgi problemi hâline gelir.


Çünkü kibir insanın öğrenme mekanizmasını bozar.


Başkasının fikrini, fikrin içeriğine göre değil, kişinin statüsüne göre değerlendirir.


Kendisinden aşağı gördüğünden gelen bilgiyi reddeder.


Kendisini onaylayan zayıf argümanı kabul eder.


Kendi görüşünü sarsan güçlü argümanı küçümser.


Ve sonunda insanın aklı hakikat arayan bir araç olmaktan çıkıp egoyu savunan bir avukata dönüşebilir.


Belki Bakara 13'ün insanlığa bıraktığı en önemli zihinsel ölçülerden biri budur:


Akıllı olmak yalnız çok şey bilmek değildir.


Bilmediğin şeyi fark edebilmek de aklın parçasıdır.


Akıllı olmak yalnız cevap vermek değildir.


Doğru soruyu sorabilmektir.


Akıllı olmak yalnız başkasının hatasını görmek değildir.


Kendi hatasını da görebilmektir.


Akıllı olmak yalnız tartışmayı kazanmak değildir.


Gerçek ortaya çıktığında gerekirse kendi fikrinden vazgeçebilmektir.


Bu nedenle bilgelik insanın:


“Ben biliyorum.”


cümlesinin yanına:


“Ama yanılıyor olabilirim.”


cümlesini de koyabilmesidir.


İnsanın başkalarını küçümsemesi onu büyütmez.


Yalnız kendi görüş alanını küçültür.


Ve bazen insanın en büyük cehaleti, cevapları bilmemesi değildir.


Kendisini soru sormaya ihtiyaç duymayacak kadar bilgili sanmasıdır.


“Gerçek bilgelik insanın ne kadar çok cevap verebildiğiyle değil, hangi noktada ‘bilmiyorum’ diyebildiğiyle de ölçülür. Başkasını küçümseyen zihin kendi üstünlüğünü koruyabilir; fakat tevazu göstermeyen zihin hakikati kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt