A‘lâ Suresi 7. Ayette “Allah’ın Dilediği Hariç; Şüphesiz O Açığı Da Gizliyi De Bilir” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Bu İstisna Peygamberin Unutması, İlahi İrade, Vahyin Korunması Ve Allah’ın Gizli Açık Her Şeyi Bilmesi Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“A‘lâ Suresi, Peygamber’e verilen ‘unutmayacaksın’ güvencesini hemen ilahî iradeye bağlar: ‘Allah’ın dilediği hariç.’ Böylece vahyin korunması Peygamber’in bağımsız hafıza gücüne değil, Allah’ın bilgisi ve iradesine dayandırılır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘lâ Suresi 7. Ayette Ne Buyrulur
A‘lâ Suresinin yedinci ayetinde anlam olarak:
“Allah’ın dilediği hariç. Şüphesiz O, açığı da gizliyi de bilir.”
buyrulur.
Bu ayet:
bir önceki ayetin doğrudan devamıdır.
- ayette:
“Sana okutacağız ve sen unutmayacaksın.”
denilmişti.
- ayet ise:
bu güvenceye:
“Allah’ın dilediği hariç”
kaydını ekler.
Ardından:
Allah’ın:
açık olanı da gizli olanı da bildiği
vurgulanır.
“İllâ Mâ Şâallâh” Ne Anlama Gelir
Arapça:
“illâ mâ şâallâh”
ifadesi:
“Allah’ın dilediği hariç”
anlamına gelir.
Bu ifade:
Peygamber’in unutmayışını:
Allah’tan bağımsız:
mutlak bir özellik
olmaktan çıkarır.
Yani:
Hz. Muhammed:
vahyi:
kendi başına sahip olduğu:
yanılmaz bir hafıza gücü sayesinde
korumaz.
Kur’an’ın kendi perspektifinde:
bu korunma:
ilahî iradeye bağlıdır.
Bu İstisna Peygamber’in Kur’an’dan Bazı Ayetleri Unuttuğu Anlamına mı Gelir
Bu konuda:
klasik tefsirlerde:
farklı açıklamalar vardır.
Bazı müfessirler:
istisnayı:
Allah’ın dilerse:
Peygamber’e bir şeyi unutturabileceği
şeklinde anlamıştır.
Bazıları ise:
buradaki istisnanın:
fiilen mutlaka unutma gerçekleştiğini değil,
Allah’ın mutlak iradesinin sınırlandırılamayacağını
vurguladığını söylemiştir.
Yani:
“Sen unutmayacaksın”
güvencesi:
Allah üzerinde zorunluluk oluşturan:
bağımsız bir yasa değildir.
“Allah Dilerse Unutturur” Demek Vahyin Güvenilirliğini Zayıflatır mı
Kur’an’ın kendi teolojik çerçevesinde:
hayır.
Çünkü aynı ayet:
Allah’ın:
açığı ve gizliyi bildiğini
söyler.
Dolayısıyla:
vahyin korunması:
rastlantısal değildir.
Eğer ilahî iradeye bağlı bir unutma söz konusu olursa:
bu da:
Allah’ın bilgisi ve maksadı dışında:
gerçekleşmiş bir hata
olarak düşünülmez.
Ana fikir:
kontrolün Allah’a ait olmasıdır.
Bu Ayet Vahyin Korunmasında Nasıl Bir Denge Kurar
İki şeyi:
aynı anda söyler.
Bir:
Peygamber’e güvence:
“Unutmayacaksın.”
İki:
ilahî egemenlik:
“Allah’ın dilediği hariç.”
Böylece:
Peygamber’e:
güven verilir.
Ama:
Peygamber:
Allah’tan bağımsız:
mutlak hafıza sahibi
bir varlık hâline getirilmez.
Bu:
peygamberlik ile:
ilahîlik arasındaki sınırı:
korur.
Allah’ın İradesi Neden Burada Özellikle Hatırlatılır
Çünkü:
ilahî yardımın kendisi bile:
Allah’ın iradesine bağlıdır.
Bir kul:
Allah’tan aldığı bir nimeti:
kendi doğal ve mutlak özelliği
sanmamalıdır.
Bilgi.
Hafıza.
Güç.
Peygamberlik.
Bunların hiçbiri:
Allah’tan bağımsız:
kendi kendine var olan:
mutlak güçler değildir.
Bu yüzden ayet:
tevhidin sınırını
korur.
“O Açığı Da Bilir” Ne Anlama Gelir
Ayette:
“el-cehr”
yani:
açık,
görünür,
açığa vurulan şey
anlamı vardır.
İnsanın:
söylediği sözler,
görünür davranışları,
kamusal eylemleri:
açık olanlar arasındadır.
Allah’ın:
bunları bildiğini söylemek:
insanın:
görünür hayatının:
ilahî bilginin dışında olmadığını
vurgular.
“Gizliyi Bilir” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayetteki:
“mâ yahfâ”
ifadesi:
gizlenen,
saklı kalan,
görünmeyen şeyleri
ifade eder.
İnsan:
başkalarından:
niyetini gizleyebilir.
Bir planı:
saklayabilir.
Bir düşünceyi:
söylemeyebilir.
Ama Kur’an’ın teolojik anlayışında:
Allah’ın bilgisi:
yalnız görünür davranışlara:
bağlı değildir.
Gizli olan da O’nun bilgisinin içindedir.
Allah’ın Gizliyi Bilmesi İnsan Mahremiyetini Yok mu Sayar
Hayır.
Allah’ın her şeyi bilmesi:
insanların birbirinin:
mahremiyetini ihlal etme hakkı olduğu
anlamına gelmez.
İnsan:
başkasının:
özel hayatını araştırmaya,
gizli bilgilerini ortaya dökmeye
veya onu gözetlemeye:
bu ayeti gerekçe gösteremez.
İlahî bilgi:
Allah’a ait bir sıfattır.
İnsanların:
birbirlerinin gizlisini araştırması:
ayrı bir ahlaki meseledir.
Gizli Niyetlerin Bilinmesi Ahlaki Hesabı Nasıl Derinleştirir
Çünkü:
aynı davranış:
farklı niyetlerle:
farklı ahlaki anlamlar taşıyabilir.
Bir insan:
yardım eder.
Gerçekten:
iyilik için.
Başka biri:
aynı yardımı:
şöhret için yapabilir.
Dışarıdan:
eylem aynı.
İçeride:
niyet farklı.
Allah’ın gizliyi bilmesi:
Kur’an’ın hesap anlayışını:
yalnız görünüşten ibaret olmaktan çıkarır.

Allah İnsanların Aklından Geçen Her Şeyi Biliyor mu
Kur’an’ın genel ilahî bilgi anlayışına göre:
Allah:
insanın iç dünyasını da bilir.
Ancak:
ahlaki sorumluluk konusunda:
çok önemli bir ayrım vardır.
İnsanın zihninden:
istemeden geçen bir düşünce ile:
onu:
bilerek benimsemesi,
beslemesi
ve eyleme dönüştürmesi:
aynı şey değildir.
Allah’ın her şeyi bilmesi:
insanın:
her istemsiz düşünce nedeniyle:
otomatik olarak suçlu olduğu
anlamına gelmez.

Allah’ın Bilmesi İnsan Özgürlüğünü Ortadan Kaldırır mı
Bilmek:
zorlamakla:
aynı şey değildir.
Bir eylemin:
Allah tarafından bilinmesi:
insanın onu:
iradesi dışında yaptığı
anlamına zorunlu olarak gelmez.
Bu:
kader ve özgür irade tartışmasının:
en zor alanlarından biridir.
İslam düşüncesinde:
farklı açıklamalar vardır.
Ama Kur’an’ın ahlaki dili:
insanı:
sorumlu seçim yapan bir özne
olarak ele alır.

Allah Geleceği Biliyorsa İnsan Neden Sınanıyor
Çünkü sınav:
Allah’ın bilmediği sonucu:
öğrenmesi için değildir.
İslamî teoloji açısından:
Allah:
sonucu zaten bilir.
İmtihan:
insanın:
potansiyel tercihlerinin:
gerçek eylemlere dönüşmesi
ve:
ahlaki sorumluluğunun:
ortaya çıkması
şeklinde düşünülebilir.
Yani:
Allah için bilgi kazanımı değil,
insanın kendi seçimlerinin gerçekleşmesi
söz konusudur.

Bu Ayetteki “Unutma” Meselesi Nesh Kavramıyla İlişkilendirilmiş midir
Bazı tefsirlerde:
ayet:
vahyin bazı hükümlerinin:
ilahî iradeyle kaldırılması
veya değiştirilmesi
bağlamında da:
yorumlanmıştır.
Ancak:
A‘lâ 7’nin lafzı:
tek başına bütün nesh teorisini:
ayrıntılı biçimde açıklamaz.
Bu nedenle:
ayet üzerinden:
bütün nesh tartışmasını:
kesin biçimde çözmek
doğru olmaz.
Asıl açık vurgu:
ilahî iradenin üstünlüğüdür.

Peygamberin Hafızası İlahî Yardımla Korunuyorsa İnsan Çabasına Gerek Var mıydı
Evet.
İlahî yardım:
insan çabasını:
gereksiz kılmaz.
Peygamber:
vahyi okur,
tekrar eder,
sahabilere öğretir.
Sahabiler:
ezberler
ve yazar.
Bu:
çok önemli bir ilkedir:
Allah’ın yardımına güvenmek, sebepleri terk etmek değildir.
Tevekkül:
çabayı iptal etmez.

“Açığı Da Gizliyi De Bilir” İfadesi İnsana Nasıl Teselli Verebilir
Çünkü:
bazı iyilikler:
hiç bilinmez.
Kimse teşekkür etmez.
Bazı acılar:
kimseye anlatılmaz.
Bazı haksızlıkların:
tanığı olmaz.
İnsan:
“Kimse bilmiyor.”
diye düşünebilir.
Ayetin inanç perspektifi:
şunu söyler:
“Gizli olan da bilinmektedir.”
Bu:
gizli kötülüğe karşı:
uyarı,
gizli iyiliğe karşı:
tesellidir.

Allah’ın Her Şeyi Bildiğini Söylemek “Nasıl Olsa Allah Biliyor” Diyerek Kendimizi Açıklamaktan Kaçmamıza İzin Verir mi
Hayır.
İnsanlar arası ilişkilerde:
hesap verebilirlik:
önemlidir.
Birine:
haksızlık yaptıysak:
“Allah niyetimi biliyor.”
demek:
zararı ortadan kaldırmaz.
İyi niyet:
her yanlış sonucu:
otomatik olarak meşrulaştırmaz.
Allah’ın gizliyi bilmesi:
insanı:
daha sorumlu yapmalıdır,
hesaptan kaçmanın bahanesi değil.

A‘lâ Suresi 6 Ve 7. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
- ayet:
- ayet:
Birinci:
güvence.
İkinci:
ilahî egemenlik.
Birinci:
Peygamber’in görevini:
kolaylaştırır.
İkinci:
bu kolaylığın kaynağının:
Peygamber’in kendisi değil:
Allah olduğunu:
hatırlatır.
Böylece:
vahyin korunması ile tevhid
aynı yapı içinde birleşir.

A‘lâ Suresi 7. Ayetin En Derin Mesajı Nedir
A‘lâ Suresinin yedinci ayeti:
“Allah’ın dilediği hariç; şüphesiz O açığı da gizliyi de bilir.”
der.
Bu ayet:
ilk bakışta:
bir önceki ayette verilen:
“unutmayacaksın”
güvencesine:
küçük bir istisna ekliyor
gibi görünür.
Ama aslında:
çok büyük bir teolojik ilkeyi:
korur.
Hiçbir yaratılmış özellik Allah’tan bağımsız değildir.
Peygamber:
vahyi unutmayacaktır.
Ama:
bu:
Peygamber’in kendi varlığında bulunan:
mutlak ve bağımsız bir güç
değildir.
Allah’ın:
öğretmesi,
koruması
ve dilemesiyle:
gerçekleşir.
Bu:
Peygamber’i:
ilahîleştirmeden:
ona verilen özel yardımı:
kabul eden bir dengedir.
Ayetin ikinci yarısı ise:
konuyu hafızadan:
çok daha büyük bir alana taşır:
Allah açığı da gizliyi de bilir.
İnsan hayatı:
iki katmanlıdır.
Bir:
başkalarının gördüğü hayat.
İki:
kimsenin görmediği hayat.
Toplum:
birinciyi değerlendirir.
Allah’ın bilgisi:
Kur’an’ın perspektifinde:
ikisini de kuşatır.
Bu:
çok ciddi bir ahlaki sonuç doğurur.
İnsan:
başkalarının yanında:
dürüst görünebilir.
Ama:
yalnız kaldığında:
başka biri olabilir.
Merhametli görünür.
Ama:
içinde:
kin taşıyabilir.
Dindar görünür.
Ama:
dini:
çıkar için kullanabilir.
Bunun tersi de mümkündür.
Bir insan:
hiç tanınmadan:
çok büyük iyilikler yapabilir.
Kimseye söylemez.
İsmi:
hiçbir yere yazılmaz.
Ama:
ilahî bilgi anlayışında:
kaybolmaz.
Bu nedenle:
açık ve gizli
ikilisi:
ahlakın:
çok derin bir ölçüsünü verir.
Gerçek karakter:
yalnız:
insanların karşısında:
kim olduğumuz değildir.
Kimse görmezken:
kim olduğumuz da:
karakterimizin parçasıdır.
Fakat burada:
çok önemli başka bir tehlikeden:
kaçınmak gerekir.
İnsan:
Allah’ın gizliyi bilmesi fikrinden hareketle:
başkalarının:
kalbini okuduğunu sanmamalıdır.
“Sen bunu şu niyetle yaptın.”
demek:
çoğu zaman:
bilmediğimiz bir alan hakkında:
kesin hüküm vermektir.
Allah’ın:
gizliyi bilmesi:
insana:
başkasının gizlisini bildiği yetkisi
vermez.
Tam tersine:
bizi:
daha mütevazı yapmalıdır.
Çünkü:
biz:
yalnız görünene göre:
sınırlı hüküm verebiliriz.
Allah ise:
metnin teolojik iddiasına göre:
bütün bağlamı bilir.
Niyeti bilir.
İmkânı bilir.
Baskıyı bilir.
Bilgiyi bilir.
İnsanın:
hangi şartlarda:
hangi kararı verdiğini:
bilir.
Bu da:
ilahî adalet fikrinin:
neden yalnız dış davranışa:
indirgenemeyeceğini:
açıklar.
Ve belki A‘lâ Suresi 7. ayetin:
en güçlü mesajlarından biri:
insanın kendisine:
şu soruyu sordurmasıdır:
Benim açık hayatımla gizli hayatım ne kadar aynı?
İnsanların karşısında:
savunduğum değerleri:
yalnızken de:
koruyor muyum?
Dürüstlüğü:
başkasına öğütlerken:
kendim de dürüst müyüm?
Merhameti:
överken:
güçsüz birine nasıl davranıyorum?
İşte:
gizliyi bilen Allah fikri:
ahlakı:
seyirciden:
bağımsızlaştırır.
Ve belki A‘lâ Suresi 7. ayetin en derin mesajı şöyle ifade edilebilir:
Peygamber’in vahyi unutmayışı bile Allah’tan bağımsız değildir; her güvence ilahî iradenin içindedir. Aynı Allah, insanın görünen yüzünü de görünmeyen iç dünyasını da bilir. Bu yüzden gerçek ahlak, insanların gördüğü yerde iyi görünmek değil, kimsenin görmediğini sandığımız yerde de aynı hakikate sadık kalabilmektir.
“İnsan dışarıya bir hayat, içine başka bir hayat kurabilir; fakat A‘lâ açık ile gizli arasındaki duvarı ilahî bilgi karşısında kaldırır. Allah’ın gizliyi bilmesi, başkalarının kalbini yargılama hakkı değil; kendi gizli hayatımızı daha dürüst yaşama sorumluluğudur.”
Ersan Karavelioğlu