Âl-i İmrân Suresi 17. Ayette “Sabredenler, Doğru Olanlar, Gönülden Boyun Eğenler, Allah Yolunda Harcayanlar ve Seher Vakitlerinde Bağışlanma Dileyenler” Kimlerdir ve Bu Özellikler Neden Birlikte Sayılmıştır
“İman yalnızca insanın neye inandığını değil, sabırda nasıl durduğunu, doğrulukta ne kadar sağlam kaldığını, malıyla ne yaptığını ve kimsenin görmediği seher vaktinde Allah’a nasıl yöneldiğini de gösterir.”
Ersan Karavelioğlu
Âl-i İmrân Suresinin 17. ayetinde, bir önceki ayette Allah’tan bağışlanma isteyen insanların özellikleri açıklanır:
“Onlar sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, Allah yolunda harcayanlar ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.”
Bu ayet son derece kısa olmasına rağmen ideal mümin karakterini beş temel özellik üzerinden anlatır:
Sabır
Doğruluk
Gönülden kulluk
İnfak
İstiğfar
Dikkat edilirse bunların hiçbiri yalnızca teorik inanç değildir.
Hepsi insanın hayatında görünür hâle gelen davranışlardır.
Ayet Neden Önceki Duanın Hemen Ardından Gelir
- ayette takvâ sahipleri:
“Rabbimiz! Biz iman ettik; günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru.”
demişti.
- ayette ise sanki şu soru cevaplanır:
“Bu insanlar kimdir?”
Cevap:
Sabredenlerdir.
Doğru olanlardır.
Allah’a gönülden bağlı olanlardır.
Mallarından harcayanlardır.
Seher vakitlerinde bağışlanma isteyenlerdir.
Böylece iman, yalnızca söylenen bir cümleden yaşanan bir karaktere dönüşür.
“Sabredenler” Kimlerdir
Ayette ilk özellik:
“es-sâbirîn”
yani:
sabredenler
olarak verilir.
Kur’an’daki sabır yalnızca sessizce beklemek değildir.
Sabır:
zorluk karşısında direnmek,
doğru olanda devam etmek,
öfkeyi yönetmek,
ibadette sebat etmek,
yanlış karşısında hemen çökmemek
gibi çok daha geniş bir anlam taşır.
Bu nedenle sabır pasiflik değil, güçlü bir dayanıklılık biçimidir.
Sabır Her Şeye Katlanmak Demek midir
Hayır.
Bu önemli bir ayrımdır.
Sabır:
zulme razı olmak,
haksızlığı kabul etmek,
hiçbir şey yapmadan beklemek
anlamına gelmez.
Bazen sabır:
haksızlık karşısında uzun süre mücadele etmek,
doğruyu savunmaya devam etmek,
sonuç hemen gelmediği hâlde vazgeçmemek
demektir.
Dolayısıyla sabır, gerektiğinde eylem hâlindeki dirençtir.
Neden İlk Özellik Sabırdır
Çünkü diğer bütün güzel özelliklerin devam edebilmesi için sabır gerekir.
Doğru olmak kolaydır, eğer doğru söylemek hiçbir bedel ödetmiyorsa.
İnfak etmek kolaydır, eğer insan kaybetmekten korkmuyorsa.
İbadet kolaydır, eğer insan her zaman güçlü hissediyorsa.
Fakat hayat zorlaştığında karakter sınanır.
Bu nedenle sabır adeta diğer erdemlerin taşıyıcı kolonudur.
“Doğru Olanlar” Ne Demektir
İkinci özellik:
“es-sâdikîn”
yani:
doğru ve dürüst olanlar
şeklindedir.
“Sıdk” yalnızca yalan söylememek değildir.
Daha geniş anlamıyla:
söz ile iç dünyanın uyuşması
demektir.
Bir insan:
“İnanıyorum.”
diyebilir.
Ama davranışları bunun tam tersini gösterebilir.
Sıdk ise:
söylediği ile yaşadığı arasında mümkün olduğunca tutarlılık kurmaktır.
Doğruluk Neden İmanın Merkezinde Yer Alır
Çünkü yalan güveni yok eder.
İnsan ilişkileri:
sözleşmeler,
dostluklar,
aile,
ticaret,
adalet
güvene dayanır.
Eğer herkes bilinçli olarak yalan söylerse toplumsal hayat çöker.
Kur’an bu nedenle doğruluğu yalnızca bireysel bir erdem olarak değil, toplumun ahlaki temel taşlarından biri olarak görür.
İnsan Kendisine de Yalan Söyleyebilir mi
Evet.
Belki doğruluğun en zor biçimlerinden biri budur.
İnsan bazen:
başkasını kandırmadan önce kendisini kandırır.
Kendi çıkarını adalet zannedebilir.
Kibrini özgüven diye adlandırabilir.
Kıskançlığını eleştiri gibi sunabilir.
Korkusunu prensip olarak açıklayabilir.
Bu nedenle gerçek “sıdk” yalnızca dışarıya karşı dürüstlük değil:
insanın kendi niyetlerine karşı da dürüst olmasıdır.
“Gönülden Boyun Eğenler” Kimlerdir
Üçüncü özellik:
“el-kânitîn”
olarak geçer.
“Kunut” kelimesi:
itaat,
gönülden bağlılık,
saygılı kulluk,
Allah’ın huzurunda teslimiyet
anlamlarını taşır.
Burada yalnızca dışarıdan yapılan ibadet değil:
içten gelen bir kulluk bilinci
vardır.
Yani insan Allah’a yalnızca alışkanlık gereği değil, bilinçli biçimde yönelir.
İtaat ile Körü Körüne Boyun Eğmek Aynı Şey midir
Hayır.
Kur’an insanı düşünmeye de çağırır.
Bu nedenle kulluk:
aklı tamamen kapatmak
veya
insan otoritelerine sorgusuz itaat etmek
değildir.
Kunutun yöneldiği nihai makam Allah’tır.
Bu açıdan ilginç bir sonuç ortaya çıkar:
Allah’a kulluk, insanı başka insanların mutlak kulu olmaktan çıkarır.
Hiçbir insan Allah’ın yerine geçirilmemelidir.
“Allah Yolunda Harcayanlar” Kimlerdir
Dördüncü özellik:
“el-münfikîn”
yani:
infak edenler
olarak belirtilir.
İnfak:
insanın malından başkaları için harcaması
demektir.
Bu:
fakirlere yardım,
aileye harcama,
toplumsal ihtiyaçları destekleme,
hayır yapma
gibi geniş alanları kapsayabilir.
Buradaki temel ilke:
Mal yalnızca insanın kendisi için kullanılmaz.

Neden İman ile Para Arasında Bu Kadar Güçlü Bağ Kurulur
Çünkü insanın gerçekten neye değer verdiği, parasını nasıl kullandığında çok açık biçimde görülebilir.
Bir insan çok güzel sözler söyleyebilir.
Fakat hiçbir fedakârlık yapmıyorsa sözleri sınanmamış olabilir.
İnfak insanın:
bencilliğini,
mal sevgisini,
kaybetme korkusunu
sınar.
Bu nedenle Kur’an’da iman ve infak sık sık yan yana gelir.

İnfak Yalnızca Zenginlerin Görevi midir
Hayır.
Herkes aynı miktarda veremez.
Kur’an’ın genel adalet anlayışında insan:
imkânı ölçüsünde
sorumludur.
Az malı olanın az vermesi ile çok malı olanın çok vermesi aynı maddi miktar olmayabilir.
Fakat önemli olan:
samimiyet,
fedakârlık
ve imkân oranıdır.
Bu nedenle infakın değeri yalnızca rakamla ölçülemez.

“Seher Vakti” Ne Zamanıdır
Ayetin son özelliği:
“ve’l-müstağfirîne bi’l-eshâr”
ifadesidir.
Yani:
“Seher vakitlerinde bağışlanma dileyenler.”
Seher:
gecenin son kısmı,
sabahın doğuşundan hemen önceki zaman
olarak anlaşılır.
Bu vakit insanın genellikle uyuduğu, dünyanın sessizleştiği bir zamandır.
Kur’an bu sessiz vakitte Allah’a yönelmeyi özel bir özellik olarak zikreder.

Neden Özellikle Seher Vakti
Çünkü seher vakti samimiyet açısından çok güçlü bir semboldür.
Gündüz yapılan bir ibadeti insanlar görebilir.
Fakat gecenin sonunda insan:
yalnızdır.
Alkış yoktur.
Gösteriş yoktur.
Toplumsal görünürlük yoktur.
Sadece insan ve Allah vardır.
Bu nedenle seher:
gizli kulluğun zamanı
olarak güçlü bir anlam taşır.

Seherde Neden Bağışlanma Dileniyor
Dikkat çekici olan, bu insanların gecenin sonunda:
başarılarını saymamalarıdır.
“Biz sabrettik.”
“Biz infak ettik.”
“Biz doğru insanlarız.”
demiyorlar.
Yine:
bağışlanma istiyorlar.
Bu durum önceki ayetle doğrudan bağlantılıdır.
Ne kadar iyi işler yaparlarsa yapsınlar:
Allah’ın rahmetine ihtiyaçlarının devam ettiğini bilirler.

İbadetin En Değerli Hâli Kimse Görmediğinde mi Ortaya Çıkar
Bir yönüyle evet.
Çünkü insan başkaları tarafından görülürken farkında olmadan onların takdirinden etkilenebilir.
Fakat insan tek başınayken yaptığı davranışta:
gösteriş ihtimali azalır.
Bu yüzden gizli ibadetler İslam geleneğinde samimiyet açısından özel önem taşır.
Asıl soru şudur:
Kimse görmese de aynı insan mıyız?
Ahlaki karakterin önemli ölçülerinden biri budur.

Ayette Neden Beş Farklı Özellik Birlikte Sayılmıştır
Çünkü tek boyutlu bir dindarlık yeterli görülmez.
Ayet adeta insanın farklı yönlerini kapsar:
Sabır → irade
Doğruluk → ahlak
Kunut → Allah ile ilişki
İnfak → toplumla ilişki
İstiğfar → insanın kendi kusuruyla ilişkisi
Böylece insanın:
kendisine,
Allah’a,
başka insanlara
karşı sorumluluğu birlikte ele alınır.
Bu bütünlük son derece dikkat çekicidir.

16. ve 17. Ayetler Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir İnsan Modeli Ortaya Çıkar
- ayette:
“Biz iman ettik.”
diyen insanlar vardır.
- ayette ise bu imanın hayata nasıl yansıdığı gösterilir.
Yani Kur’an:
İddia → Karakter
bağlantısı kurar.
İman ettiklerini söylüyorlar.
Peki bunun işareti nedir?
Sabrediyorlar.
Doğru konuşuyorlar.
Allah’a bağlılar.
Mallarından veriyorlar.
Gecenin sessizliğinde bağışlanma diliyorlar.
Dolayısıyla iman yalnızca ağızdan çıkan bir cümle değildir.
İnsanın hayatında iz bırakması beklenen bir yöneliştir.

İnsan Gerçekte Kim Olduğunu En Çok Ne Zaman Gösterir
Âl-i İmrân 17’nin belki de en güzel tarafı şudur:
İnsan karakterini farklı durumlarda sınar.
Zorluk geldiğinde: Sabırlı mısın?
Çıkarın tehlikeye girdiğinde: Doğru kalabiliyor musun?
Kimse seni zorlamadığında: Allah’a gönülden bağlı mısın?
Malın söz konusu olduğunda: Paylaşabiliyor musun?
Kimse seni görmediğinde: Allah’tan bağışlanma diliyor musun?
Bu beş soru aslında insanın dış görüntüsünü değil, iç yapısını ölçer.
Çünkü gerçek karakter çoğu zaman insan rahatken değil:
bedel ödemesi gerektiğinde
ortaya çıkar.
Sabır bedel ister.
Doğruluk bazen bedel ister.
İnfak maldan vazgeçmeyi gerektirir.
Seherde kalkmak uykudan vazgeçmeyi gerektirir.
İstiğfar ise insanın kibrinden vazgeçmesini gerektirir.
Bu nedenle Âl-i İmrân 17’nin tarif ettiği insan, yalnızca “inanıyorum” diyen değil:
inandığı şey uğruna kendisinden bir şey verebilen insandır.
Ve ayetin bize bıraktığı soru belki de şudur:
İmanımız yalnızca söylediğimiz sözlerde mi görülüyor, yoksa sabrımızda, doğruluğumuzda, paylaşmamızda ve kimsenin görmediği anlarda da kendisini gösteriyor mu?
“İnsanın inancı kalabalıkta söylediği sözlerle değil, zorlukta gösterdiği sabırla, çıkarına rağmen koruduğu doğrulukla, elindekini paylaşabilmesiyle ve herkes uyurken Allah’a yöneldiği sessizlikle derinleşir.”
Ersan Karavelioğlu