Âdiyât Suresi 7. Ayette “Ve Şüphesiz Kendisi de Buna Şahittir” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve İnsanın Kendi Nankörlüğüne Şahitliği, Vicdan, Öz Farkındalık, Kendini Aldatma, İç Hesaplaşma, Sorumluluk Ve Hakikatle Yüzleşme Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“İnsan başkalarından çok şeyi saklayabilir; fakat kendi içindeki hakikati sonsuza kadar susturması daha zordur. Bazen en güçlü şahit, insanın kaçamadığı kendi vicdanıdır.”
Ersan Karavelioğlu
“وَإِنَّهُ عَلَىٰ ذَٰلِكَ لَشَهِيدٌ — Ve İnnehû Alâ Zâlike Le Şehîd” Ne Demektir
Âdiyât Suresi’nin yedinci ayetinde şöyle buyrulur:
وَإِنَّهُ عَلَىٰ ذَٰلِكَ لَشَهِيدٌ
Anlam olarak:
“Ve şüphesiz kendisi de buna şahittir.”
(Âdiyât Suresi, 100/7)
Bir önceki ayette:
“Şüphesiz insan Rabbine karşı gerçekten çok nankördür.”
buyrulmuştu.
Şimdi bu teşhis daha da derinleştirilir.
İnsan yalnız nankör davranmakla kalmayabilir.
Aynı zamanda kendi iç dünyasında bunun farkında da olabilir.
Ayetteki “Şehîd — Şahit” Ne Anlama Gelmektedir
Şehîd, gören, bilen, tanıklık eden anlamlarını taşır.
Ayetin yaygın yorumlarından birine göre insan:
kendi davranışlarının,
tutumlarının,
nankörlüğünün
bizzat şahididir.
Yani kişinin hayatı, kendi ahlaki durumuna dair delil taşır.
İnsan bazen sözleriyle kendisini savunabilir.
Ama davranışları başka bir hakikati ortaya koyabilir.
İnsan Kendi Nankörlüğünün Gerçekten Farkında Olabilir mi
Çoğu zaman evet.
İnsan bazen içinden bilir:
haksızlık yaptığını,
nimeti küçümsediğini,
fazlasını isterken elindekini görmediğini.
Fakat bilmek ile kabul etmek aynı şey değildir.
Kişi hakikati hissedebilir ama:
mazeret üretebilir,
konuyu değiştirebilir,
başkasını suçlayabilir.
Ayet burada insanın kendi içindeki bu tanıklık alanına dikkat çeker.
Kendine Şahit Olmak Ne Demektir
İnsan yalnız dış dünyayı gözlemlemez.
Kendi:
niyetlerini,
arzularını,
korkularını,
davranışlarını
da gözlemleyebilir.
Bu öz farkındalık insana büyük bir ahlaki imkân verir.
Çünkü insan:
“Ben neden böyle davranıyorum?”
diye sorabilir.
Kendisini gözlemleyebilen kişi, değişmenin de ilk adımını atabilir.
İnsan Kendini Bildiği Hâlde Neden Kendini Aldatır
Çünkü hakikat her zaman rahat değildir.
İnsan kendisi hakkında:
iyi,
haklı,
adil
bir görüntü taşımak ister.
Yanlış yaptığını kabul etmek bu görüntüyü sarsabilir.
Bu nedenle zihin bazen davranışı değiştirmek yerine davranışa açıklama üretir.
Örneğin:
“Ben mecburdum.”
“O hak etti.”
“Herkes böyle yapıyor.”
Bu tür cümleler bazen gerçek açıklama olabilir; bazen de kendini aklama mekanizmasına dönüşebilir.
Vicdan İnsanın İçindeki Bir Mahkeme Gibi Düşünülebilir mi
Bir benzetme olarak evet.
Vicdan insanın:
doğru ile yanlış,
adil ile haksız
arasındaki farkı değerlendirmesine yardım eder.
İnsan yanlış yaptığında içsel bir rahatsızlık hissedebilir.
Fakat vicdan da ihmal edilirse körelebilir.
Sürekli yanlış davranış normalleştirildiğinde kişi zamanla ilk günlerde duyduğu rahatsızlığı daha az hissedebilir.
Vicdan Susturulabilir mi
Geçici olarak evet.
İnsan:
bahanelerle,
alışkanlıklarla,
çevrenin onayıyla
vicdanının sesini zayıflatabilir.
Fakat ayetin mesajı, insanın kendi gerçekliğiyle arasındaki bu ilişkinin tamamen önemsiz olmadığını hatırlatır.
Kişi kendisinden kaçmaya çalışsa bile davranışları onun hakkında tanıklık etmeye devam eder.
İnsan Söyledikleriyle Yaptıkları Arasında Çelişki Yaşayabilir mi
Evet.
Bir kişi:
adaletten söz eder
ama haksızlık yapabilir.
Şükürden söz eder
ama sürekli nankör davranabilir.
Merhameti savunur
ama yakınlarına acımasız davranabilir.
Bu durumda insanın gerçek şahidi çoğu zaman söylediği güzel sözlerden çok tekrarlanan davranışlarıdır.
Çünkü karakter, iddialardan çok seçimlerle görünür olur.
Öz Eleştiri İle Kendini Sürekli Suçlamak Aynı Şey midir
Hayır.
Sağlıklı öz eleştiri:
yanlışı görmek,
sorumluluk almak,
düzeltmeye çalışmak
demektir.
Sürekli kendini suçlamak ise insanı:
umutsuzluğa,
değersizlik hissine,
hareketsizliğe
sürükleyebilir.
Ayetin amacı insanı ezmek değil, kendine karşı dürüst olmaya çağırmaktır.
Kendine Dürüst Olmak Neden Ahlaki Gelişimin Başlangıcıdır
Çünkü kabul edilmeyen yanlış değiştirilemez.
İnsan önce:
“Evet, burada hata yaptım.”
diyebilmelidir.
Bu cümle zor olabilir.
Ama aynı zamanda özgürleştiricidir.
Çünkü yanlış kabul edildiği anda:
tevbe,
özür,
telafi,
değişim
mümkün hâle gelir.

İnsan Kendi Nankörlüğünü Nasıl Fark Edebilir
Kendisine şu soruları yöneltebilir:
Sahip olduklarımı ne kadar fark ediyorum?
Sürekli eksik olanı mı düşünüyorum?
Bana yapılan iyilikleri çabuk unutuyor muyum?
Nimetleri yalnız kendi başarım gibi mi görüyorum?
İmkânlarımı doğru kullanıyor muyum?
Bu sorular insanın kendisine şahit olmasına yardımcı olabilir.

İnsan Başkalarının Kusurunu Kendi Kusurundan Daha Kolay mı Görür
Çoğu zaman evet.
Başkasının:
kibrini,
nankörlüğünü,
bencilliğini
fark etmek kolay olabilir.
Ama aynı özelliklerin kendi içimizdeki biçimlerini görmek daha zordur.
Çünkü kendimize karşı tarafsız olmak kolay değildir.
Ayet insanın bakışını başkalarından kendi içine çevirir.

Mal Sevgisi İnsanın Kendini Aldatmasında Nasıl Rol Oynayabilir
Bir sonraki ayette insanın mala karşı güçlü sevgisi anlatılacaktır.
Mal tutkusu insanın bazı davranışlarını normalleştirmesine yol açabilir.
Örneğin:
daha fazla kazanmak uğruna,
hakkaniyeti,
paylaşmayı,
vicdanı
geri plana atabilir.
Ama kişi yine de kendisini:
“Sadece geleceğimi güvenceye alıyorum.”
diyerek bütünüyle haklı görebilir.
İşte burada insanın kendi iç tanıklığı önem kazanır.

İnsan Kendisini Haklı Göstermekte Neden Bu Kadar Başarılıdır
Çünkü insan yalnız gerçekleri değerlendirmez; aynı zamanda kendi benliğini de korumaya çalışır.
Bir hata benlik imajını tehdit ettiğinde zihin:
küçümseyebilir,
gerekçelendirebilir,
başkasına yükleyebilir.
Bu yüzden ahlaki olgunluk yalnız zeki olmak değil, zekâyı kendini kandırmak için kullanmamayı da gerektirir.

Kendi Kendine Şahitlik Ahiret Hesabıyla Nasıl İlişkilendirilebilir
Kur’an’ın genel ahiret tasvirinde insanın:
amelleri,
bedeninin bazı uzuvları,
çevresindeki şahitlikler
hesabın parçası olarak anlatılır.
Âdiyât 7 ise insanın kendi hâlinin de ortada olduğunu düşündürür.
Yani hesap yalnız dışarıdan getirilen bir suçlama değildir.
İnsan bazı gerçekleri kendi içinde de bilir.

İnsan Kendi Hakkındaki Gerçeği Kabul Ettiğinde Değişebilir mi
Evet.
Bu belki de ayetin en umut verici yönlerinden biridir.
İnsan kendi kusurunun şahidi olabiliyorsa:
onu fark edebilir.
Fark edebiliyorsa:
değiştirebilir.
Nankörse şükre yönelebilir.
Bencilse paylaşmayı öğrenebilir.
Yanlış yaptıysa telafi edebilir.
Kendi gerçeğini görmek, dönüşümün ilk kapısıdır.

Âdiyât Suresinin 6. Ve 7. Ayetleri Birlikte Nasıl Okunmalıdır
6. Ayet:
Teşhis yapılır.
7. Ayet:
İnsanın bu durumdan tamamen habersiz olmadığı belirtilir.
Böylece sorun yalnız dışarıdan teşhis edilen bir kusur değildir.
İnsanın kendi iç dünyasında da tanıklığını taşıdığı bir hakikattir.

Bir Sonraki Ayette Ne Anlatılacaktır
Âdiyât Suresi’nin sekizinci ayetinde şöyle buyrulacaktır:
وَإِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَدِيدٌ
Anlam olarak:
“Ve şüphesiz o, mal sevgisine karşı gerçekten çok düşkündür.”
Buradaki “hayr” kelimesi bağlamda yaygın biçimde mal ve servet anlamında yorumlanır.
Böylece sure insanın nankörlüğünün arkasındaki güçlü bağlardan birini açığa çıkaracaktır:
Ardından sure çok sert bir soruyla insanı ahirete çevirecektir:
“Kabirlerde olanlar dışarı çıkarıldığında bilmiyor mu?”

Sonuç: “Ve Şüphesiz Kendisi de Buna Şahittir” İfadesi, İnsanın Kendi Nankörlüğüne, Tutkularına Ve Davranışlarına Tamamen Yabancı Olmadığını, Kendi İç Dünyasında Gerçeği Sezebildiğini Ve Ahlaki Değişimin Başlangıcının İnsanın Kendisine Karşı Dürüst Olmasından Geçtiğini Gösteren Derin Bir Öz Farkındalık Ayetidir
Âdiyât Suresi’nin yedinci ayeti çok kısa ama rahatsız edici derecede güçlüdür:
“Kendisi de buna şahittir.”
Çünkü insan çoğu zaman başkalarından hesap sorar.
Başkalarının:
yanlışını,
nankörlüğünü,
çelişkisini
kolayca fark eder.
Ama Kur’an burada bakışı tersine çevirir:
“Peki sen kendi hâlinin şahidi değil misin?”
Bu soru insanı kendi içine götürür.
Belki insan:
neden öfkelendiğini bilir.
Neden kıskandığını bilir.
Neden daha fazlasını istediğini bilir.
Bazen yanlış yaptığını da bilir.
Fakat bilmek yetmez.
Asıl mesele o bilgiyle ne yaptığıdır.
İnsan kendi kusurunu:
örtüyor mu,
mazeretlendiriyor mu,
yoksa onunla yüzleşiyor mu?
İşte vicdanın değeri burada ortaya çıkar.
Vicdan yalnız suçlayan bir ses değildir.
Doğru kullanıldığında insanı:
daha dürüst,
daha merhametli,
daha adil
bir hayata çağırabilir.
Bu ayetin amacı insanın kendisine düşman olması değildir.
Tam tersine:
kendisi hakkında kurduğu yanılsamalardan özgürleşmesidir.
Çünkü insan kendi gerçeğini kabul edebildiği ölçüde değişebilir.
Kendine şahit olabilmek, büyük bir sorumluluk olduğu kadar büyük bir imkândır.
Bir sonraki ayette ise bu iç dünyanın çok güçlü bir tutkusu açığa çıkarılacaktır:
“Şüphesiz o, mala karşı sevgisinde gerçekten çok şiddetlidir.”
Yani insanın nankörlüğü yalnız teorik bir ahlak sorunu olarak bırakılmayacak; kalbinin bağlandığı servet tutkusu üzerinden somutlaştırılacaktır.
“İnsanın kendisine verebileceği en zor ama en değerli cevap bazen şudur: ‘Evet, burada ben yanıldım.’ Çünkü kendine karşı dürüst olabilen insan, geçmişini değiştiremese de geleceğinin yönünü değiştirebilir.”
Ersan Karavelioğlu