📖 Yûsuf Suresi 109. Ayette “Senden Önce de Şehir Halklarından Kendilerine Vahyettiğimiz Erkekleri Elçi Olarak Gönderdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Yûsuf Suresi 109. Ayette “Senden Önce de Şehir Halklarından Kendilerine Vahyettiğimiz Erkekleri Elçi Olarak Gönderdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,379
2,736,276
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Yûsuf Suresi 109. Ayette “Senden Önce de Şehir Halklarından Kendilerine Vahyettiğimiz Erkekleri Elçi Olarak Gönderdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Yûsuf Suresi 108. ayette Hz. Muhammed’e ‘İşte benim yolum budur; ben ve bana uyanlar basiret üzere Allah’a çağırıyoruz’ demesi emredilmişti. 109. ayette ise peygamberlik tarihinin ortak çizgisine dikkat çekilir: ‘Senden önce de şehir halklarından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Yeryüzünde dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Ahiret yurdu takvâ sahipleri için elbette daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?’ Ayet, peygamberlerin melek değil insan olarak toplumların içinden gönderildiğini, tarihin yalnız geçmişi merak etmek için değil insanın bugününü sorgulaması için okunması gerektiğini ve dünyevî güç ile medeniyetin kalıcı olmadığını hatırlatır. Bununla birlikte geçmiş toplumların yıkılışlarını bugünkü her deprem, savaş veya felaket için ‘Allah’ın özel azabı’ diye kullanmak doğru değildir; Kur’an’ın belirli toplumlar hakkında verdiği ilahî hüküm ile bizim modern olaylar hakkında yaptığımız tarihsel değerlendirme aynı şey değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Yûsuf Suresi 109. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Senden önce de şehir halklarından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını elçi olarak göndermedik. Yeryüzünde dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Ahiret yurdu takvâ sahipleri için elbette daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” Ayetin Arapçası ise “Ve mâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim min ehli’l-kurâ. Efelem yesîrû fi’l-ardı fe-yenzurû keyfe kâne âkıbetullezîne min kablihim. Ve le-dâru’l-âhireti hayrun lillezîne’ttekav. Efelâ ta‘kilûn.” şeklindedir.

Ayet üç büyük konuyu aynı yerde buluşturur: peygamberlerin insan oluşu, tarihten ders çıkarma ve ahiretin takvâ sahipleri için üstün oluşu. Böylece vahiy yalnız geçmiş peygamberlerin kim olduğunu anlatmaz; okuyucuya “Geçmişten ne öğrendin ve bugün nasıl yaşıyorsun?” sorusunu da yöneltir.

2️⃣ “Senden Önce de Gönderdiklerimiz…” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Hz. Muhammed’in peygamberliği, Kur’an’a göre insanlık tarihinde bütünüyle bağlantısız ve ilk defa ortaya çıkan bir olay değildir. Ondan önce de insanlara Allah’ın vahyini ulaştıran elçiler gönderilmiştir.

Bu ifade, Hz. Muhammed’i peygamberlik zincirinin devamı olarak konumlandırır. Nûh, İbrahim, Mûsâ, Yûsuf ve diğer peygamberlerin taşıdığı temel tevhid çağrısının devamı söz konusudur.

Dolayısıyla İslam’ın peygamber anlayışı “Yalnız son peygamber önemlidir” şeklinde değildir; önceki peygamberler de Allah’ın elçileri olarak kabul edilir.

3️⃣ “Ricâlen” Yani “Erkekler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette açık biçimde “ricâlen”, yani erkekler kelimesi kullanılır. Klasik İslam âlimlerinin büyük çoğunluğu, bu ve benzeri ayetleri peygamberlerin erkeklerden seçildiğine dair deliller arasında değerlendirmiştir.

İslam düşünce tarihinde Hz. Meryem gibi bazı kadınların peygamber olup olmadığı konusunda sınırlı da olsa farklı görüşler tartışılmıştır. Bununla birlikte ana akım görüş, risalet ve nübüvvet görevine gönderilen peygamberlerin erkek olduğu yönündedir.

Ancak bundan erkeklerin insan olarak kadınlardan üstün olduğu sonucu çıkarılamaz. Peygamberlik görevinin belirli bir gruptan seçilmesi, bütün erkeklerin bütün kadınlardan manevî veya ahlaki olarak üstün olduğu anlamına gelmez. Kur’an’ın insan değerinde temel ölçülerinden biri takvâdır.

4️⃣ Bu Ayet Kadının Değerini Azaltır mı ❓​

Hayır. Peygamberlik görevinin kimlere verildiği ile insanların Allah katındaki ahlaki değeri aynı mesele değildir. Bir kadının peygamber olmaması, onun Allah’a yakınlık, ilim, takvâ veya ahlaki üstünlük bakımından yüksek derecelere ulaşamayacağı anlamına gelmez.

Kur’an Hz. Meryem’i, Firavun’un eşini ve başka kadınları güçlü iman örnekleri içinde zikreder. Dolayısıyla peygamberlik makamı bütün insan değerinin tek ölçüsü değildir.

Bir görev dağılımından hareketle “O hâlde erkek cinsiyet olarak daha değerlidir” sonucuna gitmek ayetin söylediğinden fazlasını söylemek olur.

5️⃣ “Kendilerine Vahyettiğimiz” İfadesi Neden Önemlidir ❓​

Ayette peygamberlerin temel özelliği “nûhî ileyhim”, yani “kendilerine vahyettiğimiz” sözüyle belirtilir. Peygamberi peygamber yapan şey yalnız zekâsı, ahlakı veya liderlik yeteneği değildir; Allah’tan vahiy almasıdır.

Bu, peygamberlikle sıradan ilham veya sezgi arasındaki sınırı da gösterir. Bir insan çok güçlü sezgilere sahip olabilir, etkileyici rüyalar görebilir veya içinden bazı düşünceler geçebilir; fakat bunlar peygamber vahyiyle aynı seviyede değildir.

Vahiy, Allah’ın peygamberine verdiği özel ve bağlayıcı bildiridir; sıradan insanın ilhamı ise yanılabilir ve başkalarını bağlamaz.

6️⃣ Kur’an’da “Vahiy” Kelimesi Her Zaman Peygamberlik Vahyi midir ❓​

Hayır. Kur’an’da “vahiy” kelimesi bağlama göre farklı biçimlerde kullanılabilir. Örneğin Hz. Mûsâ’nın annesine yönelik ilham türü bildirim ve hatta arıya verilen yönlendirme için de aynı kökten ifadeler kullanılır.

Fakat Yûsuf 109’da “gönderdiğimiz erkeklere vahyettik” denildiği için bağlam açıkça peygamberlik ve risaletle ilgilidir.

Bu bize önemli bir tefsir ilkesi öğretir: Bir kelimenin anlamını yalnız sözlükten değil, geçtiği bağlamdan belirlemek gerekir.

7️⃣ “Şehir Halklarından” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “min ehli’l-kurâ” ifadesi yer alır. “Kurâ”, “karye” kelimesinin çoğuludur ve yerleşim yerleri, kasabalar veya şehirler anlamına gelebilir.

Buradaki temel vurgu, peygamberlerin insan toplumlarının içinden, onların yaşayışını bilen ve kendileriyle iletişim kurabilen kişiler olmasıdır.

Bundan “şehirde yaşayan insan köyde yaşayandan daha değerlidir” gibi bir sınıfsal üstünlük çıkarılamaz. Ayetin konusu sosyal statü sıralaması değil, peygamberlerin gerçek insan toplumlarının içinden gönderilmesidir.

8️⃣ Peygamberlerin İnsan Olması Neden Önemlidir ❓​

İnsanlar bazen “Peygamber neden melek değil?” diye itiraz edebilirler. Kur’an ise elçilerin insan olmasının peygamberlik düzeninin parçası olduğunu vurgular.

İnsan peygamber acıkır, yorulur, üzülür, sevinir, aile hayatı yaşar, toplumla ilişki kurar ve sınanır. Böylece anlattığı ahlaki yol insan hayatının içinden gösterilmiş olur.

Eğer insanlara örnek olarak onların yaşadığı şartlardan bütünüyle farklı bir varlık gönderilseydi, “O melek, bizim yaşadığımız zorlukları yaşamıyor” itirazı çok daha farklı bir boyut kazanabilirdi.

9️⃣ Peygamberin İnsan Olması Onun Değerini Azaltır mı ❓​

Hayır. Peygamber insan olmakla birlikte Allah tarafından vahiy için seçilmiş özel bir kuldur. İnsan olması, peygamberliğin eksikliği değil görevin mahiyetinin bir parçasıdır.

Bununla birlikte peygamberin insan oluşunu unutarak onu Allah’a ait özelliklerle donatmak da doğru değildir. Peygamber Allah’ın kulu ve elçisidir; ilah değildir.

Sevgi ve saygı peygamberi ilahlaştırmayı gerektirmez. Peygamberin gerçek büyüklüğü, Allah’ın kulu olarak taşıdığı elçilik görevidedir.

🔟 “Yeryüzünde Dolaşmadılar mı?” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “efe-lem yesîrû fi’l-ard”, yani “Yeryüzünde dolaşmadılar mı?” denilir. Buradaki çağrı, yalnız turistik seyahat etmeyi değil, geçmiş toplumların izlerini görerek ibret ve tarih bilinci kazanmayı içerir.

İnsan başka yerleri görür, tarihî kalıntıları inceler, eski medeniyetlerin yükseliş ve çöküşlerini öğrenir ve böylece kendi toplumunun da sonsuz olmadığını fark eder.

Kur’an’ın istediği seyahat yalnız gözle görmek değil, görüleni akılla değerlendirmektir.

1️⃣1️⃣ Kur’an Tarih Öğrenmeyi Neden Önemser ❓​

Çünkü insan topluluklarının davranışlarında tekrar eden bazı örüntüler vardır. Güç tutkusu, zulüm, adaletsizlik, kibir, iç çatışma, ekonomik bozulma ve ahlaki çürüme toplumların geleceğini etkileyebilir.

Tarih, bize “Bizden öncekiler de kendilerini kalıcı sanıyordu” gerçeğini gösterir. Büyük saraylar, ordular ve medeniyetler zamanla ortadan kalkabilir.

Ancak Kur’an’ın tarih çağrısını, bütün tarihsel olayları tek bir nedenle açıklayan basit bir modele dönüştürmemek gerekir. Toplumların yükseliş ve çöküşünde ekonomik, siyasi, askerî, çevresel ve sosyal pek çok sebep bulunabilir.

1️⃣2️⃣ Geçmişte Bir Toplumun Yıkılması Onların Mutlaka İlahi Azaba Uğradığını mı Gösterir ❓​

Hayır. Kur’an bazı belirli toplumlar hakkında vahiy yoluyla ilahî azap hükmü bildirir. Âd, Semûd veya Lût kavmi gibi örneklerde bu hükmün kaynağı bizim tarihsel tahminimiz değil, Kur’an’ın açık bildirimidir.

Fakat tarihte yıkılmış her şehir, çökmüş her devlet veya savaşta yenilmiş her toplum için “Allah onları cezalandırdı” demek doğru değildir. Böyle bir özel vahiy elimizde yoktur.

Tarihsel çöküş ile özel ilahî azap hükmü birbirinden ayrılmalıdır.

1️⃣3️⃣ Bugünkü Deprem, Sel veya Savaşlar Geçmiş Kavimlerin Azabıyla Aynı Şekilde Yorumlanabilir mi ❓​

Kesin biçimde hayır denilmelidir. Modern bir deprem, sel, salgın veya savaş hakkında “Bu toplumun günahı sebebiyle Allah’ın özel azabı geldi” diyebilmek için elimizde vahiy yoktur.

Doğal olayların bilimsel sebepleri, savaşların siyasi ve insanî sebepleri araştırılmalıdır. Ayrıca bu olaylarda çocuklar, masum insanlar ve çok farklı inançlardan kişiler zarar görebilir.

Afet karşısında ilk görev insanları günahkâr ilan etmek değil, yaralıya yardım etmek, ihmali araştırmak ve zararı azaltmaktır.

1️⃣4️⃣ “Onlardan Öncekilerin Sonuna Baksınlar” Ne Öğretir ❓​

Bu ifade, insanın yalnız geçmiş toplumların ihtişamına değil sonuçlarına da bakmasını ister. Bir medeniyetin büyük olması, onun sonsuza kadar yaşayacağı anlamına gelmez.

Güç, teknoloji, ekonomi ve askerî başarı toplumlara büyük imkânlar sağlayabilir; fakat bunların hiçbiri ahlaki veya tarihsel dokunulmazlık garantisi değildir.

Ayet insanı şu soruya yöneltir: “Bizden önce güç sahibi olanlar nereye gitti ve biz hangi hataları tekrar ediyoruz?”

1️⃣5️⃣ Tarihten Ders Almak Geçmişi Aynen Tekrarlamak mı Demektir ❓​

Hayır. Tarih birebir aynı biçimde tekrarlanmaz; toplumların şartları, teknolojileri ve kurumları değişir. Fakat insan davranışındaki bazı temel zaaflar farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkabilir.

Bu nedenle tarih öğrenmek “Aynı olay kesin yine olacak” şeklinde kehanet yapmak değil, benzer riskleri fark etmek için deneyim biriktirmektir.

Tarihten ders almak, geçmişi bugüne kopyalamak değil, geçmişin tecrübeleriyle bugünü daha bilinçli değerlendirmektir.

1️⃣6️⃣ “Ahiret Yurdu Takvâ Sahipleri İçin Daha Hayırlıdır” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet “ve le-dâru’l-âhireti hayrun lillezîne’ttekav”, yani “Ahiret yurdu takvâ sahipleri için elbette daha hayırlıdır” der. Dünya hayatının değeri inkâr edilmez; fakat nihai ve kalıcı karşılığın ahirette olduğu hatırlatılır.

Takvâ burada sürekli korku içinde yaşamak değil, Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle hayat sürmek anlamında anlaşılmalıdır. İnsan adalet, merhamet, dürüstlük ve kulluk bilincini korumaya çalışır.

Dünya başarıları geçicidir; ahiret ise insanın nihai hesabının ve kalıcı karşılığının alanıdır.

1️⃣7️⃣ Ahiretin Daha Hayırlı Olması Dünyayı Önemsiz mi Yapar ❓​

Hayır. Yûsuf sûresinin tamamı bunun tersini gösterir. Hz. Yûsuf üretim planlaması yapmış, kıtlık için tedbir almış, kamu sorumluluğu üstlenmiş ve ailesinin güvenliğini sağlamıştır.

Dolayısıyla “Ahiret daha hayırlıdır” demek dünyayı terk etmek anlamına gelmez. Asıl anlam, dünyayı nihai ve mutlak amaç hâline getirmemektir.

Mümin çalışır, üretir, bilim öğrenir, ailesini korur ve topluma katkı sağlar; fakat bütün değerini servet, makam ve dünyevî başarıyla ölçmez.

1️⃣8️⃣ “Hâlâ Aklınızı Kullanmayacak mısınız?” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet “efelâ ta‘kilûn”, yani “Aklınızı kullanmayacak mısınız?” sorusuyla biter. Bu, Kur’an’ın düşünmeye verdiği önemi gösteren güçlü ifadelerden biridir.

İman aklın tamamen devre dışı bırakılması değildir. İnsan tarihe bakar, vahyi dinler, sonuçları değerlendirir ve bağlantılar kurarak düşünür.

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 110. ayette, peygamberlerin yardımın geciktiğini düşündükleri çok kritik bir noktada Allah’ın yardımının geldiği anlatılacak ve “Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek noktaya geldiklerinde ve kendilerine yalan söylendiğini düşündüklerinde yardımımız onlara geldi…” anlamındaki oldukça hassas ifade yer alacaktır. Bu ayet özellikle peygamberlerin ümitsizliği meselesi, ayetteki zamir ve kıraat farklılıkları, Allah’ın vaadinden şüphe etme ile insanın sonuçların gecikmesi karşısında zorlanması arasındaki fark ve ilahî yardımın gecikmesini terk edilme sanmamak açısından çok dikkatli ele alınmalıdır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Yûsuf Suresi 109. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Yûsuf Suresi 109. ayet, peygamberlik, tarih ve ahiret bilincini tek bir çerçevede buluşturur. Allah’ın daha önce de insan toplumlarının içinden kendilerine vahyedilen elçiler gönderdiğini bildirir ve Hz. Muhammed’in peygamberliğini önceki vahiy tarihinin devamı içine yerleştirir. Peygamberler insanlardan seçilmiştir; insanların diliyle konuşmuş, onların sorunlarının içinde yaşamış ve insan olmanın gerçek şartlarında örnek olmuşlardır. Bu yüzden peygamberi yüceltmek onu insanlıktan çıkarmak veya ilahlaştırmak değildir; onun Allah’ın seçilmiş kulu ve elçisi olduğunu doğru yerde tutmaktır.

Ayette geçen “ricâlen” ifadesi klasik İslam anlayışında peygamberlerin erkeklerden seçilmiş olmasıyla ilişkilendirilmiştir. Fakat bundan bütün erkeklerin bütün kadınlardan daha değerli olduğu sonucu çıkmaz. Peygamberlik belirli bir görevdir; insanın bütün ahlaki değerini belirleyen tek makam değildir. Aynı şekilde “şehir halklarından” ifadesi de şehirde yaşayanların köylülerden daha üstün olduğu şeklinde okunamaz. Ayetin amacı sınıfsal veya cinsiyetçi bir üstünlük sistemi kurmak değil, peygamberliğin gerçek insan toplumları içinde gerçekleştiğini göstermektir.

Ayetin ikinci büyük çağrısı tarihe bakmaktır. “Yeryüzünde dolaşmadılar mı?” sorusu, insanı geçmişin harabelerini yalnız fotoğraflamak için değil, onların ne söylediğini düşünmek için görmeye çağırır. Güçlü toplumlar çökmüş, büyük iktidarlar sona ermiş ve kendisini vazgeçilmez sanan nice yapı tarihe karışmıştır. Bununla birlikte her tarihsel çöküşü “Allah’ın özel azabı” diye açıklamak doğru değildir. Kur’an’ın geçmişte belirli toplumlar hakkında verdiği ilahî hüküm vahye dayanır; bizim bugünkü savaşlar, afetler ve medeniyet çöküşleri hakkında aynı kesinlikle konuşmaya yetkimiz yoktur. Tarih araştırılırken ekonomik, siyasi, çevresel, sosyal ve insanî sebepler de ciddiyetle incelenmelidir.

Üçüncü büyük mesaj, dünyanın geçici oluşunun dünyayı değersizleştirmediğidir. “Ahiret yurdu takvâ sahipleri için daha hayırlıdır” demek, iş bırakmak, üretmemek veya hayattan çekilmek değildir. Yûsuf kıssasının kendisi uzun vadeli planlamanın, kamu sorumluluğunun ve ekonomik tedbirin örneğidir. Fakat bütün bunların üzerinde insan, makamın ve servetin son hedef olmadığını bilir. Dünya sorumluluk alanıdır; ahiret ise bu sorumluluğun nihai karşılığının görüleceği yerdir. Bu denge, dünyayı putlaştırmadan dünyayı ciddiye almayı mümkün kılar.

Ayetin sonunda gelen “Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” sorusu da son derece önemlidir. Kur’an insanı yalnız geçmişten korkmaya değil, geçmiş üzerinde düşünmeye çağırır. Din adına düşünmeyi bırakmak, tarihî rivayetleri araştırmadan tekrarlamak veya her olayın sebebini tek cümlelik dinî açıklamalara indirgemek ayetin akletme çağrısını karşılamaz. Akıl ile vahiy düşman değildir; vahiy insanı aklını dürüst, sorumlu ve sınırlarını bilerek kullanmaya çağırır.

Yûsuf Suresi 109. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Peygamberleri insan oluşlarından dolayı küçümseme ama onları ilahlaştırma da. Ayette erkek peygamberlerden söz edilmesini kadınların değersizliği şeklinde yorumlama. Şehir halklarından gönderilmelerini sosyal sınıf üstünlüğüne dönüştürme. Tarihi öğren ama geçmişteki her çöküşü özel ilahî azap diye etiketleme. Bugünkü felaketlerin mağdurlarını günahlarıyla suçlama. Ahiretin daha hayırlı olduğunu bil ama dünyadaki görevlerinden kaçma. Ve geçmiş toplumların hikâyelerini yalnız merak konusu olarak değil, kendi hayatının ve toplumunun yönünü sorgulayan bir ayna olarak oku. Çünkü Kur’an’ın istediği yalnız geçmişi bilmek değil, geçmişi görüp bugünün sorumluluğunu akılla kavrayabilmektir.”

Bir sonraki ayet olan Yûsuf Suresi 110. ayet, sûrenin en hassas ifadelerinden birini içerecektir. Ayette peygamberlerin çok ağır bir noktaya ulaştıkları, yardımın gecikmesi sebebiyle insanların tepkileri karşısında sıkıştıkları ve ardından Allah’ın yardımının geldiği anlatılır. Özellikle Arapçadaki “zannû ennehum kad kuzibû/kuzzibû” ifadesi kıraat ve yorum farklılıkları sebebiyle dikkatle ele alınmalıdır; bu cümleyi “Peygamberler Allah’ın kendilerine yalan söylediğini düşündüler” şeklinde kaba ve yanlış bir ifadeye dönüştürmemek gerekir. Ayet, daha çok insanî sıkışmışlığın en uç noktasında ilahî yardımın gelişi, Allah’ın vaadiyle ilgili inanç ile yardımın zamanlamasını bilmemek arasındaki fark ve geciken sonucun terk edilmişlik anlamına gelmemesi üzerinden anlaşılmalıdır.

Ve belki Yûsuf Suresi 109. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Geçmiş medeniyetlere bakarken yalnız onların ihtişamını mı görüyoruz, yoksa neden çöktüklerini de araştırıyor muyuz? Yaşadığımız her felakete kolayca “Allah’ın cezası” diyerek bilmediğimiz şey hakkında hüküm mü veriyoruz? Ahiret inancını dünyadan kaçma bahanesine mi çeviriyoruz? Peygamberlerin insan oluşunu kabul ederken onları ilahlaştırmaktan sakınabiliyor muyuz? Ve en önemlisi, Kur’an’ın “Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” sorusunu yalnız başkalarına değil, kendi düşünme biçimimize de yöneltebiliyor muyuz?

“Yûsuf 109, ‘Senden önce de şehir halklarından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Yeryüzünde dolaşmadılar mı ki öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Ahiret yurdu takvâ sahipleri için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?’ buyurarak peygamberlerin insan toplumlarının içinden gönderildiğini, tarihin ibret için okunması gerektiğini ve dünya gücünün kalıcı olmadığını bildirir. Fakat geçmiş kavimlere ilişkin vahiy ile bildirilen azapları bugünkü her felakete taşıyıp insanları suçlamak doğru değildir. Tarihten ders almak, bilmediğimiz yerde Allah adına hüküm vermek değil; insanın ve toplumların hatalarını görüp bugün daha adil, daha bilinçli ve daha sorumlu yaşayabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt