📖 Ra‘d Suresi 2. Ayette “Allah Gökleri Görebileceğiniz Direkler Olmadan Yükseltti, Sonra Arş’a İstivâ Etti” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Ra‘d Suresi 2. Ayette “Allah Gökleri Görebileceğiniz Direkler Olmadan Yükseltti, Sonra Arş’a İstivâ Etti” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,385
2,736,276
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Ra‘d Suresi 2. Ayette “Allah Gökleri Görebileceğiniz Direkler Olmadan Yükseltti, Sonra Arş’a İstivâ Etti” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Ra‘d Suresi 1. ayette Kur’an’ın ‘Rabbinden sana indirilen hak’ olduğu vurgulanmış, insanların çoğunun iman etmemesinin hakikati çoğunluk oyuna bağlamadığı hatırlatılmıştı. 2. ayette ise insanın dikkati göklere, güneşe, aya, ilahî düzene ve sonunda Rabbe kavuşma gerçeğine çevrilir: ‘Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yükselten, sonra Arş’a istivâ eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirendir. Her biri belirlenmiş bir süreye kadar akıp gider. O, işi düzenler; Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için ayetleri ayrıntılı biçimde açıklar.’ Ayetin amacı modern fizik veya astronominin teknik formüllerini vermek değildir. Aynı şekilde ‘Arş’a istivâ’ ifadesini Allah’ın yaratılmış varlıklar gibi bir koltuğa oturması veya fiziksel bir mekâna yerleşmesi şeklinde anlamak da doğru değildir. Ayetin ana yönü, evrendeki düzenin Allah’ın kudretine işaret etmesi ve insanın bu dünyayla sınırlı olmayıp sonunda Rabbine dönecek olmasıdır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Ra‘d Suresi 2. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yükseltendir. Sonra Arş’a istivâ etmiş, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirmiştir. Her biri belirlenmiş bir süreye kadar akıp gider. O, işi düzenler, ayetleri ayrıntılı biçimde açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız.” Ayetin Arapçası ise “Allâhullezî refe‘a’s-semâvâti bi-gayri ‘amedin teravnehâ, sümme’stevâ ale’l-arş, ve sehhara’ş-şemse ve’l-kamer, kullun yecrî li-ecelin musemmâ, yudebb54iru’l-emr, yufassilu’l-âyâti leallekum bi-likâi rabbikum tûkinûn.” şeklindedir.

Ayet, göklerin yaratılışından başlayıp güneş ve aya, oradan ilahî düzene ve nihayet Rabbe kavuşma bilincine uzanan büyük bir düşünce zinciri kurar. Böylece kozmik düzen yalnız hayran olunacak fiziksel bir manzara olarak bırakılmaz; insanın varoluşsal sorumluluğuna bağlanır.

Kur’an burada adeta şunu söyler: Göğe bak, düzene bak, sonra kendine dön ve bu hayatın nihai hesabını düşün.

2️⃣ “Gökleri Yükseltti” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “refe‘a’s-semâvât”, yani “gökleri yükseltti” ifadesi yer alır. Kur’an’ın kozmoloji anlatımlarında “gökler” çoğu zaman insanın üstündeki büyük yaratılış düzenini ifade eden geniş bir kavramdır.

Bu ifadeyi modern astronominin bütün teknik ayrıntılarını içeren bir cümle gibi okumak doğru değildir. Kur’an burada gezegenlerin kütlelerini, uzay-zaman geometrisini veya kozmolojik sabitleri açıklamaya çalışmaz.

Asıl vurgu, insanın üzerinde gördüğü muazzam düzenin kendi kendine anlamsız bir görüntü olmadığını, Allah’ın yaratışına işaret ettiğini göstermektir.

3️⃣ “Görebileceğiniz Direkler Olmadan” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “bi-gayri ‘amedin teravnehâ” ifadesi geçer. Bu ifade genellikle “görebileceğiniz direkler olmaksızın” veya “gördüğünüz bir direk olmadan” şeklinde çevrilir.

İlk dönem insanı için gökyüzünün devasa yapısı gerçekten hayret verici bir manzaraydı: Üzerimizde bulunan gök, gördüğümüz yapılardaki gibi sütunlarla taşınmıyordu. Ayet bu görünümü insanın dikkatine sunar.

Buradan “Kur’an burada yerçekimi kuvvetini açıkça formülle anlatıyor” sonucunu çıkarmak ise metnin söylediğinden fazlasını söylemek olur. Yerçekimi fizik tarafından ayrıntılı biçimde incelenir; ayetin amacı ise yaratılışın düzeni üzerinde düşündürmektir.

4️⃣ Bu Ayet Yerçekimini Önceden Haber Veriyor mu ❓​

Ayet ile yerçekimi arasında düşünsel bir ilişki kurulabilir; insan gökcisimlerinin neden uzayda belirli düzenler içinde hareket ettiğini bilimsel olarak araştırabilir. Fakat “görünmeyen direkler = kesin olarak yerçekimi” şeklinde birebir teknik eşitleme yapmak zorunlu değildir.

Çünkü ayette “yerçekimi” diye teknik bir fizik kavramı açıklanmaz. Bilimsel teorileri doğrudan ayetlerin içine yerleştirmek, hem ayetin maksadını daraltabilir hem de bilimsel modeller değiştikçe gereksiz sorunlar doğurabilir.

Daha dengeli yaklaşım şudur: Kur’an göğün düzenine dikkat çeker; fizik ise bu düzenin mekanizmalarını kendi yöntemleriyle araştırır.

5️⃣ Bilim Göklerin Nasıl Durduğunu Açıklarsa Allah’a İhtiyaç Kalmış Olur mu ❓​

Hayır. Bir doğa olayının fiziksel mekanizmasını açıklamak, onun varoluşsal veya teolojik boyutunu otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

Örneğin gezegen hareketlerinin kütleçekimsel ilişkilerini anlamamız, “Artık yaratıcı sorusu anlamsızlaştı” sonucunu zorunlu kılmaz. Bilim daha çok nasıl sorusunu, teoloji ise yaratılışın nihai kaynağı ve anlamı gibi farklı düzlemdeki soruları ele alır.

Aynı şekilde Allah’a inanmak da astronomiyi veya fiziği öğrenmeyi gereksiz kılmaz. Kur’an’ın göğe baktırması, insanı araştırmadan uzaklaştırmak yerine araştırmaya açık hâle getirebilir.

6️⃣ “Sonra Arş’a İstivâ Etti” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “sümme’stevâ ale’l-arş” ifadesi yer alır. “İstivâ” ve “Arş” Kur’an’ın Allah hakkında kullandığı önemli kavramlardandır ve İslam düşüncesinde uzun süre tartışılmıştır.

En önemli sınır şudur: Allah yaratılmış bir beden değildir; mekâna muhtaç değildir ve insan gibi fiziksel bir koltuğa oturan varlık olarak düşünülemez. Bu yüzden “Arş’a istivâ” ifadesini basitçe insanın tahtta oturmasına benzetmek antropomorfik bir anlayışa götürebilir.

Klasik gelenekte farklı açıklamalar vardır; bazı âlimler ifadenin mahiyetini Allah’a havale etmiş, bazıları ise hükümranlık, kudret ve yaratılmış düzen üzerindeki hâkimiyet yönünde yorumlamıştır. Kesin olan, Allah’ı yaratılmışlara benzetmemek gerektiğidir.

7️⃣ “Arş” Gerçek Bir Taht mıdır ❓​

Kur’an’daki “Arş” kelimesi bağlama göre farklı kullanımlara sahiptir. Hz. Yûsuf kıssasında insanların kullandığı bir taht veya yüksek makam için de aynı kelime kökü kullanılmıştır; Allah’a nispet edildiğinde ise konu tamamen farklıdır.

Allah’ın Arş’ını, insan hükümdarının fiziksel tahtıyla aynı biçimde düşünmek doğru değildir. Çünkü Allah’ın varlığı yaratılmışların mekân, yön ve cisim şartlarına tabi değildir.

Bu nedenle Allah’ın Arş’ı hakkında konuşurken “nasıl?” sorusuna fiziksel tasvirler üretmekten kaçınmak daha güvenlidir.

8️⃣ Allah Bir Mekânda mıdır ❓​

Allah’ın yaratılmış mekânın içine hapsedilmesi İslam’ın tevhid ve tenzih anlayışıyla bağdaşmaz. Mekân yaratılmıştır; Allah ise yaratandır.

İnsan zihni her şeyi bir yerde tasavvur etmeye alışkındır, çünkü kendi deneyimi tamamen mekânsaldır. Fakat yaratıcıyı yaratılmışların sınırlarıyla ölçmek zorunda değiliz.

Bu yüzden ayeti “Allah gökyüzünde belli bir noktada fiziksel olarak oturuyor” şeklinde anlamak yerine, Allah’ın aşkınlığını ve hükümranlığını koruyan bir anlayış benimsemek gerekir.

9️⃣ “Güneşi ve Ayı Emrine Boyun Eğdirdi” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “ve sehhara’ş-şemse ve’l-kamer”, yani “güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi” denilir. “Teshîr”, bir şeyi belirli düzen ve işlev içinde kullanıma veya yasaya bağlı kılmak anlamına gelir.

Güneş ve ayın düzenli hareketleri, zaman ölçüleri, gece-gündüz ritmi ve insan hayatındaki etkileri burada düşünmeye açılır. Kur’an onları bağımsız tanrılar veya irade sahibi ilahlar olarak değil, Allah’ın yarattığı ve düzenine tabi kıldığı varlıklar olarak sunar.

Bu vurgu aynı zamanda eski toplumlarda görülen güneş ve ay kültlerine karşı tevhidî bir düzeltme niteliği taşır: Işığı büyük olabilir ama ilah değildirler.

🔟 Güneş ve Ayın Hareket Etmesi Bilimle Çelişir mi ❓​

Hayır. Hem güneş hem ay hareket eder. Ay Dünya çevresinde dolanırken, Dünya ile birlikte Güneş çevresindeki sistemin içinde hareket eder; Güneş de galaksi içinde hareket hâlindedir.

Fakat ayetin amacı bu hareketlerin modern astronomik koordinatlarını öğretmek değildir. “Akıp gider” ifadesi gözlenen düzenli hareketi anlatır ve bunun belirli bir süreye bağlı olduğunu vurgular.

Kur’an’ı bilimle çatıştırmak için “Güneş hareket ediyor denmiş, oysa etmiyor” demek de, bilimsel ayrıntıların tamamını ayetten çıkarmak da gereksizdir. Güneş gerçekten hareketlidir; fakat ayet bir astronomi ders kitabı değildir.

1️⃣1️⃣ “Her Biri Belirlenmiş Bir Süreye Kadar Akıp Gider” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “kullun yecrî li-ecelin musemmâ”, yani “Her biri belirlenmiş bir ecele/süreye kadar akıp gider” denilir. Buradaki “ecel”, belirlenmiş zaman veya sürenin sonu anlamındadır.

Bu ifade yaratılmış düzenin sonsuz ve bağımsız olmadığını hatırlatır. Güneş ve ay insan gözünde olağanüstü büyük ve kalıcı görünse de yaratılmış oldukları için mutlak değillerdir.

Ayet böylece kozmik büyüklüğü bile fanilik ve ilahî hüküm çerçevesine yerleştirir.

1️⃣2️⃣ Bu Ayetten Güneşin veya Dünyanın Yok Olacağı Tarih Hesaplanabilir mi ❓​

Hayır. Ayet belirlenmiş bir süreden söz eder ama bunun hangi tarih olduğunu söylemez. Bu nedenle gizli sayı hesapları veya harf kombinasyonlarıyla kesin kozmik son tarihi çıkarmaya çalışmak sağlam değildir.

Bilim, yıldızların fiziksel evrimini ve Güneş’in geleceğini modellerle inceleyebilir; fakat bu bilimsel hesaplar Kur’an’dan çıkarılmış kıyamet takvimi değildir.

Ayetin mesajı tarih vermek değil, yaratılmış hiçbir düzenin Allah’tan bağımsız ve sonsuz olmadığını hatırlatmaktır.

1️⃣3️⃣ “O, İşi Düzenler” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “yudebbiru’l-emr”, yani “O işi düzenler, yönetir” denilir. “Tedbîr”, bir işi sonuçlarını gözeterek düzenlemek anlamındadır.

Bu ifade Allah’ın yaratıp sonra evreni terk ettiği bir anlayıştan farklıdır. Kur’an’a göre yaratılış ve ilahî hüküm süreklilik taşıyan bir düzen içindedir.

Fakat “Allah işi düzenliyor” demek, insanın kendi sorumluluğunu bırakması anlamına gelmez. İlahî tedbir insan tedbirini iptal etmez.

1️⃣4️⃣ Allah Her Şeyi Düzenliyorsa İnsan Plan Yapmalı mı ❓​

Evet. Yûsuf kıssasında yıllarca sürecek kıtlık için ayrıntılı plan yapılması bunun açık örneklerinden biridir. Allah’ın hükmüne inanmak, insanın planlama sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

İnsan “Allah zaten her şeyi yönetiyor, benim tedbir almama gerek yok” derse tevekkülü yanlış anlamış olur. Allah’ın yarattığı dünyada sebep-sonuç ilişkileri vardır ve insan bunları kullanmakla sorumludur.

Tevekkül, tedbirden sonra Allah’a güvenmektir; tedbirsizliği kutsamak değildir.

1️⃣5️⃣ “Ayetleri Ayrıntılı Biçimde Açıklar” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “yufassilu’l-âyât”, yani “ayetleri ayrıntılı biçimde açıklar” ifadesi kullanılır. Buradaki açıklama, insanın yaratılış, tevhid, sorumluluk ve ahiret üzerine düşünmesini sağlayan delillerin ortaya konulmasıyla ilgilidir.

Kur’an gökten, güneşten, aydan ve düzenli hareketten söz ederek insanı yalnız fiziksel dünyaya hayran bırakmaz; bu düzenin anlamını düşünmeye çağırır.

Dolayısıyla ayetlerin açıklanması, insanın “Neden varım, kime karşı sorumluyum ve bu hayat nereye gidiyor?” sorularına yönelmesini sağlar.

1️⃣6️⃣ “Rabbinize Kavuşacağınıza Kesin Olarak İnanasınız” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette “bi-likâi rabbikum tûkinûn”, yani “Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız” denilir. “Likâ”, karşılaşma veya kavuşma anlamı taşır; burada ahirette Allah’ın huzuruna çıkma ve hesap anlamındadır.

Bunu fiziksel yolculuk, Allah’ın bulunduğu bir mekâna gitme veya Allah ile maddi birleşme şeklinde düşünmek doğru değildir. Allah mekânsal bir varlık değildir.

Rabbe kavuşmak, insanın ölümden sonra Allah’ın hükmü ve hesabıyla yüzleşmesi, nihai dönüşünün O’na olması anlamında anlaşılmalıdır.

1️⃣7️⃣ Evrene Bakmak Ahiret İnancıyla Nasıl İlişkilendiriliyor ❓​

Ayet çok dikkat çekici bir düşünce zinciri kurar: Göklerin yaratılışı, güneş ve ayın düzeni, ilahî tedbir ve ardından Rabbe kavuşma gelir.

Kur’an’ın mantığı şudur: İlk yaratılışı gerçekleştiren Allah için insanı yeniden diriltmek imkânsız değildir. Evrenin büyük yaratılışına bakan insan, yeniden yaratılışı mutlak imkânsız saymamalıdır.

Bu bir fizik deneyi değil, teolojik ve varoluşsal bir akıl yürütmedir. Kur’an insanı yaratılıştan dirilişe düşünmeye çağırır.

1️⃣8️⃣ Ra‘d Suresi 1 ve 2 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Ra‘d Suresi 1. ayette Rabbinden indirilen vahyin hak olduğu belirtilmişti. 2. ayette ise bu vahyin dikkat çektiği yaratılış işaretleri sıralanır: gökler, güneş, ay, düzen ve belirlenmiş süre.

Böylece vahiy ile evren birbirine karşıt iki alan olarak sunulmaz. Kitabın ayetleri insanı yaratılmış dünyanın ayetlerine bakmaya çağırır.

Bir sonraki ayet olan Ra‘d Suresi 3. ayette, yeryüzünün yayılması, dağlar, nehirler, ürünlerin çiftler hâlinde yaratılması ve gecenin gündüzü örtmesi anlatılacaktır. Bu ayet özellikle “yeryüzünü yaydı” ifadesini Dünya’nın düz olduğu şeklinde anlamamak, dağların işlevini modern jeolojiye zorla indirgememek, “çiftler” ifadesini bütün canlılarda yalnız iki biyolojik kategori bulunduğuna dair teknik bilim cümlesi hâline getirmemek ve doğadaki düzeni düşünmenin önemini gündeme getirecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Ra‘d Suresi 2. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Ra‘d Suresi 2. ayet, insanı başını kaldırıp göğe bakmaya çağırırken aslında yalnız gökyüzünden söz etmez; insanın varlık içindeki yerini sorgulatır. Gökler, güneş, ay ve bütün kozmik düzen insanın gücünün ne kadar sınırlı olduğunu hatırlatır. İnsan şehirler kurabilir, teknoloji geliştirebilir ve uzayı inceleyebilir; fakat içinde yaşadığı evrenin tamamının sahibi değildir. Ayetin temel yönü, insanı küçültmek değil, ona ölçüsünü göstermek ve kibri yerine hayreti, sorumsuzluk yerine düşünmeyi koymaktır.

Bu ayeti modern bilime karşı veya bilimin yerine kullanılacak teknik bir metne çevirmek doğru değildir. “Direksiz gökler” ifadesinden doğrudan belirli bir fizik formülü çıkarmak zorunda değiliz; aynı şekilde fiziksel mekanizmayı açıklayan bilimsel bilgi de ayetin teolojik anlamını yok etmez. İnsan gökcisimlerinin hareketlerini matematikle inceleyebilir ve aynı zamanda bu düzeni Allah’ın yaratışı olarak görebilir. Kur’an’ın yaptığı şey, bilimsel araştırmanın yöntemini öğretmek değil, araştırılan evreni anlam ve sorumluluk sorusuna bağlamaktır.

Ayetin en hassas ifadelerinden biri olan “Arş’a istivâ” da insan biçimci tasvirlerden korunmalıdır. Allah’ın bir tahtta oturan hükümdar gibi düşünülmesi, yaratıcı ile yaratılmış arasındaki temel farkı siler. Allah mekânı yaratandır; mekâna muhtaç değildir. Bu nedenle klasik tefsirlerde farklı açıklamalar bulunsa da ortak sınır önemlidir: Allah’ı cisimleştirmemek, O’nu insan biçimine sokmamak ve mahiyetini bilmediğimiz konuda kesin fiziksel tasvir üretmemek. Tenzih, ayetin anlamını boşaltmak değil, Allah’ı yaratılmış ölçülerden korumaktır.

Güneş ve ayın Allah’ın emrine boyun eğmiş olması da güçlü bir tevhid mesajıdır. İnsanlık tarihinde gökcisimleri zaman zaman kutsallaştırılmış, hatta ilah kabul edilmiştir. Kur’an ise onların büyüklüğünü inkâr etmez ama ilah olmadıklarını söyler. Onlar hareket eder, belirlenmiş süreleri vardır ve yaratılmış düzene tabidirler. Böylece ayet insana şu ölçüyü öğretir: Bir şey çok büyük, çok güçlü veya hayatımız için vazgeçilmez olabilir; yine de ilah değildir. Aynı ilke para, makam, teknoloji veya insan otoritesi için de düşünülmeye değerdir.

“O, işi düzenler” ifadesi ise kader ile sorumluluk arasındaki dengeyi korumayı gerektirir. Allah’ın evreni yönetmesi insanın plan yapmasını, araştırmasını ve tedbir almasını gereksiz kılmaz. Yûsuf’un kıtlık yılları için yaptığı plan bunun Kur’an içindeki en açık örneklerinden biridir. Mümin hem Allah’ın tedbirine inanır hem de kendisine düşen tedbiri alır. Kader sorumsuzluğun bahanesi, tevekkül de ihmalkârlığın adı değildir. İnsan doktoruna gider, binasını sağlam yapar, ekonomik tedbir alır, araştırır ve sonra sonuç üzerinde mutlak kontrol sahibi olmadığını bilir.

Ayetin sonunda bütün kozmik anlatının “Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız” sözüne bağlanması ise asıl hedefi ortaya çıkarır. Kur’an insanı gökyüzünde kaybetmez; tekrar insanın kendi sonuna döndürür. Rabbe kavuşmak, Allah’ın bulunduğu fiziksel bir yere seyahat etmek veya O’nunla maddi olarak birleşmek değildir. Bu ifade ölümden sonra Allah’ın huzurunda hesap ve dönüş gerçeğini anlatır. Göğe bakmanın nihai amacı yalnız “Evren ne kadar büyük” demek değil, “Bu büyük düzenin içinde ben nasıl yaşıyorum ve sonunda kime hesap vereceğim?” sorusuna ulaşmaktır.

Ra‘d Suresi 2. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Göğe bak ama onu yalnız teknik veri olarak görme; düşün. Bilimi öğren ama bilimi vahyin düşmanı yapma. Ayeti bilim kitabına dönüştürme ve bilimsel teoriyi ayetin kesin açıklaması diye sunma. Allah’ın Arş’a istivâsını insan gibi oturmak veya fiziksel mekâna yerleşmek olarak düşünme. Güneşi ve ayı büyük gör ama onları kutsallaştırma. Allah’ın tedbirine inanırken kendi sorumluluğunu terk etme. “Rabbe kavuşmayı” fiziksel birleşme değil, ahiret ve hesap bilinci olarak anla. Çünkü ayetin istediği yalnız göklerin nasıl durduğunu merak etmen değil, o göklerin altında nasıl bir insan olarak yaşadığını ve bir gün Rabbine döneceğini hatırlamandır.”

Bir sonraki ayet olan Ra‘d Suresi 3. ayette, insanın dikkati göklerden yeryüzüne çevrilecektir: “Yeri yayıp döşeyen, onda sağlam dağlar ve nehirler meydana getiren, her çeşit üründen orada çiftler yaratan O’dur. Geceyi gündüzün üzerine örter. Şüphesiz bunlarda düşünen bir toplum için ayetler vardır.” Bu ayeti ele alırken özellikle “yeri yaydı” ifadesini Dünya’nın düz olduğu iddiasına dönüştürmemek, dağları modern jeolojinin tek cümlelik açıklaması gibi sunmamak, “çiftler” ifadesini biyolojinin bütün çeşitliliğini tek bir kalıba sıkıştırmak için kullanmamak ve ayetin asıl yönünün insanı doğa üzerinde düşünmeye çağırmak olduğunu korumak gerekecektir.

Ve belki Ra‘d Suresi 2. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Gökyüzüne baktığımızda yalnız görüntüyü mü görüyoruz, yoksa kendi küçüklüğümüzü ve sorumluluğumuzu da fark ediyor muyuz? Bilimsel açıklamayı bulduğumuzda anlam sorusunun tamamen bittiğini mi sanıyoruz? Allah hakkında konuşurken kendi bedenimizin ve mekân deneyimimizin sınırlarını O’na mı taşıyoruz? “Kader” diyerek almamız gereken tedbirlerden kaçıyor muyuz? Ve en önemlisi, evrenin düzenini hayranlıkla seyrederken kendi hayatımızın da bir gün sona ereceğini ve Rabbin huzurunda anlam kazanacağını gerçekten hatırlıyor muyuz?

“Ra‘d 2, ‘Allah gökleri görebileceğiniz direkler olmadan yükseltti, sonra Arş’a istivâ etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi; her biri belirlenmiş bir süreye kadar akıp gider. O, işi düzenler ve Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için ayetleri açıklar’ buyurarak yaratılış düzenini ahiret bilincine bağlar. Ayet yerçekiminin teknik formülü değildir; ‘Arş’a istivâ’ da Allah’ın insan gibi bir tahtta oturması anlamına gelmez. Güneş ve ay yaratılmıştır, Allah’ın düzenine tabidir; ilah değildir. Allah’ın tedbiri insanın tedbirini iptal etmez. Ve bütün kozmik anlatının sonunda insanın önüne şu gerçek konur: Gökyüzünün büyüklüğünü görmek yeterli değildir; o göğün altında nasıl yaşadığını ve sonunda Rabbine döneceğini de düşünmek gerekir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt