Tîn Suresi 4. Ayette “Biz İnsanı Gerçekten En Güzel Biçimde Yarattık” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Ahsen-i Takvîm, İnsan Onuru, Beden, Akıl, Vicdan, İrade, Ahlaki Potansiyel, Sorumluluk Ve Yaratılış Değeri Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“İnsanın değeri yalnız nasıl göründüğünde değil, kendisine verilen aklı, vicdanı, iradeyi ve merhameti neye dönüştürdüğünde ortaya çıkar; güzel yaratılış aynı zamanda güzel yaşama sorumluluğudur.”
Ersan Karavelioğlu
“لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ — Lekad Halakne’l İnsâne Fî Ahseni Takvîm” Ne Demektir
Tîn Suresi’nin dördüncü ayetinde şöyle buyrulur:
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
Anlam olarak:
“Biz insanı gerçekten en güzel biçimde yarattık.”
(Tîn Suresi, 95/4)
İlk üç ayette:
üzerine yemin edilmişti.
Şimdi bu yeminlerin ardından surenin merkezindeki büyük hakikat açıklanır:
İnsan, ahsen-i takvîm üzere yaratılmıştır.
“Ahsen-i Takvîm” Ne Anlama Gelmektedir
Ahsen, “en güzel”, “en iyi”, “en uygun” anlamlarına gelir.
Takvîm ise:
biçim vermek,
düzene koymak,
ölçülü ve dengeli hâle getirmek
anlam alanına sahiptir.
Bu nedenle “ahsen-i takvîm” yalnız fiziksel güzellik anlamına indirgenemez.
İnsanın:
bedensel yapısı,
zihinsel kapasitesi,
ahlaki yeteneği,
iradesi
bir bütün olarak düşünülmelidir.
Ayet İnsan Bedeninin Güzelliğine de İşaret Eder mi
Evet, bu anlam mümkündür.
İnsan:
dik durabilen,
ellerini son derece hassas biçimde kullanabilen,
karmaşık hareketler yapabilen,
konuşabilen
bir bedensel yapıya sahiptir.
Göz,
el,
beyin,
sinir sistemi
arasındaki olağanüstü koordinasyon insan bedeninin dikkat çekici özelliklerindendir.
Ancak ayetin anlamı yalnız bedene indirgenmez.
Akıl Neden İnsan Yaratılışının En Önemli Boyutlarından Biridir
İnsan yalnız çevresine tepki veren bir varlık değildir.
Düşünebilir.
Karşılaştırabilir.
Plan yapabilir.
Geçmişi değerlendirebilir.
Geleceği tasarlayabilir.
Soyut kavramlar oluşturabilir.
Bu kapasite sayesinde insan:
bilim,
sanat,
hukuk,
felsefe
üretebilir.
Akıl, ahsen-i takvîmin en güçlü boyutlarından biridir.
Vicdan İnsan Değerinin Bir Parçası mıdır
Evet.
İnsan yalnız:
“Ne yapabilirim?”
diye sormaz.
Aynı zamanda:
“Ne yapmalıyım?”
sorusunu da sorabilir.
Bu ikinci soru ahlaki dünyayı açar.
İnsan:
adaleti,
zulmü,
merhameti,
ihaneti
değerlendirebilir.
Vicdan kusursuz değildir; eğitilebilir veya körelebilir.
Ama ahlaki değerlendirme yapabilme kapasitesi, insanın sorumluluk taşıyan bir varlık olduğunu gösterir.
Özgür İrade Ahsen-i Takvîm İle Nasıl İlişkilidir
İnsan tamamen sınırsız bir özgürlüğe sahip değildir.
Doğduğu yeri,
genetik özelliklerini,
hayatındaki birçok olayı
kendisi seçmez.
Fakat belirli alanlarda tercih yapabilir.
İyiliğe de yönelebilir.
Kötülüğe de.
Bu seçim kapasitesi insanı ahlaki açıdan anlamlı hâle getirir.
Çünkü seçim olmayan yerde ahlaki sorumluluk da sınırlanır.
İnsan Güzel Yaratılmışsa Neden Kötülük Yapabilir
Çünkü güzel yaratılış, insanın otomatik olarak sürekli iyi davranacağı anlamına gelmez.
İnsan:
aklını iyilik için de,
kötülük için de
kullanabilir.
İradesi vardır.
Bu nedenle ahsen-i takvîm:
tamamlanmış ahlaki mükemmellik
değil,
yüksek bir ahlaki potansiyel
olarak düşünülebilir.
İnsan kendisine verilen kapasiteyi nasıl kullandığıyla sınanır.
Potansiyel İle Gerçekleşmiş Karakter Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Bir tohumun içinde ağaç olma potansiyeli vardır.
Ama uygun şartlar ve gelişim olmadan bu potansiyel gerçekleşmeyebilir.
İnsan da:
adalet,
merhamet,
bilgelik,
cesaret
potansiyeline sahip olabilir.
Fakat bunların karaktere dönüşmesi:
eğitim,
tecrübe,
öz disiplin,
ahlaki çaba
gerektirir.
İnsan güzel yaratılmış olabilir; güzel karakteri ise inşa etmek zorundadır.
Bu Ayet İnsan Onuru Açısından Nasıl Anlaşılabilir
Ayet insanın temel değerine dikkat çeker.
İnsan:
yoksul,
zengin,
güçlü,
zayıf
olabilir.
Ama insan oluşu ona temel bir onur kazandırır.
Bu nedenle bir insanı:
aşağılamak,
araçlaştırmak,
yalnız ekonomik değeriyle ölçmek
insan onuru fikriyle çelişir.
Ahsen-i takvîm, insanı kullanılacak nesne değil, ahlaki değeri olan özne olarak görmeye kapı açar.
İnsanların Birbirinden Farklı Görünmesi “En Güzel Biçimde Yaratılma” İfadesiyle Çelişir mi
Hayır.
Ayet belirli bir:
boy,
yüz,
ten,
beden tipi
tanımlamaz.
Bu nedenle “en güzel biçim”i tek bir estetik kalıba indirgemek doğru değildir.
İnsanların fiziksel çeşitliliği yaratılışın doğal parçasıdır.
Ayetin esas vurgusu, insan türüne verilen bütünsel yapı ve kapasitedir.

İnsan Değeri Dış Görünüşle Ölçülebilir mi
Hayır.
Dış görünüş toplumsal algıda etkili olabilir.
Fakat:
dürüstlük,
merhamet,
bilgelik,
sadakat
yüz hatlarıyla ölçülemez.
Çok güzel görünen biri ahlaken kötü davranabilir.
Fiziksel açıdan sıradan görülen biri olağanüstü bir karaktere sahip olabilir.
Bu nedenle gerçek insan değeri yalnız aynada değil, davranışlarda görünür.

Öğrenme Yeteneği Neden İnsan Yaratılışında Özel Bir Yere Sahiptir
İnsan doğduğunda birçok şeyi bilmez.
Ama öğrenebilir.
Dil öğrenir.
Beceri kazanır.
Yanlışını düzeltebilir.
Yeni fikirler geliştirebilir.
Bu öğrenebilirlik insanı son derece açık bir varlık hâline getirir.
İnsan yalnız olduğu kişi değildir.
Aynı zamanda olabileceği kişidir.
Bu gelişme kapasitesi ahsen-i takvîmin güçlü boyutlarından biridir.

Sanat Ve Yaratıcılık İnsan Yaratılışının Güzelliğini Nasıl Gösterir
İnsan yalnız ihtiyacını karşılayan nesneler üretmez.
Müzik yapar.
Şiir yazar.
Resim çizer.
Hikâyeler anlatır.
Mimari eserler ortaya koyar.
Bu durum insanın dünyayı yalnız kullanmadığını, ona:
anlam,
sembol,
güzellik
de kattığını gösterir.
Yaratıcılık, insan zihninin hayal ile gerçeği birleştirebilme gücüdür.

Sosyal Bir Varlık Olmak İnsan Yaratılışının Parçası mıdır
Evet.
İnsan tek başına gelişmekte zorlanır.
Dilini başkalarından öğrenir.
Sevgiyi ilişkilerde yaşar.
Bilgiyi kuşaklardan devralır.
Toplum kurar.
İş bölümü yapar.
Bu nedenle insanın yaratılışı yalnız bireysel değildir.
İnsan ilişkisel bir varlıktır.
Bu da beraberinde başkalarına karşı sorumluluk getirir.

İnsan Doğayla Nasıl Bir İlişki Kurmalıdır
İnsanın güçlü zekâsı doğayı dönüştürmesini sağlar.
Fakat bu güç:
sınırsız tüketme hakkı
anlamına gelmez.
İnsan:
toprağı,
suyu,
hayvanları,
ekosistemleri
koruma sorumluluğu da taşır.
Akıl, yalnız kullanabilme gücü değil, sonuçları öngörme sorumluluğu da getirir.

Yüksek Potansiyel Daha Büyük Bir Düşüş İhtimalini de Beraberinde Getirir mi
Evet.
İnsan ne kadar büyük kapasiteye sahipse onu yanlış kullanma ihtimali de o kadar ciddi sonuçlar doğurabilir.
Akıl:
şifa üretmek için kullanılabilir.
Ama yıkım aracı yapmak için de kullanılabilir.
Güç:
korumak için kullanılabilir.
Ama zulmetmek için de.
Bu yüzden ahsen-i takvîm yalnız övgü değildir.
Aynı zamanda büyük sorumluluğun ilanıdır.

İlk Üç Yeminle İnsan Yaratılışı Arasında Nasıl Bir Bağ Kurulabilir
Sure önce:
zikreder.
Ardından:
“Biz insanı en güzel biçimde yarattık.”
der.
Doğa,
vahiy,
kutsal mekân
üzerinden insanın kendisine gelinir.
Adeta dış dünyadaki işaretlerin ardından şu soru sorulur:
“Peki bu işaretleri okuyabilecek insan nasıl bir varlıktır?”
Cevap:
yüksek bir yaratılış kapasitesine sahip bir varlıktır.

Bir Sonraki Ayette Ne Anlatılacaktır
Tîn Suresi’nin beşinci ayetinde şöyle buyrulacaktır:
ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ
“Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik.”
Bu ifade dördüncü ayetin hemen ardından son derece çarpıcıdır.
Bir tarafta:
vardır.
Hemen ardından:
gelecektir.
Bu karşıtlık, insanın yüksek yaratılış değeri ile düşüş ihtimali arasındaki büyük gerilimi ortaya çıkaracaktır.

Sonuç: “Biz İnsanı Gerçekten En Güzel Biçimde Yarattık” İfadesi, İnsanın Yalnız Bedensel Yapısının Değil, Akıl, Vicdan, İrade, Öğrenme, Merhamet Ve Ahlaki Yükselme Kapasitesinin Bir Bütün Olarak Büyük Bir Değer Ve Sorumluluk Taşıdığını Gösterir
Tîn Suresi’nin dördüncü ayeti:
“Biz insanı gerçekten en güzel biçimde yarattık.”
diyerek insan hakkında çok güçlü bir değer cümlesi kurar.
Fakat bu cümleyi yalnız:
“İnsan fiziksel olarak güzeldir.”
şeklinde okumak yetersiz kalır.
İnsan:
Ve en önemlisi:
kendisini değiştirebilir.
İşte insanın büyüklüğü burada ortaya çıkar.
Fakat aynı kapasite tehlike de taşır.
Akıl varsa:
hile de olabilir.
İrade varsa:
yanlış tercih de olabilir.
Güç varsa:
zulüm ihtimali de vardır.
Bu nedenle ahsen-i takvîm yalnız bir ayrıcalık değildir.
Bir emanettir.
İnsanın gerçek değeri yalnız kendisine ne verildiğinde değil, kendisine verilenlerle ne yaptığına bağlıdır.
Akıl verilmiştir.
Hakikati mi arayacak?
Yoksa kandırmak için mi kullanacak?
Güç verilmiştir.
Koruyacak mı?
Yoksa ezecek mi?
Dil verilmiştir.
İyilik mi söyleyecek?
Yoksa yaralayacak mı?
İşte Tîn Suresi’nin sonraki ayeti tam bu noktada büyük bir sarsıntı oluşturacaktır:
“Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik.”
Böylece insanın yaratılıştaki yüksekliği ile yaşayıştaki düşüşü arasındaki uçurum konuşulacaktır.
“İnsan en güzel biçimde yaratılmış olabilir; fakat bu güzellik hazır bir ahlaki zafer değildir. Asıl sınav, kendisine verilen aklı hakikate, gücü adalete, dili iyiliğe ve özgürlüğü sorumluluğa dönüştürebilip dönüştüremeyeceğidir.”
Ersan Karavelioğlu