Ra‘d Suresi 5. Ayette “Biz Toprak Olduktan Sonra Gerçekten Yeniden mi Yaratılacağız?” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Ra‘d Suresi 4. ayette birbirine komşu toprakların, aynı suyla sulanan farklı bitkilerin ve ortaya çıkan çeşit çeşit ürünlerin aklını kullanan insanlar için ayetler olduğu belirtilmişti. 5. ayette bakış doğadan doğrudan insanın kendi geleceğine çevrilir: ‘Eğer şaşacaksan, asıl şaşılacak olan onların, “Biz toprak olduğumuz zaman gerçekten yeniden mi yaratılacağız?” demeleridir.’ Kur’an’ın burada eleştirdiği şey ölümden sonra bedenin toprağa dönüşeceğini kabul etmek değil, ilk yaratılışı Allah’a nispet ederken yeniden yaratılışı mutlak biçimde imkânsız görmek şeklindeki tutarsızlıktır. Ayetin devamındaki ‘boyunlarındaki halkalar’ ve ‘ateş halkı’ ifadeleri ise son derece ağır ahiret uyarılarıdır; bunları bağlamından koparıp her günah işleyen veya her soruyu soran kişiye uygulamak doğru değildir. Samimi biçimde ‘Diriliş nasıl olacak?’ diye sormak ile Allah’ın kudretini reddederek dirilişi kesin biçimde inkâr etmek aynı şey değildir.”
Ersan Karavelioğlu
Ra‘d Suresi 5. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin genel anlamı şöyledir: “Eğer şaşacaksan, asıl şaşılacak olan onların, ‘Biz toprak olduğumuz zaman gerçekten yeniden mi yaratılacağız?’ demeleridir. İşte onlar Rablerini inkâr edenlerdir. İşte onların boyunlarında halkalar vardır. Onlar ateş ehlidir; orada sürekli kalacaklardır.” Ayetin Arapçası ise “Ve in ta‘ceb fe-acabun kavluhum e-izâ kunnâ turâben e-innâ lefî halkın cedîd. Ulâikellezîne keferû bi-rabbihim ve ulâike’l-aglâlu fî a‘nâkihim ve ulâike ashâbu’n-nâr, hum fîhâ hâlidûn.” şeklindedir.Burada Kur’an, önceki ayetlerde anlatılan gökler, yeryüzü, bitkiler ve yaratılış düzeninden yeniden diriliş meselesine geçmektedir. Mantık şudur: Yaratmanın ilk örneğini kabul eden insan, neden ikinci yaratılışı mutlak biçimde imkânsız saysın?
Dolayısıyla ayetin merkezindeki soru yalnız ölüm sonrası hayat değildir; Allah’ın kudretini nasıl düşündüğümüz sorusudur.
“Eğer Şaşacaksan, Asıl Şaşılacak Olan…” Ne Anlama Gelir
Ayette “ve in ta‘ceb fe-acabun kavluhum”, yani yaklaşık olarak “Eğer şaşacaksan, onların sözü gerçekten şaşılacak şeydir” denilir. Buradaki şaşkınlık, insanların soru sormasına değil, Kur’an’ın kendi mantığı açısından ortaya çıkan çelişkiye yöneliktir.Bir insan Allah’ın yaratıcı olduğunu kabul edip bütün evreni O’nun yarattığını söylüyor, fakat aynı Allah’ın ölmüş insanı yeniden yaratmasını imkânsız ilan ediyorsa Kur’an bu tutumu tutarsız bulur.
İlk yaratılışı mümkün gören için yeniden yaratılışı sırf “beden toprağa dönüştü” gerekçesiyle imkânsız görmek güçlü bir itiraz sayılmaz.
“Biz Toprak Olduktan Sonra…” İfadesi Neden Kullanılıyor
İnsan bedeni ölümden sonra çözünür ve zamanla toprağın maddî döngüsüne karışır. Ayetteki itiraz tam da insanların gözlemlediği bu gerçek üzerinden kurulmaktadır: “Bedenimiz dağılıp toprak olduğunda tekrar nasıl var olacağız?”Bu, insan açısından anlaşılabilir bir merak sorusudur. Kur’an da bedenin ölümünü ve çözülmesini inkâr etmez.
Fakat insanın gözlemlediği çözülme, Kur’an açısından Allah’ın yeniden yaratma kudretinin sona erdiği anlamına gelmez. Ölüm insanın gücünün sınırıdır; Allah’ın kudretinin sınırı değildir.
Samimi Biçimde “Diriliş Nasıl Olacak?” Diye Sormak Küfür müdür
Hayır. Ayetin eleştirdiği tavrı samimi soruyla karıştırmamak gerekir. Bir insan “Ölümden sonra beden nasıl yeniden yaratılacak, kimlik nasıl korunacak?” diye anlayabilmek amacıyla soru sorabilir.Soru sormak, otomatik olarak inkâr etmek değildir. Kur’an’ın kendisi birçok yerde insanı düşünmeye ve yaratılış üzerinde akletmeye çağırır.
Buradaki ağır eleştiri, soruyu anlamak için sormaktan ziyade dirilişi küçümseyerek veya Allah’ın kudretini reddederek kesin biçimde imkânsız sayan tavra yöneliktir.
Yeniden Diriliş “Aynı Bedendeki Bütün Atomların Toplanması” mıdır
Kur’an yeniden dirilişin gerçek olduğunu bildirir; fakat bunun modern fizik veya biyoloji açısından bütün teknik mekanizmasını ayrıntılı biçimde açıklamaz. Bu nedenle “Dirilişte şu atom kesin şuraya dönecek, bütün süreç tam olarak şöyle işleyecek” gibi ayrıntıları vahiy adına kesinleştiremeyiz.İnsan bedeni hayat boyunca zaten sürekli maddî değişim geçirir. Hücreler yenilenir, maddeler alınır ve atılır; buna rağmen kişisel kimliğimizin devam ettiğini kabul ederiz.
Ahiret dirilişini yalnız aynı fiziksel parçacıkların mekanik biçimde yeniden birleştirilmesi problemine indirgemek zorunda değiliz. Kur’an’ın vurgusu, Allah’ın insanı yeniden yaratmaya kudretinin yetmesidir.
İlk Yaratılış ile İkinci Yaratılış Arasında Nasıl Bir Bağ Kuruluyor
Kur’an’ın çeşitli yerlerinde kullanılan temel akıl yürütme şudur: İlk defa yaratmaya gücü yeten Allah, yeniden yaratmaya da kadirdir. İnsan kendi varlığının başlangıcını gerçekleştirmiş değildir; varlığı ona verilmiştir.Ra‘d sûresinin önceki ayetlerinde gökler, yeryüzü, nehirler, bitkiler ve farklı yaratılış biçimleri anlatılmıştı. Ardından diriliş sorusunun gelmesi tesadüf değildir.
Okuyucudan şu bağlantıyı kurması istenir: Bu kadar geniş yaratılış düzenini var eden Allah için insanın yeniden yaratılması neden mutlak imkânsız olsun?
Yeniden Diriliş Bilimsel Olarak Kanıtlanabilir mi
Ahiret dirilişi, gelecekte gerçekleşeceği bildirilen metafizik ve vahiy temelli bir iman konusudur. Bilim bugün gözlemlenebilir ve test edilebilir fiziksel süreçleri inceler; kıyametten sonraki dirilişi laboratuvar deneyiyle doğrulamak bilimin mevcut çalışma alanında değildir.Bu nedenle ayeti “Modern bilim ahireti kesin kanıtladı” şeklinde sunmak sağlam olmaz. Aynı şekilde bilimsel yöntemin ahireti deneysel olarak inceleyememesi de “Bilim ahiretin olmadığını kanıtladı” anlamına gelmez.
Burada vahiy ile bilim farklı sorularla ilgilenmektedir. Bilimin sınırını dine, dinin alanını da laboratuvar yöntemine zorla dönüştürmemek gerekir.
“Yeni Bir Yaratılış” Ne Anlama Gelir
Ayette “halkın cedîd”, yani “yeni bir yaratılış” ifadesi kullanılır. İtiraz edenler, bedenin toprağa dönmesinden sonra yeniden canlı ve bilinçli bir varlık hâline getirilmeyi uzak görmektedirler.Kur’an ise dirilişi ilk hayatın basit biyolojik devamı olarak değil, Allah’ın yeniden yaratması olarak anlatır. Bu, ahiret hayatının dünya hayatının bütün fiziksel şartlarına birebir indirgenemeyeceğini de düşündürür.
Dolayısıyla ahireti “Şimdiki dünya aynen yeniden açılacak” şeklinde aşırı basitleştirmek doğru değildir. Kur’an süreklilikten söz eder ama aynı zamanda yeni bir yaratılış vurgusu yapar.
“İşte Onlar Rablerini İnkâr Edenlerdir” Neden Bu Kadar Ağır Bir İfade
Çünkü bağlamda yalnız “Nasıl olacak?” diye samimi biçimde soru soran insanlar anlatılmamaktadır. Ayetin söz konusu ettiği tavır, yeniden dirilişi reddeden ve böylece Allah’ın kudreti ile ahiret hesabını inkâr eden bir tutumdur.“Keferû bi-rabbihim” ifadesi Rablerini inkâr ettiler anlamındadır. Bu sebeple ayetin hükmünü herhangi bir şüphe yaşayan, anlamaya çalışan veya geçici olarak zihinsel sorun yaşayan herkese otomatik biçimde uygulamak doğru değildir.
Kur’an’daki ağır inanç hükümleri bağlamından koparılmamalıdır.
Ahireti İnkâr Etmek Neden Tevhid Meselesiyle Bağlantılıdır
Çünkü Kur’an’ın Allah anlayışında Allah yalnız evreni başlangıçta yaratan değil, insanı diriltecek, hesaba çekecek ve nihai hükmü verecek Rabdir. Allah’ın yaratıcı olduğunu kabul edip ahirette hiçbir hüküm ve diriliş olmayacağını kesin biçimde reddetmek, Kur’an’ın rubûbiyet anlayışının önemli bir bölümünü reddetmek olur.Bu nedenle ahiret inancı İslam’da ikincil bir ayrıntı değildir. İnsan hayatının ahlaki sorumluluğu ve nihai hesabı bu inançla yakından ilişkilidir.
Fakat ahiret inancı da insanları sürekli tehdit etmek için değil, hayata sorumluluk kazandırmak için anlaşılmalıdır.

“Boyunlarında Halkalar Vardır” Ne Anlama Gelir
Ayette “el-aglâlu fî a‘nâkihim”, yani “boyunlarında halkalar/zincirler vardır” denilir. “Ağlâl”, boyna bağlanan zincir veya halkalar anlamına gelir ve Kur’an’ın ahiret azabı tasvirlerinde kullanılan ağır ifadelerden biridir.Tefsirlerde bunun ahiretteki gerçek bir azap biçimi olarak anlaşılması yaygındır. Bazı yorumlarda ise inkârın insanı bağlayan ve özgür düşünmesini engelleyen yönüyle ilişki kurulmuştur.
Fakat mecaz ihtimalinden hareketle ahiret azabı tasvirini bütünüyle sembolik ilan etmek de, tasvirin ayrıntılarını Kur’an’ın vermediği fiziksel ayrıntılarla doldurmak da doğru değildir. Metnin bildirdiği kadarında durmak daha güvenlidir.

Boyundaki Zincirler “İnsan Düşünemez Hâle Gelmiştir” Anlamına mı Gelir
Ayetin asli bağlamı ahiret sonucudur. Bununla birlikte zincir imgesi insanın kendi inkârına, kibrine veya alışkanlıklarına bağlanması üzerine ahlaki bir tefekküre de kapı açabilir.İnsan bazen bir fikre öylesine bağlanabilir ki karşı delili dinlemez, kendi grubunun dışındaki her şeyi reddeder ve düşünme özgürlüğünü kendi eliyle daraltır. Ancak bunu ayetin kesin tek anlamı şeklinde sunmamalıyız.
Daha sağlıklı ifade şudur: Ayet ahiret cezasından söz eder; zincir imgesi aynı zamanda insanın yanlış bağlılıkları üzerine düşündürücü bir çağrışım da taşıyabilir.

“Onlar Ateş Ehlidir” İfadesi Her Günah İşleyene Uygulanabilir mi
Hayır. Ayetin bağlamındaki insanlar Rablerini ve yeniden dirilişi inkâr eden belirli bir tutumla ilişkilendirilmektedir. Buradan hareketle her günah işleyen mümine “Sen cehennemliksin” denilemez.İnsan günah işleyebilir, tövbe edebilir, Allah tarafından bağışlanabilir veya hakkında bizim bilmediğimiz başka şartlar bulunabilir. Nihai hüküm Allah’a aittir.
Kur’an’ın cehennem uyarılarını insanları rastgele damgalamak için kullanmak, Allah’ın hüküm yetkisini kendimize almak olur.

“Orada Sürekli Kalacaklardır” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette “hum fîhâ hâlidûn”, yani “orada kalıcıdırlar/sürekli kalacaklardır” denilir. Klasik İslam inancında bilinçli ve iman etmeden ölen inkârcılar için cehennemin kalıcılığı bu ve benzeri ayetlerle ilişkilendirilmiştir.Ancak ayeti her günahkâr Müslüman için ebedî cehennem hükmüne çevirmek doğru değildir. Kur’an’ın günahkâr müminler, tövbe, bağışlanma ve Allah’ın rahmeti hakkındaki diğer açıklamaları da birlikte değerlendirilmelidir.
Aynı şekilde yaşayan belirli bir insan için “Sen kesin sonsuza kadar cehennemdesin” hükmünü vermek bizim yetkimiz değildir. İnsan ölünceye kadar değişebilir, tövbe edebilir ve Allah kişinin bütün iç dünyasını bilir.

Ahiret Azabı Allah’ın Keyfî İntikamı mıdır
Kur’an ilahî cezayı adalet, sorumluluk ve insanın tercihleri çerçevesinde anlatır. Allah’ın azabını insanın kontrolsüz öfkesine benzetmek doğru değildir.İnsanların eylemleri, inançları ve zulümleri sonuçsuz bırakılmaz; fakat Allah’ın hükmü bizim eksik bilgiyle verdiğimiz duygusal hükümler gibi değildir. Allah bütün şartları, niyetleri ve imkânları bilir.
Bu nedenle ilahî adalet hakkında konuşurken hem adaleti hem rahmeti, hem sorumluluğu hem de Allah’ın eksiksiz bilgisini birlikte düşünmek gerekir.

Ölümden Sonra Diriliş İnancı Bugünkü Hayatı Nasıl Etkilemelidir
Ahiret inancı dünyayı değersizleştirmek için değil, dünyadaki davranışlara ağırlık kazandırmak için önemlidir. Eğer insan yaptıklarının hiçbir nihai karşılığı olmadığını düşünürse bazı haksızlıkları daha kolay önemsizleştirebilir.Ahiret bilinci, insanın güç elindeyken bile “Bunun hesabı var” diyebilmesini sağlar. Gizlice yapılan haksızlığın da, kimsenin görmediği iyiliğin de Allah katında kaybolmadığına dair bir sorumluluk çerçevesi oluşturur.
Fakat bu bilinç dünya adaletinden vazgeçmek anlamına gelmez. “Ahirette hesabı görülür” diyerek dünyadaki zulme sessiz kalmak doğru değildir.

Dirilişe İnanmak Dünyadaki Ölüm Gerçeğini Küçümsemek midir
Hayır. Ölüm gerçek bir ayrılıktır ve yas gerçek bir insanî tecrübedir. “Nasıl olsa ahiret var, ağlamana gerek yok” demek acı yaşayan kişinin duygusunu küçümseyebilir.Ahiret ümidi, acıyı yokmuş gibi davranmak için değil, ölümün mutlak yok oluş olmadığına dair umut taşımak içindir. Hz. Ya‘kūb’un Yûsuf ayrılığında derin biçimde üzülmesi, imanın hüznü ortadan kaldırmadığının Kur’an’daki güçlü örneklerinden biridir.
İman yas tutmayı yasaklamaz; yasa anlam ve umut ekleyebilir.

Ra‘d Suresi 4 ve 5 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Ra‘d Suresi 4. ayette toprağın, suyun ve ürünlerin çeşitliliği anlatılarak “Bunda aklını kullanan bir toplum için ayetler vardır” denilmişti. 5. ayette ise hemen ardından insanın kendi bedeninin toprağa dönüşmesinden sonra yeniden yaratılması gündeme getirilir.Bu geçiş son derece anlamlıdır: Topraktan sürekli yeni hayat biçimlerinin çıkışını gören insan, kendi yeniden yaratılışını neden mutlak imkânsız saysın? Kur’an burada doğayı ahiret düşüncesine açılan bir tefekkür alanı hâline getirir.
Bir sonraki ayet olan Ra‘d Suresi 6. ayette, insanların iyilikten önce kötülüğü ve azabı aceleyle istemelerinden söz edilecek; önceki toplumların ibretlik sonuçları hatırlatılacak ve Allah’ın insanlara zulümlerine rağmen bağışlama sahibi olduğu, aynı zamanda azabının da şiddetli olduğu bildirilecektir. Bu ayet özellikle “Madem azap var, gelsin görelim” şeklindeki meydan okumalar, ilahî mühletin onay anlamına gelmemesi, Allah’ın mağfireti ile adaletinin birlikte düşünülmesi ve günümüzde başa gelen afetleri vahiy olmadan kesin azap ilan etmemenin gereği açısından dikkatle ele alınmalıdır.

Sonuç: Ra‘d Suresi 5. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Ra‘d Suresi 5. ayet insanın en temel varoluş sorularından birini önümüze getirir: Öldükten ve bedenimiz dağıldıktan sonra yeniden var olmak mümkün müdür? Kur’an bu sorudan kaçmaz; tam tersine itirazı açık biçimde aktarır. Fakat itirazın karşısına ilk yaratılışı ve önceki ayetlerde gösterilen geniş yaratılış düzenini koyar. İnsan kendi varlığını ilk defa meydana getirmemiştir; gökleri, yeryüzünü ve hayatın düzenini de o kurmamıştır. Kur’an’ın mantığına göre ilk yaratılışa kadir olan Allah’ın yeniden yaratmaya kadir olmadığını söylemek tutarlı değildir.Bununla birlikte ayet, samimi soruyu yasaklayan bir metin olarak okunmamalıdır. “Diriliş nasıl gerçekleşecek?”, “Kişisel kimlik nasıl devam edecek?” veya “Toprağa karışmış beden nasıl yeniden yaratılacak?” gibi sorular düşünmenin doğal parçalarıdır. Ağır eleştiri, merak eden kişiye değil, Allah’ın kudretini küçümseyerek yeniden yaratılışı kesin biçimde imkânsız gören inkâra yöneliktir. Soru sormak ile reddetmek, anlamaya çalışmak ile alay etmek aynı şey değildir. Dinî tartışmada bu ayrımı kaybetmek, insanları gereksiz biçimde ağır etiketlere mahkûm edebilir.
Ayetin “boyunlarındaki halkalar” ve “ateş ehli” ifadeleri ise ahiret sorumluluğunun ciddiyetini gösterir. Ancak bu ağır ifadeler, Müslümanın önüne gelen herkese “Sen cehennemliksin” deme yetkisi vermez. Ayetin bağlamında Rablerini ve yeniden dirilişi reddeden belirli bir inkâr tavrı vardır. Günah işleyen, zihinsel şüphe yaşayan, dinî bilgiye ulaşamamış veya hayatının henüz sonuna gelmemiş bir insan hakkında nihai hüküm vermek başka bir şeydir. Allah’ın hükmünü bildiren ayetleri, kendi kişisel öfkemizin mahkeme kararlarına dönüştürmemeliyiz.
Diriliş inancı aynı zamanda bugünkü hayatı küçültmek yerine daha ciddi hâle getirir. Eğer ölüm her şeyin mutlak sonu değilse, insanın adalet, merhamet ve sorumluluk seçimleri daha geniş bir anlam taşır. Gizli yapılan iyilik kaybolmaz; dünyada cezasız kalan zulüm de nihai adaletin dışına çıkmaz. Fakat bu, dünyada adalet aramayı bırakmak anlamına gelmez. Mağdura “Sabret, ahirette hakkını alırsın” diyerek hukuk arayışını engellemek, ahiret inancını yanlış kullanmak olur. Ahiret adaleti, dünya adaletinin bahanesi değil; onun ahlaki temelini güçlendiren bir inançtır.
Bu ayet ölüm karşısındaki insanî duyguları da küçümsememelidir. Dirilişe inanmak, ölümün acı vermemesi gerektiği anlamına gelmez. İnsan sevdiğini kaybettiğinde üzülür, yas tutar ve eksikliğini hisseder. Ahiret ümidi bu acıyı inkâr etmek için değil, ayrılığın mutlak yok oluş olmadığına dair bir umut taşıyabilmek için vardır. Kur’an’ın iman anlayışı insanı duygusuzlaştırmaz; onun acısını daha geniş bir anlam çerçevesine yerleştirir.
Ra‘d Suresi 5. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Bedenin toprağa dönüşmesini Allah’ın yeniden yaratma kudretinin sınırı sanma. İlk yaratılış ile yeniden yaratılış arasındaki bağı düşün. Dirilişi modern bilimden zorla kanıtlamaya çalışma ve bilimsel yöntemin ahireti laboratuvarda göstermemesini de inkâr kanıtı sayma. Samimi soruyu küfürle, zihinsel güçlüğü bilinçli inkârla karıştırma. Cehennem ve ebediyet ifadelerini her günah işleyen insana gelişigüzel uygulama. Ahiret inancını dünya adaletinden kaçış veya yas tutan insana karşı duyarsızlık bahanesi yapma. Çünkü ayetin asıl çağrısı insanı korku içinde susturmak değil, ilk defa var edilmiş olmanın ne anlama geldiğini düşünüp yeniden yaratılışın Allah için neden imkânsız olmadığını kavramaya çağırmaktır.”
Bir sonraki ayet olan Ra‘d Suresi 6. ayette, insanın ilahî uyarıyı ciddiye almak yerine bazen meydan okuyarak azabın hemen gelmesini istemesi ele alınacaktır: “Senden iyilikten önce kötülüğün çabuk gelmesini istiyorlar. Oysa onlardan önce ibret alınacak nice cezalar gelip geçmiştir. Şüphesiz Rabbin insanların zulmüne rağmen bağışlama sahibidir; bununla beraber Rabbinin azabı da gerçekten şiddetlidir.” Bu ayet ele alınırken Allah’ın bağışlaması ile adaletinin birbirinin zıddı olmadığı, mühlet verilmesinin yapılan kötülüğün onaylandığı anlamına gelmediği, ‘Azap gelsin de görelim’ meydan okumasının iman cesareti olmadığı ve modern afetlere vahiy olmadan kesin ‘Allah’ın azabı’ etiketi yapıştırılmaması gerektiği özellikle korunmalıdır.
Ve belki Ra‘d Suresi 5. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Bir şeyi nasıl gerçekleşeceğini anlayamadığımız için hemen imkânsız mı ilan ediyoruz? Samimi soru soran insanı hemen inkârcı diye mi etiketliyoruz? Ahiret inancını insanları korkutup kontrol etmek için mi kullanıyoruz, yoksa kendi davranışlarımızın hesabını düşünmek için mi? Dünyada adaletsizliğe uğrayanlara “Ahirette çözülür” deyip sorumluluktan mı kaçıyoruz? Ve en önemlisi, ilk defa var oluşumuzun kendisi üzerinde yeterince düşünmeden ikinci yaratılışı neden imkânsız gördüğümüzü gerçekten sorguluyor muyuz?
“Ra‘d 5, ‘Biz toprak olduğumuz zaman gerçekten yeniden mi yaratılacağız?’ itirazını aktarır ve ilk yaratılışı gerçekleştiren Allah’ın yeniden yaratmaya da kadir olduğunu hatırlatır. Ayetin eleştirisi samimi biçimde soru soran insana değil, Allah’ın kudretini reddederek dirilişi kesin biçimde imkânsız sayan tavra yöneliktir. ‘Boyunlardaki halkalar’, ‘ateş ehli’ ve ‘orada kalıcıdırlar’ ifadeleri ağır ahiret uyarılarıdır; bunları her günah işleyen veya zihninde soru bulunan kişiye gelişigüzel uygulamak doğru değildir. Ayetin büyük dersi şudur: Ölüm bedenin sonu olabilir; fakat Allah’ın yaratma kudretinin sonu değildir. İlk yaratılışı düşünmek, yeniden yaratılışı anlamanın kapılarından biridir.”
Ersan Karavelioğlu