📖 Ra‘d Suresi 39. Ayette “Allah Dilediğini Siler, Dilediğini Sabit Bırakır; Ümmü’l-Kitâb O’nun Katındadır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 Ra‘d Suresi 39. Ayette “Allah Dilediğini Siler, Dilediğini Sabit Bırakır; Ümmü’l-Kitâb O’nun Katındadır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,410
2,736,287
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Ra‘d Suresi 39. Ayette “Allah Dilediğini Siler, Dilediğini Sabit Bırakır; Ümmü’l-Kitâb O’nun Katındadır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Ra‘d Suresi 38. ayet ‘Her ecel için bir kitap vardır’ ifadesiyle sona ermişti. 39. ayet bu ‘kitap’ ve ilahî takdir meselesini daha da derinleştirir: ‘Allah dilediğini siler, dilediğini sabit bırakır; Ümmü’l-Kitâb O’nun katındadır.’ Bu ayet, kader konusunda en çok tartışılan ifadelerden biridir. Tefsirlerde burada silinen ve sabit bırakılan şeyin ne olduğu konusunda hükümlerin neshi, bazı takdirlerin değiştirilmesi, meleklerin kayıtları veya başka ilahî tasarruflar gibi farklı açıklamalar bulunmaktadır. Fakat ayetin, Allah’ın önce bilmediği bir şeyi sonradan öğrenip kararını değiştirdiği anlamına gelmediği özellikle korunmalıdır. Allah’ın bilgisi eksik, gelişen veya yeni bilgilerle tamamlanan insan bilgisine benzemez. Aynı şekilde ayet, insanlara kader defterini çözme, geleceği hesaplama veya dua yoluyla Allah’ın ezelî bilgisini değiştirme tekniği de öğretmez. Değişen yaratılmış âlem ve ilahî tasarruflardır; Allah’ın mutlak bilgisi cehaletten bilgiye geçen bir süreç değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Ra‘d Suresi 39. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin genel anlamı şöyledir: “Allah dilediğini siler, dilediğini sabit bırakır. Ümmü’l-Kitâb O’nun katındadır.” Ayetin Arapçası ise “Yemhullâhu mâ yeşâu ve yusbit, ve indehû ummu’l-kitâb.” şeklindedir.

Ra‘d Suresi 38. ayette “Her ecel için bir kitap vardır” denilmişti. Hemen ardından gelen bu ayet, Allah’ın yaratılış ve vahiy düzeninde silme, bırakma, değiştirme ve sabitleme üzerinde mutlak tasarruf sahibi olduğunu bildirir.

Fakat ayetin sonunda çok önemli bir denge kurulmaktadır: “Ümmü’l-Kitâb O’nun katındadır.” Yani bütün değişken süreçlerin üzerinde Allah’ın kuşatıcı bilgisi ve temel ilahî kayıt vardır.

2️⃣ “Allah Dilediğini Siler” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “yemhû” fiili silmek, gidermek veya ortadan kaldırmak anlamına gelir. Burada neyin silindiği açık biçimde tek bir şeyle sınırlandırılmadığı için tefsirlerde farklı açıklamalar ortaya çıkmıştır.

Bazı müfessirler bunu vahiy hükümlerinin bir kısmının başka hükümlerle kaldırılması, bazıları insanların veya meleklerin kayıtlarındaki değişiklikler, bazıları ise belirli ilahî takdirlerin gerçekleşme biçimleri üzerinden açıklamıştır.

Bu nedenle “Ra‘d 39 kesinlikle yalnız şunu anlatmaktadır” şeklinde tek bir yorumu ayetin bütün anlamıymış gibi sunmak ihtiyatlı değildir.

3️⃣ “Dilediğini Sabit Bırakır” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette silmenin yanında “yusbit”, yani “sabit bırakır, yerleştirir, devam ettirir” ifadesi vardır. Allah bazı şeylerin değişmesine izin verirken bazılarını da belirli bir süre veya nihai biçimde sürdürür.

Bu karşıtlık bize yaratılmış dünyanın tamamen donmuş ve hareketsiz bir düzen olmadığını hatırlatır. İnsan hayatında durumlar değişir, hükümler farklı dönemlerde farklı biçimlerde uygulanabilir ve olayların gelişimi Allah’ın iradesi altında devam eder.

Fakat değişim rastgelelik anlamına gelmez. Değişenin de kalanın da Allah’ın bilgisi dışında olmadığı ayetin son kısmıyla özellikle vurgulanır.

4️⃣ “Ümmü’l-Kitâb” Ne Anlama Gelir ❓​

“Ümmü’l-Kitâb” kelime olarak “kitabın anası, temel kitap, ana kayıt veya asıl kaynak” anlam alanına sahiptir. “Ümm” kelimesinin burada temel, kaynak ve asıl anlamı öne çıkar.

Tefsir geleneğinde Ümmü’l-Kitâb çoğu zaman Allah katındaki temel ilahî kayıt ile ilişkilendirilmiş, bazı açıklamalarda Levh-i Mahfûz kavramıyla bağlantı kurulmuştur.

Ancak ayetin kendisi bize bunun fiziksel şekli, maddesi veya nasıl bir “kitap” olduğu hakkında teknik ayrıntı vermez. “Kitap” ifadesini mutlaka bizim bildiğimiz kâğıt ve cilt biçiminde düşünmek gerekmez.

5️⃣ Ümmü’l-Kitâb Levh-i Mahfûz mudur ❓​

Tefsirlerde Ümmü’l-Kitâb ile Levh-i Mahfûz arasında güçlü bir ilişki kurulduğu görülür. Birçok müfessir bunu Allah’ın katındaki temel ve değişmez kayıt şeklinde açıklamıştır.

Ancak Kur’an’daki her “kitap” ifadesini aynı teknik kavrama indirgemek doğru olmaz. Bağlam önemlidir ve Kur’an farklı yerlerde “kitap” kelimesini farklı anlamlarda kullanabilir.

Bu nedenle “Ümmü’l-Kitâb kesin olarak şu fiziksel yapıdadır” gibi ayrıntılar üretmek yerine, ayetin kesin mesajını korumak daha güvenlidir: Nihai bilgi ve asıl kayıt Allah’ın katındadır.

6️⃣ Bu Ayet Allah’ın Fikrini Değiştirdiği Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. İnsan fikrini genellikle yeni bir şey öğrendiğinde, önceki bilgisinin eksik olduğunu fark ettiğinde veya şartlar beklemediği biçimde geliştiğinde değiştirir.

Allah hakkında böyle bir bilgisizlik düşünülemez. Kur’an Allah’ı gaybı ve görüneni bilen, hiçbir şey bilgisinin dışında kalmayan olarak tanımlar.

Dolayısıyla ayetteki silme ve sabitleme, Allah’ın “Bunu önceden bilmiyordum, şimdi öğrendim ve planımı değiştirdim” demesi değildir. İlahî tasarruftaki değişiklik ile ilahî bilgide cehaletten bilgiye geçiş birbirinden ayrılmalıdır.

7️⃣ Allah’ın Bilgisi Değişmezse Silinen ve Değişen Nedir ❓​

Buradaki temel ayrım Allah’ın ezelî ve kuşatıcı bilgisi ile yaratılmış âlemde gerçekleşen süreçler arasındadır. Değişen olaylar, durumlar ve bazı kayıtlar olabilir; fakat bunların değişeceğini Allah sonradan öğrenmez.

Basit bir benzetmeyle, bizim açımızdan yarın gerçekleşecek bir olay henüz gerçekleşmemiştir; fakat bu, Allah’ın onu bilmediği anlamına gelmez. Elbette ilahî bilgiyi insan bilgisına bütünüyle benzetemeyiz.

Bu nedenle değişim bizim zaman içindeki dünyamızdadır; Allah’ın bilgisi zamana mahkûm bir öğrenme süreci değildir.

8️⃣ Bu Ayet Nesih Konusuyla İlgili midir ❓​

Bazı müfessirler Ra‘d 39’daki “siler ve sabit bırakır” ifadesini vahiy hükümlerinin bazılarının kaldırılması veya korunması, yani nesih meselesiyle ilişkilendirmiştir.

Bu yorum mümkündür ve klasik tefsirde önemli bir yere sahiptir. Ancak ayetin ifade alanı oldukça geniş olduğu için onu yalnız nesih ayeti şeklinde sınırlandırmak zorunlu değildir.

Daha dengeli yaklaşım, nesih açıklamasının tefsirlerdeki önemli yorumlardan biri olduğunu fakat ayetin ilahî tasarruf ve kayıt konusunu daha geniş biçimde de düşündürdüğünü kabul etmektir.

9️⃣ Nesih Allah’ın Önce Yanlış Bir Hüküm Verdiği Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır. Nesih kabul edilen durumlarda mesele Allah’ın önce yanlış yaptığını fark edip düzeltmesi değildir. Farklı dönem ve şartlara yönelik hükümlerin belirli bir ilahî hikmet içinde değiştirilmesi söz konusudur.

Bir hükmün belirli bir dönemde geçerli olup daha sonra başka bir hükümle değiştirilmesi, ilk hükmün hata olduğu anlamına gelmez. İnsan eğitiminde bile yaşa ve şartlara göre farklı sorumlulukların bulunması bunun anlaşılmasına yardımcı olabilir.

Ancak hangi ayetlerde nesih bulunduğu konusunda âlimler arasında ayrıntılı tartışmalar vardır. Her farklı hükmü kolayca “neshedildi” diye açıklamak da doğru değildir.

🔟 Dua Kaderi Değiştirir mi ❓​

Bu soru İslam düşüncesinde uzun zamandır tartışılmıştır. Dua, Kur’an ve sünnetin teşvik ettiği gerçek bir kulluk ve sebep biçimidir. İnsan Allah’tan yardım, şifa, afiyet ve hayır isteyebilir.

Bazı âlimler kader konusunda şarta bağlı takdirler ile Allah’ın nihai ve ezelî bilgisi arasında açıklayıcı ayrımlar yapmış ve duanın bazı sonuçların gerçekleşmesinde sebep olabileceğini belirtmiştir. Ancak bu, duanın Allah’ın bilmediği bir geleceği değiştirip O’na yeni bilgi vermesi demek değildir.

Allah, insanın dua edeceğini de, o dua sebebiyle hangi sonucun meydana geleceğini de bilir. Dolayısıyla dua kaderin dışında değil, kader düzenindeki sebeplerden biri olarak düşünülebilir.

1️⃣1️⃣ Dua Edince Allah’ın Yazdığı Şey Siliniyor mu ❓​

Bu konuda kesin ve basit bir mekanizma kurmak doğru değildir. “Şu kadar dua edersen kader defterindeki şu satır kesin silinir” şeklinde bir sistem Kur’an’da öğretilmez.

Duanın insan hayatında gerçek bir yeri vardır ve Allah dilerse dua sebebiyle bir sıkıntıyı giderebilir, bir nimeti verebilir veya başka bir hayrı yaratabilir. Fakat bunun nasıl ilahî kayıtlarla ilişkili olduğunu bütün ayrıntılarıyla bildiğimizi iddia edemeyiz.

Önemli nokta şudur: Dua Allah’ı haberdar etmek değil, bilen Allah’a yönelmektir. İnsan dua eder çünkü muhtaçtır; Allah ise onun ihtiyacını dua etmeden önce de bilir.

1️⃣2️⃣ Dua Etmek Allah’ın Takdirine Karşı Çıkmak mıdır ❓​

Hayır. İnsan hasta olduğunda doktora gitmesi nasıl kaderin dışına çıkmak değilse, dua etmesi de kaderle savaşmak değildir.

İnsan hem dua eder hem tedavi olur, hem Allah’tan rızık ister hem çalışır, hem korunmayı ister hem tedbir alır. Dua ile sebebe başvurmak birbirinin alternatifi değildir.

“Nasıl olsa ne yazıldıysa olacak, dua etmeye gerek yok” demek de sağlıklı değildir. Biz gaybı bilmiyoruz; bize düşen dua etmek, çalışmak ve sonucu Allah’a bırakmaktır.

1️⃣3️⃣ Sadaka, İyilik veya Dua Ömrü Uzatır mı ❓​

Dinî gelenekte dua, sadaka, sıla-i rahim ve bazı salih amellerin ömür veya belâlarla ilişkisi hakkında rivayetler ve farklı yorumlar bulunmaktadır. Âlimler bunları Allah’ın ezelî bilgisi ile yaratılmış düzeydeki şartlı takdirler arasındaki ayrımlarla açıklamaya çalışmıştır.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, “Şunu yaparsan kesin şu kadar yıl daha yaşarsın” şeklinde hesap yapılamamasıdır. Hiçbir insan kendi ölüm tarihini bu ayetten çıkaramaz.

Bir iyiliğin ömrü bereketlendirmesi veya belirli sonuçlara vesile olması mümkündür; fakat gaybı matematiksel formüle çevirmek Ra‘d 39’un amacı değildir.

1️⃣4️⃣ İnsan Kaderini Tamamen Kendi Eliyle mi Yazar ❓​

Hayır. İnsan gerçek tercihler yapar ve bu tercihlerden sorumludur; fakat hayatın tamamı insanın kontrolünde değildir. Nerede doğacağımız, hangi çağda yaşayacağımız ve birçok dış şart bizim seçimimiz değildir.

Bunun tersi de doğru değildir: “Her şey zaten yazılı, ben hiçbir şey yapmıyorum” demek insan sorumluluğunu yok eder. Kur’an insanı sürekli düşünmeye, tercih etmeye, tövbe etmeye ve doğru davranmaya çağırır.

İslamî denge, Allah’ın kuşatıcı iradesi ile insanın gerçek fakat sınırlı iradesini birlikte düşünmektir.

1️⃣5️⃣ Kader Bilgisi İnsanları Pasifliğe Sürüklemeli midir ❓​

Hayır. Kader inancı insanı “Ne yaparsam yapayım hiçbir şey değişmez” sonucuna götürmemelidir.

Çiftçi ürün almak için eker, hasta iyileşmek için tedavi olur, öğrenci başarılı olmak için çalışır ve toplum adaleti artırmak için kurumlar kurar. Sonucun Allah’ın takdirinde olması, bu sebepleri anlamsızlaştırmaz.

Biz sonucun bilgisine değil, sorumluluğun bilgisine sahibiz. Bu yüzden görevimiz gaybı çözmek değil, elimizdeki imkânla doğru olanı yapmaktır.

1️⃣6️⃣ Ra‘d 39’dan Gelecek Tahmini veya Gizli Kader Hesabı Çıkarılabilir mi ❓​

Hayır. Ayet astroloji, numeroloji, ebced hesabı, fal veya geleceği kesin olarak öğrenme yöntemi öğretmez.

“Ümmü’l-Kitâb Allah’ın katındadır” ifadesi tam tersine nihai bilginin Allah’a ait olduğunu hatırlatır. İnsan bazı olaylar hakkında bilimsel tahminler yapabilir; örneğin hava tahmini veya ekonomik risk analizi geleceğin ihtimalleri hakkında bilgi verebilir. Bu, gaybı mutlak biçimde bilmek değildir.

Olasılık hesabı ile ilahî gayb bilgisi aynı şey değildir. Ra‘d 39’u gizli kehanet şifresine dönüştürmek ayetin merkezindeki tevazuya aykırıdır.

1️⃣7️⃣ “Allah Dilediğini Siler” Sözü Günahların Bağışlanmasıyla İlişkilendirilebilir mi ❓​

Ayetin doğrudan tek anlamının günahların silinmesi olduğunu söylemek doğru olmaz; fakat Kur’an’ın genelinde Allah’ın tövbe edenlerin günahlarını bağışlamasından söz edilir.

Bu nedenle ayetin silme dili, Allah’ın kulları üzerindeki geniş tasarrufu ve dönüş imkânını düşünmemize yardımcı olabilir. Fakat bunu “Ra‘d 39 kesin olarak sadece günahların silinmesini anlatıyor” diye sınırlamamalıyız.

Tövbenin kendisi de insanı umuda çağırır: Geçmiş hata geleceği sonsuza kadar mahkûm etmek zorunda değildir. Ancak kul hakkı varsa mümkün olduğunca telafi sorumluluğu devam eder.

1️⃣8️⃣ Ra‘d Suresi 38 ve 39 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Ra‘d Suresi 38. ayet “Her ecel için bir kitap vardır” diyerek zaman, takdir ve ilahî kayıt ilişkisini gündeme getirmişti. 39. ayet ise Allah’ın dilediğini silip dilediğini sabit bıraktığını ve Ümmü’l-Kitâb’ın O’nun katında olduğunu bildirir.

İki ayet birlikte okunduğunda kader, donmuş ve insanın hiçbir sorumluluğunun bulunmadığı mekanik bir tablo gibi görünmez. Allah’ın ilahî tasarrufu sürerken insan da dua eder, tövbe eder, çalışır ve seçim yapar.

Bir sonraki ayet olan Ra‘d Suresi 40. ayette, Hz. Peygamber’e “Onlara vaat ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de seni vefat ettirsek de senin görevin yalnız tebliğdir; hesap ise bize aittir” buyurulacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle peygamberin bütün sonuçları dünyada görmek zorunda olmadığı, tebliğ görevi ile insanların hesabını üstlenmenin farklı olduğu, hakikatin başarısının yalnız anlık sonuçlarla ölçülemeyeceği, peygamberin insanları zorla iman ettiremeyeceği ve “hesap bize aittir” ifadesinin insanlara keyfî yargılama veya gözetleme yetkisi vermediği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Ra‘d Suresi 39. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Ra‘d Suresi 39. ayet, kader konusunda hem ilahî kudreti hem de insanın bilgi sınırını aynı anda hatırlatan son derece derin bir ayettir. “Allah dilediğini siler ve dilediğini sabit bırakır” ifadesi, yaratılmış dünyanın Allah’ın tasarrufundan bağımsız, kendi kendine işleyen mutlak bir zorunluluk olmadığını gösterir. Olaylar değişebilir, bazı süreçler sona erebilir ve bazı şeyler devam edebilir. Fakat bunların hiçbiri Allah’ın bilgisinin dışında meydana gelmez.

Ayetin sonunda “Ümmü’l-Kitâb O’nun katındadır” denilmesi bu yüzden son derece önemlidir. Değişen şeylerden söz edilirken hemen ardından asıl ve kuşatıcı ilahî bilginin Allah’a ait olduğu hatırlatılır. Böylece Allah’ın kararlarını sürekli yeni bilgiler edinerek değiştiren bir insan yöneticisi gibi tasavvur edilmesinin önüne geçilir. Allah önce bilmiyor, sonra öğreniyor değildir. Bizim için değişiklik olan şey Allah’ın bilgisinde sürpriz değildir.

Bu gerçek dua ile kader arasındaki ilişkiyi de daha dengeli anlamamıza yardımcı olur. İnsan dua ettiğinde Allah’ın bilmediği bir bilgiyi O’na vermiyor veya O’nu zorla karar değiştirmeye ikna etmiyor. Dua zaten Allah’ın bildiği bir kulluk eylemidir. Allah dilerse duayı bir nimetin verilmesine veya bir sıkıntının giderilmesine sebep kılar. Bu bakımdan dua kaderin rakibi değil, Allah’ın yaratmış olduğu sebepler dünyasının içinde gerçek bir kulluk sebebidir. Aynı şekilde tedavi, çalışma ve tedbir de kaderin dışında değildir.

Bu nedenle “Her şey yazılmış, hiçbir şey yapmanın anlamı yok” düşüncesi ayetin verdiği mesaj değildir. İnsan kendi gaybını bilmiyor. Yarın ne olacağını, hangi duasının nasıl karşılık bulacağını veya hangi çabasının hangi kapıyı açacağını bilmiyoruz. Bize düşen, bilinmeyen kader tablosunun karşısında donup kalmak değil, bugün bize verilmiş sorumluluğu yerine getirmektir. Çalışmak, dua etmek, yanlışımızı düzeltmek ve gerektiğinde yeni bir karar almak bu sorumluluğun içindedir.

Aynı şekilde ayet geleceği çözme merakına da sınır koyar. İnsan “Ümmü’l-Kitâb” kavramını kullanarak kıyamet tarihi, ölüm günü veya kişisel kader çizelgesi çıkaramaz. Ebced, astroloji veya başka şifrelerle “Allah’ın kitabındaki geleceği okudum” iddiası bu ayetin verdiği yetki değildir. Bilimsel tahminler ise başka bir kategoridir; meteorolog ihtimal hesaplar, doktor risk değerlendirir ve ekonomist senaryo üretebilir. Bunlar sınırlı insan bilgisidir; Allah’ın gayb bilgisiyle aynı düzeyde değildir.

Ayet ayrıca değişim konusunda insana umut verebilecek güçlü bir düşünce taşır. İnsan bazen geçmişine bakıp “Ben artık değişemem” diyebilir. Oysa Kur’an’ın genel öğretisinde tövbe, dönüş ve ıslah vardır. Geçmişimiz bizi otomatik olarak geleceğimizin mahkûmu yapmaz. İnsan gerçekten pişman olabilir, yanlışını bırakabilir ve zarar verdiği kişilere karşı telafi yoluna girebilir. Allah’ın mutlak bilgisine iman, insanın ahlaki değişim ihtimalini ortadan kaldırmaz.

Bununla birlikte umut, sorumsuzluğa dönüşmemelidir. “Nasıl olsa Allah dilediğini siler” diyerek günaha devam etmek veya başkalarının hakkını önemsememek doğru değildir. Tövbe bir hesap hilesi değil, gerçek yön değişikliğidir. Kul hakkı ihlal edilmişse mümkün olan ölçüde telafi gerekir. Allah’ın bağışlama kudretine güvenmek başka, bağışlanmayı önceden garanti edilmiş bir izin kâğıdı gibi kullanmak başkadır.

Ra‘d Suresi 39. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Allah’ın dilediğini silip sabit bırakmasını, O’nun önce bilmediği şeyi sonradan öğrendiği şeklinde anlama. Ümmü’l-Kitâb’ı insanların çözebileceği gizli kader tablosuna dönüştürme. Dua ile kaderi rakip görme; dua, çalışma ve tedbirin de Allah’ın yarattığı sebepler içinde olduğunu bil. “Her şey yazılmış” diyerek pasifleşme. Vahyin söylemediği gelecek tarihlerini hesaplamaya çalışma. Geçmiş hatanı da değişmez kimliğin sanma. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Değişen hayatın bütün ihtimalleri Allah’ın bilgisi içindedir; insanın görevi ise gaybı çözmeye çalışmak değil, bugün kendisine verilen irade, dua, tövbe ve sorumluluk imkânını doğru kullanmaktır.”

Bir sonraki ayet olan Ra‘d Suresi 40. ayette, peygamberin görevinin sınırı son derece açık biçimde çizilecektir: “Onlara vaat ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de seni vefat ettirsek de senin görevin yalnız tebliğdir; hesap bize aittir.” Bu ayeti ele alırken özellikle peygamberin kendi tebliğinin bütün dünyevî sonuçlarını görmek zorunda olmadığı, bir hakikat çağrısının değerinin yalnız hemen başarı kazanmasıyla ölçülemeyeceği, tebliğin zorla iman ettirme olmadığı, peygamberin insanların nihai hesabını üstlenmediği, “hesap Allah’a aittir” sözünün insan hukukunda delil ve yargı süreçlerini kaldırmadığı ve ilahî hesap bilincinin insanları gözetleme yetkisine dönüştürülemeyeceği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Ra‘d Suresi 39. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Kader inancımız bizi daha sorumlu mu yapıyor, yoksa pasifliğimize mazeret mi oluyor? Dua ederken Allah’a yöneliyor muyuz, yoksa belirli sözleri söyleyerek kader üzerinde teknik kontrol kurabileceğimizi mi düşünüyoruz? Geçmişimizde yaptığımız bir hatayı “Ben zaten böyleyim” diyerek değişmez kimliğimiz hâline mi getiriyoruz? Geleceği bilme merakımız bizi fal, astroloji veya gizli şifre iddialarına mı sürüklüyor? Allah’ın her şeyi bildiğini söylerken kendi bilgimizin ne kadar sınırlı olduğunu gerçekten kabul ediyor muyuz? Ve en önemlisi, yarının kaderini bilmediğimiz hâlde bugün değiştirebileceğimiz şeyler için gerçekten çaba gösteriyor muyuz?

“Ra‘d 39, ‘Allah dilediğini siler, dilediğini sabit bırakır; Ümmü’l-Kitâb O’nun katındadır’ buyurarak ilahî tasarruf ile kuşatıcı ilahî bilgiyi birlikte gösterir. Silme ve sabitleme, Allah’ın önce bilmediği bir şeyi sonradan öğrenmesi anlamına gelmez; değişen yaratılmış süreçlerdir, Allah’ın bilgisi değil. Dua, tövbe, çalışma ve tedbir kaderin rakipleri değil, insanın sorumluluğu içinde bulunan sebeplerdir. Ümmü’l-Kitâb da fal, astroloji veya gizli gelecek hesapları için açılmış bir tablo değildir. Ayetin büyük dersi şudur: Gaybın nihai bilgisi Allah’a aittir; bize düşen geleceği çözmek değil, bugün elimizde bulunan iradeyi, duayı ve sorumluluğu doğru kullanmaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt