Ra‘d Suresi 25. Ayette “Allah’ın Ahdini Sağlamlaştırdıktan Sonra Bozanlar, Bağları Koparanlar ve Yeryüzünde Bozgunculuk Yapanlar” Kimlerdir
⠀“Ra‘d Suresi 24. ayette sabredenlere meleklerin ‘Size selâm olsun! Dünya yurdunun sonu ne güzeldir’ diyeceği anlatılmıştı. 25. ayette ise bunun tam karşısındaki ahlaki tablo çizilir: ‘Allah’ın ahdini sağlamlaştırdıktan sonra bozanlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar var ya, işte lanet onlar içindir ve kötü yurt da onlarındır.’ Ayet; sözü bozmayı, korunması gereken bağları keyfî biçimde parçalamayı ve toplumsal düzeni bozan kötülükleri aynı ahlaki çizgide ele alır. Ancak her ilişkiyi sonuna kadar sürdürmek zorunlu değildir; şiddet, istismar ve ağır zarar karşısında mesafe koymak bu ayette kınanan ‘bağ koparma’ ile otomatik olarak aynı şey değildir. Aynı şekilde ‘ifsad’, her fikir ayrılığı, eleştiri veya farklı yaşam biçimi demek değildir. Ayetin ağır dili, insanları kolayca lanetlemek için değil; güven, bağ ve toplumsal iyilik üzerinde bilinçli biçimde yıkım üretmenin ciddiyetini göstermek için kullanılmalıdır.”
Ersan Karavelioğlu
Ra‘d Suresi 25. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin genel anlamı şöyledir: “Allah’ın ahdini sağlamlaştırdıktan sonra bozanlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar var ya; işte lanet onlar içindir ve kötü yurt da onlarındır.” Ayetin Arapçası ise “Vellezîne yenkudûne ahdallâhi min ba‘di mîsâkihî ve yaktaûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yufsidûne fi’l-ard, ulâike lehumu’l-la‘netu ve lehum sûü’d-dâr.” şeklindedir.Bu ayet, önceki ayetlerde anlatılan ulü’l-elbâbın, yani sözünde duran, bağları koruyan, sabreden ve iyilik yapan insanların tam karşısındaki davranışları gösterir. Böylece Kur’an yalnız olumlu ahlakı anlatmakla kalmaz; hangi tutumların insanı bunun tersine sürüklediğini de açıklar.
Ayetin üç ana başlığı vardır: ahdi bozmak, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları koparmak ve yeryüzünde fesat çıkarmak.
“Allah’ın Ahdini Bozmak” Ne Anlama Gelir
Ayette “yenkudûne ahdallâhi”, yani “Allah’ın ahdini bozarlar” denilir. “Ahd”, daha önce gördüğümüz gibi söz, yükümlülük, antlaşma ve bağlılık anlamlarına gelir.Burada Allah’a karşı iman ve kulluk sorumluluğunun yanı sıra, Allah’ın insanlara yüklediği meşru ahlaki yükümlülükleri bilinçli biçimde çiğneme anlamı da düşünülebilir. Tefsirlerde farklı açıklamalar vardır; ayetin kelimeleri oldukça geniştir.
Temel mesaj şudur: İnsan, kutsal ve ahlaki sorumluluğu ciddiye alıp sonra çıkarı değiştiğinde onu keyfî biçimde çöpe atmamalıdır.
“Sağlamlaştırdıktan Sonra” İfadesi Neden Önemlidir
Ayette “min ba‘di mîsâkihî”, yani “onu sağlamlaştırdıktan sonra” denilir. Bu ifade sıradan bir unutkanlık veya farkında olmadan yapılan hatadan daha ağır bir duruma dikkat çeker.Kişi neye söz verdiğini biliyor, yükümlülüğün farkında ve buna rağmen bilinçli biçimde ahdi bozuyorsa, sorumluluk daha ciddi hâle gelir. Bilgi ve bilinç, ahlaki yükü artırabilir.
Dolayısıyla ayet, istemeden yapılan her söz ihlalini aynı kefeye koymaz; bilinçli ve sorumsuz söz bozmanın ciddiyetini vurgular.
Bir İnsan Mecbur Kaldığı İçin Sözünü Tutamazsa Bu Ayete Girer mi
Her söz ihlali aynı değildir. İnsan bazen hastalık, ciddi maddi kayıp, beklenmeyen bir kriz veya kontrolü dışındaki başka sebepler nedeniyle verdiği sözü yerine getiremeyebilir.Bu durumda kişinin dürüstçe haber vermesi, mazeretini açıklaması ve mümkünse telafi etmeye çalışması önemlidir. Elinden geleni yaptığı hâlde başarısız olmak ile baştan aldatma niyetiyle söz vermek aynı değildir.
Ayetin ağır uyarısını, gerçek bir imkânsızlık yaşayan insanı suçlamak için kullanmak doğru olmaz.
Günah veya Zulüm İçeren Bir Ahdi Bozmak Kötü müdür
Hayır. Bir sözün verilmiş olması onun içeriğini otomatik olarak meşru hâle getirmez. Eğer kişi günah, haksızlık veya başkasına zarar verme üzerine söz vermişse, o sözü yerine getirmemesi gerekir.Örneğin bir insan masum birine zarar vermeye, bir suçu gizlemeye veya haksızlıkta bir gruba destek olmaya söz vermiş olabilir. Böyle bir ahdi sürdürmek erdem değildir.
Ahde vefa adaletle sınırlıdır; kötülüğe sadakat ahlak değildir.
“Allah’ın Birleştirilmesini Emrettiği Şeyleri Koparmak” Ne Anlama Gelir
Ayette “yaktaûne mâ emerallâhu bihî en yûsale”, yani “Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi koparırlar” denilir. Bu ifade bir önceki ayetin olumlu cümlesinin tam tersidir.Tefsirlerde bunun özellikle akrabalık bağları, iman bağı, toplumsal sorumluluklar ve korunması gereken meşru ilişkilerle ilgili olduğu açıklanmıştır. Ayetin kapsamı tek bir ilişki türüyle sınırlandırılmak zorunda değildir.
Ana fikir, insanın koruması gereken bağları çıkarı veya kibri yüzünden keyfî biçimde parçalamamasıdır.
Akrabayla Görüşmeyi Azaltmak Bağı Koparmak mıdır
Her zaman değil. Bir ilişki sürekli zarar, hakaret veya psikolojik yıpranma üretiyorsa kişi görüşmeyi azaltabilir veya ilişkiye sınır koyabilir.Bu, özellikle güvenlik ve ruhsal sağlık açısından gerekli olabilir. Kur’an’ın bağı koruma çağrısı, insanı zararlı ilişki içinde sınırsız biçimde tutmak için kullanılamaz.
Önemli olan intikam için keyfî kopuş ile gerçek zarardan korunmak için sınır koymayı ayırabilmektir.
Şiddet veya İstismar Varsa Aile Bağını Korumak Zorunda mıyız
Aile bağı değerlidir ama şiddetten daha değerli bir dinî yükümlülük gibi sunulmamalıdır. Bir insan fiziksel, cinsel, ekonomik veya ağır psikolojik istismara uğruyorsa kendisini koruma hakkına sahiptir.Gerekirse güvenli yere gitmek, profesyonel destek almak, hukuki yollara başvurmak ve zarar veren kişiyle teması sınırlamak mümkündür. “Akrabandır, ne yaparsa yapsın katlan” yaklaşımı ayetin adalet ruhuyla bağdaşmaz.
Bağı korumak ideal olabilir; fakat zararın sürdürülmesini korumak değildir.
Her Anlaşmazlık “Bağ Koparmak” Sayılır mı
Hayır. İnsanlar ailede, işte, toplumda veya dinî konularda fikir ayrılığı yaşayabilirler. Anlaşmazlık tek başına ilişkiyi koparmak değildir.Sağlıklı ilişkilerde insanlar birbirlerine katılmadan da konuşabilir, sınır koyabilir ve saygıyı koruyabilirler. Fikir birliği ile bağın devamı aynı şey değildir.
Kur’an’ın amacı herkesi tek tip düşünmeye zorlamak değil; meşru bağların kin, çıkar ve haksızlık uğruna parçalanmasını eleştirmektir.
“Yeryüzünde Bozgunculuk Yapmak” Ne Anlama Gelir
Ayette “yufsidûne fi’l-ard”, yani “yeryüzünde fesat çıkarırlar” denilir. “Fesat”, bozma, düzeni çürütme, zarar üretme ve iyiliğin işleyişini bozan davranışlar anlam alanına sahiptir.Bu kavram zulüm, saldırı, haksızlık, toplumsal güvenin bozulması ve ciddi ahlaki çürüme gibi durumlarla ilişkili olabilir. Ancak kavramı her hoşlanmadığımız kişiye yapıştırılan siyasi veya dinî etiket hâline getirmek doğru değildir.
Birine “müfsid” diyebilmek ağır bir nitelemedir; delilsiz ve keyfî kullanım ayetin ciddiyetini azaltır.

Dini Eleştirmek veya Farklı Düşünmek “Fesat” mıdır
Hayır. Bir kişinin dini, dinî yorumu, bir mezhebi, kurumu veya dinî otoriteyi eleştirmesi tek başına “fesat” değildir.Eleştiri yanlış da olabilir, doğru da olabilir; fakat değerlendirme delil, niyet, yöntem ve gerçek zarar üzerinden yapılmalıdır. Rahatsız edici bir eleştiriyi sırf bizi huzursuz ediyor diye bozgunculuk ilan edemeyiz.
Eleştiri ile saldırı, fikir ayrılığı ile toplumsal yıkıcılık aynı şey değildir.

“Fesat” Sadece Dinî Bir Kavram mıdır
Fesat Kur’anî bir kavramdır; fakat toplumsal hayattaki gerçek zararlarla ilgilidir. Yolsuzluk, adaletsizliği yaygınlaştırmak, güveni çökertmek veya başkalarının haklarını sistematik biçimde çiğnemek fesat kavramıyla ilişkilendirilebilir.Yine de modern her hukuki veya siyasi kategori doğrudan “Kur’an’daki fesat budur” diye eşitlenmemelidir. Metin ile güncel olay arasında dikkatli yorum gerekir.
Kur’an’ın genel ölçüsü, hayatı, güveni ve adaleti bozan davranışları ciddiye almaktır.

Yeryüzünde Fesat Çıkarmak Çevreyi Tahrip Etmeyi de Kapsar mı
Ayetin doğrudan bağlamı özellikle ahit, bağlar ve toplumsal bozulmadır; fakat “yeryüzünde fesat” ifadesinin genişliği çevresel zarar üzerine de ahlaki düşünmeye imkân verebilir.İnsan doğal kaynakları sorumsuzca tüketiyor, geniş çevresel zarar üretiyor veya gelecek nesillerin yaşam imkânını ciddi biçimde bozuyorsa bunun da emanet ve sorumluluk açısından değerlendirilmesi mümkündür.
Ancak belirli bir modern çevre politikasını doğrudan bu ayetin tek zorunlu hükmü gibi göstermekten kaçınmak gerekir.

“Lanet Onlar İçindir” Ne Anlama Gelir
Ayette “ulâike lehumu’l-la‘netu”, yani “işte lanet onlar içindir” denilir. “Lanet”, Allah’ın rahmetinden uzaklaşma veya mahrumiyet anlam alanına sahiptir.Bu çok ağır bir ifadedir ve tam da bu nedenle insanlar tarafından kolayca birbirine yöneltilen hakaret hâline getirilmemelidir. Kur’an belirli davranış biçimlerinin ciddiyetini anlatır.
Bir kişinin son hâlini, tövbe edip etmeyeceğini veya Allah katındaki nihai hükmünü bilmeden “Sen kesin lanetlisin” diye hüküm vermek doğru değildir.

Birine Beddua Etmek Bu Ayetle Meşrulaştırılabilir mi
Ayetin Allah tarafından yapılan hükmünü alıp bunu kişisel öfke diline dönüştürmek doğru değildir. İnsan haksızlığa uğradığında Allah’tan adalet isteyebilir; fakat her tartışmada karşısındakine lanet yağdırmak başka bir şeydir.Beddua insanın duygusunu ifade edebilir; ancak bizim bedduamız Allah’ı bağlayan bir emir değildir. Allah eksiksiz bilgiyle ve adaletle hükmeder.
Bu nedenle dinî dilin ağırlığını öfke silahına dönüştürmekten kaçınmak gerekir.

“Kötü Yurt Onlarındır” Ne Anlama Gelir
Ayette “ve lehum sûü’d-dâr”, yani “kötü yurt onlarındır” denilir. Önceki ayetlerde salihler için “güzel yurt/akıbet” anlatılmıştı; burada tam tersi bir sonuç vardır.Bu ifade ahiretteki kötü akıbete işaret eder. Kur’an böylece dünyadaki sorumluluğun sonuçsuz olmadığını vurgular.
Ancak bu uyarıyı kullanarak yaşayan belirli bir kişi için kesin cehennem hükmü vermemeliyiz. İnsan hayattayken tövbe, değişim ve dönüş ihtimali vardır.

Ahit Bozan veya Fesat İşleyen Kişinin Tövbesi Kabul Edilebilir mi
Kur’an’ın genel öğretisine göre insan hayattayken, samimi biçimde dönüş imkânına sahip olduğu sürece tövbe kapısı açıktır. Bu ayetin ağır uyarısı tövbeyi imkânsızlaştırmaz.Ancak tövbe yalnız sözle “Pişman oldum” demek değildir. Eğer kişi başkalarının hakkını çiğnemişse, mümkünse zararı gidermek, hakkı iade etmek ve davranışını değiştirmek gerekir.
Tövbe geçmişi doğruya çevirmese de geleceğin aynı kötülükle devam etmesini engelleyebilir.

Ra‘d Suresi 24 ve 25 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Ra‘d Suresi 24. ayette sabreden ve doğru çizgide kalan insanlara selâm ve güzel akıbet müjdesi verilmişti. 25. ayette ise ahdi bozan, korunması gereken bağları koparan ve fesat çıkaranların kötü akıbeti anlatılır.Bu iki ayet birlikte okunduğunda insanın önüne iki ahlaki yol çıkar: güven kurmak veya güveni yıkmak, bağları korumak veya keyfî biçimde parçalamak, iyiliği sürdürmek veya toplumsal zarar üretmek.
Bir sonraki ayet olan Ra‘d Suresi 26. ayette, Allah’ın dilediğine rızkı genişlettiği, dilediğine daralttığı; insanların dünya hayatıyla sevindiği, fakat dünya hayatının ahiret yanında geçici bir yararlanma olduğu bildirilecektir. Bu ayeti ele alırken özellikle zenginliğin Allah’ın sevgisinin kesin kanıtı olmadığı, yoksulluğun Allah’ın öfkesini göstermediği, rızık farklılıklarının insan sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı, ekonomik sebeplerin araştırılmasının kaderi reddetmek olmadığı ve dünyanın geçici oluşunun çalışmayı, üretmeyi veya hayatın meşru nimetlerinden yararlanmayı değersizleştirmediği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Ra‘d Suresi 25. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Ra‘d Suresi 25. ayet, önceki ayetlerde çizilen olumlu insan modelinin tam karşısını gösterir. Orada ahde vefa, bağları koruma, sabır ve iyilik vardı; burada ise ahdi bozma, korunması gereken bağları koparma ve fesat üretme vardır. Bu karşıtlık bize önemli bir şey söyler: Kur’an ahlakı yalnız bireyin kalbindeki duyguya bakmaz; insanın güven üretip üretmediğine, ilişkileri nasıl yönettiğine ve toplum üzerinde nasıl bir etki bıraktığına da bakar. İman iddiası, davranıştaki güvenilirlikten tamamen koparılamaz.Ahdi bozmak özellikle önemlidir çünkü toplumsal güven görünmez sözler üzerinde ayakta durur. İnsanlar borç verir, ortaklık kurar, evlenir, iş ilişkisine girer ve birbirine emanet bırakırken karşı tarafın sözünün bir değeri olduğuna inanır. Eğer kişi verdiği taahhütleri sürekli çıkarına göre değiştiriyorsa yalnız bireysel bir hata yapmaz; güven ağını da zedeler. Fakat burada adalet sınırı unutulmamalıdır: Günah veya zulüm içeren söz yerine getirilmemelidir. Kur’an’ın istediği ahde vefa, yanlışta ısrar değil, meşru yükümlülükte sadakattir.
Aynı denge bağları koparma konusunda da geçerlidir. Akrabalık, aile ve toplumsal bağlar önemlidir; fakat bu önem insanı şiddet veya istismar altında tutma gerekçesine dönüştürülemez. Bazen ilişkiyi korumak konuşmayı ve affetmeyi gerektirirken, bazen de güvenlik için mesafe koymak gerekir. Sınır koymak her zaman kin değildir; bazen adalet ve öz korumadır. Ayetin kınadığı şey, korunması gereken meşru bağları kibir, çıkar, nefret veya sorumsuzluk yüzünden keyfî biçimde parçalamaktır.
“Yeryüzünde fesat çıkarırlar” ifadesi ise ayetin toplumsal boyutunu büyütür. Fesat yalnız bireysel bir günah değil, başkalarının hayatını ve toplumun işleyişini bozabilecek davranışları da içerir. Fakat bu kelimeyi politik veya mezhepsel bir silaha dönüştürmek son derece tehlikelidir. Bize katılmayan kişiyi, eleştireni veya farklı görüş söyleyeni hemen “müfsid” ilan etmek ayetin maksadını tersine çevirebilir. Gerçek fesat iddiası somut zarar, haksızlık ve bozulma üzerinden değerlendirilmelidir.
Ayetin “lanet” ifadesi de aynı derecede dikkat ister. Allah’ın belirli davranışlar için kullandığı ağır hükmü insanların birbirine gelişigüzel yönelttiği hakarete çevirmemek gerekir. Biz bir kişinin bütün hayatını, iç dünyasını, gelecekte tövbe edip etmeyeceğini ve Allah’ın onun hakkındaki nihai hükmünü bilmiyoruz. İlahî hükmü anlatmak başka, Allah’ın yerine geçip bireysel insanların ebedî kaderini ilan etmek başkadır. Bu ayrım dinî dilde hem adalet hem tevazu gerektirir.
Ayet aynı zamanda bize toplumsal kötülüğün çoğu zaman bir anda değil, küçük güven ihlallerinin birikmesiyle büyüdüğünü düşündürür. Verilen sözlerin değersizleştiği, aile ve toplum bağlarının yalnız çıkar ilişkisine dönüştüğü, güçlülerin hesap vermediği ve insanların birbirine güvenmediği bir ortam zamanla geniş çaplı bozulma üretebilir. Bu nedenle ayetin ahlakı yalnız büyük suçlara değil, güveni yavaş yavaş aşındıran gündelik davranışlara da dikkat çeker.
Ra‘d Suresi 25. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Sözünü keyfî biçimde bozma, ama zulüm içeren sözü de kutsallaştırma. Korunması gereken bağları çıkarın için parçalama, fakat şiddet ve istismar karşısında sınır koymayı da günah sanma. Her anlaşmazlığı fesat, her eleştireni müfsid ilan etme. Allah’ın lanet dilini kişisel öfkenin silahına dönüştürme. Başkasının ahiret hükmünü kendi eline alma. Hata yaptıysan tövbenin ve telafinin mümkün olduğunu unutma. Çünkü ayetin büyük uyarısı şudur: İnsan yalnız kendisine değil, sözleri, ilişkileri ve davranışlarıyla çevresindeki güven düzenine de zarar verebilir; gerçek ahlak ise o düzeni yıkmak değil, adalet içinde koruyabilmektir.”
Bir sonraki ayet olan Ra‘d Suresi 26. ayette, dünya malı ve rızık konusu gündeme gelecektir: “Allah dilediğine rızkı genişletir, dilediğine daraltır. Onlar dünya hayatıyla sevindiler; oysa dünya hayatı ahiret yanında geçici bir yararlanmadan başka bir şey değildir.” Bu ayeti ele alırken özellikle rızkın genişliğinin Allah’ın sevgisinin kesin göstergesi olmadığı, rızık darlığının insanın değersiz veya günahkâr olduğunu göstermediği, ekonomik başarının tek başına manevî üstünlük sayılmaması, fakirliğin de otomatik takvâ kabul edilmemesi ve dünyanın geçiciliğinin çalışmayı, yatırım yapmayı, aile kurmayı ve meşru nimetlerden yararlanmayı değersizleştirmediği üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Ra‘d Suresi 25. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Biz güven inşa eden insanlardan mıyız, yoksa çıkarımız değiştiğinde sözümüzü de değiştirenlerden mi? Kırıldığımız her kişiyi hayatımızdan silmeyi güç mü sanıyoruz, yoksa onarılabilecek bağlarla gerçekten zararlı bağları ayırt edebiliyor muyuz? Bir eleştiri hoşumuza gitmediğinde karşı tarafı hemen “bozguncu” diye mi damgalıyoruz? Dinî dilde “lanet” gibi ağır ifadeleri kişisel öfkemize mi alet ediyoruz? Hata yapan insana dönüş imkânı bırakıyor muyuz? Ve en önemlisi, hayatımız geçtiğinde arkamızda güven mi bırakacağız, yoksa kırılmış sözler ve parçalanmış bağlar mı?
“Ra‘d 25, ‘Allah’ın ahdini sağlamlaştırdıktan sonra bozanlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar var ya, işte lanet onlar içindir ve kötü yurt da onlarındır’ buyurarak güveni, bağı ve toplumsal düzeni bilinçli biçimde yıkmanın ciddiyetini gösterir. Her söz bozulması aynı olmadığı gibi, her ilişkiyi sürdürmek de zorunlu değildir; zulüm ve istismar karşısında sınır koymak ayetteki keyfî bağ koparmayla aynı şey değildir. Her eleştiri de fesat değildir. Ayetin ağır dili insanları gelişigüzel lanetlemek için değil, kendi davranışlarımızın başkalarının hayatı ve toplumsal güven üzerindeki etkisini ciddiye almamız içindir. Büyük ders şudur: Allah’a bağlılık iddiası, insanlara karşı güvenilirlik ve yeryüzünde iyilik üretme sorumluluğuyla birlikte yaşanmalıdır.”
Ersan Karavelioğlu