Nisâ Suresi 37. Ayette “Onlar Cimrilik Eder, İnsanlara da Cimriliği Emreder ve Allah’ın Kendilerine Lütfundan Verdiğini Gizlerler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Nisâ 37, cimriliği yalnızca para vermemek olarak görmez. İnsanın elindeki nimeti kendine hapsetmesi, başkalarını da iyilikten vazgeçirmesi ve sahip olduğu imkânı gizleyerek sorumluluktan kaçması aynı ahlaki problemin farklı yüzleridir.”
Ersan Karavelioğlu
Nisâ Suresi’nin 37. ayeti, bir önceki ayette başlayan iyilik, sosyal sorumluluk ve kibir eleştirisinin doğrudan devamıdır.
Nisâ 36’da;
anne babaya,
akrabalara,
yetimlere,
yoksullara,
komşulara,
yolculara
ve toplumun güçsüz kesimlerine iyilik edilmesi emredilmişti.
Ayetin sonunda ise Allah’ın kibirlenen ve övünen kimseleri sevmediği belirtilmişti.
Nisâ 37 şimdi bu kibirli karakterin başka bir yönünü gösterir:
Cimrilik.
Üstelik mesele yalnızca kendisinin vermemesi değildir.
Bu kişiler başkalarına da:
“Verme.”
“Paylaşma.”
“Malını kendine sakla.”
anlayışını telkin ederler.
“Cimrilik Edenler” Kimlerdir
Ayette kullanılan “ellezîne yebhalûn” ifadesi, sahip olduğu imkândan vermesi gereken yerde vermekten kaçınan insanları anlatır.
Cimrilik sadece çok zengin insanların problemi değildir.
Bir insanın malı az olabilir fakat paylaşma ruhu güçlü olabilir.
Başka biri büyük servete sahip olduğu halde en küçük yardımı bile yük görebilir.
Dolayısıyla mesele servetin miktarından çok, insanın mala karşı geliştirdiği tutumdur.
Cimrilik Sadece Para Vermemek midir
Hayır.
Cimrilik öncelikle mal ve servetle ilgili olsa da ahlaki anlamda daha geniş düşünülebilir.
İnsan;
bilgisini,
zamanını,
emeğini,
imkânını,
yardımını
gerektiği halde başkasından esirgeyebilir.
Her paylaşmama davranışı günah değildir.
Fakat kişinin sorumluluğu bulunduğu halde sürekli olarak kendisini kapatması, cimrilik karakterine dönüşebilir.
İslam Her Malı Dağıtmayı mı İster
Hayır.
Kur’an insanın;
kendisini,
ailesini,
geleceğini
düşünmesini yasaklamaz.
Mal biriktirmek de tek başına cimrilik değildir.
Cimrilik, verilmesi gereken yerde vermemek ve başkasının hakkını kendi elinde tutmakla ilgilidir.
Bu yüzden tutumluluk ile cimrilik birbirinden ayrılmalıdır.
Tutumluluk ile Cimrilik Arasındaki Fark Nedir
Tutumluluk:
Gereksiz yere harcamamaktır.
Cimrilik ise:
Gerekli yerde bile vermemektir.
Tutumlu insan parasını dikkatli kullanır fakat ihtiyaç olduğunda paylaşabilir.
Cimri insan ise çoğu zaman kendi imkânı bulunduğu halde kaybetme korkusuyla başkasının ihtiyacını görmezden gelir.
Bu nedenle aynı davranış dışarıdan benzer görünse bile niyet ve şartlar farklı olabilir.
İnsan Neden Cimri Olur
Cimriliğin birçok nedeni olabilir.
İnsan;
gelecek korkusu,
yoksullaşma endişesi,
aşırı mal sevgisi,
kontrol ihtiyacı,
başkasını önemsememe
sebebiyle paylaşmak istemeyebilir.
Bazen kişi serveti arttıkça daha güvenli hissedeceğini düşünür.
Fakat mal arttıkça kaybetme korkusu da artabilir.
Böylece insan mala sahip olmak yerine malın kendisine sahip olmasına izin verebilir.
Ayet Neden Sadece Cimrileri Değil, Cimriliği Tavsiye Edenleri de Eleştiriyor
Çünkü kötülük yalnızca kişinin kendi davranışından ibaret değildir.
Bir insan cimri olabilir.
Fakat bir başkasına da:
“Niye yardım ediyorsun?”
“Boşuna para verme.”
“Yoksullar kendi başlarının çaresine baksın.”
diyorsa, kendi tutumunu başkalarına da yaymaya başlamış olur.
Ayet bu nedenle kötü davranışın sosyal olarak çoğaltılmasına da dikkat çeker.
İnsan Başkasının İyilik Yapmasını Neden Engellemek İster
Bazen başkasının cömertliği cimri insanı rahatsız edebilir.
Çünkü cömert insanın davranışı ona kendi eksikliğini hatırlatabilir.
Böyle bir kişi:
“Sen de verme ki benim vermeyişim dikkat çekmesin.”
gibi bilinçli veya bilinçsiz bir psikoloji geliştirebilir.
Bu nedenle insan yalnızca kötü bir davranış yapmaz; bazen kötülüğünü normalleştirecek bir çevre de oluşturmak ister.
Cimrilik Toplumsal Bir Soruna Nasıl Dönüşür
Eğer toplumda herkes yalnızca:
“Benim param, benim çıkarım.”
derse sosyal dayanışma zayıflar.
Yetim,
yoksul,
yaşlı,
hasta,
zor durumda bulunan insan
giderek daha yalnız hale gelir.
Bu nedenle Kur’an cömertliği sadece bireysel erdem değil, toplumun birbirini ayakta tutmasının yollarından biri olarak sunar.
“Allah’ın Lütfundan Verdiklerini Gizlerler” Ne Demektir
Ayette çok dikkat çekici başka bir ifade vardır:
Allah’ın verdiği nimeti gizlemek.
Bu, farklı şekillerde yorumlanmıştır.
En genel anlamıyla kişi;
elindeki malı,
imkânı,
bilgiyi
sorumluluk doğuracağı korkusuyla gizleyebilir.
Örneğin yardım edecek gücü olduğu halde kendisini tamamen imkânsız göstermesi bu ahlaki probleme yaklaşabilir.
İnsan Neden Sahip Olduğu Nimeti Gizler
Bunun farklı nedenleri olabilir.
Bazen insan gösterişten kaçınmak için nimetini gizler ve bu olumlu olabilir.
Fakat ayette eleştirilen gizleme başka türdendir.
Burada kişi nimeti sorumluluktan kaçmak için gizleyebilir.
“Bende yok.”
diyerek;
yardımdan,
zekâttan,
borcunu ödemekten,
başkasının hakkını vermekten
kaçınmaya çalışabilir.
Sorun gizlilik değil, hakkı engelleyen gizlemedir.

Ayet Gösteriş Yapmayı mı, Nimeti Gizlemeyi mi Yasaklıyor
İkisi arasında bir denge vardır.
Kur’an bir taraftan kibir ve gösterişi eleştirir.
Diğer taraftan Allah’ın verdiği nimeti inkâr etmeyi veya sorumluluktan kaçmak için gizlemeyi de doğru bulmaz.
Yani insan;
nimetiyle övünmemeli,
ama nimetin getirdiği sorumluluktan da kaçmamalıdır.
En dengeli tutum şükür ve sorumluluktur.

“Allah’ın Lütfu” Sadece Para mıdır
Hayır.
Allah’ın lütfu;
mal,
bilgi,
sağlık,
yetenek,
otorite,
zaman,
toplumsal imkân
gibi çok farklı nimetleri kapsayabilir.
Her nimet aynı zamanda farklı bir sorumluluk oluşturabilir.
Bilgisi olanın öğretmesi,
gücü olanın koruması,
malı olanın gerektiğinde paylaşması
bu anlayışla ilişkilendirilebilir.

Bilgiyi Gizlemek de Ayetin Kapsamına Girebilir mi
Bazı klasik tefsirlerde ayetin bilgiyi gizleme boyutuna da dikkat çekilmiştir.
Özellikle dinî bilgiyi bilen fakat çıkarı sebebiyle gerçeği saklayan kimseler eleştiri kapsamında düşünülmüştür.
Bazı yorumcular ayetin tarihsel bağlamında Ehl-i Kitap içinden belirli kişilerin bildikleri dinî hakikatleri gizlemelerini de bu ifadeyle ilişkilendirmiştir.
Ancak bunu bütün bir dini veya etnik topluluğa yönelik suçlama haline getirmek doğru değildir.
Ayetin ahlaki ilkesi daha geniştir:
İnsan, kendisine verilen bilgi ve imkânı çıkar uğruna hakikati saklamak için kullanmamalıdır.

Bilgi de Bir Emanet Sayılabilir mi
Evet.
Özellikle başkasının hakkını veya güvenliğini etkileyen bilgi ciddi bir sorumluluk doğurabilir.
Bir insan gerçeği bildiği halde;
çıkar için susuyor,
yanlış bilgi yayıyor,
insanların hakkının kaybolmasına göz yumuyorsa
bilgisını kötüye kullanıyor olabilir.
Bu açıdan bilgi de mal gibi sorumluluk taşıyan bir nimet haline gelir.

Cimrilik ile Kibir Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır
Nisâ 36’nın sonunda kibir eleştirilmişti.
Nisâ 37’de ise cimrilik gelir.
Bu sıralama anlamlıdır.
Kibirli insan bazen kendisini başkalarından daha değerli görür ve:
“Benim malım neden başkasına gitsin?”
diye düşünebilir.
Böylece üstünlük duygusu, paylaşmama davranışını besleyebilir.

Cimrilik İnsanın Kendisine de Zarar Verir mi
Evet.
Cimri insan yalnızca başkasından esirgemez.
Bazen kendisi için gerekli harcamaları bile yapamaz.
Malı kaybetme korkusu o kadar büyür ki servet artık hayatı kolaylaştıran araç olmaktan çıkar ve kaygının kaynağına dönüşür.
Kur’an’ın mal anlayışında servet amaç değil, insanın sorumluluk içinde kullanması gereken bir imkândır.

“Kâfirler İçin Aşağılayıcı Bir Azap Hazırladık” İfadesi Neden Geliyor
Ayetin sonunda ağır bir uyarı vardır.
Burada “kâfirler” ifadesinin kullanılması, bazı yorumlarda nimeti örtme ve Allah’ın lütfunu inkâr etme anlamıyla ilişkilendirilmiştir.
“Küfr” kelimesinin kök anlamında da örtme ve gizleme fikri bulunur.
Ancak ayetin amacı her cimri insanı tek başına otomatik olarak inanç dışı ilan etmek değildir.
Kur’an’ın burada ortaya koyduğu karakter;
nimeti inkâr eden,
hakkı gizleyen,
insanları iyilikten alıkoyan
daha kapsamlı bir ahlaki ve inançsal tutumdur.

Nisâ 36 ile Nisâ 37 Birlikte Ne Söylüyor
Nisâ 36:
İyilik yapın.
der.
Anne babaya,
yetimlere,
yoksullara,
komşulara,
yolculara
iyilik yapılmasını ister.
Nisâ 37 ise bunun tam tersindeki karakteri tanımlar:
Kendisi vermeyen ve başkasının da vermesini istemeyen insan.
Böylece iki ayet adeta iki farklı insan tipi ortaya koyar:
Cömert ve sorumluluk sahibi insan.
Karşısında ise:
Kibirli, cimri ve iyiliği engelleyen insan.

Nisâ Suresi 37. Ayetin Bugüne Verdiği En Büyük Mesaj Nedir
Nisâ 37 bize cimriliğin yalnızca:
“Parasını harcamayı sevmeyen insan.”
meselesi olmadığını gösterir.
Cimrilik bir zihniyete dönüşebilir.
Önce insan:
“Ben vermeyeceğim.”
der.
Sonra:
“Başkaları da vermesin.”
demeye başlayabilir.
Sonunda sahip olduğu nimeti gizleyerek sorumluluktan kaçabilir.
İşte ayetin eleştirdiği çizgi budur.
Malın varsa malın bir sorumluluğu olabilir.
Bilgin varsa bilginin sorumluluğu olabilir.
Gücün varsa gücünün sorumluluğu olabilir.
Bir nimete sahip olmak yalnızca:
“Bu benim.”
demek değildir.
Bazen aynı zamanda:
“Bununla ne yapacağım?”
sorusunu da beraberinde getirir.
Nisâ 37 bu nedenle insanı sadece vermeye değil, iyiliğin önünü açmaya çağırır.
Başkasının yardım etmesini küçümseme.
Cömert insanla alay etme.
İyiliği saflık gibi gösterme.
İnsanları paylaşmaktan vazgeçirme.
Çünkü toplumsal kötülük bazen yalnızca kötü insanların yaptıklarıyla değil, iyilik yapmak isteyen insanların vazgeçirilmesiyle de büyür.
Belki de Nisâ 37’nin en güçlü mesajı şudur:
Sahip olduğun nimeti kendine hapsetmek bir problem olabilir; fakat başkasının iyiliğinin önünü kesmek, cimriliği kişisel kusurdan toplumsal bir kötülüğe dönüştürür.
“Cimrilik yalnızca elin kapalı olması değildir; bazen başkasının elini de kapatmaya çalışmaktır. Cömertlik ise yalnızca vermek değil, iyiliğin başkalarında da çoğalmasına sevinmektir.”
Ersan Karavelioğlu