Nisâ Suresi 36. Ayette “Allah’a Kulluk Edin, O’na Hiçbir Şeyi Ortak Koşmayın; Ana Babaya, Akrabalara, Yetimlere, Yoksullara, Yakın ve Uzak Komşuya İyilik Edin” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Nisâ 36, inancı yalnızca insanın Allah’la arasındaki bir bağ olarak bırakmaz. Gerçek kulluğun izini anne babaya davranışta, komşunun kapısında, yetimin hakkındaki hassasiyette ve karşılık veremeyecek insana gösterilen merhamette arar.”
Ersan Karavelioğlu
Nisâ Suresi’nin 36. ayeti, Kur’an’ın inanç ile sosyal ahlakı aynı cümle içerisinde birleştiren en kapsamlı ayetlerinden biridir.
Ayet önce insanın Allah ile ilişkisini düzenleyen temel ilkeyi söyler:
Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.
Ardından yönünü hemen insanlara çevirir.
Anne baba,
akrabalar,
yetimler,
yoksullar,
yakın komşu,
uzak komşu,
yanındaki arkadaş,
yolcu
ve tarihsel toplumdaki köle statüsündeki insanlar sıralanır.
Böylece Kur’an çok güçlü bir düşünce ortaya koyar:
Allah’a bağlılık, insanlara karşı sorumluluktan ayrı düşünülemez.
“Allah’a Kulluk Edin” Ne Anlama Gelir
Ayette kullanılan “u‘budullâh” ifadesi yalnızca belirli ibadetleri yapmak anlamına gelmez.
Kulluk;
Allah’ı ilah olarak tanımayı,
O’na yönelmeyi,
emir ve yasaklarını önemsemeyi,
hayatın ahlaki yönünü O’nun huzurunda yaşamayı
ifade eden geniş bir kavramdır.
Namaz ve dua kulluğun parçalarıdır fakat kulluk yalnızca bunlardan ibaret değildir.
İnsanın başka insanlara nasıl davrandığı da kulluk anlayışının bir parçasıdır.
“O’na Hiçbir Şeyi Ortak Koşmayın” Ne Demektir
Bu ifade tevhidin temelidir.
Kur’an insanın Allah’tan başka hiçbir varlığı;
ilah,
mutlak otorite,
ibadet edilen varlık
haline getirmemesini ister.
Bu nedenle ayet önce inancın merkezini kurar:
Allah birdir ve ibadet yalnızca O’na yöneltilir.
Ardından bu inancın sosyal sonuçlarını göstermeye başlar.
Neden Tevhidin Hemen Ardından Anne Babaya İyilik Geliyor
Bu sıralama Kur’an’da başka yerlerde de görülür.
Allah’a kulluktan sonra anne babaya iyiliğin anılması, ebeveyn hakkının ne kadar önemli görüldüğünü gösterir.
Çünkü insanın dünyaya gelişinde ve büyümesinde anne babanın;
emeği,
fedakârlığı,
koruması
çok büyük olabilir.
Bu yüzden onlara karşı ihsan, yani güzel ve iyilik dolu davranış istenir.
Anne Babaya İyilik Sınırsız İtaat Anlamına mı Gelir
Hayır.
Kur’an başka ayetlerde anne baba yanlış bir inanca veya Allah’a karşı gelmeye zorlasa bile o konuda itaat edilmemesi gerektiğini söyler.
Ancak buna rağmen onlarla dünyada güzel biçimde geçinmek öğütlenir.
Dolayısıyla iki ilke birlikte korunur:
İyilik ve saygı vardır; fakat mutlak itaat yalnızca Allah’a aittir.
“Akrabalara İyilik Edin” Ne Anlama Gelir
Akrabalık yalnızca biyolojik bağ değildir.
Aynı zamanda bazı;
yardımlaşma,
ziyaret,
destek,
sorumluluk
ilişkileri doğurur.
Kur’an özellikle ihtiyaç içindeki akrabanın tamamen unutulmamasını ister.
Çünkü insan bazen uzak insanlara yardım ederken kendi yakın çevresindeki sıkıntıyı göremeyebilir.
Yetimler Neden Özellikle Anılıyor
Nisâ Suresi’nin başından itibaren yetimlerin korunması önemli bir temadır.
Yetim çocuk;
ebeveyn korumasını kaybetmiş,
ekonomik olarak savunmasız,
malının kötüye kullanılmasına açık
olabilir.
Bu nedenle Kur’an tekrar tekrar yetimin hakkını korur.
Nisâ 36 da iyilik yapılması gereken grupların başında onları yeniden hatırlatır.
Yoksullara İyilik Etmek Neden İmanın Bir Parçası Olarak Sunuluyor
Çünkü Kur’an’da servet yalnızca kişisel ayrıcalık değildir.
Maddi imkanı bulunan insanın çevresindeki yoksulluğa tamamen kayıtsız kalması ahlaki açıdan eleştirilir.
Yoksula yardım;
sadaka,
zekât,
yiyecek,
barınma,
iş imkanı
gibi farklı biçimlerde gerçekleşebilir.
Önemli olan yoksulun yalnızca “yardım nesnesi” değil, onuru bulunan bir insan olduğunun unutulmamasıdır.
“Yakın Komşu” Kimdir
Ayette “el-câri zi’l-kurbâ”, yani yakın komşudan söz edilir.
Klasik tefsirlerde bunun;
akraba olan komşu,
yakın yerde yaşayan komşu
gibi anlamlara gelebileceği belirtilmiştir.
Eğer komşu aynı zamanda akrabaysa iki ayrı bağ birleşebilir:
Komşuluk ve akrabalık.
Bu durumda sorumluluğun daha da güçlü olduğu düşünülebilir.
“Uzak Komşu” Kimdir
Ayet hemen ardından “el-câri’l-cunub” ifadesini kullanır.
Bu;
akraba olmayan komşu,
daha uzakta yaşayan komşu,
başka toplumsal çevreden gelen komşu
şeklinde yorumlanmıştır.
Buradaki önemli nokta şudur:
Komşuluk hakkı yalnızca sana benzeyen insanlara ait değildir.
Akraba olmayan kişinin de komşuluk hakkı vardır.
Komşunun Dini veya Kimliği Farklıysa Yine de Komşuluk Hakkı Var mıdır
Ayet komşuluk iyiliğini yalnızca aynı inanç grubundaki insanlarla açıkça sınırlandırmaz.
Bu nedenle İslam ahlakında farklı inanç veya toplumsal kimlikteki komşulara da;
zarar vermemek,
güzel davranmak,
gerektiğinde yardım etmek
önemli görülmüştür.
Komşuluk, insanları birbirine bağlayan gündelik hayatın en yakın sosyal ilişkilerinden biridir.

Komşuya İyilik Sadece Maddi Yardım mıdır
Hayır.
Bazen komşuya yapılabilecek en büyük iyilik para vermek değildir.
Onu;
rahatsız etmemek,
gürültüyle hayatını zorlaştırmamak,
zor zamanında yanında olmak,
güvenliğini gözetmek
de komşuluk ahlakının parçalarıdır.
İyi komşuluk, yalnızca yardım etmek değil, zarar vermemektir.

“Yanınızdaki Arkadaş” Kimdir
Ayette “es-sâhibi bi’l-cenb” ifadesi bulunur.
Bu ifade klasik tefsirlerde oldukça geniş yorumlanmıştır.
Kastedilen;
eş,
yakın arkadaş,
yol arkadaşı,
yanında bulunan kişi
olabilir.
Bu genişlik önemli bir mesaj taşır:
Hayatının herhangi bir anında yanında bulunan insanın bile sana karşı belirli bir ahlaki hakkı oluşabilir.

Eş de “Yanındaki Arkadaş” Kapsamında mıdır
Bazı klasik yorumlarda evet.
Eş insanın hayatını en yakından paylaştığı kişilerden biridir.
Bu nedenle eşler arasındaki;
iyi muamele,
saygı,
merhamet,
destek
Nisâ Suresi’nin genel aile ahlakıyla da uyumludur.
Evlilik yalnızca hukuki haklardan değil, günlük hayatın güzel paylaşımından oluşur.

“Yolcu” Neden Yardım Edilecek İnsanlar Arasında Sayılıyor
Ayette “ibnü’s-sebîl”, yani yol oğlu şeklinde ifade edilen yolcudan söz edilir.
Eski dünyada yolculuk bugünkünden çok daha zor ve tehlikeliydi.
Bir yolcu;
parasız kalabilir,
yolunu kaybedebilir,
barınacak yer bulamayabilir.
Kendi ülkesinde zengin olan biri bile yolculuk sırasında tamamen çaresiz hale gelebilirdi.
Kur’an bu nedenle yolcunun geçici kırılganlığını dikkate alır.

“Sağ Ellerinizin Sahip Olduklarına İyilik Edin” Ne Demektir
Bu ifade dönemin kölelik kurumuna işaret eder.
Ayet köleliğin mevcut olduğu tarihsel bir toplumda, kişinin otoritesi altında bulunan insanlara iyi davranılmasını emreder.
Bu kişiler toplumdaki en zayıf gruplardan biri olabilirdi.
Bugün kölelik hukuken kaldırılmıştır ve bir insanın başka bir insanın mülkü olması kabul edilmez.
Dolayısıyla bu ifadeyi bugün yeniden kölelik oluşturmak için kullanmak doğru değildir.
Ancak ayetin ahlaki yönü çok açıktır:
Gücün altında bulunan kişiyi ezme.

Ayette Neden Bu Kadar Farklı İnsan Grubu Art Arda Sayılıyor
Çünkü ahlak yalnızca sevdiğimiz kişilere iyi davranmak değildir.
Ayet adeta insanın çevresinde giderek genişleyen halkalar oluşturur:
Anne baba.
Akraba.
Yetim ve yoksul.
Komşu.
Yanındaki insan.
Yolcu.
Toplumun en zayıf statüsündeki kişi.
Böylece iyilik, aile sınırından çıkıp toplumsal bir sorumluluğa dönüşür.

“Allah Kibirlenen ve Övünen Kimseyi Sevmez” Ne Anlama Gelir
Ayet bütün iyilik emirlerinin ardından kibir uyarısıyla sona erer.
Bu son derece anlamlıdır.
Çünkü insan iyilik yaptığı için bile kibirlenebilir.
Bir yoksula yardım edip onu aşağılayabilir.
Birine destek verip sürekli bunu hatırlatabilir.
Kur’an böyle bir iyiliğin içine üstünlük duygusunun karışmasına karşı uyarır.

“Muhtâl” ve “Fehûr” Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Ayette iki kavram yan yana gelir.
Muhtâl, kendisini büyük gören, kibirlenen insanı ifade eder.
Fehûr ise sahip olduklarıyla sürekli övünen kişidir.
Biri insanın içindeki üstünlük duygusuna,
diğeri bunun söz ve davranışla dışarıya taşmasına
işaret eder.
Yani kişi hem kendi içinde kibirlenmemeli hem de nimetlerini başkalarını küçültmenin aracına dönüştürmemelidir.

Nisâ Suresi 36. Ayetin Bugüne Verdiği En Büyük Mesaj Nedir
Nisâ 36’nın en güçlü yönü, tevhid ile insan ilişkilerini birbirinden ayırmamasıdır.
Ayet:
Allah’a kulluk edin.
der.
Fakat hemen ardından insanın evine, sokağına ve toplumuna döner.
Anne babana nasıl davranıyorsun?
Akrabanı unutuyor musun?
Yetimin hakkını koruyor musun?
Yoksulu görüyor musun?
Komşuna zarar veriyor musun?
Yanındaki insana nasıl davranıyorsun?
Yolda kalana el uzatıyor musun?
Gücün altında bulunan insanı eziyor musun?
Bütün bunlar ayetin kulluk anlayışının çevresinde yer alır.
Bu nedenle Nisâ 36, dini yalnızca bireysel ritüellere indirgemenin ne kadar eksik olabileceğini gösterir.
İnsan Allah’a yönelirken insanlardan kopamaz.
Çünkü iman;
merhamette,
adalette,
komşulukta,
anne babaya iyilikte,
savunmasız insanın hakkını korumakta
görünür hale gelir.
Ve bütün bunların sonunda çok önemli bir uyarı vardır:
İyiliğinle bile kibirlenme.
Çünkü gerçek iyilik, karşısındaki insanı küçülterek yapılmaz.
Belki de Nisâ 36’nın bütün mesajı şu cümlede birleşir:
Allah’a kulluğun doğruluğu yalnızca secdede değil, ayağa kalktığında insanlara nasıl davrandığında da sınanır.
“İbadet insanı Allah’a yaklaştırırken insanlardan uzaklaştırıyorsa bir şey eksik kalmış demektir. Nisâ 36, kulluğun secdeden komşunun kapısına, anne babanın gönlünden yetimin hakkına kadar uzanan bir ahlak olduğunu hatırlatır.”
Ersan Karavelioğlu