Mutaffifîn Suresi 29. Ayette “Şüphesiz Günahkârlar İman Edenlere Gülerlerdi” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve İnançlı İnsanlarla Alay Etmek Surenin Cennet Tasvirinden Sonra Neden Yeniden Dünya Hayatına Taşınır
“Alay bazen güçlü bir delil değil, güçlü görünme aracıdır. Mutaffifîn, inananlara gülenleri anlatırken yalnızca bir sosyal davranışı değil, insanın kendisinden farklı gördüğü kişiyi küçülterek kendi konumunu üstün gösterme eğilimini de ortaya çıkarır.”
Ersan Karavelioğlu
Mutaffifîn Suresi 29. Ayette Ne Buyrulur
Mutaffifîn Suresinin yirmi dokuzuncu ayetinde anlam olarak:
“Şüphesiz günahkârlar iman edenlere gülerlerdi.”
buyrulur.
Uzun bir cennet tasvirinin ardından sure yeniden dünya hayatına döner.
Tesnîm’den,
Naîm’den,
İlliyyîn’den
söz edilirken birden geçmişte yaşanan bir sahne hatırlatılır:
Günahkârlar müminlerle alay ediyordu.
Bu dönüş tesadüfi değildir.
Çünkü şimdi dünya ile ahiret arasındaki:
değer ölçüsü farkı
gösterilecektir.
Ayetteki “Ecramû” Kimleri Anlatır
Ayette:
“ellezîne ecramû”
ifadesi yer alır.
Bu:
suç işleyenler,
günahı sürdürenler,
ahlaki sınırları aşanlar
anlamında anlaşılabilir.
Burada yalnızca herhangi bir hata yapan kişi değil:
kötülükte belirli bir tavır geliştirmiş insanlar
öne çıkar.
Bu kişiler daha önce anlatılan:
füccâr,
mu‘ted,
esîm
karakter çizgisiyle bağlantılıdır.
“İman Edenlere Gülerlerdi” Ne Tür Bir Gülmedir
Buradaki gülme:
neşeli veya dostça bir gülüş değildir.
Bağlam:
alaycı gülme
üzerindedir.
Yani müminler:
küçümseniyor,
hafife alınıyor,
inançlarından dolayı mizah konusu yapılıyor
olabilir.
Bu yüzden ayet:
sosyal aşağılama
davranışını anlatır.
İnsan Neden Kendinden Farklı İnananlarla Alay Eder
Bunun birçok psikolojik nedeni olabilir.
Kendini üstün hissetmek.
Gruba ait olduğunu göstermek.
Karşı tarafın düşüncesini gerçekten tartışmak yerine küçültmek.
Kendi şüphelerini bastırmak.
Topluluk içinde prestij kazanmak.
Alay bazen:
düşünsel üstünlüğün kanıtı değil, sosyal üstünlük gösterisinin aracı
olabilir.
Bir İnançla Alay Etmekle Onu Eleştirmek Aynı Şey midir
Hayır.
Bir insan herhangi bir dini:
eleştirebilir,
sorgulayabilir,
iddialarını yanlış bulabilir.
Bu, düşünce özgürlüğünün parçasıdır.
Fakat:
“Bu düşünce neden yanlış?”
diye argüman sunmakla,
bir insanı inancı nedeniyle:
aşağılamak
aynı şey değildir.
Mutaffifîn 29’un eleştirisi özellikle:
küçümseyici tavra
yöneliktir.
Müminler De Başka İnançlarla Alay Ederse Aynı Ahlaki Problem Ortaya Çıkar mı
Evet.
Ayetin doğrudan tarihsel bağlamı müminlerle alay eden suçlular hakkındadır.
Fakat buradan çıkarılabilecek ahlaki ilke:
başkasının inancını veya inançsızlığını aşağılamak yerine fikirleri adil biçimde tartışmak
olmalıdır.
Bir Müslümanın da:
başka din mensubunu,
ateisti,
agnostiği
sırf kimliği nedeniyle aşağılaması ahlaki açıdan savunulamaz.
Eleştiri:
insan onurunu çiğnemeden
yapılabilir.
Alay Neden Genellikle Grup İçinde Daha Güçlü Hâle Gelir
Çünkü grup davranışı bireyin sınırlarını değiştirebilir.
Tek başına söylemeyeceği şeyi:
kalabalıkta söyleyebilir.
Bir kişi güler.
Diğerleri katılır.
Böylece alay:
sosyal bağ kurma aracına
dönüşebilir.
Karşıdaki insan ise:
bir birey olmaktan çıkıp grubun eğlence nesnesi hâline gelir.
Mutaffifîn’in sonraki ayetlerinde bu toplumsal tavrın başka yönleri de görülecektir.
İnançla Alay Edilmesi İnsan Üzerinde Nasıl Bir Etki Bırakabilir
İnsan için inanç:
kimliğinin,
ailesinin,
hayata anlam verme biçiminin
çok derin bir parçası olabilir.
Bu nedenle inanç üzerinden sistematik aşağılanma:
utanç,
yalnızlık,
dışlanmışlık
ve psikolojik baskı
oluşturabilir.
Ayet bu nedenle yalnızca:
bir kahkahayı
anlatmaz.
O kahkahanın arkasındaki:
güç ilişkisini
de görünür kılar.
İnançlı İnsanlar Tarih Boyunca Alayla Karşılaşmış mıdır
Birçok dinî hareketin erken dönemlerinde:
yeni veya azınlıkta olan inanç toplulukları
sosyal küçümsemeyle karşılaşmıştır.
Kur’an’ın kendi anlatısında da peygamberlere:
yalancı,
şair,
mecnun
gibi küçümseyici sıfatlar yöneltildiği aktarılır.
Mutaffifîn 29 bu daha geniş örüntünün içinde:
iman edenlerle alay edilmesini
hatırlatır.
Ayet Neden Tam Cennet Tasvirinden Sonra Gelir
Bu çok önemli bir edebî tercihtir.
Önce iyiler:
İlliyyîn’de,
Naîm içinde,
tahtlarda,
Tesnîm’in nimetleriyle
anlatılır.
Ardından:
“Dünyada bunlarla alay ediyorlardı.”
denilir.
Bu karşıtlık şunu gösterir:
Dünyada kimin gülünecek durumda olduğu:
nihai değer ölçüsü değildir.
Bugün küçümsenen kişi:
ahiret anlatısında onurlandırılabilir.

Dünya Değerleriyle Ahiret Değerleri Nasıl Tersine Dönebilir
Dünya bazen:
güçlüyü haklı,
zengini başarılı,
popüleri değerli
gösterebilir.
Mütevazı,
dürüst
ve inançlı kişi ise:
“saf”
olarak küçümsenebilir.
Mutaffifîn ise:
nihai değerin sosyal popülerliğe göre belirlenmediğini
söyler.
Bu yüzden sure bir tür:
değerler tersine dönüşü
hazırlar.

Alay Eden Kişi Neden Kendini Haklı Sanabilir
Çünkü kahkaha:
kişiye sosyal üstünlük hissi verir.
Bir grupta herkes aynı kişiye gülüyorsa:
“Demek ki biz haklıyız.”
duygusu oluşabilir.
Oysa çoğunluk veya alay:
mantıksal delil değildir.
Bir fikrin:
popüler olması onu doğru yapmadığı gibi,
gülünç bulunması da:
onu yanlış yapmaz.

Mizah İle Hakaret Arasındaki Sınır Nerede Başlar
Mizah insan hayatının değerli bir parçasıdır.
Din,
felsefe,
toplum
ve insanlar hakkında mizah yapılabilir.
Ancak mizah:
belirli kişileri sürekli insanlık değerinden düşürmeye,
aşağılamaya,
zorbalığa
ve nefret üretmeye
dönüştüğünde farklı bir boyuta geçer.
Mutaffifîn’deki gülme de:
masum mizah değil, küçümseme bağlamındadır.

Bu Ayet Sosyal Medya Çağında Nasıl Okunabilir
Bugün bir insan:
birkaç saniyede milyonların alay konusu hâline gelebilir.
Bir ekran görüntüsü,
bir video,
bir cümle
binlerce küçümseyici yorum üretebilir.
İnsanlar bazen karşılarındaki kişinin:
gerçek bir insan olduğunu
unutabilir.
Mutaffifîn 29 bu açıdan çok günceldir:
Gülmek kolaydır; fakat güldüğün insanın onurunu da hesaba kat.

İnançlı Kişi Alay Karşısında Nasıl Davranmalıdır
Ayet öfkeyle karşı saldırmayı zorunlu kılmaz.
Daha olgun tavır:
gerektiğinde açıklamak,
eleştiriye cevap vermek,
hakaret döngüsüne girmemek
ve kendi değerini karşı tarafın kahkahasına bağlamamak
olabilir.
Çünkü başkasının seni küçümsemesi:
senin gerçekten küçük olduğunu göstermez.
İnsanın değeri kalabalığın tepkisiyle belirlenmez.

Alay Eden İnsan Sonradan Değişebilir mi
Elbette.
Kur’an’daki uyarılar insanların değişemeyeceği anlamına gelmez.
Bir insan:
yanlışını fark edebilir.
Özür dileyebilir.
Kibirli tavrını bırakabilir.
Daha önce küçümsediği kişiyi anlayabilir.
Bu yüzden ayeti:
insanları kalıcı düşman kategorilerine hapsetmek
için kullanmak doğru değildir.
Ama davranışın yanlışlığı açık biçimde gösterilir.

Bu Ayet İnanan İnsana da Öz Eleştiri Yaptırmalı mıdır
Kesinlikle.
Kişi yalnızca:
“Bize gülenler kötü.”
demekle yetinmemelidir.
Şunu da sormalıdır:
Ben başkalarına gülüyor muyum?
Farklı düşünenleri küçümsüyor muyum?
İnançsız insanları insanlık değerinden düşürüyor muyum?
Kendimi haklı gördüğüm için:
saygıyı gereksiz mi sanıyorum?
Ayet başkasına çevrilen parmak kadar:
kişinin kendisine tutulan ayna
olmalıdır.

28. Ve 29. Ayetler Arasındaki Ani Geçiş Neden Bu Kadar Etkilidir
- ayette:
Tesnîm’den içen mukarrebler
vardı.
- ayette:
dünyada müminlere gülen günahkârlar
hatırlatılır.
Bu ani geçiş okuyucuyu sarsar.
Bir tarafta:
ilahî yakınlık.
Diğer tarafta:
dünyevi alay.
Ve böylece şu soru doğar:
Kimin değerlendirmesi nihai?
Kalabalığın mı?
Yoksa:
ilahî adaletin mi?

Mutaffifîn Suresi 29. Ayetin En Derin Mesajı Nedir
Mutaffifîn Suresinin yirmi dokuzuncu ayeti:
“Şüphesiz günahkârlar iman edenlere gülerlerdi.”
der.
Kısa bir cümle.
Ama içinde çok büyük bir insan davranışı vardır:
Başkasıyla alay ederek kendini büyük hissetmek.
İnsan karşısındaki fikri gerçekten tartışmak yerine:
gülebilir.
Onu anlamaya çalışmak yerine:
karikatürleştirebilir.
Kendisinden farklı olduğu için:
küçük görebilir.
Ve kalabalık da onunla birlikte gülüyorsa:
kendi haklılığından daha da emin olabilir.
Fakat Mutaffifîn bu güveni sarsar.
Çünkü 29. ayetten hemen önce kim vardı?
İyiler.
İlliyyîn’de.
Naîm içinde.
Tahtlarda.
Yüzlerinde nimet parlaklığıyla.
Tesnîm’in kaynağına yakın.
Yani dünyada kendilerine gülünen insanlar:
Kur’an’ın ahiret anlatısında:
onurlandırılmış insanlar
olarak karşımıza çıkar.
Burada son derece önemli bir değer dersi vardır:
Bir toplumun kimi küçümsediği, onun gerçekten değersiz olduğunu göstermez.
Tarih boyunca insanlar:
fakir olduğu için,
farklı düşündüğü için,
azınlıkta olduğu için,
dini nedeniyle,
dinsizliği nedeniyle,
görünüşü nedeniyle
başkalarıyla alay etmişlerdir.
Ama kahkaha:
hakikat ölçüsü değildir.
Çoğunluk:
hakikat ölçüsü değildir.
Popülerlik:
hakikat ölçüsü değildir.
Asıl soru:
Kim gerçekten haklı ve kim gerçekten adil yaşıyor?
Mutaffifîn’in bu ayeti bu yüzden yalnızca:
inananlara yapılan alayı kınamaz.
İnsanın bütün küçümseme kültürüne meydan okur.
Bir fikri eleştir.
Yanlışsa neden yanlış olduğunu göster.
Ama insanı:
insan olduğu için sahip olduğu onurdan mahrum etme.
Ve belki ayetin insana bıraktığı en güçlü cümle şudur:
Birine gülmek onu küçültmez; bazen sadece gülen kişinin karakterini görünür hâle getirir.
“Mutaffifîn’in kahkahası bir delil değildir; bir karakter göstergesidir. Dünyada kimin alkışlandığı ve kimin küçümsendiği değişebilir, fakat insanın gerçek değeri kalabalığın sesinden daha derin bir ölçüyle belirlenir.”
Ersan Karavelioğlu