Mürselât Suresi 9. Ayette “Gökyüzü Yarıldığı Zaman” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Kur’an’ın Kıyamette Göğün Yarılması Tasviri Nasıl Anlaşılmalıdır
“İnsan başının üzerindeki göğü değişmez bir örtü gibi görür. Mürselât Suresi ise kıyameti, insanın değişmez sandığı göksel düzenin bile parçalandığı büyük dönüşüm olarak tasvir eder.”
Ersan Karavelioğlu
Mürselât Suresi 9. Ayet Ne Söyler
Mürselât Suresi’nin 9. ayeti şöyledir:
وَإِذَا السَّمَاءُ فُرِجَتْ
Türkçeye genel olarak:
“Gökyüzü yarıldığı zaman...”
şeklinde çevrilir.
Bir önceki ayette yıldızların ışığının söndürülmesinden söz edilmişti.
Şimdi kıyamet tasviri daha da büyümektedir:
Kur’an böylece kıyametin yalnızca yeryüzünde meydana gelecek bir felaket olmadığını, bütün kozmik düzeni kapsayan büyük bir dönüşüm olduğunu anlatır.
“Furicet” Kelimesi Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “furicet” kelimesi:
açılmak, yarılmak, aralanmak, parçalanarak açıklık meydana gelmek
anlam alanına sahiptir.
Dolayısıyla ayetin oluşturduğu görüntü oldukça güçlüdür.
İnsan gökyüzünü bugün kesintisiz ve bütün bir yapı gibi algılar.
Kıyamet tasvirinde ise bu bütünlük ortadan kalkmaktadır.
Gökyüzü artık alışılmış düzeninde değildir.
“Gökyüzünün Yarılması” Tam Olarak Ne Demektir
Kur’an burada olayın fiziksel mekanizmasını ayrıntılı biçimde açıklamaz.
Bu nedenle:
“Gökyüzü tam olarak şu fiziksel süreç nedeniyle yarılacaktır.”
demek mümkün değildir.
Ayetin açık mesajı şudur:
Bugün bildiğimiz göksel düzen kıyamette aynı şekilde devam etmeyecektir.
“Yarılma” tasviri, mevcut düzenin bozulmasını ve yeni bir varoluş aşamasına geçişi ifade eden son derece güçlü bir anlatımdır.
Kur’an’ın Başka Surelerinde De Göğün Yarılmasından Söz Edilir mi
Evet.
Kur’an’ın kıyamet tasvirlerinde gökyüzünün:
yarılması,
çatlaması,
açılması,
değişmesi
birden fazla yerde karşımıza çıkar.
İnşikâk Suresi:
“Gök yarıldığı zaman...”
ifadesiyle başlar.
İnfitâr Suresi’nde de:
“Gök yarıldığı zaman...”
denilir.
Bu tekrar, göğün yarılmasının Kur’an’ın kıyamet anlatısındaki temel sembollerden biri olduğunu gösterir.
8. Ayette Yıldızlar, 9. Ayette Gökyüzü Neden Anlatılır
Bu iki ayet birlikte okunduğunda bir yükseliş vardır.
Önce:
Ardından:
Sanki insan önce gökyüzündeki ışık noktalarının kaybolduğunu görür.
Sonra artık onların bulunduğu büyük kozmik sahnenin kendisi değişmeye başlar.
Bu anlatım kıyametin büyüklüğünü aşamalı biçimde hissettirir.
Ayet Modern Astronomideki Bir Olayı mı Tarif Ediyor
Bunu kesin biçimde söylemek doğru olmaz.
Modern kozmoloji:
evrenin genişlemesini,
yıldızların oluşumunu,
galaksilerin hareketlerini,
uzay-zamanın yapısını
bilimsel modellerle inceler.
Mürselât 9 ise fiziksel bir teori ortaya koymaz.
Bu nedenle ayeti belirli bir kozmolojik modele zorla eşitlemek yerine, ayetin kendi mesajını korumak daha sağlıklıdır:
Mevcut kozmik düzen kalıcı değildir.
Gökyüzü Gerçekte Bir Kubbe Gibi Yarılabilecek Bir Şey midir
Modern bilim açısından gökyüzü başımızın üzerinde bulunan fiziksel bir mavi kubbe değildir.
Gündüz gördüğümüz mavi gökyüzü atmosferde ışığın saçılması sonucunda oluşan görünümle ilişkilidir.
Kur’an’ın “sema” kavramı ise bağlama göre:
gökyüzü,
üst âlem,
gökler,
kozmik düzen
gibi daha geniş anlamlarda kullanılabilir.
Bu nedenle “göğün yarılması” ifadesini günlük hayatta gördüğümüz mavi yüzeyin kumaş gibi yırtılması şeklinde düşünmek zorunlu değildir.
Kur’an Neden Kıyameti Soyut Bir Şekilde Değil De Görüntülerle Anlatır
Çünkü insan zihni görüntülerle çok güçlü biçimde düşünür.
“Evrenin mevcut fiziksel düzeni sona erecektir.”
gibi soyut bir cümle söylenebilir.
Fakat:
“Yıldızlar söndürüldüğü zaman...”
“Gökyüzü yarıldığı zaman...”
denildiğinde insanın zihninde doğrudan bir sahne oluşur.
Kur’an’ın kıyamet anlatımının etkileyiciliğinin önemli nedenlerinden biri budur.
Mesaj sadece anlaşılmaz.
Hissedilir.
Göğün Yarılması Düzenin Tamamen Bozulması mı Demektir
Ayetin bağlamında mevcut düzenin köklü şekilde değişmesi söz konusudur.
Fakat Kur’an açısından kıyamet mutlak bir anlamsız kaos değildir.
Çünkü bu çözülmenin ardından:
gelecektir.
Yani bir düzen sona ererken başka bir varoluş aşaması başlamaktadır.
Bu nedenle kıyamet:
amaçsız yok oluş değil, dönüşüm ve hesaba geçiştir.
İnsan Neden Gökyüzünü Güven Ve Süreklilik Sembolü Olarak Görür
Çünkü insan hayatındaki hemen her şey değişirken gökyüzü hep oradaymış gibi görünür.
Evler yıkılır.
Şehirler değişir.
Nesiller gelir ve gider.
İnsanlar doğar ve ölür.
Ama yukarı baktığımızda:
Güneş,
Ay,
yıldızlar
var olmaya devam eder.
Bu nedenle göğün yarılması insanın en temel süreklilik duygularından birini parçalar.
Kur’an adeta:
“Değişmez sandığınız şeyler bile değişecektir.”
demektedir.

İnsan Ömrü İle Kozmik Zaman Arasındaki Fark Neden Önemlidir
İnsan birkaç on yıllık hayatı içerisinde evreni neredeyse değişmez görür.
Fakat kozmik ölçekte:
yıldızlar doğar,
yıldızlar ölür,
galaksiler değişir,
gezegen sistemleri oluşur ve yok olabilir.
İnsan ömrünün kısalığı bazen bize büyük süreçlerin sabit olduğu yanılgısını verebilir.
Mürselât’ın kıyamet tasviri bu algıyı aşmaya çağırır.
Uzun süre devam etmek, sonsuza kadar devam etmek değildir.

Kıyamette Neden İnsanların Alıştığı Bütün Referanslar Ortadan Kalkar
Kur’an’ın kıyamet tasvirlerinde:
değişir.
Bunlar insanın dünyadaki en temel referanslarıdır.
Kıyamette bunların değişmesi şu mesajı güçlendirir:
Artık eski dünya düzeni sona ermiştir.
İnsanın alıştığı güvenlik alanı yok olur.
Artık malın, makamın, coğrafyanın veya dünyevi düzenin koruyucu anlamı kalmaz.

Gökyüzünün Yarılması İnsan Merkezli Bakışı Nasıl Sarsar
İnsan bazen bütün varlığı kendi günlük hayatı çevresinde değerlendirir.
Bugün ne kazanacağım?
Kim beni seviyor?
İşim nasıl olacak?
Ne satın alacağım?
Bunlar hayatın gerçek meseleleridir.
Ancak kozmik perspektif insanın bakışını büyütür.
Milyarlarca yıldızın bulunduğu bir evrende insan çok küçük görünür.
Mürselât ise bu küçüklüğe rağmen insanın ahlaki sorumluluğunun büyük olduğunu söyler.

Kozmik Düzenin Bozulması İle İnsan Hesabı Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Mürselât’ın amacı yalnızca evrenin geleceğini anlatmak değildir.
Kozmik tasvirlerin sonunda sürekli insanın hesabına dönülür.
Çünkü surede asıl soru şudur:
İnsan hayatını nasıl yaşadı
Yıldızların sönmesi,
göğün yarılması,
dağların savrulması
büyük sahnenin kurulmasıdır.
Bu sahnenin merkezindeki ahlaki mesele ise:
İnsanın yaptıklarıyla karşılaşmasıdır.

Ayet İnsanın Sahip Olduğu Şeylere Bakışını Değiştirir mi
Değiştirebilir.
Eğer:
gökyüzü bile değişecekse,
dağlar bile kalmayacaksa,
yıldızların düzeni bile sona erecekse,
insanın sahip olduğu maddi şeylerin mutlak kalıcılığından söz etmek mümkün değildir.
Bu düşünce:
mal sahibi olmamayı,
çalışmamayı,
başarıdan kaçmayı
gerektirmez.
Asıl mesele sahip olduğumuz şeyleri sonsuzmuş gibi görmemektir.

Geçicilik İnsanı Karamsarlığa mı Götürmelidir
Hayır.
Geçiciliğin iki farklı sonucu olabilir.
İnsan:
“Nasıl olsa bitecek.”
diyerek anlamsızlığa yönelebilir.
Ya da:
“Madem sınırlı, o hâlde zamanı iyi kullanmalıyım.”
diyebilir.
Kur’an’ın çağrısı ikinci yöne yakındır.
Hayatın geçici oluşu hayatı değersiz kılmak yerine insanın yaptığı seçimlere daha büyük önem kazandırır.
Çünkü fırsat sonsuz değildir.

Göğün Yarılması Yeni Bir Âlemin Başlangıcı Olabilir mi
Kur’an’ın bütün ahiret anlatısı içerisinde düşünüldüğünde evet.
Kıyamet yalnızca mevcut âlemin bozulmasını anlatmaz.
Ardından:
yeniden diriliş,
hesap,
cennet,
cehennem
gibi yeni varoluş aşamalarından söz edilir.
Bu nedenle göğün yarılması:
eski kozmik düzenin kapanması
ve başka bir varoluş düzenine geçiş olarak düşünülebilir.
Kur’an ayrıntılı fiziksel mekanizma vermez.
Ama dönüşüm fikrini çok güçlü biçimde ortaya koyar.

Mürselât 9 Bugünün İnsanına Hangi Soruyu Sordurur
Belki de ayetin bugünün insanına sordurduğu en güçlü soru şudur:
“Gökyüzünün bile değişeceği bir evrende benim gerçekten değişmez sandığım şey nedir
İnsan:
servetini,
gençliğini,
sağlığını,
gücünü,
ilişkilerini,
başarısını
kalıcı sanabilir.
Oysa hayat sürekli değişmektedir.
Mürselât 9 bu değişimi en büyük ölçekte gösterir:
Bir gün gökyüzünün kendisi bile bugün gördüğümüz gibi olmayacaktır.

Sonuç: “Gökyüzü Yarıldığı Zaman” Ne Anlama Gelir
Mürselât Suresi’nin 9. ayeti:
وَإِذَا السَّمَاءُ فُرِجَتْ
yani:
“Gökyüzü yarıldığı zaman...”
ifadesiyle kıyametin kozmik dönüşümünü anlatmaya devam eder.
- ayette:
- ayette:
Bir sonraki ayette ise:
geçilecektir.
Böylece Kur’an insanın en sağlam ve kalıcı gördüğü üç büyük alanı arka arkaya değiştirir:
Yıldızlar değişir.
Gökyüzü değişir.
Dağlar değişir.
Mesaj son derece güçlüdür:
Yaratılmış hiçbir düzen mutlak değildir.
Fakat surenin amacı insanı yalnızca kozmik felaket görüntüleriyle sarsmak değildir.
Bütün bu sahnelerin ardından insanın hesabı gelecektir.
Bu nedenle asıl soru:
Gökyüzü nasıl yarılacak
sorusundan daha büyüktür.
Asıl soru şudur:
Gökyüzü yarıldığında ve dünyada güvendiğimiz bütün düzen ortadan kalktığında insanın yanında gerçekten ne kalacaktır
Kur’an’ın cevabı, insanın sahip olduklarından çok yaptıklarına dikkat çeker.
“İnsan göğe baktığında sonsuzluğu gördüğünü sanır; Mürselât ise göğün bile değişeceğini söyler. Belki de kalıcı olan, elimizde tuttuğumuz şeyler değil, hayat boyunca ardımızda bıraktığımız anlamdır.”
Ersan Karavelioğlu