Michel Foucault'ya Göre Delilik Ve Uygarlık Nedir
Akıl, Kapatılma, Dışlama Ve Modern İnsan Nasıl Açıklanır
“Bir uygarlığın gerçek yüzü, yalnızca aklı nasıl yücelttiğinde değil; aklın dışına düşen sesi nasıl susturduğunda, nereye kapattığında ve hangi adla görünmez kıldığında ortaya çıkar.”
Ersan Karavelioğlu
Michel Foucault'nun düşüncesinde delilik ve uygarlık, yalnızca psikiyatri tarihine ait bir konu değildir. Bu mesele, insanlık tarihinin en derin çatlaklarından birine dokunur: Akıl kendisini nasıl kurdu
Foucault'ya göre delilik, sadece bireyin zihinsel bir hali olarak değil; toplumun akıl, normal, uygun, tehlikeli, tedavi edilebilir, kapatılabilir ve susturulabilir dediği sınırların içinde anlaşılmalıdır. Çünkü bir toplumun “deli” dediği kişi, çoğu zaman yalnızca hasta olarak değil; aynı zamanda aklın düzenine uymayan, toplumsal ritmi bozan, normun dışında kalan ve uygarlığın görmek istemediği hakikati taşıyan biri olarak konumlandırılır.
Foucault'nun temel sorusu burada derinleşir:
Delilik gerçekten yalnızca aklın eksikliği midir, yoksa uygarlığın kendi düzenini kurmak için dışarı ittiği, susturduğu ve kapattığı bir insanlık aynası mıdır
Delilik Ve Uygarlık Meselesi Nedir
Delilik ve uygarlık, Foucault'nun düşüncesinde, toplumların kendilerini “akıllı”, “düzenli”, “medeni” ve “normal” olarak kurarken deliliği nasıl dışarıda bıraktığını anlatan büyük bir meseledir.
Burada delilik yalnızca tıbbi bir tanı değildir. Delilik, aynı zamanda toplumun kendi sınırlarını çizmek için kullandığı güçlü bir karşıt figürdür.
Bir toplum kendisine şöyle der:
Biz akıllıyız.
Biz düzenliyiz.
Biz ölçülüyüz.
Biz üretkeniz.
Biz normaliz.
Biz medeniyiz.
Fakat bu cümlelerin arkasında çoğu zaman sessiz bir karşıtlık vardır:
Onlar akıl dışıdır.
Onlar düzensizdir.
Onlar tehlikelidir.
Onlar uyumsuzdur.
Onlar kapatılmalıdır.
Onlar susturulmalıdır.
Foucault'nun bakışı burada çok sarsıcıdır. Çünkü o, uygarlığı yalnızca ilerleme, bilim, düzen ve ahlak tarihi olarak okumaz. Aynı zamanda dışlama, kapatma, susturma, normalleştirme ve insanı akıl adına yönetme tarihi olarak da okur.
Bu nedenle delilik, uygarlığın karanlık aynasıdır.
Foucault'ya Göre Akıl Kendini Nasıl Kurar
Foucault'ya göre akıl, kendisini yalnızca düşünerek, bilim üreterek veya doğruyu bularak kurmaz. Akıl aynı zamanda kendisine karşıt bir alan oluşturarak kurulur. Bu karşıt alan çoğu zaman delilik, akıl dışılık, sapma, anormallik ve düzensizlik olarak adlandırılır.
Yani akıl, “ben aklım” diyebilmek için bir şeyi “akıl dışı” ilan eder.
| Akıl Kendini Böyle Kurar | Dışarıda Bıraktığı Alan |
|---|---|
| Düzen | Kaos |
| Mantık | Akıl dışılık |
| Normal davranış | Anormal davranış |
| Toplumsal uyum | Uyumsuzluk |
| Üretkenlik | Aylaklık |
| Ölçülülük | Taşkınlık |
| Kabul edilebilir söz | Deli sözü |
Bu yüzden Foucault için akıl tarafsız ve masum bir hakem değildir. Akıl çoğu zaman kendisini güçlendirmek için kendi dışını üretir.
Delilik, aklın karşısına yerleştirilen bu dış alandır.
Burada asıl soru şudur:
Akıl gerçekten deliliği anladı mı, yoksa onu kendi düzenini korumak için dışarı mı itti
Foucault'nun cevabı kolay değildir. Çünkü o, aklı reddetmez. Fakat aklın iktidarla, kurumlarla, sınıflandırmayla ve dışlamayla nasıl birleştiğini gösterir.
Uygarlık Deliliği Neden Dışlar
Uygarlık, kendisini düzen üzerine kurar. Düzen ise sınırlar ister. Hangi davranışın kabul edilebilir, hangi sözün anlamlı, hangi bedenin üretken, hangi insanın güvenilir ve hangi yaşam biçiminin makbul olduğunu belirlemek ister.
Delilik bu düzen için rahatsız edicidir. Çünkü delilik:
Uygarlık delilikten korkar; çünkü delilik, aklın sandığı kadar sağlam olmadığını hatırlatır.
Modern insan kendisini kontrol sahibi sanır. Fakat delilik ona şunu gösterir:
Zihin kırılabilir.
Dil dağılabilir.
Kimlik çözülebilir.
Gerçeklik algısı sarsılabilir.
Normal dediğimiz şey çok ince bir çizgide duruyor olabilir.
Bu yüzden toplum deliliği yalnızca tedavi etmek istemez; aynı zamanda onu ayırmak, sınırlandırmak, adlandırmak, gözlemlemek ve mümkünse görünmez kılmak ister.
Büyük Kapatılma Ne Anlama Gelir
Foucault'nun delilik tarihindeki en önemli kavramlarından biri Büyük Kapatılmadır. Bu kavram, Avrupa tarihinde belirli dönemlerde toplumun yalnızca delileri değil; yoksulları, aylakları, işsizleri, serserileri, ahlaki olarak uygunsuz görülenleri ve toplumsal düzene uymayanları kapatma kurumlarına yerleştirmesini anlatır.
Bu, yalnızca tıbbi bir süreç değildir. Daha çok toplumsal düzen kurma sürecidir.
| Kapatılan Grup | Uygarlığın Gözündeki Anlamı |
|---|---|
| Deliler | Akıl dışı ve kontrolsüz |
| Yoksullar | Düzenlenmesi gereken kitle |
| Aylaklar | Çalışma ahlakına aykırı |
| Serseriler | Toplumsal tehdit |
| Uyumsuzlar | Norm dışı varlıklar |
| Ahlaki sapma görülenler | Düzeltilmesi gereken kişiler |
Bu tablo çok önemlidir. Çünkü delilik, uzun süre yalnızca hastalık olarak değil, toplumsal düzensizlik ile birlikte düşünülmüştür.
Foucault'nun çarpıcı tespiti şudur:
Uygarlık, kendisine uymayan insanları anlamadan önce çoğu zaman onları kapatmayı seçmiştir.
Kapatma burada yalnızca fiziksel değildir. Aynı zamanda semboliktir:
Sen bizim akıl, çalışma, ahlak ve düzen dünyamızın dışındasın.
Kapatılma Sadece Duvarların Arkasına Atmak mıdır
Foucault'ya göre kapatılma yalnızca bir insanı bir binaya, hastaneye, hapishaneye veya kuruma yerleştirmek değildir. Kapatılma, bir insanın sözünü, varlığını ve deneyimini toplumun geçerli hakikat alanının dışına atmaktır.
Bir kişi fiziksel olarak dışarıda olabilir; fakat sözü ciddiye alınmıyorsa, deneyimi yalnızca semptom olarak görülüyorsa, acısı yalnızca dosyaya dönüşüyorsa, o kişi başka bir anlamda kapatılmıştır.
Kapatılma şu biçimlerde olabilir:
Bu yüzden Foucault'nun delilik analizi bugün bile çok güçlüdür. Çünkü modern toplum insanları artık her zaman duvarlarla kapatmaz; bazen onları etiketlerle, tanılarla, normlarla, dosyalarla ve güvenilmezlik algısıyla kapatır.
En görünmez kapatma, insanın sözünü insan sözü olmaktan çıkarıp yalnızca belirtiye dönüştürmektir.
Deli Sözü Neden Ciddiye Alınmaz
Foucault'nun en derin meselelerinden biri, deli sözünün nasıl susturulduğudur. Çünkü deli kabul edilen kişinin sözü, çoğu zaman doğrudan bir hakikat olarak değil; yorumlanması gereken bir belirti olarak görülür.
Bu durumda kişi konuşur; fakat gerçekten dinlenmez.
Bu çok ağır bir dönüşümdür. Çünkü insanın sözü elinden alındığında, insanın özne oluşu da zedelenir.
Foucault bize şu soruyu sordurur:
Bir insanın sözü ne zaman anlamlı söz olmaktan çıkıp yalnızca hastalık belirtisine dönüşür
Bu soru yalnızca psikiyatriye değil, bütün topluma yöneltilmiş bir sorudur. Çünkü toplum da bazen hoşuna gitmeyen, düzenini bozan veya akıl kalıplarına sığmayan sözleri “deli saçması” diyerek dışarı atar.
Oysa bazen düzeni rahatsız eden söz, bütünüyle anlamsız değildir. Bazen toplumun duymak istemediği bir çatlağı gösterir.
Psikiyatri Deliliği Nasıl Bilgi Nesnesi Haline Getirir
Modern dönemde delilik, giderek psikiyatri, tıp, klinik gözlem ve uzmanlık bilgisi içinde tanımlanmaya başlamıştır. Bu dönüşüm, birçok açıdan insanlık için önemlidir. Çünkü ruhsal acı çeken insanların destek alması, tedavi görmesi ve korunması değerlidir.
Fakat Foucault'nun sorusu daha derindir:
Delilik tıbbi bilgi nesnesi haline geldiğinde, deli kişinin kendi sesi ne olur
Psikiyatri deliliği anlamaya çalışırken şu araçları kullanır:
Bu araçlar faydalı olabilir. Fakat aynı zamanda insanı vaka, tanı, dosya, risk profili ve normalleştirme nesnesi haline getirebilir.
| Psikiyatrik İşlem | İnsanın Hayatındaki Etki |
|---|---|
| Tanı koyma | Kimlik algısını etkileyebilir |
| Dosyalama | Geçmişi kayıt altına alır |
| Risk değerlendirmesi | Gözetim alanı oluşturur |
| Tedavi | Davranışı ve bedeni düzenler |
| Uzman yorumu | Kişinin sözü üzerinde otorite kurar |
Foucault burada tedaviye karşı değildir. Fakat şunu hatırlatır:
İyileştirme çabası, insanı kendi sözünden mahrum bırakmamalıdır.
Akıl Hastanesi Uygarlığın Hangi Yüzünü Gösterir
Akıl hastanesi, Foucault için yalnızca tedavi kurumu değildir. Aynı zamanda uygarlığın delilikle kurduğu ilişkinin somutlaştığı bir mekandır.
Akıl hastanesi şunu gösterir:
Bu süreçte delilik artık yalnızca yaşanan bir deneyim değil; uzman bakışının konusu haline gelir.
Burada hassas bir denge vardır:
Fakat aynı zamanda:
Foucault'nun sorusu burada çok insani bir derinliğe ulaşır:
Bir insanı iyileştirmek isterken, onu insan olarak dinlemeyi bırakıyor muyuz
Bu soru, modern uygarlığın ruh sağlığı anlayışı için hâlâ çok önemlidir.
Delilik Ve Ahlak Arasındaki Tarihsel Bağ Nedir
Delilik, tarih boyunca yalnızca hastalık olarak görülmemiştir. Çoğu zaman ahlak, çalışma düzeni, toplumsal uyum, günah, irade, terbiye ve düzen kavramlarıyla birlikte düşünülmüştür.
Özellikle modern öncesi ve klasik dönemlerde delilik, çoğu zaman şu alanlarla karıştırılmıştır:
Bu tarihsel bağ bugün tamamen kaybolmuş değildir. Ruhsal sıkıntı yaşayan insanlar hâlâ bazen ahlaki yargılarla karşılaşabilir:
Kendini toparla.
Güçlü ol.
Abartıyorsun.
İraden zayıf.
Normal davran.
Herkesin derdi var.
Bu cümleler, insanın acısını anlamak yerine onu suçlayabilir.
Foucault'nun düşüncesi burada bize şunu öğretir:
Ruhsal acıyı ahlaki kusur gibi görmek, uygarlığın en eski dışlama biçimlerinden biridir.
Delilik, yalnızca tedavi edilmesi gereken bir mesele değil; aynı zamanda merhamet, dinleme, dil ve insan onuru meselesidir.

Delilik Uygarlığın Bastırdığı Hakikati Gösterir mi
Foucault deliliği romantikleştirmez. Yani “delilik her zaman bilgeliktir” demez. Fakat deliliğin tamamen anlamsız bir karanlık olarak görülmesine de karşı çıkar.
Çünkü delilik bazen uygarlığın bastırdığı bazı hakikatleri görünür kılabilir.
Delilik bazen toplumun duymak istemediği bir sorudur.
Neden hep üretken olmak zorundayım
Neden normal görünmek zorundayım
Neden her duygu ölçülü olmalı
Neden düzenin diline sığmayan söz anlamsız sayılıyor
Neden acı yalnızca tanı koyulunca gerçek kabul ediliyor
Bu sorular rahatsız edicidir. Fakat düşünce bazen rahatsızlıkla başlar.
Foucault'nun deliliğe verdiği önem, onun hastalığı yüceltmesinden değil; aklın dışında bırakılan seslerin tarihini ciddiye almasından gelir.

Modern Uygarlık Deliliği Gerçekten Daha İnsani mi Ele Aldı
Modern uygarlık, delilik konusunda eski dönemlere göre önemli ilerlemeler sağlamıştır. Ruh sağlığı hizmetleri, psikoterapi, ilaç tedavileri, hasta hakları, toplumsal farkındalık ve bilimsel çalışmalar birçok insanın hayatına gerçek katkı sunmuştur.
Fakat Foucault burada şu soruyu sorar:
Modern toplum deliliği gerçekten daha çok mu anladı, yoksa onu daha incelikli biçimde yönetilebilir hale mi getirdi
Bu soru, modernliği bütünüyle reddetmek değildir. Daha çok modernliğin kendi iddialarını sorgulamaktır.
Modern uygarlık deliliği artık açıkça zincire vurmayabilir. Fakat bazen onu şu yollarla kuşatabilir:
Bunların hepsi kötü değildir. Fakat insanı yalnızca yönetilecek bir vaka haline getirirse, sorun başlar.
Foucault'nun en hassas uyarısı şudur:
İnsan, tedavi edilirken bile özne olarak kalmalıdır.

Normal İnsan Fikri Deliliğe Karşı mı Kurulur
Modern toplumda normal insan fikri çok güçlüdür. Normal insan; akıllı, dengeli, üretken, uyumlu, ölçülü, denetlenebilir ve toplumsal düzene uygun birey olarak düşünülür.
Bu normal insan fikri, çoğu zaman delilik karşıtlığı üzerinden güç kazanır.
| Normal İnsan | Deli Olarak İşaretlenen İnsan |
|---|---|
| Akılcıdır | Akıl dışı görülür |
| Uyumludur | Uyumsuz görülür |
| Üretkendir | İşlevsiz görülür |
| Kontrollüdür | Kontrolsüz görülür |
| Sözü güvenilirdir | Sözü şüpheli görülür |
| Topluma uygundur | Toplum için risk sayılabilir |
Foucault'nun normalleştirme analizi burada devreye girer. Çünkü toplum yalnızca deliyi dışarı atmaz; aynı zamanda herkese şu mesajı verir:
Deli gibi görünme.
Normal davran.
Kontrolünü kaybetme.
Aşırı hissetme.
Uyumlu ol.
Ölçülü kal.
Böylece delilik korkusu, normal insanların da kendi kendisini denetlemesine neden olur.
Delilik yalnızca dışlanan bir kategori değil; normal insanın içine yerleştirilen bir korkudur.

Delilik, Sanat Ve Şiir Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Delilik, sanat ve şiir arasında tarih boyunca karmaşık bir ilişki kurulmuştur. Bazı sanatçılar, şairler ve düşünürler, aklın düzenli dilinin sınırlarını zorlayarak insan ruhunun derin, karanlık ve parçalı alanlarını görünür kılmıştır.
Foucault bu ilişkiyi basitçe “delilik dehadır” şeklinde kurmaz. Bu tehlikeli bir romantikleştirme olur. Ruhsal acı gerçektir ve hafife alınmamalıdır.
Fakat sanat bazen deliliğin susturulan alanına yaklaşabilir.
Bu yüzden sanat, uygarlığın bastırdığı seslere bazen sığınak olabilir.
Toplumun “anlamsız” dediği bir çığlık, şiirde başka bir anlam kazanabilir.
Klinik dilin “semptom” dediği bir kırılma, sanatta insan ruhunun derinliğine dönüşebilir.
Foucault'nun inceliği burada şudur:
Deliliği kutsamadan, deliliğin susturulan sesini de tamamen yok saymamak gerekir.

Delilik Ve Dil Arasındaki İlişki Neden Önemlidir
Delilik çoğu zaman dilin bozulması, dağılması, taşması veya alışılmış anlam düzenlerinin dışına çıkmasıyla ilişkilendirilir. Foucault için bu çok önemlidir. Çünkü dil, toplumun akıl düzenini taşır.
Dilin dışına düşen kişi, çoğu zaman anlamın da dışına itilmiş olur.
Toplum şöyle der:
Böyle konuşulmaz.
Bu söz mantıklı değil.
Bu anlatı tutarsız.
Bu ifade güvenilir değil.
Bu kişi ne dediğini bilmiyor.
Elbette bazı ruhsal durumlarda insanın dilinde dağılma olabilir. Fakat Foucault'nun sorusu şudur:
Anlamlı sayılan dilin sınırını kim belirliyor
Bir söz alışılmış akıl düzenine uymadığında hemen anlamsız mı olur
Yoksa bazen başka bir acının, başka bir deneyimin, başka bir gerçeklik kırılmasının sesi olabilir mi
Dil burada yalnızca iletişim aracı değildir. Dil, insanın toplum tarafından duyulup duyulmayacağını belirleyen bir kapıdır.
Dili geçersiz sayılan insan, çoğu zaman varlığı da geçersiz sayılan insandır.

Delilik Ve Modern İnsan Korkusu Nasıl Bağlantılıdır
Modern insan delilikten korkar. Çünkü delilik ona kendi kontrolünün sınırlarını hatırlatır. Modern insan plan yapmak, ölçmek, üretmek, başarmak, görünmek, denetlenmek ve kendini yönetmek ister. Delilik ise bu kontrol idealini sarsar.
Modern insanın korkusu şudur:
Ya zihnim bana itaat etmezse
Ya duygularımı kontrol edemezsem
Ya normal görünemezsem
Ya sözüm ciddiye alınmazsa
Ya toplum beni dışarı iterse
Ya ben de çizginin öbür tarafına geçersem
Bu korku, deliliği yalnızca dışarıdaki bir durum gibi gösterir. Oysa Foucault bize şunu hatırlatır:
Delilik korkusu, insanın kendi kırılganlığından korkmasıdır.
Çünkü akıl ve delilik arasındaki sınır, modern insanın sandığı kadar mutlak olmayabilir. İnsan yorgunlukta, travmada, kayıpta, yalnızlıkta, baskıda veya derin acıda kendi akıl düzeninin ne kadar kırılgan olduğunu hissedebilir.
Bu yüzden delilik, insanın kendi varoluşundaki en çıplak kırılganlığı hatırlatır.

Deliliği Anlamak İçin Merhamet Neden Gereklidir
Foucault'nun delilik analizi yalnızca felsefi değil, aynı zamanda derin bir etik çağrı taşır. Çünkü deliliği yalnızca tanı, kapatma, risk veya kontrol meselesi olarak görmek, insanın acısını daraltır.
Deliliği anlamak için merhamet, dinleme, sabır, insan onuru ve dil hassasiyeti gerekir.
Merhamet şunu yapar:
Foucault'nun düşüncesi bize şu gerçeği hatırlatır:
Bir insanın zihni dağılmış olabilir; fakat onuru dağılmamıştır.
Bu cümle, delilik ve uygarlık meselesinin kalbidir. Modern uygarlık, gerçek anlamda medeni olmak istiyorsa, yalnızca aklı yüceltmekle yetinmemeli; aklın dışına düşen insana da insan olarak yaklaşabilmelidir.

Foucault Deliliği Yüceltir mi, Yoksa Aklı mı Sorgular
Foucault'nun delilik anlayışı çoğu zaman yanlış anlaşılır. O, deliliği basitçe yüceltmez. “Delilik hakikatin ta kendisidir” ya da “psikiyatri tamamen kötüdür” gibi kolay sonuçlara varmaz.
Foucault'nun yaptığı daha derin bir şeydir:
Aklın delilik üzerindeki iktidarını sorgular.
Yani Foucault şunları sorar:
Bu nedenle Foucault'nun meselesi deliliği kutsamak değil, aklın kendisini nasıl iktidar alanı haline getirdiğini göstermektir.
Akıl değerlidir. Bilim değerlidir. Tedavi değerlidir.
Fakat akıl, bilim ve tedavi insanı susturmanın aracı haline geldiğinde, Foucault'nun eleştirisi başlar.
Gerçek akıl, kendi sınırlarını da sorgulayabilen akıldır.

Bugünün Dünyasında Delilik Ve Uygarlık Neden Hâlâ Önemlidir
Bugün ruh sağlığı, psikoloji, terapi, travma, depresyon, kaygı, tükenmişlik ve zihinsel dayanıklılık konuları her zamankinden daha fazla konuşulmaktadır. Bu görünürlük önemlidir; çünkü insanların yardım aramasını kolaylaştırabilir.
Fakat Foucault'nun düşüncesi bugün de şu soruları sormamızı sağlar:
Ruh sağlığı dili insanı iyileştiriyor mu, yoksa her farklılığı tanıya mı dönüştürüyor
Toplum acıyı anlamaya mı çalışıyor, yoksa onu hızlıca yönetilebilir kategoriye mi sokuyor
Modern insan ruhunu dinliyor mu, yoksa onu sürekli performansa zorlayıp sonra bozulunca tedavi mi ediyor
Normal görünme baskısı, ruhsal kırılmaları artırıyor olabilir mi
Sosyal medya çağında herkes daha çok görünürken, insanın iç acısı daha mı yalnız hale geliyor
Bugünün uygarlığı deliliği eski biçimde kapatmıyor olabilir. Fakat insanı başka biçimlerde sıkıştırıyor olabilir:
Bu yüzden Foucault bugün hâlâ önemlidir. Çünkü modern insanın kırılganlığı, yalnızca bireysel değil; aynı zamanda uygarlığın ürettiği baskılarla da ilişkilidir.

Son Söz
Aklın Sarayında Susturulan İnsan Sesini Duymak
Michel Foucault'ya göre delilik ve uygarlık, insanlık tarihinin en derin yüzleşmelerinden biridir. Uygarlık kendisini akıl, düzen, bilim, ahlak ve normal hayat üzerine kurarken, deliliği çoğu zaman dışarıya itmiş, kapatmış, susturmuş ve uzman bakışının nesnesi haline getirmiştir.
Delilik yalnızca bireyin zihnindeki bir kırılma değildir. Aynı zamanda toplumun kendi düzenini kurmak için hangi sesleri dışladığını, hangi davranışları anormal saydığını, hangi acıları anlamak yerine dosyaladığını ve hangi insanları aklın sınırları dışında bıraktığını gösteren büyük bir aynadır.
Foucault bize şunu öğretir:
Bir toplumun medeniyeti, yalnızca akıllı insanlara nasıl davrandığıyla değil; kırılmış, dağılmış, anlaşılmamış ve dili kabul görmemiş insanlara nasıl yaklaştığıyla ölçülür.
Gerçek uygarlık, deliliği yalnızca susturmak değil; onun içindeki acıyı, insanlığı, kırılganlığı ve bazen de rahatsız edici hakikat ihtimalini duyabilecek kadar derinleşmektir.
Akıl önemlidir. Fakat akıl, merhametten ayrıldığında soğuk bir mahkemeye dönüşür.
Bilim önemlidir. Fakat bilim, insanı yalnızca vaka haline getirdiğinde eksik kalır.
Tedavi önemlidir. Fakat tedavi, insanın sözünü tamamen silerse yeni bir kapatma biçimi doğurur.
Uygarlık önemlidir. Fakat uygarlık, kendi düzenine sığmayan insanı yok sayarsa kendi insanlığını kaybeder.
Belki de Foucault'nun bize bıraktığı en derin soru budur:
Aklın sarayını inşa ederken, hangi insan seslerini bodrumlara kapattık
“Delilik, bazen aklın yenilgisi değil; aklın kendisini mutlak sanmasının karşısına dikilen en kırılgan, en karanlık ve en insani aynadır.”
Ersan Karavelioğlu