Michel Foucault'ya Göre Cinselliğin Tarihi Nedir
Arzu, İtiraf, İktidar Ve Hakikat Nasıl Açıklanır
“İnsan arzularını yalnızca içinde taşımaz; çoğu zaman arzularını hangi kelimelerle anlayacağını, hangi korkularla saklayacağını ve hangi hakikatlerle itiraf edeceğini de toplumdan öğrenir.”
Ersan Karavelioğlu
Michel Foucault'nun düşüncesinde cinselliğin tarihi, yalnızca cinsel davranışların, ahlak kurallarının veya yasakların tarihi değildir. Foucault için cinsellik, modern toplumun insanı nasıl konuşturduğunu, arzuyu nasıl bilgi nesnesi haline getirdiğini, bedeni nasıl yönettiğini, hakikati nasıl itirafa bağladığını ve insanın kendi kimliğini nasıl cinsel bir özne olarak kurduğunu gösteren çok derin bir alandır.
Foucault'nun en sarsıcı iddialarından biri şudur: Modern toplum cinselliği yalnızca bastırmamıştır. Aksine, cinsellik hakkında sürekli konuşmuş, onu sınıflandırmış, incelemiş, teşhis etmiş, ahlakileştirmiş, tıbbileştirmiş, psikolojikleştirmiş ve insanın kendi hakikatini cinselliğinde aramasına neden olmuştur.
Bu yüzden Foucault'nun temel sorusu şudur:
Cinsellik gerçekten sadece bastırılmış bir doğal güç müdür, yoksa modern toplumun bilgi, iktidar, itiraf ve kimlik düzenleri içinde üretilmiş güçlü bir hakikat alanı mıdır
Cinselliğin Tarihi Foucault İçin Ne Anlama Gelir
Foucault'nun Cinselliğin Tarihi adlı çalışması, cinselliği yalnızca biyolojik içgüdüler veya ahlaki yasaklar üzerinden anlamaz. O, cinselliğin toplum içinde nasıl konuşulur hale geldiğini, hangi kurumların onu düzenlediğini, hangi bilimlerin onu sınıflandırdığını ve insanların kendilerini cinsellik üzerinden nasıl tanımlamaya başladığını inceler.
Foucault için cinsellik şunların kesişimindedir:
Bu yüzden cinsellik, yalnızca özel hayatın gizli bir konusu değildir. Modern toplumda cinsellik; aile, okul, din, tıp, psikiyatri, hukuk, devlet, nüfus politikaları, ahlak ve bilim tarafından konuşulan, yönetilen ve anlamlandırılan bir alana dönüşmüştür.
Foucault'nun asıl meselesi şudur:
Cinsellik hakkında susulduğu değil; tam tersine, cinselliğin hangi dillerle, hangi otoritelerle ve hangi hakikat iddialarıyla konuşturulduğu incelenmelidir.
Baskı Hipotezi Nedir
Foucault'nun eleştirdiği en önemli düşüncelerden biri baskı hipotezidir. Baskı hipotezine göre modern toplum, özellikle cinselliği bastırmış, yasaklamış, susturmuş ve insanların arzularını özgürce ifade etmesini engellemiştir.
Bu anlatıya göre çözüm basit görünür:
Daha çok konuşmak, arzuyu serbest bırakmak ve yasakları kaldırmak.
Foucault ise bu anlatıyı eksik bulur. Çünkü ona göre modern toplum cinsellik hakkında yalnızca susmamış, aksine cinsellik hakkında olağanüstü ölçüde konuşmuştur.
Modern toplum cinselliği:
Foucault'nun güçlü itirazı şudur:
Modern toplum cinselliği yalnızca bastırmadı; cinselliği konuşturarak, inceleyerek ve sınıflandırarak yönetti.
Bu yüzden mesele sadece “cinsellik susturuldu mu” değildir. Daha derin mesele şudur:
Cinsellik hakkında konuşmaya kim izin verdi, kim konuştu, hangi dille konuştu ve bu konuşmalar insanı nasıl biçimlendirdi
Cinsellik Neden Bilgi Nesnesi Haline Geldi
Foucault'ya göre modern çağda cinsellik, yalnızca yaşanan bir deneyim olmaktan çıkıp bilimsel, tıbbi, psikolojik ve ahlaki bilgi nesnesi haline gelmiştir.
İnsanların arzuları, eğilimleri, davranışları, ilişkileri ve mahrem hayatları incelenmiş, adlandırılmış, sınıflandırılmış ve yorumlanmıştır.
Cinsellik hakkında şu sorular sorulmaya başlanmıştır:
Bu sorular yalnızca bilgi üretmez. Aynı zamanda insanı belirli kategorilere yerleştirir.
| Bilgi Alanı | Cinsellik Üzerindeki Etkisi |
|---|---|
| Tıp | Sağlıklı / sağlıksız ayrımı kurar |
| Psikiyatri | Normal / sapma ayrımı üretir |
| Hukuk | Meşru / yasak ayrımı yapar |
| Dinî ahlak | Günah / helal / mahrem sınırları belirler |
| Aile kurumu | Uygun ilişki biçimini tanımlar |
| Devlet | Nüfus, doğum ve aile politikalarıyla düzenler |
Foucault'nun bilgi-iktidar düşüncesi burada çok belirgindir:
Cinsellik hakkında bilgi üretmek, cinselliği yönetmenin de yolunu açar.
Çünkü bir davranış tanımlandığında, artık değerlendirilebilir, denetlenebilir ve normalleştirilebilir hale gelir.
İtiraf Cinselliğin Tarihinde Neden Merkezidir
Foucault'ya göre Batı kültüründe itiraf, cinselliğin hakikatle ilişkilendirilmesinde çok önemli bir rol oynamıştır. İnsanlardan arzularını, günahlarını, düşüncelerini, sırlarını, tutkularını ve mahrem deneyimlerini söylemeleri istenmiştir.
İtiraf yalnızca dinî bir uygulama olarak kalmamıştır. Zamanla farklı kurumlara yayılmıştır:
Foucault'nun çarpıcı tespiti şudur:
Modern insan, kendi hakikatini içinde sakladığı arzuları söyleyerek bulacağına inandırılmıştır.
Yani insan kendisini anlamak için konuşmaya, açıklamaya, itiraf etmeye ve kendi içini uzman bakışına açmaya yönlendirilmiştir.
Bu hem özgürleştirici hem de denetleyici olabilir.
Foucault'nun sorusu burada keskindir:
Kendi arzumu söylediğimde gerçekten özgürleşiyor muyum, yoksa kendimi başka bir hakikat rejiminin denetimine mi açıyorum
Cinsellik Ve Hakikat Arasında Nasıl Bir Bağ Kuruldu
Modern toplumda insanın hakikatinin cinselliğinde saklı olduğu düşüncesi güçlenmiştir. Yani kişinin kim olduğu, arzularında, eğilimlerinde, mahrem isteklerinde ve cinsel kimliğinde aranır hale gelmiştir.
Foucault bu durumu çok önemser. Çünkü modern insan, “kendimi tanımak istiyorsam arzularımı anlamalıyım” düşüncesiyle yaşamaya başlamıştır.
Bu bakış şunu üretir:
Foucault bu bağı tamamen reddetmez; fakat onu sorgular. Çünkü insanın bütün hakikatini cinselliğe bağlamak, insanı dar bir alana sıkıştırabilir.
| Modern İnanç | Foucault'cu Soru |
|---|---|
| Cinsellik benim hakikatimdir | Bu düşünce hangi tarihsel söylemlerle kuruldu |
| Arzularım kim olduğumu açıklar | Arzularımı hangi dil içinde anlıyorum |
| Mahremiyetim en gerçek benliğimdir | Bu hakikat anlayışı kime hizmet ediyor |
| İtiraf edersem özgürleşirim | İtirafımı kim yorumlayacak |
Foucault'nun derin uyarısı şudur:
İnsan kendini yalnızca cinselliğinde ararsa, kendi varlığının diğer derinliklerini görünmez kılabilir.
Arzu Foucault'ya Göre Doğal Bir Gerçeklik midir
Arzu elbette insanın derin bir yönüdür. Fakat Foucault'ya göre arzu, yalnızca içten gelen saf ve tarih dışı bir güç olarak anlaşılamaz. İnsan arzularını bile belirli diller, normlar, yasaklar, korkular ve hakikat rejimleri içinde anlamlandırır.
Bir toplum insana şunu öğretebilir:
Bu yüzden Foucault için arzu yalnızca biyolojik bir gerçeklik değil; aynı zamanda söylemsel ve toplumsal olarak biçimlenen bir deneyimdir.
İnsan arzusunu yaşarken bile şu soruların gölgesindedir:
Bu normal mi
Bu ayıp mı
Bu günah mı
Bu sağlıklı mı
Bu beni nasıl biri yapar
Bunu söylemeli miyim, saklamalı mıyım
Foucault'nun bakışı şunu gösterir:
Arzu yalnızca içimizde doğmaz; arzuyu nasıl anlayacağımız da bize öğretilir.
Cinsellik Ve İktidar İlişkisi Nasıl Kurulur
Foucault'ya göre iktidar, cinselliği yalnızca yasaklayarak işlemez. Daha derin ve daha etkili biçimde, cinselliği konuşturarak, bilgiye dönüştürerek, normalleştirerek, sınıflandırarak ve kimlik alanına yerleştirerek işler.
Bu yüzden cinsellik ve iktidar ilişkisi çok katmanlıdır.
İktidar cinsellik alanında:
Burada iktidar yalnızca “yapma” demez. Aynı zamanda şunu da der:
Söyle.
Açıkla.
Tanımla.
Kendini çöz.
Arzunu adlandır.
Kim olduğunu cinselliğin üzerinden anla.
Bu nedenle Foucault, cinselliğin modern toplumda bastırılmış bir sessizlik alanı olmaktan çok, aşırı anlam yüklenmiş bir hakikat alanı haline geldiğini savunur.
Cinsellik susturulmadı; belirli biçimlerde konuşturuldu.
Aile Cinselliği Nasıl Düzenler
Foucault'ya göre aile, cinselliğin düzenlenmesinde çok güçlü bir kurumdur. Aile yalnızca sevgi, bakım ve akrabalık alanı değildir. Aynı zamanda cinselliğin meşru biçimlerini, mahremiyet sınırlarını, çocuk yetiştirme normlarını ve kuşaklar arası ahlak aktarımını düzenleyen bir alandır.
Aile şu alanlarda cinselliği biçimlendirir:
Aile çoğu zaman açık yasaklardan çok, ayıp, utanma, beklenti, gelenek, namus, uygunluk ve toplumsal kabul diliyle çalışır.
Bu cümleler tanıdıktır:
Böyle şeyler konuşulmaz.
Ayıp olur.
İnsanlar ne der
Aileye yakışmaz.
Doğru olan budur.
Normal ilişki böyle olur.
Foucault'cu bakışla aile, cinselliği yalnızca bastırmaz; ona belirli bir anlam, yön ve toplumsal biçim verir.
Bu yüzden aile, cinselliğin hem korunduğu hem de düzenlendiği en temel kurumlardan biridir.
Tıp Ve Psikiyatri Cinselliği Nasıl Sınıflandırdı
Modern dönemde tıp ve psikiyatri, cinselliği anlamada çok güçlü bir rol üstlenmiştir. Cinsel davranışlar, arzular, eğilimler ve kimlikler tıbbi ve psikolojik dillerle incelenmiştir.
Bu süreç bazı açılardan faydalıdır. İnsanların sorunlarını anlamak, zarar verici davranışları önlemek, sağlık bilgisi üretmek ve acı çeken kişilere destek olmak önemlidir.
Fakat Foucault'nun dikkat çektiği nokta şudur:
Cinsellik tıbbın ve psikiyatrinin konusu haline geldiğinde, yalnızca anlaşılmakla kalmaz; aynı zamanda sınıflandırılır ve normalleştirilir.
Tıp ve psikiyatri şu ayrımları kurabilir:
| Ayrım | Etkisi |
|---|---|
| Sağlıklı / sağlıksız | Bedensel ve ruhsal norm kurar |
| Normal / anormal | Davranışı değerlendirir |
| Doğal / sapma | Toplumsal kabul sınırı üretir |
| Tedavi gerektiren / gerektirmeyen | Müdahale alanı açar |
| Riskli / güvenli | Gözetim ve rehberlik oluşturur |
Foucault'nun amacı tıbbı reddetmek değildir. Onun amacı, tıbbi bilginin de toplumsal güç ilişkileri içinde çalıştığını göstermektir.
Çünkü bir arzuya isim verildiğinde, o arzu yalnızca açıklanmış olmaz; bir kategoriye de yerleştirilmiş olur.

Cinsellik Ve Biyopolitika Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Cinsellik, Foucault'nun biyopolitika kavramıyla çok yakından bağlantılıdır. Çünkü cinsellik yalnızca bireysel haz veya mahrem ilişki değildir. Aynı zamanda doğum, nüfus, aile, soy, sağlık, hastalık, nesil ve toplumun biyolojik devamıyla ilişkilidir.
Modern devletler ve kurumlar cinsellik üzerinden nüfusu düzenlemeye çalışır.
Biyopolitik açıdan cinsellik şunlarla ilgilidir:
Burada cinsellik, bireyin özel alanından çıkar ve toplumun yönetim alanına girer.
Foucault'nun biyopolitik bakışı şunu gösterir:
İktidar, cinselliği düzenleyerek yalnızca bireyin bedenini değil; nüfusun geleceğini de yönetmeye çalışır.
Bu nedenle cinsellik, modern iktidarın en hassas alanlarından biridir. Çünkü burada beden, arzu, aile, nüfus, sağlık ve devlet aynı noktada birleşir.

Cinsellik Neden Kimlik Meselesine Dönüştü
Foucault'ya göre modern çağda cinsellik, yalnızca yapılan bir şey olmaktan çıkıp insanın kim olduğu ile ilişkilendirilmeye başlanmıştır.
Bu çok büyük bir dönüşümdür.
Eskiden bazı davranışlar ahlaki veya hukuki olarak değerlendirilirken, modern dönemde kişinin arzuları ve eğilimleri onun kimliğinin özü gibi görülmeye başlanmıştır.
Yani soru değişmiştir:
Ne yaptı
Nasıl biri
Bu dönüşüm, cinselliği kimlik alanına taşır.
İnsan artık arzularıyla tanımlanır, sınıflandırılır ve kendisini bu arzular üzerinden anlamaya başlar.
Foucault bu süreci çok önemser. Çünkü modern insanın kendisini cinsellik üzerinden tanıması, özgürleştirici olabildiği kadar sınırlayıcı da olabilir.
Bir kimlik insana ses verebilir; fakat insanı tek bir hakikat alanına da hapsedebilir.

Çocukluk Ve Cinsellik Neden Modern Denetimin Konusu Oldu
Foucault, modern toplumda çocukluk ve cinsellik ilişkisinin yoğun biçimde konuşulmaya başlandığını söyler. Çocukların bedenleri, davranışları, eğitimi, mahremiyeti, gelişimi ve korunması modern kurumların dikkat alanına girmiştir.
Bu dikkat elbette önemlidir. Çocukların korunması, sağlıklı gelişimi ve güvenliği son derece değerlidir.
Fakat Foucault'nun sorusu şudur:
Çocukluğu koruma söylemi, aynı zamanda çocuk bedeni ve davranışı üzerinde sürekli bir gözetim düzeni de kurar mı
Modern toplum çocukluk alanında şunları üretir:
Çocuk yalnızca büyüyen bir varlık olarak değil; sürekli izlenmesi, yönlendirilmesi ve korunması gereken bir özne olarak görülür.
Foucault burada çocuğun korunmasına karşı değildir. Asıl dikkat çektiği şey şudur:
Koruma dili bile bazen gözetim ve normalleştirme teknikleriyle iç içe geçebilir.
Bu yüzden çocukluk, modern toplumda cinsellik, ahlak, eğitim, tıp ve aile iktidarının birleştiği hassas bir alan haline gelir.

Cinsellik Hakkında Konuşmak Her Zaman Özgürleştirici midir
Modern düşüncede sıkça şu fikir vardır: Cinsellik hakkında konuşmak özgürleştiricidir. Foucault bu fikri tamamen reddetmez; fakat onu sorgular.
Çünkü konuşmak, her zaman özgürlük anlamına gelmez. Önemli olan şudur:
Kim konuşuyor
Kime konuşuyor
Hangi dil içinde konuşuyor
Konuşulan şey kim tarafından yorumlanıyor
Bu konuşma kişiyi özgürleştiriyor mu, yoksa sınıflandırıyor mu
Bir insan cinselliği hakkında konuştuğunda:
Bu yüzden Foucault'nun bakışı çok inceliklidir:
Konuşmak önemlidir; fakat konuşmanın hangi iktidar ilişkileri içinde gerçekleştiği de önemlidir.
Cinsellik hakkında konuşmak özgürleştirici olabilir. Fakat yalnızca yeni etiketler, yeni korkular, yeni tanılar ve yeni normalleştirme biçimleri üretiyorsa, konuşma da iktidarın bir parçası haline gelebilir.

Mahremiyet Foucault'ya Göre Nasıl Anlaşılır
Cinsellik mahremiyetle yakından ilişkilidir. Mahremiyet, insanın kendisine ait olan, herkesin görmesine ve bilmesine açık olmayan iç alanıdır. Fakat Foucault'ya göre modern toplum mahremiyeti yalnızca saklamaz; aynı zamanda onu sürekli anlamlandırır ve konuşturur.
Modern insan çoğu zaman mahrem olanı açıklamaya çağrılır:
Ne hissediyorsun
Ne arzuluyorsun
Geçmişinde ne var
Kendini nasıl tanımlıyorsun
İçinde ne saklıyorsun
Bu çağrı bazen terapi, samimiyet ve iyileşme için değerlidir. Fakat mahremiyetin sürekli açıklanması da insanı yorabilir.
Foucault'cu soru şudur:
Her şeyi söylemek zorunda mıyım
Mahremiyet yalnızca saklama değildir. Aynı zamanda insanın kendi iç dünyası üzerindeki hakkıdır.
Foucault'nun düşüncesi burada modern insana şu uyarıyı yapar:
Kendini anlatma özgürlüğü kadar, kendini tamamen açmama özgürlüğü de önemlidir.

Cinselliğin Tarihi Ve Dinî Ahlak Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Foucault, özellikle Batı geleneğinde dinî itirafın cinsellik ve hakikat ilişkisini şekillendirdiğini inceler. Dinî geleneklerde insanın arzularını kontrol etmesi, günahlarını itiraf etmesi, nefsini sorgulaması ve ahlaki olarak kendini denetlemesi önemli bir yer tutmuştur.
Bu durum yalnızca yasaklama olarak anlaşılmamalıdır. Dinî ahlak, insanın kendisiyle ilişki kurma biçimini de şekillendirir.
Dinî ahlak cinsellik alanında şunları sorar:
Foucault'nun ilgilendiği nokta, bu ahlaki sistemlerin insanın kendi içini nasıl gözlemlemeye başladığıdır. İnsan yalnızca davranışını değil, niyetini, arzusunu ve iç düşüncesini de sorgular.
Bu, derin bir kendilik teknolojisidir.
Fakat her kendilik teknolojisinde olduğu gibi burada da iki ihtimal vardır:
Bu yüzden Foucault'cu bakış, dinî ahlakı basitçe reddetmez. Onun insanın kendisiyle ilişkisinde nasıl çalıştığını anlamaya çalışır.

Dijital Çağda Cinsellik, Görünürlük Ve İktidar Nasıl Değişti
Dijital çağda cinsellik, mahremiyet ve görünürlük ilişkisi çok daha karmaşık hale gelmiştir. Foucault bugünün dijital dünyasını görmedi; fakat onun kavramları bu çağı anlamak için çok güçlüdür.
Bugün cinsellik:
Dijital çağda insan yalnızca cinselliğini yaşamaz; çoğu zaman onu temsil eder, paylaşır, saklar, etiketler, savunur, anlatır veya algoritmik sistemlerin görünmez veri alanına bırakır.
Bu çağın yeni soruları şunlardır:
Mahremiyetim gerçekten bana mı ait
Arzularım veri haline geliyor mu
Görünürlük özgürlük mü, yoksa yeni bir denetim biçimi mi
Kendimi anlatıyorum mu, yoksa platformların istediği kimlik formatına mı giriyorum
Foucault'nun bilgi-iktidar düşüncesi burada yeniden güç kazanır:
Dijital dünyada cinsellik yalnızca deneyim değil; veri, görünürlük, kimlik ve piyasa alanıdır.

Cinselliğin Tarihi Bize Özgürlük Hakkında Ne Öğretir
Foucault'nun cinsellik analizi, basit bir “yasaklardan kurtulma” çağrısı değildir. O, özgürlüğü daha derin bir yerde arar.
Özgürlük yalnızca daha çok konuşmak değildir.
Özgürlük yalnızca arzuyu serbest bırakmak değildir.
Özgürlük yalnızca eski yasakları reddetmek değildir.
Foucault'cu özgürlük şudur:
Foucault'nun özgürlüğü, ölçüsüzlük değildir. Aynı zamanda kör yasakçılık da değildir.
O daha zor bir şey ister:
İnsanın kendi arzularıyla, bedeninin hakikatiyle, mahremiyetiyle ve kendilik biçimiyle bilinçli bir ilişki kurması.
Bu özgürlük, hem iktidarı hem de kendini sorgulamayı gerektirir.

Modern İnsan Foucault'nun Cinsellik Analizini Neden Anlamalıdır
Modern insan Foucault'nun cinsellik analizini anlamalıdır; çünkü bugün cinsellik, kimlik, özgürlük, ahlak, sağlık, medya, dijital görünürlük, aile ve devlet tartışmalarının merkezinde yer almaktadır.
Bugün insan sürekli şu sorularla karşılaşır:
Kendimi nasıl tanımlamalıyım
Arzularım benim kimliğim midir
Mahremiyetim nerede başlar, nerede biter
Cinsellik hakkında konuşmak beni özgürleştiriyor mu
Yoksa beni daha fazla görünür, ölçülür ve yargılanır mı kılıyor
Kendimi gerçekten tanıyor muyum, yoksa bana sunulmuş kimlik dillerini mi kullanıyorum
Foucault bize bu konuda hazır ahlak dersi vermez. Onun yaptığı şey, meseleyi daha derin düşünmemizi sağlamaktır.
Bize şunu öğretir:
Cinselliği anlamak, yalnızca bedeni anlamak değildir. Arzunun, itirafın, bilginin, iktidarın, kimliğin ve hakikat arayışının nasıl iç içe geçtiğini görmektir.
Modern insan için bu farkındalık çok değerlidir. Çünkü mahrem alan bile artık basitçe kişisel değildir; dil, norm, medya, veri, hukuk, tıp, psikoloji ve toplum tarafından kuşatılmıştır.
Bu kuşatmayı görebilen insan, kendi mahremiyetiyle daha bilinçli ilişki kurabilir.

Son Söz
Arzunun İçindeki Hakikat, İktidar Ve Özgürlük Düğümünü Çözmek
Michel Foucault'ya göre cinselliğin tarihi, yalnızca bastırılmış arzuların özgürleşme hikayesi değildir. Bu tarih, insanın arzularının nasıl konuşturulduğunu, nasıl sınıflandırıldığını, nasıl bilgiye dönüştürüldüğünü, nasıl itirafla hakikate bağlandığını ve nasıl kimlik alanına yerleştirildiğini gösteren derin bir modernlik analizidir.
Foucault bize şunu öğretir: Modern toplum cinselliği yalnızca susturmadı; onu sürekli konuşturdu. Fakat bu konuşma her zaman özgür bir konuşma değildi. Bazen tıbbın, bazen psikiyatrinin, bazen dinî ahlakın, bazen hukukun, bazen ailenin, bazen medyanın, bazen de dijital platformların dili içinde gerçekleşti.
Bu yüzden cinsellik, yalnızca özel bir deneyim değildir. O, bedenin, arzunun, hakikatin, iktidarın, kimliğin ve kendilik ilişkisinin kesiştiği hassas bir alandır.
Foucault'nun en büyük katkısı, bize şu soruları sordurmasıdır:
Arzularımı gerçekten ben mi anlıyorum, yoksa bana öğretilmiş arzular diliyle mi konuşuyorum
Cinselliğimi özgürce mi yaşıyorum, yoksa onu belirli hakikat rejimlerine göre mi açıklıyorum
Mahremiyetim bana mı ait, yoksa sürekli açıklamam beklenen bir bilgi alanına mı dönüştü
Kendimi cinselliğim üzerinden tanırken özgürleşiyor muyum, yoksa tek bir kimlik anlatısına mı sıkışıyorum
Foucault'nun düşüncesi, cinselliği ne basitçe yasaklar ne de basitçe serbestlik çağrısına indirger. O, daha derin bir bilinç ister:
Arzunu tanı, fakat arzunu sana anlatan dili de tanı.
Mahremiyetini koru, fakat mahremiyetinin nasıl yönetildiğini de gör.
Kendini ifade et, fakat ifadenin hangi kurumlar tarafından yorumlandığını unutma.
Özgürlüğü ara, fakat özgürlüğün bile bazen yeni iktidar biçimleriyle kuşatılabileceğini fark et.
Çünkü insanın mahrem dünyası, yalnızca sakladığı sırlarla değil; o sırları hangi hakikatlere, hangi korkulara, hangi itiraflara ve hangi özgürlük arayışlarına bağladığıyla da anlaşılır.
“Arzu insanın içinde doğan bir kıvılcım olabilir; fakat o kıvılcımı günah, hakikat, kimlik, özgürlük ya da korku diye adlandıran dil, çoğu zaman insanın kendisinden önce kurulmuştur.”
Ersan Karavelioğlu