Martin Heidegger'e Göre İnsan Neden Varlığı Unutur
Gündelik Hayat, Teknoloji, Onlar Ve Düşünmenin Kaybı Nasıl Açıklanır
“İnsan, varlığı bir kez unuttuğunda yalnızca dünyayı değil; kendi varoluşunun derinliğini, zamanın sessiz çağrısını ve ruhunun hakikatle kurduğu bağı da yitirir.”
– Ersan Karavelioğlu
Martin Heidegger'e göre insanın varlığı unutması, basit bir dalgınlık, bilgi eksikliği ya da felsefi ilgisizlik değildir. Bu unutuluş, insanın var olanlarla fazla meşgul olup varlığın kendisini artık sormaması, duymaması ve düşünmemesi anlamına gelir. İnsan her gün evlerle, yollarla, eşyalarla, işlerle, cihazlarla, haberlerle, insanlar arasındaki ilişkilerle, hedeflerle, başarılarla ve korkularla ilgilenir. Fakat bütün bunların içinde en temel soruyu çoğu zaman unutur: Bütün bunların var olması ne demektir
Heidegger'in düşüncesinde bu unutuluş modern insanın en derin varoluşsal yoksulluğudur. Çünkü insan dünyada çok şey yapabilir, çok şey bilebilir, çok şey üretebilir, çok şey ölçebilir; fakat varlığın anlamını duymuyorsa, düşünmenin en temel kapısından uzaklaşmış demektir.
Bu unutuluşun üç büyük kaynağı vardır: gündelik hayatın uyuşturucu akışı, “onlar”ın anonim kalabalığı ve modern teknolojinin kaynaklaştırıcı bakışı. İnsan gündelik meşguliyet içinde oyalanır; “onlar”ın dünyasında herkes gibi yaşar; teknoloji çağında ise dünyayı yalnızca kullanılacak, ölçülecek ve yönetilecek bir kaynak olarak görmeye başlar. Böylece varlık sorusu sessizleşir.
Heidegger'e Göre Varlığı Unutmak Ne Demektir
Varlığı unutmak, var olanlarla meşgul olurken onların var olma anlamını artık sormamaktır. İnsan masayı görür, telefonu kullanır, yolu yürür, evi satın alır, zamanı planlar, doğayı işler, insanları kategorilere ayırır; fakat nadiren durup şunu sorar: Bu şeylerin var olması ne demektir
Heidegger'e göre bu unutuluş, felsefenin en temel problemidir. Çünkü insan, varlığı unuttuğunda dünyayı yalnızca nesneler, işlevler, araçlar, veriler, hedefler ve kaynaklar toplamı olarak görmeye başlar.
| Görünen Meşguliyet | Unutulan Derinlik |
|---|---|
| Eşyaları kullanmak | Eşyanın varlık açıklığı |
| Zamanı planlamak | Zamanın varoluşsal anlamı |
| Dili kullanmak | Dilin varlığın evi oluşu |
| Doğayı işletmek | Doğanın saklayan ve taşıyan varlığı |
| İnsanı ölçmek | İnsanın Dasein olarak açıklığı |
Bu unutuluşta insan var olanların içinde yaşar; fakat varlığın çağrısını duymaz. Her şey vardır, ama var olmak artık şaşırtıcı değildir. Dünya işler, sistemler çalışır, dil konuşur, teknoloji üretir; fakat insan varlığın sessiz mucizesine körleşebilir.
İnsan Neden Varlığı Unutur
İnsan varlığı unutur; çünkü gündelik hayat onu sürekli var olanlara bağlar. Yapılacak işler, yetişilecek yerler, cevaplanacak mesajlar, kazanılacak para, korunacak itibar, sürdürülecek ilişkiler, takip edilecek gündemler ve çözülecek sorunlar insanın dikkatini sürekli dağıtır.
Bu meşguliyet kötü değildir. İnsan elbette yaşamak için çalışır, konuşur, üretir, plan yapar. Fakat Heidegger'e göre tehlike, bu meşguliyetin insanın bütün düşünme alanını ele geçirmesidir.
Varlığın unutuluşu şuralarda başlar:
Sürekli meşgul olmak.
Sürekli hızlanmak.
Sürekli fayda aramak.
Sürekli başkalarının ne dediğine göre yaşamak.
Sürekli araçlarla, hedeflerle ve sonuçlarla düşünmek.
Dünyayı yalnızca kullanışlılık açısından görmek.
İnsan bir şeyleri başardıkça daha derinleştiğini sanabilir. Fakat her başarı varlık bilincini artırmaz. Bazen insan çok şey kazanırken, dünyaya duyduğu hayreti, sessizliği, düşünmeyi ve varlıkla temasını kaybeder.
Heidegger'in uyarısı burada keskindir: İnsan dünyayı çok iyi kullanmayı öğrenirken, dünyada nasıl var olduğunu unutabilir.
Gündelik Hayat Varlığın Unutuluşuna Nasıl Yol Açar
Heidegger için gündelik hayat, insanın doğal yaşama alanıdır. İnsan her gün çalışır, konuşur, yürür, alışveriş yapar, haberleşir, plan kurar ve başkalarıyla ilişki kurar. Fakat gündelik hayat aynı zamanda insanın kendi varoluşunu unutmasına da neden olabilir.
Gündelik hayatın akışı insanı rahatlatır. Çünkü ne yapılacağı bellidir. İnsan sabah kalkar, işe gider, konuşur, yemek yer, döner, uyur. Bu düzen içinde derin sorular genellikle ertelenir.
Gündelik hayat şunu söyler:
Şimdi düşünme, işin var.
Şimdi durma, yetişmen gerek.
Şimdi sorma, herkes böyle yaşıyor.
Şimdi ölümden söz etme, daha zaman var.
Şimdi varlığı değil, yapılacakları düşün.
Bu yüzden gündelik hayat insanı tamamen kötüleştirmez; ama onu uyutabilir. İnsan yaşar, fakat nasıl yaşadığını sormaz. Konuşur, fakat sözün derinliğini duymaz. Zaman geçirir, fakat zamanın onu nasıl taşıdığını fark etmez.
Heidegger'e göre varlığı yeniden düşünmek, çoğu zaman bu gündelik akışın içinde bir durma, sarsılma ve uyanma gerektirir.
“Onlar” Dünyası İnsan Varlığını Nasıl Örter
Heidegger'in “onlar” kavramı, gündelik hayatın anonim kalabalığını anlatır. “Onlar” belirli bir kişi değildir; herkes ve hiç kimsedir. İnsan çoğu zaman “onlar”ın dünyasında yaşar, düşünür, konuşur ve karar verir.
“Herkes böyle yapıyor.”
“Böyle düşünülür.”
“Böyle konuşulur.”
“Böyle yaşanır.”
“Böyle hissetmek normaldir.”
Bu cümlelerde insan kendi varoluşunu kalabalığın ortalama anlayışına bırakır.
| “Onlar” Dünyası | Otantik Varlık Duyuşu |
|---|---|
| Herkes gibi yaşamak | Kendi imkânlarını sahiplenmek |
| Hazır sözleri tekrar etmek | Dili derin biçimde duymak |
| Ölümü uzaklaştırmak | Ölümü kişisel hakikat olarak görmek |
| Sorumluluğu dağıtmak | Kendi varoluşunu üstlenmek |
| Oyalanmak | Düşünmek |
“Onlar” dünyasında insan korunur gibi görünür; çünkü kalabalık içinde yalnızlık azalır. Fakat aynı zamanda insan kendi varlığını kaybedebilir. Çünkü artık kendi hayatını değil, ortalama hayatı yaşamaya başlar.
Heidegger'e göre varlığı unutmanın en sinsi biçimlerinden biri budur: İnsan kendi hayatını yaşadığını sanır; ama aslında “onlar”ın hayatını tekrar eder.
Dedikodu Ve Yüzeysel Dil Varlığı Nasıl Unutturur
Heidegger'in dedikodu kavramı yalnızca başkalarının arkasından konuşmak anlamına gelmez. Daha derin anlamda dedikodu, insanın gerçekten anlamadan, düşünmeden, derinleşmeden konuşmasıdır. Herkes konuşur, herkes yorum yapar, herkes biliyor gibi görünür; fakat varlığın kendisi duyulmaz.
Dil, Heidegger'e göre varlığın evidir. Fakat dil yüzeyselleştiğinde, insan varlığın evinde değil, kelimelerin gürültüsünde yaşamaya başlar.
Yüzeysel dil şunlarla belirir:
Hazır kalıplar.
Sloganlar.
Hızlı hükümler.
Düşünmeden tekrar edilen cümleler.
Anlamı tükenmiş kelimeler.
Gürültülü ama derinliksiz konuşmalar.
Bu durumda dil hakikati açmaz; hakikati örter. İnsan konuşur, ama düşünmez. Bilgi dolaşır, ama bilgelik doğmaz. Söz çoğalır, ama varlık sessizleşir.
Heidegger'in uyarısı bugünün dünyasında daha da güçlüdür: Söz çoğaldıkça hakikat çoğalmayabilir. Bazen varlığı yeniden duymak için daha az konuşmak, daha derin dinlemek ve kelimenin içinde beklemek gerekir.
Merak Varlığın Unutuluşunda Nasıl Bir Rol Oynar
Heidegger'in gündelik hayat analizinde merak önemli bir kavramdır. Buradaki merak, derin öğrenme arzusu değil; sürekli yeniyi görmek isteyen, fakat hiçbir şeyde gerçekten durmayan yüzeysel ilgidir.
Modern insan sürekli haber, görüntü, bilgi, yorum, paylaşım ve yenilik peşinde koşabilir. Fakat bu sürekli hareket, onu daha derin düşünmeye değil, daha fazla dağılmaya götürebilir.
Yüzeysel merak şöyle işler:
Her şeyi görmek ister.
Hiçbir şeyde durmaz.
Sürekli yeniyi arar.
Gördüğünü hemen tüketir.
Düşünmek yerine geçer.
Derinlik yerine hareket üretir.
| Derin Merak | Yüzeysel Merak |
|---|---|
| Anlamak ister | Görmek ister |
| Bekler | Acele eder |
| Düşünür | Tüketir |
| Soruyu taşır | Cevaptan cevaba sıçrar |
| Hakikate yönelir | Yeniliğe yönelir |
Heidegger'e göre bu yüzeysel merak, insanı varlık sorusundan uzaklaştırabilir. Çünkü insan her şeyi görür, ama hiçbir şeyin varlık derinliğinde durmaz. Dünya, düşünülmesi gereken bir açıklık olmaktan çıkıp hızla tüketilen görüntüler dizisine dönüşür.
Belirsiz Konuşma Ve Oyalanma Düşünmeyi Nasıl Zayıflatır
Heidegger'in gündelik hayat çözümlemesinde insan, çoğu zaman oyalanma içinde yaşar. Oyalanma, yalnızca boş vakit geçirmek değildir. Daha derinde, insanın kendi varoluşunun temel sorularından kaçmak için sürekli başka şeylerle meşgul olmasıdır.
İnsan derin sorularla karşılaşmak istemediğinde kendisini gündemlere, eğlencelere, konuşmalara, küçük hedeflere, tüketimlere ve sosyal hareketlere bırakabilir.
Oyalanma şunlarla görünür:
Sürekli meşguliyet.
Sürekli konuşma.
Sürekli ekran.
Sürekli plan.
Sürekli tüketim.
Sürekli başkalarının hayatına bakma.
Bu durum insanı rahatlatabilir; çünkü derin sorular ağırdır. Fakat bu rahatlık insanın kendi varlığını unutmasına neden olabilir.
Heidegger'in düşüncesinde insanın kendi varlığına dönmesi için bazen oyalanmanın kırılması gerekir. Bu kırılma kaygıyla, ölüm bilinciyle, sanatla, şiirle, sessizlikle veya gerçek düşünmeyle olabilir.
Teknoloji Varlığın Unutuluşunu Nasıl Derinleştirir
Heidegger'e göre modern teknoloji, varlığın unutuluşunu en derin biçimde güçlendiren çağsal yapılardan biridir. Teknoloji yalnızca makine veya cihaz değildir. Teknoloji, dünyayı belli bir biçimde açığa çıkarma tarzıdır.
Modern teknoloji dünyayı çoğu zaman kaynak olarak gösterir. Doğa enerji kaynağıdır. Orman hammadde deposudur. Nehir elektrik potansiyelidir. İnsan iş gücü, kullanıcı, tüketici, veri ve performans birimidir. Zaman verimlilik ölçüsüdür.
| Varlık Duyarlı Bakış | Teknolojik Kaynaklaştırma |
|---|---|
| Nehir akar ve yaşatır | Nehir enerji potansiyelidir |
| Orman canlı açıklıktır | Orman hammadde stokudur |
| İnsan Dasein'dır | İnsan veri ve performanstır |
| Dil varlığın evidir | Dil iletişim aracıdır |
| Zaman varoluş ufkudur | Zaman verimlilik kaynağıdır |
Heidegger teknolojiyi basitçe kötülemez. Fakat teknolojik bakış tek bakış haline geldiğinde, insan varlığın başka açılışlarını unutur. Dünya artık sadece ne işe yarar
Gestell Varlığın Unutuluşunda Ne Anlama Gelir
Heidegger'in teknoloji eleştirisindeki temel kavramlardan biri Gestelldir. Bu kavram, modern teknolojinin dünyayı çerçeveleyen, düzenleyen ve kaynaklaştıran gizli bakışını anlatır. Gestell, insanın dünyayı belirli bir düzene sokarak her şeyi kullanılabilir hale getirmesidir.
Gestell içinde dünya artık kendi saklı varlık derinliğiyle değil, üretim ve verimlilik sistemi içinde görünür.
Gestell şunu yapar:
Doğayı kaynaklaştırır.
İnsanı performans birimine dönüştürür.
Zamanı optimize edilecek şey yapar.
Dili iletişim sistemine indirger.
Düşünmeyi hesaplama haline getirir.
Hakikati veri doğruluğuna daraltır.
Gestell'in en büyük tehlikesi, insanın onu fark etmemesidir. İnsan teknoloji kullandığını sanır; fakat aslında teknolojik çerçevenin içinde düşünmeye başlamıştır.
Heidegger için özgürlük, teknolojiyi bırakmak değil; teknolojik çerçevenin farkına varmak ve dünyayı yalnızca bu çerçevenin içinden görmemektir.

Hesaplayıcı Düşünme Neden Varlığı Unutturur
Heidegger, modern çağda hesaplayıcı düşünmenin güçlendiğini söyler. Hesaplayıcı düşünme ölçer, planlar, karşılaştırır, optimize eder, düzenler ve sonuç üretir. Bu düşünme biçimi elbette gereklidir. Bilim, mühendislik, ekonomi ve gündelik hayat için büyük faydalar sağlar.
Fakat sorun, hesaplayıcı düşünmenin tek düşünme biçimi haline gelmesidir. İnsan yalnızca hesapladığında, varlığın daha derin çağrısını duymakta zorlanır.
| Hesaplayıcı Düşünme | Düşünücü Düşünme |
|---|---|
| Ölçer | Duyar |
| Hız ister | Bekler |
| Verimlilik arar | Hakikat arar |
| Kontrol eder | Açıklığa izin verir |
| Sonuç üretir | Varlığı sorar |
| Nesneleştirir | Dinler |
Heidegger'in istediği şey hesaplayıcı düşünmeyi yok etmek değildir. O, düşünücü düşünmenin de korunmasını ister. Çünkü insan yalnızca hesapladığında dünyayı kullanabilir; ama dünyada nasıl var olduğunu unutabilir.
Varlığı hatırlamak, düşünmenin yeniden yavaşlamasını, dinlemesini ve sorunun içinde beklemesini gerektirir.

Modern İnsan Neden Çok Bilip Az Düşünebilir
Heidegger'in düşüncesi bugünün insanına çok güçlü bir ayna tutar. Modern insan, tarihte hiç olmadığı kadar bilgiye erişebilir. Fakat bilgi bolluğu, düşünme derinliği anlamına gelmez. İnsan çok şey okuyabilir, izleyebilir, paylaşabilir, arayabilir; fakat varlık sorusunu hiç duymayabilir.
Bilgi çoğalır; ama hayret azalabilir.
Veri artar; ama bilgelik eksilebilir.
İletişim hızlanır; ama düşünme yavaşlayabilir.
Görünürlük büyür; ama sahicilik kaybolabilir.
Bu çağda insan şunları yaşayabilir:
Bilgi yorgunluğu.
Anlam dağılması.
Sürekli dikkat parçalanması.
Derin sorulara tahammülsüzlük.
Hızlı cevaplara bağımlılık.
Sessizlikten kaçış.
Heidegger'in bakışına göre düşünme, sadece bilgi toplamak değildir. Gerçek düşünme, insanın varlıkla ilişkisinin derinleşmesidir. İnsan çok şey bildiği halde hâlâ şu soruyu unutuyorsa, düşünmenin kökünden uzaklaşmış olabilir: Ben burada nasıl varım

Dilin Yoksullaşması Varlığın Unutuluşunu Nasıl Büyütür
Heidegger'e göre dil varlığın evidir. İnsan varlığı dil içinde duyar, dünyayı dil içinde anlamlandırır ve hakikati dil içinde açar. Bu yüzden dilin yoksullaşması, yalnızca anlatım bozukluğu değil; varlıkla bağın zayıflamasıdır.
Modern çağda dil hızlanır. Mesajlara, sloganlara, reklamlara, kısa tepkilere, komutlara, etiketlere ve veri akışına dönüşebilir. Bu dil işlevsel olabilir; ama varlığı derinlemesine duyurmayabilir.
Dilin yoksullaşması şunlarla görülür:
Kelimelerin hızlı tüketilmesi.
Düşüncenin slogana dönüşmesi.
İnsanların etiketlerle tanımlanması.
Doğanın kaynak diliyle anlatılması.
Zamanın performans diliyle ölçülmesi.
Hakikatin yalnızca veri doğruluğu sanılması.
| Derin Dil | Yoksullaşmış Dil |
|---|---|
| Varlığı açar | İşlev görür |
| Düşündürür | Hızlandırır |
| Sessizlik taşır | Gürültü üretir |
| Hakikati sezdirir | Slogan üretir |
| İnsanı derinleştirir | İnsanı kategorileştirir |
Heideggerci anlamda dili korumak, varlıkla bağı korumaktır. Çünkü insan kelimeleri kaybettiğinde, dünyayı derin biçimde duyma gücünü de kaybedebilir.

Ölümün Unutuluşu Varlığın Unutuluşuyla Nasıl Bağlıdır
Heidegger'e göre insan ölüme-doğru-varlıktır. Ölüm bilinci, insanın kendi hayatını sahici biçimde sahiplenmesinde merkezi bir rol oynar. Fakat gündelik hayat ve “onlar” dünyası ölümü uzaklaştırır.
“Daha zaman var.”
“Şimdi bunu düşünme.”
“Herkes ölür.”
“Hayat devam ediyor.”
Bu cümleler ölüm gerçeğini biliyor gibi görünür; fakat ölümü kişisel hakikat olmaktan çıkarıp sıradanlaştırır.
Ölümün unutuluşu şunlara yol açabilir:
Zamanı sınırsız sanmak.
Hayatı sürekli ertelemek.
Kendi imkânlarını sahiplenmemek.
Otantik yaşamdan uzaklaşmak.
Gündelik oyalanmalara gömülmek.
Ölüm bilinci varlığı hatırlatır; çünkü insan ölüm karşısında kendi varoluşunun devredilemezliğini fark eder. Kimse bizim yerimize ölemez. Bu nedenle kimse bizim yerimize gerçekten yaşayamaz.
Heidegger'e göre ölümünü unutan insan, kendi varlığını da unutmaya daha yatkın hale gelir.

Kaygı Varlığın Unutuluşunu Nasıl Sarsar
Heidegger'e göre kaygı, insanı gündelik hayatın uyuşturucu akışından çıkaran temel deneyimlerden biridir. Kaygı belirli bir şeyden korkmak değildir. Kaygıda dünya bütün olarak eski tanıdıklığını kaybeder.
Kaygı anında insan, gündelik hayatın anlamlarının ne kadar kırılgan olduğunu hisseder. İşler, planlar, beklentiler, başarılar ve konuşmalar bir anlığına boşalır gibi olur. İnsan kendi varoluşunun çıplaklığıyla karşılaşır.
Kaygı insana şunu sorar:
Bu hayat gerçekten benim mi
Ben neyin içinde kayboldum
Ölümümü unutuyor muyum
Zamanımı neye harcıyorum
Dünyayı yalnızca kullanıyor muyum, yoksa duyuyor muyum
Bu sorular rahatsız edicidir. Fakat Heidegger'e göre rahatsızlık bazen uyanışın kapısıdır. Kaygı, insanın varlık sorusunu yeniden duymasını sağlayabilir.
Bu yüzden kaygı sadece karanlık bir duygu değil; varlıkla yeniden karşılaşma imkânıdır.

Sanat Ve Şiir Varlığı Hatırlatabilir Mi
Heidegger'e göre sanat ve şiir, varlığın unutulduğu çağda çok önemli imkânlar taşır. Çünkü sanat, var olanı yalnızca kullanım nesnesi olmaktan çıkarıp onun hakikatini açabilir. Şiir ise dili yeniden derinleştirerek varlığın sesini duyurabilir.
Bir nehir teknoloji için enerji kaynağı olabilir. Fakat şiirde nehir; akış, zaman, hafıza, yurt, ayrılık ve fanilik olur. Bir çift ayakkabı yalnızca eşya olabilir. Fakat sanat eserinde emek, toprak, yorgunluk ve insanın yaşam yükü açığa çıkabilir.
| Unutuluş Alanı | Sanat / Şiirin Hatırlattığı |
|---|---|
| Nesne | Hakikat |
| Kaynak | Varlık |
| Veri | İnsan |
| Hız | Sessizlik |
| Kullanım | Anlam |
| Tüketim | Tanıklık |
Heidegger için sanat lüks değildir. Şiir süs değildir. Bunlar, insanın varlığın unutuluşundan uyanmasına yardım eden derin açıklıklardır.
Sanat ve şiir insana şunu hatırlatır: Dünya yalnızca kullanılacak şeylerden oluşmaz; dünya hâlâ açılmayı bekleyen bir varlık alanıdır.

Düşünmenin Kaybı Ne Demektir
Heidegger'in “düşünmenin kaybı” dediği şey, insanların artık hiçbir şey bilmemesi değildir. Tam tersine, insanlar çok şey bilebilir; fakat düşünmenin kökensel anlamını kaybedebilir. Düşünme, sadece problem çözme, bilgi işleme veya hızlı karar verme haline gelirse, varlıkla kurduğu derin bağ zayıflar.
Gerçek düşünme, Heidegger'e göre varlığın çağrısını duyabilen düşünmedir. Bu düşünme acele etmez. Hemen kullanmak istemez. Sorunun içinde bekler.
Düşünmenin kaybı şuralarda görünür:
Her şeyi hızlı cevapla kapatmak.
Sorunun içinde bekleyememek.
Sessizliğe tahammül edememek.
Düşünmeyi sadece faydaya bağlamak.
Varlık sorusunu gereksiz sanmak.
Şiiri, sanatı ve dili yüzeysel görmek.
Heidegger'in çağrısı, düşünmeyi yeniden derinleştirmektir. Çünkü insan düşünmeyi kaybederse, sadece bilgiyle dolu ama varlıkla bağı zayıflamış bir varlığa dönüşebilir.

İnsan Varlığı Yeniden Nasıl Hatırlayabilir
Heidegger'e göre varlığı yeniden hatırlamak, hazır bir yöntem listesiyle olmaz. Bu, insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi derinleştirmesiyle mümkündür. İnsan yavaşlamalı, dinlemeli, kaygının açtığı soruyu duymalı, ölüm bilincini bastırmamalı, dili korumalı, sanata ve şiire kulak vermeli, teknolojinin çerçevesini fark etmelidir.
Varlığı hatırlamanın yolları:
Kaygıdan tamamen kaçmamak.
Ölümü kişisel hakikat olarak düşünmek.
Dili derinleştirmek.
Şiiri ve sanatı ciddiye almak.
Teknolojiyi kullanırken teknolojik bakışa teslim olmamak.
Sessizliğe alan açmak.
Dünyayı yalnızca kaynak olarak görmemek.
Kendi varoluşunu “onlar”a bırakmamak.
Bu hatırlama nostaljik bir geçmişe dönüş değildir. Heidegger'in istediği şey eskiye kaçmak değil, modern çağın içinde bile varlık sorusunu yeniden canlı tutmaktır.

Heidegger'in Varlık Unutuluşu Eleştirisi İnsana Ne Öğretir
Heidegger'in varlık unutuluşu eleştirisi insana çok derin bir ders verir: Her şeyin içinde yaşarken, her şeyin varlığını unutma. Çünkü insanın en büyük yoksulluğu yalnızca maddi eksiklik değildir. Daha derin yoksulluk, dünyanın artık insana şaşırtıcı, kutsal, derin ve düşünmeye değer görünmemesidir.
Bu eleştiri bize şunları öğretir:
Dünya yalnızca nesneler toplamı değildir.
İnsan yalnızca kullanıcı değildir.
Zaman yalnızca planlama aracı değildir.
Dil yalnızca iletişim sistemi değildir.
Doğa yalnızca kaynak değildir.
Düşünme yalnızca hesaplama değildir.
Ölüm yalnızca biyolojik son değildir.
Varlığı hatırlayan insan, dünyaya daha dikkatli bakar. Bir taşı yalnızca madde, bir ağacı yalnızca hammadde, bir insanı yalnızca veri, bir günü yalnızca takvim, bir kelimeyi yalnızca ses olarak görmez.
Varlığı hatırlamak, dünyayı yeniden derinleştirmektir.

Son Söz
Varlığı Unutan İnsan Kendini De Unutur Mu
Martin Heidegger'e göre insanın varlığı unutması, modern çağın en derin düşünsel ve varoluşsal krizlerinden biridir. İnsan var olanlarla o kadar meşgul olur ki, varlığın kendisini artık sormaz. İşler, eşyalar, araçlar, ekranlar, hedefler, veriler, başarılar, hesaplar ve gündelik konuşmalar insanın dünyasını doldurur; fakat bu doluluk bazen en derin boşluğu doğurur: varlık sorusunun kaybı.
İnsan dünyayı kullanır; fakat dünyayı duymaz. Zamanı planlar; fakat zamanın içinde nasıl var olduğunu sormaz. Dili kullanır; fakat dilin varlığın evi olduğunu unutabilir. Doğayı işler; fakat doğanın saklayan, taşıyan ve açan varlığını göremez. İnsanlarla konuşur; fakat başkalarının da ölümlü Dasein olduğunu unutabilir. Kendi hayatını sürdürür; fakat bu hayatın gerçekten kendisine ait olup olmadığını sormayabilir.
Çünkü insan yalnızca çalışan, tüketen, konuşan, hesaplayan ve kullanan bir varlık değildir. İnsan, varlığı sorabilen varlıktır. Bu soru kaybolduğunda insanın en derin imkânı da kararmaya başlar.
Fakat Heidegger umutsuz bir kapanış yapmaz. Varlık unutulmuş olabilir; ama yeniden duyulabilir. Kaygı bu unutuluşu sarsabilir. Ölüm bilinci hayatı ciddileştirebilir. Sanat varlığı açabilir. Şiir dili derinleştirebilir. Sessizlik düşünmeyi geri çağırabilir. Otantik yaşam insanı “onlar”ın dünyasından çıkarıp kendi varoluşuna döndürebilir.
Bu yüzden varlığı hatırlamak, dünyadan kaçmak değildir. Tam tersine, dünyaya daha derin dönmektir. Bir ağaca yeniden ağaç olarak, bir insana yeniden insan olarak, bir kelimeye yeniden varlığın evi olarak, bir güne yeniden fanilik içinde açılan eşsiz zaman olarak bakabilmektir.
“Varlığı hatırlayan insan, dünyaya sahip olmaya çalışmaz; dünyanın derinliğinde kendi faniliğini, sorumluluğunu ve hakikat çağrısını duymayı öğrenir.”
– Ersan Karavelioğlu