📖 Mâide Suresi 112. Ayette “Havârîler ‘Ey Meryem Oğlu İsa! Rabbin Bize Gökten Bir Sofra İndirebilir mi?’ Demişlerdi; İsa da ‘Eğer İman Edenlerseniz

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,447
2,724,959
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Mâide Suresi 112. Ayette “Havârîler ‘Ey Meryem Oğlu İsa! Rabbin Bize Gökten Bir Sofra İndirebilir mi?’ Demişlerdi; İsa da ‘Eğer İman Edenlerseniz Allah’tan Sakının’ Demişti” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓


“Mâide Suresi 112. ayet, mucize istemek ile imanı mucizeye bağlamak arasındaki ince farkı gösterir. İnsan kalbini güçlendirecek bir işaret arayabilir; fakat hakikati sürekli olağanüstü olaylarla sınamak, iman ile şüphe arasındaki dengeyi bozabilir.”
Ersan Karavelioğlu

Mâide Suresi 112. ayet, surenin adını aldığı “mâide”, yani gökten indirilen sofra kıssasının başlangıcıdır.


Bir önceki ayette havârîler:


“İman ettik ve Allah’a teslim olduk.”


demişlerdi.


Şimdi ise Hz. İsa’ya çok dikkat çekici bir soru yöneltirler:


“Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?”


Bu soru ilk bakışta Allah’ın kudretinden şüphe ediliyormuş gibi anlaşılabilir.


Fakat ayetin devamı ve sonraki ayetler, meselenin bundan daha incelikli olduğunu gösterir.


Havârîler bu mucizeyi;


kalplerinin tatmin olması,


Hz. İsa’nın kendilerine doğru söylediğini daha güçlü biçimde bilmeleri


ve bu olaya şahitlik edebilmeleri


için istediklerini açıklayacaktır.


Yine de Hz. İsa’nın ilk cevabı oldukça güçlüdür:


“Eğer iman edenlerseniz Allah’tan sakının.”


Yani mucize talebinin bile bir iman ahlakı vardır.


1️⃣ Havârîler Hz. İsa’dan Ne İstediler ❓


Havârîler gökten kendilerine bir sofra indirilmesini istediler.


Burada sıradan bir yemek talebinden söz edilmez.


İstenen şey açıkça olağanüstü bir ilahî işarettir.


Yani insanların hazırladığı bir yemek değil, Allah’ın kudretini gösterecek özel bir mucize talep edilmektedir.


Bu olay surenin adı olan:


“Mâide”


kelimesinin de kaynağıdır.


2️⃣ “Mâide” Kelimesi Ne Anlama Gelir ❓


“Mâide” genel olarak üzerinde yiyecek bulunan sofra anlamında kullanılır.


Bu nedenle sure:


Mâide Suresi


yani kabaca:


“Sofra Suresi”


olarak adlandırılmıştır.


Surenin içinde pek çok hukuk, inanç ve ahlak konusu bulunmasına rağmen bu olağanüstü olay, surenin ayırt edici isimlerinden biri hâline gelmiştir.


3️⃣ “Rabbin Bize Gökten Bir Sofra İndirebilir mi?” Sorusu Allah’ın Gücünden Şüphe Etmek midir ❓


Bu ifade tefsirlerde özellikle tartışılmıştır.


Kelimenin zahirî şekli:


“Rabbin bunu yapabilir mi?”


gibi anlaşılabilir.


Ancak havârîlerin hemen önce imanlarını ilan etmeleri ve sonraki ayette amaçlarını açıklamaları sebebiyle birçok yorumcu bunu Allah’ın kudretini doğrudan inkâr eden bir soru olarak anlamamıştır.


Soru daha çok:


“Allah böyle bir mucizeyi bizim için gerçekleştirecek mi?”


veya:


“Böyle bir talebin karşılanması mümkün olacak mı?”


anlamında değerlendirilmiştir.


4️⃣ Havârîler İman Etmişken Neden Mucize İstediler ❓


Çünkü iman ile kalbin daha fazla tatmin olması birbirinden tamamen farklı şeyler değildir.


İnsan inanabilir ama yine de;


daha fazla güven,


daha güçlü bir işaret,


kalbin yatışması


veya yaşadığı hakikati doğrudan görme


arzusu taşıyabilir.


Sonraki ayette havârîler bunu açıkça ifade edecektir:


“Kalplerimiz yatışsın.”


Dolayısıyla mesele mutlaka imansızlık değildir.


Fakat mucize istemenin riskli bir yanı da vardır.


5️⃣ Mucize İstemek Neden Riskli Olabilir ❓


Çünkü olağanüstü bir işaret talep eden kişi, o işaret geldikten sonra daha büyük bir sorumluluğun altına girebilir.


Artık:


“Bilmiyordum.”


“Görmedim.”


“Emin değildim.”



demesi daha zor hâle gelir.


Delil güçlendikçe sorumluluk da ağırlaşabilir.


Bu yüzden mucize talebi sadece merak değildir.


Aynı zamanda:


“Bu işaret gelirse onun sonucunu taşıyabilecek miyim?”


sorusunu da beraberinde getirir.


6️⃣ Hz. İsa Neden Hemen “Allah’tan Sakının” Dedi ❓


Çünkü havârîlerin talebinin sınırını hatırlatmak istedi.


Mucize istemek, Allah’ı sınamak hâline dönüşmemelidir.


İnsan:


“Bunu yaparsan inanırım.”


şeklinde Allah’a şart koymaya başlayabilir.


Hz. İsa bu nedenle önce mucizeyi tartışmak yerine takvâyı hatırlatır.


Yani mesele:


“Allah yapabilir mi?”


değil,


“Sen Allah karşısında nasıl bir tavır içindesin?”


sorusudur.


7️⃣ “Eğer İman Edenlerseniz” İfadesi Havârîlerin İmanını Reddediyor mu ❓


Hayır, zorunlu olarak böyle anlaşılmaz.


Kur’an’da bazen:


“Eğer gerçekten iman ediyorsanız…”


biçimindeki ifadeler iman iddiasını davranışla tutarlı hâle getirme çağrısıdır.


Burada da anlam:


“İmanınızın gereği olarak Allah karşısında ölçülü olun.”


şeklinde düşünülebilir.


Yani Hz. İsa havârîleri doğrudan inkârcı ilan etmez.


Onları imanlarının ciddiyetini korumaya çağırır.


8️⃣ Mucize ile İman Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır ❓


Mucize iman için güçlü bir işaret olabilir.


Ama mucize otomatik olarak iman üretmez.


Kur’an’da birçok peygamber olağanüstü işaretler göstermiştir.


Buna rağmen bazı insanlar:


“Büyü.”


demiş,


bazıları inkâr etmiş,


bazıları da düşmanlıklarını sürdürmüştür.


Demek ki sorun yalnızca gözün ne gördüğü değildir.


Kalbin gördüğü şey karşısında ne yaptığıdır.


9️⃣ İnsan “Görürsem İnanırım” Dediğinde Gerçekten İnanır mı ❓


Her zaman değil.


İnsan çoğu zaman kendisine:


“Bir mucize görsem kesin inanırım.”


diyebilir.


Fakat tarihsel peygamber anlatılarında mucize gören herkesin inanmadığını görürüz.


Çünkü insan olağanüstü bir olayı bile;


tesadüf,


hile,


büyü


veya başka bir açıklamayla


reddedebilir.


Bu nedenle iman yalnızca gözün değil, yorumun ve iradenin de meselesidir.


🔟 Allah’tan İşaret İstemek Her Zaman Yanlış mıdır ❓


Hayır.


Kur’an’da insanların kalplerinin tatmin olması için işaret talep ettikleri başka örnekler de vardır.


Asıl mesele niyettir.


Bir insan:


“Kalbim güçlensin.”


diye işaret isteyebilir.


Başka biri:


“Allah bana kendisini kanıtlamak zorunda.”


tavrıyla meydan okuyabilir.


İki durum aynı değildir.


Mâide 112’nin önemli derslerinden biri de sorunun arkasındaki niyeti değerlendirmektir.


1️⃣1️⃣ Hz. İbrahim’in “Kalbim Tatmin Olsun” Sözüyle Burada Bir Benzerlik Var mı ❓


Anlam bakımından benzer bir yön vardır.


Kur’an’da Hz. İbrahim, Allah’a ölüleri nasıl dirilttiğini göstermesini istemiş ve:


“İnanmıyor musun?”


sorusuna:


“İnanıyorum, fakat kalbim tatmin olsun diye.”


cevabını vermiştir.


Bu örnek, iman ile daha fazla kalbî tatmin arzusunun çelişmek zorunda olmadığını gösterir.


Havârîlerin sonraki ayetteki açıklaması da buna benzer bir psikolojik boyut taşır.


1️⃣2️⃣ İman Neden Sürekli Olağanüstü İşaretlere Bağlanmamalıdır ❓


Çünkü hayatın büyük bölümü mucizelerle değil, sıradan tercihlerle yaşanır.


İnsan her sabah gökten sofra inmesini bekleyemez.


Her karar öncesi olağanüstü bir işaret bekleyemez.


İman;


güven,


sorumluluk,


düşünme


ve süreklilik


gerektirir.


Eğer insan her adımda:


“Önce mucize göster.”


derse inanç, güven ilişkisinden çıkarak sürekli bir kanıt pazarlığına dönüşebilir.


1️⃣3️⃣ “Gökten Sofra” Talebinin Sembolik Bir Anlamı da Var mı ❓


Ayet öncelikle somut bir mucize talebinden söz eder.


Fakat düşünsel açıdan sofra aynı zamanda;


rızık,


ikram,


paylaşım


ve ilahî lütuf


fikrini de çağrıştırır.


İnsan yeryüzünde yediği her nimetin de aslında Allah’ın rızkı olduğunu unutabilir.


Gökten olağanüstü sofra istemek kolaydır.


Ama her gün önümüzde duran sıradan ekmeği de nimet olarak görebilmek başka bir bilinçtir.


1️⃣4️⃣ Havârîlerin Talebi Neden Doğrudan Allah’a Değil Hz. İsa’ya Yöneltiliyor ❓


Çünkü Hz. İsa onların peygamberidir.


Ondan Allah’a dua etmesini ve bu mucizenin gerçekleşmesini istemektedirler.


Bu durum Hz. İsa’nın mucizenin bağımsız sahibi olmadığını yine gösterir.


Havârîler sofrayı İsa’nın kendi kudretinden değil, onun Rabbi olan Allah’tan beklerler.


Bu nokta Mâide Suresi’nin tevhid çizgisiyle uyumludur.


1️⃣5️⃣ Hz. İsa’nın Cevabı Onun Peygamberlik Rolü Hakkında Ne Gösterir ❓


Hz. İsa talepleri hemen yerine getiren bir mucize göstericisi gibi davranmaz.


Önce ahlaki uyarıda bulunur:


“Allah’tan sakının.”


Bu çok önemlidir.


Peygamberin görevi insanların merakını eğlendirmek değildir.


Mucize bile insanı Allah’a ve sorumluluğa götürmelidir.


Eğer olağanüstülük sadece gösteriye dönüşürse peygamberlik amacından uzaklaşır.


1️⃣6️⃣ İnsan Allah’ı Sürekli Sınamaya Kalkarsa Ne Olur ❓


İlişki tersine döner.


İnsan kul olduğu hâlde Allah’a şart koymaya başlayabilir:


“Şunu yaparsan inanırım.”


“Bana bunu verirsen sana güvenirim.”


“İstediğim gerçekleşmezse inancımı bırakırım.”



Bu yaklaşımda Allah’a teslimiyet yerine Allah’ın insanın taleplerine göre sınanması vardır.


Mâide 112, bu nedenle mucize arzusunun yanında takvâyı hemen hatırlatır.


1️⃣7️⃣ Mâide 111 ve 112 Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓


Mâide 111’de havârîler:


“İman ettik ve teslim olduk.”


demişlerdi.


Mâide 112’de ise aynı insanlar gökten sofra ister.


Bu iki ayetin yan yana oluşu çok öğreticidir.


İman etmiş insanın da;


soruları,


merakı,


daha fazla güven arayışı


ve kalbini güçlendirme arzusu


olabilir.


İman, bütün soruların sona ermesi değildir.


Önemli olan soruların insanı inkâra mı, daha derin bir teslimiyete mi götürdüğüdür.


1️⃣8️⃣ Bu Ayetin Günümüz İnsanına En Büyük Mesajı Nedir ❓


Belki de şu:


İnancını sürekli olağanüstü olaylara bağlama.


İnsan bazen:


“Allah varsa bana bir işaret versin.”


“Şu duam bugün gerçekleşsin.”


“Şu olay olursa inanacağım.”


diyebilir.


Ama Allah’a iman, kişisel taleplerimizin her seferinde gerçekleşmesi üzerine kurulursa ilk hayal kırıklığında sarsılabilir.


Daha olgun iman:


İşaret arar ama Allah’a şart koşmaz.


1️⃣9️⃣ Mâide Suresi 112. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor ❓


Mâide Suresi 112. ayet insanın içinde çok eski ve çok güçlü bir arzuyu gösterir:


Görmek.


İnsan yalnızca duymak istemez.


Dokunmak ister.


Şahit olmak ister.


Olağanüstü bir şey görmek ister.


Havârîler de Hz. İsa’ya:


“Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?”


diye sorarlar.


Bu soru yalnızca yemekle ilgili değildir.


Aslında:


“Bize doğrudan bir işaret gösterilsin.”


talebidir.


Ve Hz. İsa'nın ilk cevabı çok anlamlıdır:


“Allah’tan sakının.”


Çünkü işaret istemek kolaydır.


İşaret geldikten sonra onun sorumluluğunu taşımak zordur.


İnsan bazen şöyle düşünür:


“Kesin bir mucize görürsem artık hiç şüphem kalmaz.”


Ama insan psikolojisi bundan daha karmaşıktır.


Bugün olağanüstü bulduğun bir şeyi yarın sıradanlaştırabilirsin.


Bir gün:


“Bunu görürsem inanırım.”


dersin.


Gördükten sonra:


“Bir tane daha görmek istiyorum.”


diyebilirsin.


Sonra bir tane daha.


Ve iman bir noktada sonsuz kanıt talebine dönüşebilir.


Bu yüzden ayetin çok derin bir sorusu vardır:


Sen gerçekten hakikati mi arıyorsun, yoksa hakikatin sana sürekli kendisini ispatlamasını mı istiyorsun?


İkisi aynı şey değildir.


Hakikat arayışı insanı düşünmeye götürür.


Sürekli meydan okuma ise hiçbir delilin yeterli olmadığı bir döngü oluşturabilir.


Fakat ayet insanın kalbini de küçümsemez.


İnsan bazen gerçekten:


“Kalbim biraz daha yatışsın.”


diyebilir.


Bu, insani bir durumdur.


Önemli olan bu arayışı Allah’a karşı kibirli bir sınamaya dönüştürmemektir.


Ve belki de bu kıssanın en güzel taraflarından biri sofranın kendisidir.


İnsan gökten olağanüstü bir sofra ister.


Ama aslında her gün yediğimiz ekmek de,


içtiğimiz su da,


topraktan çıkan meyve de


aynı büyük rızık düzeninin parçasıdır.


Mucize yalnızca gökten bir anda inen şey olmayabilir.


Bazen insanın her gün gördüğü için artık fark etmediği hayatın kendisi, düşünmeye başladığında büyük bir işarete dönüşür.


Bu nedenle Mâide 112’nin bugün için en güçlü mesajı şudur:


İşaret istemekten önce elindeki işaretleri gör; mucize ararken imanı pazarlığa dönüştürme ve Allah’ı sınamak yerine kendi kalbinin ne aradığını sorgula.


“Mâide Suresi 112. ayet, havârîlerin gökten sofra talebi üzerinden insanın kesinlik arzusunu görünür kılar. Kalbin güçlenmesini istemek insani olabilir; fakat gerçek iman Allah’a şart koşmak değil, işaret geldiğinde de gelmediğinde de hakikati samimiyetle aramaya devam edebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt