Mâide Suresi 118. Ayette “Eğer Onlara Azap Edersen, Şüphesiz Onlar Senin Kullarındır; Eğer Onları Bağışlarsan, Şüphesiz Sen Mutlak Güç Sahibisin, Hüküm ve Hikmet Sahibisin” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Mâide Suresi 118. ayet, Hz. İsa’nın insanların nihai hükmünü kendisine ait görmediğini ortaya koyar. O ne Allah’ın adaleti karşısında pazarlık yapar ne de rahmetine sınır çizer; hükmü bütünüyle Allah’a bırakır.”
Ersan Karavelioğlu
Mâide Suresi 118. ayet, Hz. İsa’nın kıyamet günündeki sözlerinin en çarpıcı bölümlerinden biridir.
Bir önceki ayette Hz. İsa kendi mesajını açık biçimde ifade etmişti:
“Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin.”
Ardından, insanlar arasında bulunduğu sürece onlara şahit olduğunu; kendisi aralarından ayrıldıktan sonra ise onların durumunu bütünüyle Allah’ın bildiğini söylemişti.
Şimdi Hz. İsa nihai hüküm konusunda şöyle der:
“Eğer onlara azap edersen, onlar Senin kullarındır.”
“Eğer onları bağışlarsan, Sen mutlak güç ve hikmet sahibisin.”
Bu ayet;
adalet,
rahmet,
kulluk,
ilahî hüküm,
bağışlanma
ve peygamberin yetkisinin sınırı
hakkında son derece derin bir tablo oluşturur.
“Eğer Onlara Azap Edersen” İfadesi Ne Anlama Gelir
Hz. İsa burada Allah’ın hükmünü sorgulamıyor.
İnsanların yaptıkları tercihler sebebiyle cezalandırılmaları söz konusu olursa bunun Allah’ın adaleti içinde gerçekleşeceğini kabul ediyor.
Yani:
“Allah haksızlık eder.”
gibi bir ihtimal yoktur.
Kur’an açısından Allah’ın hükmü bilgiye, adalete ve hakikate dayanır.
Hz. İsa bu hükmü Allah’a bırakır.
“Onlar Senin Kullarındır” Sözü Neden Çok Önemlidir
Bu cümle bütün insanlığın temel konumunu hatırlatır:
Kul olmak.
İnsan;
peygamber olabilir,
çok bilgili olabilir,
çok güçlü olabilir,
çok zengin olabilir.
Ama Allah karşısında yaratılmıştır.
Hz. İsa burada kendisini de insanları da aynı temel gerçekliğin içine yerleştirir:
Allah Rabdir; insanlar kullardır.
Kul Olmak Değersizlik Anlamına mı Gelir
Hayır.
Kur’an’da kulluk insanı aşağılayan bir kavram değildir.
Tam tersine insanın Allah ile olan doğru ilişkisidir.
Kul olmak:
Allah olmadığını bilmek,
sınırlı olduğunu kabul etmek,
sorumluluk taşımak
ve mutlak hükmün kendisine ait olmadığını bilmek
demektir.
Kulluk insanı küçültmekten çok yerini doğru belirler.
Hz. İsa Neden “Onlar Benim Takipçilerimdir” Demiyor
Çünkü nihai aidiyet Hz. İsa’ya değil Allah’adır.
İnsanlar Hz. İsa’yı takip etmiş olabilir.
Onun adını kullanmış olabilir.
Ona büyük sevgi duymuş olabilir.
Ama sonunda onlar:
Allah’ın kullarıdır.
Bu, peygamber ile takipçileri arasındaki ilişkinin sınırını çok açık biçimde gösterir.
Peygamber insanları sahiplenmez.
Onları Allah’a bırakır.
Hz. İsa İnsanların Kurtuluşu Hakkında Son Kararı Verebilir mi
Kur’an’ın bu ayetine göre nihai karar Allah’a aittir.
Hz. İsa insanlara mesajını ulaştırmıştır.
Onların davranışlarına kendi döneminde şahitlik etmiştir.
Ama:
kimin bağışlanacağı,
kimin cezalandırılacağı,
kalplerin gerçek durumu
ve nihai hesap
Allah’ın hükmündedir.
Bu nedenle peygamber hâkim değil, elçidir.
“Eğer Onları Bağışlarsan” İfadesi Ne Anlama Gelir
Hz. İsa Allah’ın rahmetine de sınır koymaz.
“Bunlar kesinlikle bağışlanamaz.”
demez.
Hükmü Allah’a bırakır.
Bu çok önemli bir tevazu örneğidir.
İnsanlar hakkında nihai karar vermek yerine:
Allah’ın adaletini ve hikmetini kabul eder.
Bağışlama da Allah’ın yetkisindedir.
Bu Ayet Herkesin Kesinlikle Bağışlanacağı Anlamına mı Gelir
Hayır.
Ayet kesin bir toplu bağışlanma ilan etmez.
Aynı şekilde insanların tamamının kesin biçimde cezalandırılacağını da söylemez.
Hz. İsa iki ihtimali de Allah’ın hükmüne bırakır.
Mesaj şudur:
Nihai hüküm Allah’a aittir.
İnsan bu hükmü kendi adına dağıtamaz.
Hz. İsa Burada İnsanlar İçin Şefaat mi Ediyor
Ayetin dili doğrudan klasik anlamda bir şefaat talebinden çok hükmü Allah’a teslim etme niteliğindedir.
Hz. İsa:
“Mutlaka bağışla.”
demiyor.
“Mutlaka cezalandır.”
da demiyor.
Şöyle diyor:
Eğer cezalandırırsan kullarındır.
Eğer bağışlarsan hüküm yine Senindir.
Bu tavır, Allah karşısında son derece derin bir teslimiyet ve edep gösterir.
Neden “Bağışlarsan Sen Gafûr ve Rahîm’sin” Denilmiyor
Ayetin en dikkat çekici noktalarından biri budur.
İnsan doğal olarak:
“Eğer bağışlarsan Sen çok bağışlayansın, çok merhametlisin.”
ifadesini bekleyebilir.
Ama ayet:
“Sen Azîz ve Hakîm’sin.”
der.
Yani:
Mutlak güç sahibisin ve hikmet sahibisin.
Bu seçim çok anlamlıdır.
“Azîz” İsmi Burada Ne Anlatır
Azîz, mutlak güç ve üstünlük sahibi anlamları taşır.
Allah bağışlarsa bunu zorunda olduğu için yapmaz.
Kimse O’nu mecbur bırakamaz.
Bağışlama O’nun güçsüzlüğünden değil, mutlak iradesinden doğar.
Bu nedenle Allah’ın affı da kudretin bir göstergesidir.
Gerçek güç sadece ceza verebilmek değil, gerektiğinde bağışlayabilmektir.

“Hakîm” İsmi Burada Ne Anlama Gelir
Hakîm, hüküm ve hikmet sahibi demektir.
Allah’ın;
cezası da,
bağışlaması da
rastgele değildir.
İnsan bazen duygusal davranabilir.
Öfkeliyken aşırı ceza verebilir.
Sevdiğine haksız ayrıcalık tanıyabilir.
Ama Kur’an’ın Allah tasavvurunda hüküm hikmet ve bilgiye dayanır.
Bu nedenle bağışlama bile keyfî değildir.

Allah’ın Bağışlaması Adalete Aykırı Olabilir mi
Kur’an perspektifinde ilahî bağışlama adaletten kopuk değildir.
Allah;
niyeti,
bilgiyi,
pişmanlığı,
şartları,
insanın bütün hayatını
ve görünmeyen bütün ayrıntıları
bilir.
Biz bir davranışın sadece küçük bir bölümünü görürüz.
Allah ise bütün resmi bilir.
Bu yüzden nihai bağışlama veya ceza konusunda insanın bilgisi Allah’ın bilgisiyle eşit değildir.

Hz. İsa’nın Bu Tavrı Bize Peygamberlerin Konumu Hakkında Ne Öğretir
Çok önemli bir şey öğretir:
Peygamber bile Allah’ın hükmünün üzerine çıkmaz.
Hz. İsa:
“Benim takipçilerim oldukları için onları mutlaka bağışla.”
demiyor.
Akrabalık,
yakınlık,
takipçilik
veya sevgi
ilahî adaletin üzerine çıkarılmıyor.
Bu da peygamberleri ilahlaştırmaya karşı güçlü bir sınırdır.

Bu Ayet İnsanların Birbirini Cennetlik veya Cehennemlik İlan Etmesine Nasıl Bakmamızı Sağlar
Çok daha ihtiyatlı olmamızı sağlar.
İnsanın açık bir davranışı hakkında:
doğru, yanlış, helâl, haram
gibi değerlendirmeler yapılabilir.
Ama belirli bir kişinin ahiretteki nihai hükmü konusunda kesin konuşmak başka bir şeydir.
Çünkü Allah;
son hâli,
niyeti,
bilgiyi,
tövbeyi
ve kalbin tamamını bilir.
Nihai hükmün sahibi Allah’tır.

İnsan Başkasının Günahına Öfkelenirken Bu Ayetten Ne Öğrenebilir
Şunu öğrenebilir:
Yanlışı yanlış olarak gör, ama Allah’ın koltuğuna oturma.
Bir davranış çok ağır olabilir.
İnsan onu eleştirebilir.
Adalet gerektiğinde dünyevi karşılığı uygulanabilir.
Ama insanın içindeki öfke:
“Bu kişi asla affedilemez.”
noktasına vardığında dikkat etmek gerekir.
Çünkü Allah’ın rahmetinin sınırını insan belirlemez.

“Onlar Senin Kullarındır” İfadesi Merhamet İçin de Bir Kapı Açıyor mu
Evet, ayetin duygusal derinliğinde böyle bir yön hissedilebilir.
Hz. İsa insanları Allah’a teslim ederken:
“Onlar Senin kullarındır.”
der.
Bu ifade hem Allah’ın mülk ve hüküm sahibi olduğunu hem de bu insanların O’nun yarattığı kullar olduğunu hatırlatır.
Fakat Hz. İsa bu bağı kullanarak Allah üzerinde hak iddia etmez.
Hükmü tamamen Allah’ın hikmetine bırakır.

Mâide 116, 117 ve 118 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Bu üç ayet olağanüstü güçlü bir bütün oluşturur.
Mâide 116:
Hz. İsa’nın ilahlaştırmayı reddetmesi.
Mâide 117:
Gerçek mesajını açıklaması: “Allah’a kulluk edin.”
Mâide 118:
İnsanların nihai hükmünü Allah’a bırakması.
Akış şöyledir:
İlahlaştırma reddedilir → Tevhid açıklanır → Nihai hüküm Allah’a teslim edilir.
Hz. İsa’nın Kur’an’daki konumu böylece çok netleşir:
Elçi, kul ve şahit.

Ayetin Günümüz İnsanına En Büyük Mesajı Nedir
Belki de şudur:
Adalet isterken merhameti, merhamet isterken adaleti yok etme.
İnsan genellikle iki uçtan birine gider.
Birine kızdığında:
“Asla affedilmemeli.”
der.
Sevdiği birine gelince:
“Ne yaparsa yapsın affedilmeli.”
diyebilir.
Oysa ilahî hüküm insanın bu duygusal tarafgirliğinden daha kapsamlıdır.
Allah hem Azîz hem Hakîmdir.

Mâide Suresi 118. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
Mâide Suresi 118. ayet, insanın başkaları hakkında hüküm verme arzusuna son derece güçlü bir sınır koyar.
Hz. İsa gibi büyük bir peygamber düşünün.
Kendisine bağlı insanlardan söz ediliyor.
Kendisinin adıyla inançlar geliştirilmiş.
Tarih boyunca milyonlarca insan onu sevmiş.
Ama kıyamet sahnesinde Hz. İsa:
“Bunların nihai hükmü bana aittir.”
demiyor.
Tam tersine:
“Onlar Senin kullarındır.”
diyor.
Bu cümlenin içinde inanılmaz bir tevazu vardır.
Çünkü insan başkalarının kaderini kontrol etmek ister.
Kimin iyi olduğuna karar verir.
Kimin kötü olduğuna karar verir.
Kimin kurtulacağını düşünür.
Kimin bağışlanamayacağını söyler.
Fakat insanın bilgisi son derece sınırlıdır.
Bir kişinin dışarıdan gördüğün bir yılını biliyorsun.
Allah bütün hayatını bilir.
Sen sözünü duydun.
Allah niyetini bilir.
Sen günahını gördün.
Allah tövbesini bilir.
Sen geçmişini biliyorsun.
Allah sonunu bilir.
Bu yüzden Hz. İsa'nın tavrı, insan için muazzam bir ahlak öğretir:
Hakikati söyle ama son hükmü kendine mal etme.
Yanlışa karşı çık.
Ama kinini ilahî adalet gibi sunma.
Merhameti savun.
Ama adaleti yok sayma.
Ve en sonunda şunu kabul et:
Allah senden daha çok biliyor.
Ayetin sonunda neden:
“Sen Azîz ve Hakîm’sin.”
denildiği de burada daha iyi anlaşılır.
Allah isterse cezalandırır ve kimse O’nun adaletinden kaçamaz.
Allah isterse bağışlar ve kimse:
“Bunu yapamazsın.”
diyemez.
Çünkü bağışlama da ceza da O’nun hikmetiyle gerçekleşir.
Bu nedenle gerçek teslimiyet bazen şu cümleyi söyleyebilmektir:
“Ben elimden geleni söyledim; gerisini Allah bilir.”
Bu kaçış değildir.
Tam tersine insanın kendi sınırını tanımasıdır.
Ve belki Mâide 118’in bugün için en güçlü cümlesi şudur:
Adaleti savun, merhameti unutma; fakat insanların nihai hükmünü kendine ait sanma. Çünkü kullar Allah’ın kullarıdır, son hüküm ise yalnızca Azîz ve Hakîm olan Allah’a aittir.
“Mâide Suresi 118. ayet, Hz. İsa’nın insanları Allah’ın hükmüne teslim ettiğini gösterir: Ceza da bağışlama da ilahî bilgi ve hikmet içindedir. İnsana düşen hakikati savunmak, fakat son hükmün sahibiymiş gibi davranmamaktır.”
Ersan Karavelioğlu