Mâide Suresi 107. Ayette “Eğer Bu İki Şahidin Günaha Girdikleri Anlaşılırsa, Hakları Çiğnenenlerden İki Başka Kişi Onların Yerine Geçer ve ‘Bizim Şahitliğimiz Onların Şahitliğinden Daha Doğrudur’ Diye Allah Adına Yemin Ederler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Mâide Suresi 107. ayet, şahitliği dokunulmaz bir makam hâline getirmez; şahit de yanlış yapabilir, emanete ihanet edebilir ve gerçeği değiştirebilir. Adaletin değeri, ilk sözü körü körüne kabul etmekte değil, yanlış ortaya çıktığında gerçeği yeniden ayağa kaldırabilmektedir.”
Ersan Karavelioğlu
Mâide Suresi 107. ayet, bir önceki ayette başlayan vasiyet ve şahitlik düzenlemesini devam ettirir.
Mâide 106’da yolculuk sırasında ölüm tehlikesiyle karşılaşan kişinin vasiyetine iki güvenilir kişinin şahitlik etmesinden söz edilmişti.
Fakat Kur’an burada son derece gerçekçi bir ihtimali de hesaba katar:
Ya şahitler güveni kötüye kullanırsa?
Ya gerçeği saklarlarsa?
Ya maldan bir şeyi kendilerine geçirirlerse?
Ya yemin ettikleri hâlde doğru söylemezlerse?
Mâide 107 işte bu ihtimale karşı ikinci bir güvenlik mekanizması kurar.
Yani sistem:
“Şahit söyledi, konu bitti.”
demez.
Şahitliğin güvenilir olmadığına dair ciddi bir durum ortaya çıkarsa mesele yeniden değerlendirilebilir.
Bu açıdan ayet yalnızca vasiyet hukukundan değil, çok daha geniş biçimde hesap verebilirlik, delil, itiraz hakkı ve adaletin düzeltilmesi ilkesinden söz eder.
“Eğer Bu İki Şahidin Günaha Girdikleri Anlaşılırsa” Ne Demektir
Buradaki ifade, ilk şahitlerin görevlerini dürüst biçimde yerine getirmediklerinin ortaya çıkmasını anlatır.
Bu;
gerçeği gizlemek,
emaneti kötüye kullanmak,
şahitliği değiştirmek
veya hak sahiplerinin zararına davranmak
gibi durumlarla ilişkili olabilir.
Yani şahitlik makamı kişiyi otomatik olarak yanılmaz yapmaz.
Şahit Yalan Söyleyebilir mi
Elbette.
Kur’an insanın zaaflarını gerçekçi biçimde kabul eder.
Bir kişi başlangıçta güvenilir kabul edilmiş olabilir.
Ama;
çıkar,
korku,
akrabalık,
para
veya başka bir nedenle
gerçeği değiştirebilir.
Bu yüzden adalet sistemi yalnızca kişilerin iyi niyetine değil, gerektiğinde denetime de ihtiyaç duyar.
Neden İlk Şahitlerin Sözü Kesin ve Değişmez Kabul Edilmiyor
Çünkü adaletin amacı şahitleri korumak değil, hakikati korumaktır.
Bir şahit hata yaptıysa veya yalan söylediyse:
“Bir kere ifade verdi, artık değişmez.”
denilemez.
Kur’an burada çok önemli bir hukuk ilkesi gösterir:
Usul hakikate hizmet etmelidir; hakikat usulün kurbanı olmamalıdır.
“Hakları Çiğnenenlerden İki Başka Kişi” Ne Anlama Gelir
Ayet, ilk şahitlerin güvenilirliğinin sarsılması durumunda başka iki kişinin onların yerine geçmesinden söz eder.
Klasik yorumlarda bu kişilerin, ölenin hak sahiplerinden veya ona daha yakın olanlardan seçilmesi üzerinde durulmuştur.
Ana fikir şudur:
Hakkı zarar görmüş tarafın da kendisini savunma ve karşı şahitlikte bulunma imkânı vardır.
Bu, tek taraflı hükmü engeller.
Neden İki Yeni Şahit Devreye Giriyor
Çünkü adalet sadece ilk anlatılan hikâyeyi dinlemekle yetinmez.
Yeni delil ortaya çıkabilir.
İlk ifadede çelişki bulunabilir.
Hakkı zarar gören tarafın söyleyecekleri olabilir.
Bu nedenle iki yeni kişinin devreye girmesi, yargılamanın düzeltilebilir olduğunu gösterir.
Hata yapılmışsa sistemin görevi hatayı korumak değil, düzeltmektir.
“Bizim Şahitliğimiz Onların Şahitliğinden Daha Doğrudur” Ne Demektir
Bu ifade bir karşı iddiadır.
Yeni şahitler, önceki şahitlerin söylediklerinin güvenilir olmadığını belirterek kendi ifadelerinin gerçeğe daha uygun olduğunu söyler.
Burada amaç:
“Biz onlardan daha değerliyiz.”
demek değildir.
Mesele şahısların üstünlüğü değil, hangi ifadenin gerçeğe daha yakın olduğudur.
Neden Onlar da Allah Adına Yemin Ediyor
Çünkü yeni şahitlerin de sadece iddia ileri sürmesi yeterli değildir.
Onlar da ağır bir ahlaki sorumluluk altına girer.
Allah adına yemin ederek:
“Gerçeği değiştirmiyoruz.”
demiş olurlar.
Böylece yemin yalnız ilk şahitleri değil, ikinci grubu da bağlar.
Adalet herkese aynı ahlaki ciddiyeti yükler.
İlk Şahitlerin Yemin Etmiş Olması Neden Yetmedi
Çünkü yemin insanı zorla dürüst yapmaz.
Bir insan Allah adına bile yalan söyleyebilir.
Bu çok ağır bir günah olabilir ama insan iradesi bunu yine de yapabilir.
Dolayısıyla hukuki sistem:
“Yemin ettiğine göre mutlaka doğrudur.”
varsayımına tamamen dayanamaz.
Yemin önemlidir fakat delil ve tutarlılık da önemlidir.
Bu Ayet İnsanların Kutsal Sözleri Bile Kötüye Kullanabileceğini mi Gösteriyor
Evet.
Bir insan:
Allah adına
konuşabilir.
Yemin edebilir.
Dini ifadeler kullanabilir.
Ama yine de yalan söyleyebilir.
Bu çok önemli bir uyarıdır.
Dini dil kullanmak, bir insanın söylediği her şeyi otomatik olarak doğru hâle getirmez.
Hakikat sözün kutsal görünüşüne değil, gerçekliğine bağlıdır.
Şahitlikte Güven Neden Tek Başına Yeterli Değildir
Güven önemlidir.
Ama güvenin yanında;
kontrol,
delil,
tutarlılık
ve gerektiğinde itiraz
mekanizmaları da gerekir.
Çünkü insan yanılabilir.
Hatta iyi niyetli insan bile yanlış hatırlayabilir.
Bu nedenle güçlü bir hukuk düzeni:
“Sana güveniyorum.”
ile yetinmez.
Mümkün olduğunda olayı doğrulamaya çalışır.

Ayet İtiraz Hakkının Önemine İşaret Ediyor Mu
Evet, genel ilke açısından güçlü biçimde.
Bir karar veya ifade yanlış görünüyorsa, zarar gören tarafın kendisini savunabilmesi önemlidir.
Mâide 107’de ilk şahitlerin güvenilirliği sarsıldığında yeni bir süreç başlatılır.
Bu bize şu önemli düşünceyi verir:
Adalet, insanın sesini tamamen kapatan değil, haksızlığa uğradığında yeniden konuşmasına imkân veren düzendir.

Bir Hukuk Sisteminin Hata Yapabilmesi Ne Anlama Gelir
İnsanların kurduğu bütün sistemler hata yapabilir.
Yanlış şahit dinlenebilir.
Yanlış belge kabul edilebilir.
Masum biri suçlanabilir.
Hak sahibi mağdur olabilir.
Asıl mesele:
Hata ihtimalini kabul edip düzeltme yolu bırakmak.
Mâide 107’nin mantığında hukuk kusursuz insanlara değil, yanılabilir insanlara göre düzenlenir.

Hata Ortaya Çıktığında Eski Kararı Savunmak mı, Gerçeği Düzeltmek mi Daha Önemlidir
Gerçeği düzeltmek.
İnsan bazen kendi önceki kararını korumayı gurur meselesi yapabilir.
Bir yönetici:
“Ben bir kere karar verdim.”
diyebilir.
Bir aile büyüğü:
“Ben yanılmam.”
diyebilir.
Bir kurum hatasını kabul etmek istemeyebilir.
Ama adaletin ahlakı farklıdır:
Yanlış ortaya çıktıysa düzelt.
Bir hatayı kabul etmek otoriteyi küçültmez.
Bazen tam tersine güvenilirliği artırır.

Şahitlik Neden Büyük Bir Emanettir
Çünkü bir insanın tek cümlesi başka birinin hayatını değiştirebilir.
Şahitlik nedeniyle;
mal el değiştirebilir,
bir kişi suçlu sayılabilir,
bir aile hakkını kaybedebilir
veya bir masum korunabilir.
Bu yüzden:
“Ben sadece gördüğümü söyledim.”
demek bile büyük sorumluluk taşır.
Şahit, sözünün sonuçlarını düşünmelidir.

Çıkar Şahitliği Nasıl Bozabilir
İnsan bazen küçük bir kazanç uğruna büyük bir adaletsizlik yapabilir.
Para alabilir.
Yakınını koruyabilir.
Kendi menfaatini düşünebilir.
Bir eşyayı saklayabilir.
Sonra gerçeği buna göre değiştirebilir.
Mâide 106 ve 107’nin birlikte kurduğu sistem tam da bu ihtimali sınırlar:
Şahit de denetlenebilir.

Yalan Şahitlik Neden Sadece Bireysel Bir Günah Değildir
Çünkü toplumsal güveni yıkar.
Eğer insanlar mahkemede,
vasiyette,
borçta
ve ticarette
şahitliğe güvenemezse toplumda hukuk zayıflar.
İnsanlar haklarını belgeleyemez.
Güçlü olan daha kolay üstün gelir.
Bu nedenle yalan şahitlik yalnız bir kişinin günahı değil, adalet düzenine saldırı hâline gelebilir.

Mâide 106 ve 107 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Mâide 106 ilk aşamayı kurar:
İki adil şahit.
Mâide 107 ise ikinci güvenlik katmanını getirir:
Eğer ilk şahitlerin güveni kötüye kullandığı anlaşılırsa başka iki kişi devreye girer.
Böylece sistem:
Şahitlik → Denetim → İtiraz → Düzeltme
şeklinde ilerleyebilir.
Bu, adaletin yalnız kuralla değil, hesap verebilirlikle korunduğunu gösterir.

Ayetin Günümüz İnsanına En Büyük Mesajı Nedir
Belki de şudur:
Güvendiğin kişiyi bile denetlemek güvensizlik değildir; bazen hakkı korumanın gereğidir.
Bir şirket yöneticisi güvenilir olabilir.
Bir aile yakını güvenilir olabilir.
Bir görevli güvenilir olabilir.
Ama önemli malî ve hukuki konularda kayıt, belge ve denetim yine de gerekir.
Çünkü sistem, insanların karakterine değil yalnızca iyi tasarlanmış güvenceye de dayanmalıdır.

Mâide Suresi 107. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
Mâide Suresi 107. ayet çok önemli bir gerçekle yüzleştirir:
İlk sözü söyleyen kişi her zaman doğru olmayabilir.
Bir insan saygın olabilir.
Dindar görünebilir.
Yemin etmiş olabilir.
Toplum tarafından güvenilir kabul edilebilir.
Ama yine de yanılabilir.
Hatta bilinçli biçimde yalan söyleyebilir.
İşte adalet burada sınanır.
Bir sistem kişileri mi koruyacak?
Yoksa gerçeği mi?
Eğer bir şahit yanlış yaptıysa:
“Ama o güvenilir bir insandır.”
demek yeterli değildir.
Eğer bir görevli hata yaptıysa:
“O makam sahibi.”
demek gerçeği değiştirmez.
Eğer bir aile büyüğü yanlış söylediyse:
“O bizden büyüktür.”
demek hakkı ortadan kaldırmaz.
Mâide 107’nin çok güçlü ilkesi şudur:
Hiç kimse hakikatin üzerinde değildir.
Şahit de değildir.
Akraba da değildir.
Güvenilir kişi de değildir.
Hatta Allah adına yemin etmiş kişi bile değildir.
Çünkü gerçek güven, insanları yanılmaz saymakla kurulmaz.
Yanlış ortaya çıktığında düzeltmeye izin vermekle kurulur.
Bu yüzden ayet yalnızca vasiyet hukukunu düzenlemez.
Aynı zamanda büyük bir kurum ahlakı öğretir:
Denetlenebilir ol.
İtirazı susturma.
Yeni delile açık ol.
Yanlış kararı kutsallaştırma.
Hakkı zarar gören kişiye yeniden söz hakkı ver.
Çünkü adaletin amacı:
“İlk karar mutlaka korunsun.”
değildir.
Asıl amaç:
“Hak mümkün olduğunca doğru sahibine ulaşsın.”
demektir.
Ve belki Mâide 107’nin bugün için en güçlü cümlesi şudur:
Adalet, hiç hata yapılmaması değildir; hata ortaya çıktığında makamı, itibarı ve ilk kararı değil gerçeği koruyabilme cesaretidir.
“Mâide Suresi 107. ayet, şahitliği güvene bağlar fakat güveni denetimsiz bırakmaz. İlk söz yanlışsa ikinci söz dinlenir, hak çiğnenmişse yeniden araştırılır; çünkü adaletin sadakati kişilere değil gerçeğedir.”
Ersan Karavelioğlu