Mâide Suresi 106. Ayette “Ey İman Edenler! Sizden Birinize Ölüm Geldiğinde Vasiyet Sırasında Aranızdan İki Adil Kişiyi Şahit Tutun; Eğer Yolculukta Olur da Ölüm Musibeti Başınıza Gelirse Sizden Olmayan İki Kişi de Şahitlik Edebilir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Mâide Suresi 106. ayet, ölümün kaçınılmazlığı karşısında bile hukuku, güveni ve şahitliği korumayı öğretir. İnsan dünyadan ayrılırken geride yalnızca mal bırakmaz; hakların doğru sahiplerine ulaşmasını sağlayacak bir düzen kurma sorumluluğu da taşır.”
Ersan Karavelioğlu
Mâide Suresi 106. ayet, surenin sonlarına yaklaşırken oldukça farklı bir konuya geçer:
Ölüm sırasında vasiyet ve şahitlik.
Ayet özellikle yolculuk hâlinde bulunan, ölüm tehlikesiyle karşılaşan ve yanında kendi topluluğundan güvenilir şahit bulamayabilen kişi için hukuki bir güvence oluşturur.
Burada;
vasiyet,
iki şahit,
adalet,
güven,
yemin
ve ölüm sonrası hakların korunması
gibi çok önemli konular vardır.
Ayetin dili teknik görünse de temel mesajı son derece insani ve evrenseldir:
İnsan ölebilir; fakat onun hakkı, malı ve son iradesi keyfî biçimde ortadan kaybolmamalıdır.
“Ey İman Edenler” Hitabı Neden Bu Hukuki Konunun Başında Yer Alır
Çünkü Kur’an’da iman yalnızca kalpte bulunan soyut bir inanç değildir.
İman;
ticarette,
miras hukukunda,
şahitlikte,
borçta
ve vasiyette
de görünmelidir.
Bir insan:
“Ben iman ediyorum.”
diyorsa başkasının hakkını korumak da bu imanın parçasıdır.
Bu yüzden ayet hukuki bir düzenlemeye bile iman hitabıyla başlar.
“Sizden Birinize Ölüm Geldiğinde” İfadesi Ne Anlama Gelir
Burada ölümün yaklaştığı veya insanın ciddi ölüm tehlikesiyle karşılaştığı durum söz konusudur.
Kur’an ölümü soyut bir korku konusu olarak değil, hayatın hukuki sonuçları olan bir gerçeği olarak ele alır.
İnsan öldüğünde geride;
mal,
borç,
alacak,
emanet
ve ailevi haklar
kalabilir.
Bu nedenle ölüm öncesinde bazı şeylerin açık biçimde düzenlenmesi gerekir.
Vasiyet Neden Önemlidir
Vasiyet, insanın ölümünden sonra yerine getirilmesini istediği meşru hususların kayıt altına alınmasına yardımcı olur.
Bu özellikle;
emanetlerin sahiplerine ulaştırılması,
borçların bildirilmesi,
belirsiz hakların açıklanması
ve ihtilafların azaltılması
açısından önemlidir.
Vasiyetin amacı yalnızca mal dağıtmak değildir.
Aynı zamanda geride düzen bırakmaktır.
Ayette Neden İki Şahit İsteniyor
Çünkü tek kişinin beyanı daha kolay tartışmalı hâle gelebilir.
İki şahit;
birbirini doğrulayabilir,
unutmayı azaltabilir,
yanlış aktarımı önleyebilir
ve güveni artırabilir.
Kur’an birçok hukuki konuda şahitliği kişisel güvenin ötesine taşıyıp toplumsal güvence hâline getirir.
“Aranızdan İki Adil Kişi” Ne Demektir
Buradaki temel özellik adalettir.
Şahit yalnızca olayı gören kişi değildir.
Aynı zamanda güvenilir olmalıdır.
Yalan söylememeli.
Çıkar için gerçeği değiştirmemeli.
Bir tarafı kayırmamalıdır.
Çünkü şahitliğin değeri yalnızca bilgiden değil, ahlaki güvenilirlikten doğar.
Neden Şahitlikte Ahlak Bu Kadar Önemlidir
Çünkü şahit bazen ölmüş bir insan adına konuşur.
Ölen kişi artık kendisini savunamaz.
Bu nedenle şahit, son derece hassas bir konumda olur.
Bir kelimeyi değiştirirse;
bir mirasçı mağdur olabilir,
bir borç kaybolabilir,
bir emanet yanlış kişiye geçebilir.
Bu yüzden şahitlik yalnızca bilgi değil, emanettir.
“Eğer Yolculukta Olursanız” İfadesi Neden Özellikle Geçiyor
Çünkü eski dönemlerde yolculuk çok daha riskliydi.
İnsan;
hastalanabilir,
saldırıya uğrayabilir,
kaza geçirebilir
veya memleketinden çok uzakta ölebilirdi.
Yanında ailesi veya kendi topluluğundan insanlar bulunmayabilirdi.
Kur’an böyle olağanüstü bir durumda hukukun tamamen işlemez hâle gelmesine izin vermez.
“Sizden Olmayan İki Kişi” Ne Anlama Gelir
Bu ifade klasik tefsirlerde farklı şekillerde yorumlanmıştır.
Yaygın yorumlardan biri, kişinin kendi Müslüman topluluğundan kimseyi bulamadığı yolculuk şartlarında başka topluluk veya din mensuplarından iki kişinin de şahitlik yapabilmesidir.
Burada önemli olan şudur:
Zorunlu durumda hak tamamen sahipsiz bırakılmaz.
Kur’an, pratik hayatın şartlarını dikkate alır.
Bu Ayet Farklı Din Mensuplarının Şahitliğine Kapı Açıyor Mu
Ayetin yolculuk bağlamında buna imkân tanıdığı şeklinde güçlü klasik yorumlar vardır.
Bu, hukuki pragmatizmin dikkat çekici bir örneğidir.
Çünkü kişi ölüm döşeğindedir.
Yanında kendi toplumundan kimse yoktur.
Bu durumda:
“Kimse yoksa hak da yok olsun.”
denilmez.
Mevcut güvenilir kişiler üzerinden hakkın korunmasına çalışılır.
Kur’an Burada İdeal Şart mı, Olağanüstü Durum mu Düzenliyor
Her ikisi arasında bir ayrım yapıyor.
İdeal durumda:
kendi topluluğundan iki adil şahit.
Olağanüstü yolculuk şartlarında ise:
başka kişilerden iki şahit.
Bu çok önemli bir hukuk mantığıdır:
Şart değişince uygulama esneklik gösterebilir, ama adalet hedefi korunur.

Ayette Şahitlerin Yemin Etmesinden Neden Söz Ediliyor
Ayetin devamında şüphe doğması hâlinde şahitlerin Allah adına yemin etmeleri istenir.
Çünkü yemin, özellikle başka doğrulama imkânının sınırlı olduğu dönemlerde ciddi bir ahlaki güvenceydi.
Şahit şunu kabul etmiş olur:
“Bu sözümün hesabını yalnız insanlara değil, Allah’a da vereceğim.”
Bu, hukuki sorumluluğu manevi sorumlulukla güçlendirir.

“Bu Şahitlik Karşılığında Hiçbir Bedel Almıyoruz” Anlamındaki Vurgu Neden Önemlidir
Çünkü çıkar şahitliği bozabilecek en güçlü unsurlardan biridir.
Bir insan para,
akrabalık,
kişisel dostluk
veya başka bir menfaat
uğruna gerçeği değiştirebilir.
Ayet, şahitliğin satın alınabilir bir şey olmaması gerektiğini vurgular.
Hakikat satılık değildir.

Yakın Akraba Söz Konusu Olsa Bile Şahitlik Değiştirilebilir Mi
Hayır.
Ayetin mantığı tam tersidir.
Şahitlikte akrabalık bile gerçeğin önüne geçmemelidir.
Bu Kur’an’ın genel adalet anlayışıyla uyumludur:
Akrabanı sevmen doğal olabilir.
Ama onun lehine yalan söylemen adalet değildir.
Gerçek adalet:
yakınlık ile hakikati birbirinden ayırabilmektir.

“Allah’ın Şahitliğini Gizlemeyiz” Ne Anlama Gelir
Şahitlik sadece insanlara verilen bir ifade değildir.
Kur’an onu Allah karşısında taşınan bir emanet olarak görür.
Gerçeği bilip gizlemek;
bir insanın hakkını kaybettirebilir,
bir mirası değiştirebilir
veya bir vasiyeti bozabilir.
Bu nedenle hakikati gizlemek de ahlaki sorumluluk doğurur.

Bu Ayet Yazılı Vasiyetin Önemine de İşaret Eder Mi
Ayet doğrudan şahitlik düzeninden söz eder.
Fakat genel ilke açısından yazılı kayıt son derece önemlidir.
Bugün;
vasiyet,
borç,
alacak,
emanet
ve mal paylaşımı
konularının açık belgelerle kayıt altına alınması ihtilafları büyük ölçüde azaltabilir.
Şahitlik ve belge birbirini güçlendiren güvence araçlarıdır.

İnsan Neden Ölmeden Önce Mali İşlerini Düzenlemelidir
Çünkü düzensizlik geride kalanlara ağır sorunlar bırakabilir.
Bir insan öldüğünde ailesi:
“Borcu var mıydı?”
“Kime ne vermişti?”
“Bu mal kimin?”
“Bunu kime emanet etmişti?”
diye tartışabilir.
Hayattayken birkaç açık kayıtla çözülebilecek meseleler, ölümden sonra yıllarca süren kavgalara dönüşebilir.
Düzen de bir sorumluluk biçimidir.

Ayetin Ahlaki Merkezi Sadece Vasiyet midir
Hayır.
Ayetin daha derin merkezi emanet ve doğruluktur.
Şahit oluyorsan doğru konuş.
Birinin malı sana emanet edilmişse koru.
Ölen insan kendisini savunamayacak diye onun hakkına el uzatma.
Kimsenin görmediği yerde bile gerçeği değiştirme.
Mâide 106, ölüm üzerinden aslında yaşayanların ahlakını test eder.

Mâide 105 ve 106 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Mâide 105:
“Kendinize bakın; herkes Allah’a dönecek.”
demişti.
Mâide 106 ise bu dönüşün somut bir eşiğini gösterir:
Ölüm.
İnsan Allah’a dönecek.
Ama dünyadan ayrılırken geride kalan hakların da düzenlenmesi gerekir.
Böylece iki ayet birlikte şu mesajı verir:
Kendi hesabını düşün, fakat geride bıraktığın insanların hakkını da koru.

Mâide Suresi 106. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
Mâide Suresi 106. ayet bize ölüm hakkında alışılmışın dışında bir şey söyler.
Ölümü yalnızca:
kader,
ayrılık,
üzüntü
ve ahiret
üzerinden anlatmaz.
Aynı zamanda şunu sorar:
Sen öldüğünde geride bıraktığın haklar ne olacak?
Bu soru çok önemlidir.
Çünkü insan hayat boyunca mal biriktirebilir.
Borçlanabilir.
Emanet alabilir.
Ortaklık kurabilir.
Birilerine söz verebilir.
Ve bir gün ansızın ölebilir.
O anda artık konuşamaz.
Kendisini açıklayamaz.
Kime ne borcu olduğunu söyleyemez.
İşte hukuk burada devreye girer.
Şahitlik burada devreye girer.
Belge burada devreye girer.
Adalet burada devreye girer.
Mâide 106 bize şunu öğretir:
Ölüm, sorumluluğun düzensiz bırakılması için bahane değildir.
İnsan mümkün olduğunca geride açıklık bırakmalıdır.
Borcu varsa yazmalıdır.
Emaneti varsa belirtmelidir.
Vasiyeti varsa açık hâle getirmelidir.
Hak sahiplerinin birbirine düşmesini önlemeye çalışmalıdır.
Ve bir gün kendisi başka birinin vasiyetine şahit olursa, bunu sıradan bir iş gibi görmemelidir.
Çünkü ölmüş bir insanın hakkı, yaşayanların vicdanına emanet edilmiş olabilir.
Bu yüzden şahitliğin en ağır tarafı şudur:
Karşında seni denetleyen kişi olmayabilir ama Allah vardır.
Bir belgeyi değiştirebilirsin.
Bir malı saklayabilirsin.
Bir sözü çarpıtabilirsin.
Ölen kişi gelip itiraz edemez.
Ama ayetin kurduğu ahlak tam da burada başlar:
Savunmasızın hakkını, o artık konuşamıyor diye çiğneme.
Belki Mâide 106’nın bugünkü dünyaya en güçlü mesajı şudur:
İyi bir hayat yalnızca doğru yaşamak değildir; senden sonra çıkabilecek haksızlıkları mümkün olduğunca önleyecek kadar düzenli ve sorumlu yaşamaktır.
“Mâide Suresi 106. ayet, ölüm karşısında bile adaletin susmaması gerektiğini öğretir. İnsan dünyadan ayrılabilir; fakat borcu, emaneti, vasiyeti ve hak sahiplerinin hakkı kaybolmamalıdır. Gerçek şahitlik, ölmüş birinin artık konuşamadığı yerde onun hakkını dürüstçe koruyabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu