Mâide Suresi 103. Ayette “Allah Bahîra, Sâibe, Vasîle ve Hâm Diye Bir Şey Meşru Kılmamıştır; Fakat İnkâr Edenler Allah’a Karşı Yalan Uydururlar ve Onların Çoğu Akıllarını Kullanmaz” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Mâide Suresi 103. ayet, insanın kendi geleneğini Allah’ın hükmüymüş gibi sunmasına karşı çok güçlü bir sınır çizer. Bir uygulamanın eski, yaygın veya kutsal kabul edilmesi onu ilahî yapmaz; din adına konuşurken asıl soru, ‘Bunu kim söyledi?’ değil, ‘Allah gerçekten böyle bir hüküm koydu mu?’ olmalıdır.”
Ersan Karavelioğlu
Mâide Suresi 103. ayet, bir önceki iki ayette ele alınan gereksiz ayrıntılar, insanların dini kendi elleriyle zorlaştırması ve Allah’ın koymadığı yükler üretmesi temasını çok somut bir örnekle devam ettirir.
Ayet İslam öncesi Arap toplumunda bazı hayvanlara özel kutsallık ve dokunulmazlık atfeden uygulamalardan söz eder:
Bahîra.
Sâibe.
Vasîle.
Hâm.
Bu hayvanlarla ilgili çeşitli geleneksel yasaklar ve kutsal sayma biçimleri bulunuyordu.
Kur’an ise çok açık biçimde:
“Allah bunlardan hiçbirini meşru kılmamıştır.”
der.
Ardından asıl problemi ortaya koyar:
İnsanlar kendi oluşturdukları dini gelenekleri Allah’a nispet etmektedir.
Bu nedenle Mâide 103 yalnızca eski Arap toplumundaki hayvan adetlerini anlatmaz.
Aynı zamanda çok daha evrensel bir soruyu sorar:
İnsan kendi geleneğini ne zaman din zannetmeye başlar?
“Allah Bahîra, Sâibe, Vasîle ve Hâm Diye Bir Şey Kılmamıştır” Ne Demektir
Ayet, cahiliye döneminde bazı hayvanlar hakkında oluşturulan özel dini statüleri reddeder.
İnsanlar belirli develeri veya başka hayvanları;
dokunulmaz,
kesilmez,
binilmez
veya belirli kişilere ayrılmış
kabul edebiliyordu.
Bunlar zamanla dini gelenekler hâline gelmişti.
Kur’an ise temel soruyu sorar:
Allah gerçekten böyle bir hüküm koydu mu?
Cevabı nettir:
Hayır.
Bahîra Nedir
“Bahîra” klasik kaynaklarda belirli doğum şartlarını yerine getirdiği düşünülen bir dişi deve veya hayvan için kullanılan ad olarak açıklanır.
Bu hayvanın kulağının yarıldığı veya işaretlendiği ve daha sonra özel bir kutsallık kazandığı anlatılır.
Hayvan;
binilmekten,
kesilmekten
veya bazı kullanımlardan
muaf tutulabilirdi.
Ayrıntılar rivayetlere göre değişebilse de temel nokta aynıdır:
İnsanlar kendi gelenekleriyle hayvana dini statü vermişlerdi.
Sâibe Nedir
“Sâibe” de belirli bir adak veya inanış sebebiyle serbest bırakılan hayvan olarak açıklanır.
Kişi bir dileğinin gerçekleşmesi veya dini saydığı başka bir sebep nedeniyle hayvanını:
“Artık buna dokunulamaz.”
şeklinde ayırabiliyordu.
Böylece hayvan ekonomik hayattan çıkarılıp sözde kutsal bir statüye sokuluyordu.
Kur’an bu uygulamanın Allah tarafından konulduğunu reddeder.
Vasîle Nedir
“Vasîle” kelimesi de cahiliye dönemindeki hayvanlarla ilgili bazı doğum ve soy inançlarına bağlı uygulamaları ifade eder.
Hayvanın belirli biçimde yavrulaması sonucunda ona veya yavrusuna özel bir statü verilebilirdi.
Klasik kaynaklarda ayrıntıları farklı biçimlerde aktarılır.
Fakat ayetin ana mesajını anlamak için bütün teknik ayrıntıları bilmek şart değildir.
Önemli olan şudur:
Doğal bir olay, insan eliyle dini yasak ve kutsallık sistemine dönüştürülmüştür.
Hâm Nedir
“Hâm” genellikle belirli sayıda yavruya babalık etmiş erkek deveyle ilişkilendirilir.
Böyle bir hayvana artık;
binilmemesi,
yük taşıtılmaması
ve serbest bırakılması
gibi özel hükümler verilebilirdi.
Yine mesele hayvana merhamet etmek değildir.
Sorun, bu uygulamaların:
“Allah böyle emretti.”
şeklinde dini hükme dönüştürülmesidir.
Kur’an Neden Bu Eski Hayvan Geleneklerine Bu Kadar Önem Veriyor
Çünkü mesele aslında hayvanlardan daha büyüktür.
Burada dinin kaynağı tartışılmaktadır.
İnsan bir gelenek oluşturabilir.
Bu gelenek nesiller boyunca sürebilir.
Sonra kimse başlangıcını hatırlamaz.
Bir süre sonra:
“Atalarımız böyle yaptı.”
denir.
Daha sonra:
“Allah böyle istedi.”
noktasına geçilebilir.
Kur’an işte tam burada müdahale eder:
Geleneği vahiy yerine koyma.
Gelenek Kötü Bir Şey midir
Hayır.
Her gelenek yanlış değildir.
Bir toplumun;
düğünleri,
misafirperverliği,
yemekleri,
giyim biçimleri
ve çeşitli kültürel alışkanlıkları
güzel olabilir.
Sorun geleneğin varlığı değil, geleneğe ilahî zorunluluk statüsü verilmesidir.
Bir şey:
“Bizim kültürümüzde böyle.”
diye söylenebilir.
Ama bu:
“Allah böyle emretti.”
demekle aynı değildir.
Kültür ile Din Nasıl Birbirinden Ayrılır
Bu ayrım bazen çok zor olabilir.
Çünkü insanlar dini ailelerinden ve toplumlarından öğrenir.
Bu yüzden kültürel alışkanlıklar dinle iç içe geçebilir.
Ayırmak için şu sorular sorulabilir:
Kur’an’da bunun açık dayanağı var mı?
Güvenilir dini kaynaklarda nasıl açıklanmış?
Bu uygulama dinin emri mi, yoksa toplumun alışkanlığı mı?
Bu sorular dini daha sağlıklı anlamaya yardımcı olur.
“Allah’a Karşı Yalan Uydururlar” Ne Anlama Gelir
Bu, ayetin en ağır ifadelerinden biridir.
Bir insan kendi koyduğu hükmü:
“Allah bunu yasakladı.”
veya:
“Allah bunu emretti.”
diye sunarsa son derece ciddi bir iddiada bulunmuş olur.
Çünkü artık kendi fikrini değil, Allah adına hüküm vermektedir.
Kur’an bunu basit bir yorum hatası olarak değil, bilinçli olduğunda Allah’a iftira seviyesinde değerlendirebilir.
Neden Allah Adına Hüküm Vermek Bu Kadar Ağırdır
Çünkü insanın sözü sınırlıdır.
Yanılabilir.
Bilgisi eksik olabilir.
Ama:
“Allah böyle dedi.”
denildiğinde söz mutlaklaştırılır.
Bu nedenle din adına konuşan kişinin çok dikkatli olması gerekir.
Bilmediği yerde:
“Bilmiyorum.”
demek, yanlış bir hükmü Allah’a nispet etmekten çok daha dürüsttür.

Bu Ayet Allah’ın Helâl Kıldığını Haramlaştırma Konusuyla Nasıl Bağlantılıdır
Mâide 87’de:
“Allah’ın size helâl kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın.”
denilmişti.
Mâide 103 aynı problemi tarihsel bir örnek üzerinden gösterir.
İnsanlar bazı hayvanlara kendi geleneklerine dayanarak özel yasaklar koymuştur.
Yani:
Allah’ın koymadığı bir sınır, din adına üretilmiştir.
Bu iki ayetin ortak mesajı açıktır:
Helâl ve haram belirlemek insanın keyfine bırakılmış değildir.

“Atalarımızdan Böyle Gördük” Bir Dini Delil Olabilir Mi
Tek başına hayır.
Geçmişten gelmesi bir uygulamanın doğru olduğunu kanıtlamaz.
Atalar doğru da yapmış olabilir, yanlış da.
Bir uygulamanın yüzlerce yıllık olması ona tarihsel değer kazandırabilir.
Ama ilahî hüküm olduğunu kanıtlamaz.
Kur’an birçok yerde insanı şu zihniyetten uzaklaştırır:
“Atalarımız böyle yaptı, o hâlde mutlaka doğrudur.”
Hakikat, yalnızca yaşına bakılarak belirlenmez.

İnsanlar Neden Geleneklerini Kutsallaştırır
Çünkü gelenek kimliğin parçasıdır.
İnsan çocukluğundan beri gördüğü şeyi doğal kabul eder.
Birisi sorguladığında da sanki ailesine veya toplumuna saldırılmış gibi hissedebilir.
Böylece:
alışkanlık → kimlik → kutsallık
şeklinde bir süreç oluşabilir.
Sonunda insan:
“Bu neden böyle?”
sorusunu sormayı bile saygısızlık görebilir.
Mâide 103 ise insanı yeniden düşünmeye çağırır.

Bir Şeyi Haram Saymak İçin Delil Neden Gereklidir
Çünkü haram demek:
“Allah bunu yasaklamıştır.”
demektir.
Bu sıradan bir kişisel görüş değildir.
İnsan:
“Ben bunu tercih etmiyorum.”
diyebilir.
“Bana uygun değil.”
diyebilir.
Ama:
“Allah bunu haram kıldı.”
demek daha ağır bir iddiadır.
Bu yüzden dinî hükümde bilgi, delil ve dikkat gerekir.

Ayette “Onların Çoğu Akıllarını Kullanmaz” Denmesi Ne Anlama Gelir
Kur’an burada zekâ eksikliğinden söz etmiyor.
İnsanlar günlük hayatta çok zeki olabilir.
Ticaret yapabilir.
Plan kurabilir.
Toplum yönetebilir.
Ama dini gelenek söz konusu olduğunda sorgulamadan taklit edebilir.
Kur’an'ın eleştirisi tam da budur:
Aklın var ama onu burada kullanmıyorsun.

Dini Konularda Akıl Kullanmak Ne Demektir
Aklı kullanmak vahyi reddetmek anlamına gelmez.
Tam tersine;
kaynağı sorgulamak,
delili incelemek,
geleneği vahiyden ayırmak,
çelişkileri fark etmek
ve Allah’a nispet edilen bir hükmün gerçekten dayanağı olup olmadığını araştırmak
demektir.
Sağlıklı inanç, düşünmeyi düşman olarak görmez.
Körü körüne taklit ile bilinçli bağlılığı birbirinden ayırır.

Mâide 101, 102 ve 103 Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Bu üç ayet çok güçlü bir düşünce zinciri oluşturur.
Mâide 101:
Gereksiz sorularla dini ağırlaştırmayın.
Mâide 102:
Geçmiş toplumlar bunu yaptı ve sonra ortaya çıkan yükleri reddetti.
Mâide 103:
İnsanların kendi uydurdukları dini yasakları Allah’a nispet etmelerine örnek verir.
Böylece üç ayetin ortak mesajı ortaya çıkar:
Allah’ın koyduğu dine insan eliyle gereksiz yük ekleme.

Ayetin Günümüz İnsanına En Büyük Mesajı Nedir
Belki de şudur:
Din diye öğrendiğin her şeyi yeniden kaynağıyla tanıştır.
Bir davranışı çocukluğundan beri görüyor olabilirsin.
Herkes:
“Günahtır.”
diyor olabilir.
Ama gerçekten öyle mi?
Bir uygulama kültürel olabilir.
Bir aile geleneği olabilir.
Yerel bir adet olabilir.
Bunların hepsi değerli olabilir.
Ama onları Allah’ın kesin hükmü ilan etmek için daha güçlü bir dayanak gerekir.

Mâide Suresi 103. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
Mâide Suresi 103. ayet yüzlerce yıl önce yaşamış insanların bazı develeri nasıl adlandırdığıyla ilgili teknik bir tarih bilgisi gibi görülebilir.
Ama aslında ayetin sorusu bugün hâlâ son derece canlıdır:
Biz de kendi “bahîra”larımızı üretiyor muyuz?
Yani Allah’ın söylemediği bir şeyi:
“Allah böyle istiyor.”
diye anlatıyor muyuz?
Kültürümüzü din zannediyor muyuz?
Ailemizin alışkanlığını ilahî emir hâline getiriyor muyuz?
Kendi kişisel hassasiyetimizi herkese zorunlu kılıyor muyuz?
Bir insan bir şeyi yapmak istemeyebilir.
Bu onun hakkıdır.
Ama:
“Ben yapmıyorum.”
ile:
“Allah bunu herkese haram kıldı.”
arasında çok büyük bir mesafe vardır.
Mâide 103 işte bu mesafeyi korur.
Çünkü insan kendi yasağını Allah’ın yasağına dönüştürmeye başladığında dinin kaynağı değişmeye başlar.
Vahyin yerine gelenek geçer.
Delilin yerine alışkanlık geçer.
Araştırmanın yerine:
“Büyüklerimiz böyle söyledi.”
cümlesi geçer.
Ve bir süre sonra insan neyin gerçekten dinden, neyin kültürden geldiğini ayırt edemez.
Ayetin sonunda:
“Onların çoğu akıllarını kullanmaz.”
denmesi bu yüzden çok önemlidir.
Çünkü insanın görevi sadece miras almak değildir.
Miras aldığı şeyi anlamaktır.
Sorgulamak, her şeyi reddetmek değildir.
Tam tersine, gerçek olanı sahteden ayırmak için gereklidir.
Bir gelenek güzel ise koru.
Bir kültür insanlara iyilik katıyorsa yaşat.
Ama ona Allah’ın vermediği kutsallığı verme.
Ve din adına bir cümle kurarken kendine şu soruyu sor:
“Bunu gerçekten Allah mı söyledi, yoksa biz zamanla böyle olduğuna mı inandık?”
Belki de Mâide 103’ün bugün için en güçlü mesajı budur:
Allah adına konuşmanın en büyük sorumluluğu, Allah’ın söylemediği şeyi O’na söyletmemektir.
“Mâide Suresi 103. ayet, geleneğin değerini inkâr etmez; fakat geleneğin Allah’ın hükmü yerine geçirilmesini reddeder. Bir uygulama bin yıldır yapılıyor olabilir, ama onu ilahî yapan yaşı değil dayanağıdır. Dinde sadakat, Allah’ın koyduğu sınırı korumak kadar O’nun koymadığı sınırları da O’na nispet etmemektir.”
Ersan Karavelioğlu