Julia Kristeva'ya Göre Abjection Nedir
İğrençlik, Beden, Kimlik, Korku Ve Dışlama Nasıl Açıklanır
“İnsan bazen kendini yalnızca sevdiği şeylerle değil; uzaklaştırdığı, bastırdığı ve bakmaya dayanamadığı karanlık sınırlarla da kurar.”
— Ersan Karavelioğlu
Julia Kristeva'ya göre abjection, insanın kendi kimliğini, beden sınırlarını, temizliğini, düzenini ve varoluş güvenliğini koruyabilmek için kendisinden uzaklaştırdığı ama tamamen yok edemediği rahatsız edici alanı ifade eder. Türkçeye çoğu zaman iğrençlik, tiksinti, dışlama, atılma, abjekt olan veya kendinden uzaklaştırılan şey şeklinde çevrilebilir.
Fakat Kristeva'nın abjection kavramı, basit anlamda “iğrenmek” değildir. Bu kavram, insanın beden, kimlik, anne, ölüm, kir, ceset, kan, beden sıvıları, ahlak, toplumsal dışlama, korku, sınır ve özneleşme ile kurduğu en derin ilişkilerden birini anlatır.
Kristeva'ya göre insan, “ben” diyebilmek için bazı şeyleri kendisinden uzaklaştırmak zorundadır. Fakat uzaklaştırdığı şeyler tamamen kaybolmaz. Onlar insanın sınırlarında dolaşır, onu rahatsız eder, tehdit eder, bazen çeker, bazen tiksindirir, bazen de varoluşunun ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatır.
Abjection Nedir
Abjection, insanın kendi benliğini, bedenini, temizliğini ve kimlik sınırlarını kurabilmek için dışarı attığı, reddettiği, tiksintiyle uzaklaştırdığı ama tamamen yok edemediği şeylerle kurduğu karmaşık ilişkidir.
Bu kavramda önemli olan yalnızca iğrenme duygusu değildir. Daha derinde, insanın ben ile ben olmayan, iç ile dış, temiz ile kirli, canlı ile ölü, düzen ile kaos, insan ile insan dışı arasındaki sınırları nasıl kurduğu vardır.
Mesela kan, bedende dolaşırken yaşamın işaretidir; fakat bedenin dışına çıktığında rahatsız edici hale gelebilir. Ceset, bir zamanlar canlı olan insan bedenidir; fakat artık yaşam ile ölüm arasındaki sınırı korkutucu biçimde gösterir. Beden sıvıları, bize bedenin kapalı ve temiz bir bütün olmadığını hatırlatır.
Kristeva'ya göre abject olan şey, yalnızca dışarıdaki kir değildir; insanın kendi varoluş sınırlarını tehdit eden şeydir.
Abject Olan Şey Nedir
Abject, ne tam anlamıyla “ben”dir ne de tamamen “öteki”dir. Tam da bu belirsizliği yüzünden rahatsız edicidir. İnsan onu dışarı atmak ister; fakat onun kendisiyle bağlantılı olduğunu da bilir.
Bir saç teli baştayken sıradan olabilir; fakat yemekte görüldüğünde tiksinti uyandırabilir.
Tırnak bedene bağlıyken bedenin parçasıdır; kesilip ayrıldığında rahatsız edici hale gelebilir.
Kan damarda yaşamdır; dışarı aktığında sınır ihlalidir.
Ceset bir zamanlar insandır; fakat artık insanın ölümle yüzleşmiş en sarsıcı biçimidir.
Kristeva'nın düşüncesinde abject, insanın kendisine şunu hatırlatır:
Bedenim kapalı değil.
Kimliğim tam güvenli değil.
Temizlik mutlak değil.
Yaşam ölümden tamamen ayrı değil.
Ben dediğim şey, dışladığım şeylerle de kuruluyor.
Bu nedenle abject, yalnızca iğrenç değil; aynı zamanda felsefi olarak sarsıcıdır.
Abjection Neden Kimlik Sınırlarıyla İlgilidir
Kristeva'ya göre insanın kimliği, yalnızca neyi kabul ettiğiyle değil, neyi dışladığıyla da kurulur. İnsan “ben buyum” diyebilmek için bazı şeylere “ben değilim” demek zorundadır.
Bu süreç çok erken dönemden itibaren başlar. Çocuk, kendisini anneden, dış dünyadan, bedensel akışlardan ve karışık duyumlardan ayırarak bir benlik sınırı kurmaya çalışır. Bu sınır kurma sürecinde bazı şeyler dışarı atılır, bastırılır, uzaklaştırılır.
İnsan:
kirli olanı dışlar,
ölü olanı uzaklaştırır,
bedensel akışları kontrol etmeye çalışır,
toplumsal olarak yasak olanı bastırır,
kendisine tehdit gibi görünen ötekini dışarı iter.
Fakat bu dışlama hiçbir zaman tam değildir. Dışarı atılan şey, sınırda kalmaya devam eder. İşte abjection, bu sınırın gerginliğidir.
Kimlik dediğimiz şey, göründüğü kadar sağlam değildir; sürekli korunması gereken kırılgan bir düzen gibidir.
Abjection Ve Beden Arasındaki Bağ Nedir
Abjection en güçlü biçimde beden üzerinden hissedilir. Çünkü beden, insanın hem en yakın evi hem de en büyük belirsizlik kaynağıdır. İnsan bedeniyle yaşar; fakat beden aynı zamanda kontrol edilemeyen akışlar, hastalıklar, yaşlanma, yara, sıvılar ve ölüm ihtimali taşır.
Beden bize sürekli şunu hatırlatır:
Tamamen kapalı değilim.
Tamamen temiz değilim.
Tamamen kontrol sahibi değilim.
Zamanla değişiyorum.
Yaralanabilirim.
Çürüyebilirim.
Ölebilirim.
Kristeva'nın abjection kavramında beden, yalnızca estetik ya da biyolojik bir yapı değildir. Beden; korku, tiksinti, arzu, utanç, sınır, anneyle bağ, ölüm bilinci ve toplumsal düzen tarafından kuşatılmıştır.
Abject olan şeyler genellikle bedenin sınırlarını bozar: kan, yara, kusmuk, dışkı, çürüme, ceset, salgı. Bunlar insanın “ben” dediği düzenli imgenin arkasındaki kırılgan bedensel hakikati açığa çıkarır.
Ceset Neden Abjection'ın En Güçlü Örneğidir
Kristeva için ceset, abjection'ın en güçlü örneklerinden biridir. Çünkü ceset, yaşam ile ölüm arasındaki sınırı en çıplak biçimde gösterir. Bir ceset, bir zamanlar canlı olan bedendir; fakat artık yaşamın düzeninden çıkmıştır.
Ceset insanı yalnızca korkutmaz. Aynı zamanda insanın kendi geleceğini de gösterir. Çünkü cesede bakmak, yalnızca ölmüş birine bakmak değildir; insanın kendi faniliğiyle yüzleşmesidir.
Bu beden bir zamanlar yaşıyordu.
Artık yaşamdan çekildi.
Ben de ölümlüyüm.
Bedenim bir gün bu sınıra gelecek.
Bu yüzden ceset, ne tamamen nesnedir ne de artık özne olarak kalmıştır. Arada, sınırda, dayanılması zor bir yerde durur.
Bu yüzden toplumlar cesetle ilgili ritüeller üretir: defin, yıkama, dua, tören, mezar, yas. Bunlar yalnızca ölüye saygı değildir; yaşayanların ölümle baş edebilmesi için kurulan sembolik düzenlerdir.
Kan, Yara Ve Beden Sıvıları Neden Rahatsız Edicidir
Kan, yara ve beden sıvıları abjection alanına girer; çünkü bedenin sınırlarını bozarlar. İnsan bedeni gündelik hayatta kapalı, düzenli ve kontrollü bir bütün gibi düşünülür. Fakat kan, yara, kusmuk, dışkı, irin veya başka bedensel akışlar bu imgeyi kırar.
Kan damarın içindeyken yaşamdır.
Dışarı çıktığında tehlike işaretidir.
Yara, bedenin kapalı olmadığını gösterir.
Kusmuk, iç olanın dışarı taşmasıdır.
Dışkı, bedenin kendinden attığı artıkla ilişkisidir.
İnsan onları uzaklaştırmak ister, çünkü onlar düzenli benlik imgesini tehdit eder. Fakat aynı zamanda bu şeyler tamamen yabancı değildir; bedenden gelirler. İşte abjection'ın rahatsız edici gücü buradadır: İğrendiğimiz şey bize aittir, ama artık bizden ayrılmıştır.
Bu nedenle tiksinti, yalnızca dış dünyaya verilen bir tepki değil; insanın kendi bedensel hakikatiyle yaşadığı çatışmadır.
Abjection Ve Anne Bedeni Arasındaki İlişki Nedir
Kristeva'nın abjection düşüncesinde anne bedeni çok önemli bir yere sahiptir. Çünkü çocuk ilk varoluş deneyimini anneyle iç içe yaşar. Doğumdan önce ve erken bebeklik döneminde çocuk ile anne arasındaki sınır net değildir. Çocuk, kendini ayrı bir “ben” olarak kurabilmek için anneden ayrışmak zorundadır.
Bu ayrışma yalnızca fiziksel değil, psikolojik ve semboliktir. Çocuk “ben” olabilmek için anneyle olan ilk bütünlük halinden uzaklaşır. Fakat bu uzaklaşma aynı zamanda kayıp, korku ve tiksintiyle de bağlantılı olabilir.
Kristeva'ya göre abjection, bu anneyle ayrışma sürecinde derin bir rol oynar. Çocuk, kendini kurmak için anne bedeninden ayrılmalı; fakat bu ayrılık hiçbir zaman tamamen huzurlu değildir.
Bu nedenle anne, Kristeva'da yalnızca sevgi figürü değildir. Anne bedeni; yakınlık, bağımlılık, beslenme, doğum, sınır, ayrılma, kaygı ve özneleşme alanıdır.
Abjection Ve Temizlik Duygusu Nasıl Bağlantılıdır
Abjection, temizlik duygusuyla yakından ilişkilidir. Çünkü toplumlar, yalnızca fiziksel temizliği değil, sembolik temizliği de önemser. Neyin temiz, neyin kirli, neyin uygun, neyin yasak, neyin dokunulmaz, neyin dışlanması gereken olduğuna dair kurallar oluşturur.
Temizlik burada yalnızca hijyen değildir. Aynı zamanda düzen kurma biçimidir.
Hangi beden temizdir
Hangi davranış kirli sayılır
Hangi yiyecek yasaktır
Hangi temas sakıncalıdır
Hangi kişi dışarıda bırakılır
Hangi söz ayıp kabul edilir
Kristeva açısından abjection, bu temiz-kirli ayrımlarının nasıl çalıştığını anlamak için güçlü bir kavramdır. Çünkü kir çoğu zaman yalnızca maddi değildir; toplumsal, ahlaki ve sembolik anlamlar taşır.
Bir şey “kirli” ilan edildiğinde, çoğu zaman yalnızca bedenden değil; toplumun düzeninden de dışlanır.
Toplumlar Abject Olanı Nasıl Dışlar
Abjection yalnızca bireysel psikolojiyle sınırlı değildir; toplumsal bir yönü de vardır. Toplumlar kendi düzenlerini korumak için bazı kişi, grup, davranış, beden, düşünce veya yaşam biçimlerini dışlayabilir.
Abject ilan edilenler çoğu zaman toplumun sınırına itilir:
yabancılar,
hastalar,
yoksullar,
dışlanmış bedenler,
norm dışı görülen kimlikler,
kirli kabul edilen meslekler,
ahlaki tehdit sayılan gruplar,
ölümle, hastalıkla veya çürüme ile ilişkilendirilen alanlar.
Fakat dışlanan şey tamamen yok olmaz. Toplumun sınırında kalır ve düzenin kırılganlığını hatırlatır.
Bu yüzden Kristeva'nın abjection kavramı, yalnızca bireyin tiksinti duygusunu değil; toplumsal dışlama mekanizmalarını anlamak için de önemlidir.

Abjection Ve Korku Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Abjection korkuyla derinden bağlantılıdır. Fakat bu korku sıradan bir dış tehdit korkusu değildir. Abject olan şey insanı korkutur, çünkü sınırları bozar. İç ile dış, ben ile öteki, canlı ile ölü, temiz ile kirli arasındaki ayrımları bulanıklaştırır.
İnsan çoğu zaman belirgin sınırlarla güvende hisseder.
Ben buradayım.
Öteki dışarıda.
Bedenim kapalı.
Ölüm uzakta.
Kir dışarıda.
Düzen sağlam.
Bir ceset, ölümün dışarıda olmadığını gösterir.
Bir yara, bedenin kapalı olmadığını gösterir.
Bir salgı, iç olanın dışa taşabileceğini gösterir.
Bir toplumsal dışlanmışlık, düzenin masum olmadığını gösterir.
Bu yüzden abject olan şey yalnızca “hoş olmayan” değildir; varoluşsal olarak tehdit edicidir.

Abjection Ve Arzu Neden Birlikte Düşünülür
Abjection yalnızca tiksinti üretmez; bazen tuhaf bir çekim de üretir. İnsan bazı şeylerden iğrenir ama onlara bakmaktan kendini alamaz. Korku filmleri, suç hikayeleri, bedenin karanlık yönleri, ölüm imgeleri ve yasaklanmış alanlar bu yüzden güçlü bir çekim yaratabilir.
Bu durum abjection'ın karmaşıklığını gösterir.
Kristeva açısından bu çelişki önemlidir. Çünkü abject olan şey tamamen dışarıda değildir; insanın kendi iç sınırlarıyla ilgilidir. Bu yüzden hem kovulur hem geri döner. Hem uzaklaştırılır hem zihni meşgul eder.
Abjection'ın gücü, insanın sadece tiksinmesinde değil; tiksintiyle birlikte gelen rahatsız edici çekimde saklıdır.

Abjection Ve Sanat Arasındaki İlişki Nedir
Sanat, abjection'ı görünür kılan en güçlü alanlardan biridir. Çünkü sanat, toplumun görmek istemediği, bastırdığı, tiksindiği veya uzaklaştırdığı şeyleri estetik bir alana taşıyabilir.
Korku sineması, bedenin parçalanmasını gösterebilir.
Romanlar ölüm, çürüme, delilik ve dışlanmışlığı anlatabilir.
Performans sanatı bedeni sınır alanı olarak kullanabilir.
Şiir, tiksintiyle güzelliği yan yana getirebilir.
Resim, insanın bakmak istemediği karanlık imgeleri görünür kılabilir.
Bu çok önemlidir. Çünkü toplumun dışladığı şey, sanat aracılığıyla yeniden görünür olur. İnsan, iğrendiği ya da korktuğu şeyin aslında kendi varoluşuyla ilişkili olduğunu fark edebilir.
Kristeva açısından sanat, abjection'ı sadece şok etkisi için kullanmazsa; insanı kimlik, beden, ölüm ve dışlama üzerine derin düşünmeye çağırabilir.

Korku Sineması Abjection'ı Nasıl Kullanır
Korku sineması abjection'ın en görünür alanlarından biridir. Çünkü korku filmleri sık sık bedenin sınırlarını, ölüm korkusunu, çürüme imgelerini, kanı, yarayı, yaratığı, dönüşümü ve insanla insan dışı arasındaki bulanık sınırları işler.
kan,
ceset,
çürüme,
bedensel dönüşüm,
yarı insan yarı yaratık figürleri,
salgın,
doğum korkusu,
bedenin kontrolünü kaybetmesi,
içten gelen tehdit.
Bu imgeler izleyiciyi rahatsız eder; fakat aynı zamanda ekrana bağlar. Çünkü korku sineması, insanın bastırdığı varoluşsal gerçekleri görsel hale getirir.
Kristeva'nın abjection kavramı bu yüzden korku estetiğini anlamada çok güçlüdür.

Abjection Ve Dinî Ritüeller Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır
Abjection, dinî ve ritüel düzenlerle de ilişkilidir. Birçok kültür ve din, temizlik, arınma, yasak, helal-haram, kutsal-kirli, ölüm-defin, beden ve kan gibi konulara dair kurallar üretir. Bu kurallar yalnızca pratik değildir; sembolik anlamlar taşır.
Kristeva açısından ritüeller, abject olanla baş etmenin kültürel yollarıdır. Çünkü insan ölümle, bedenin açıklığıyla, kirle ve sınır ihlalleriyle doğrudan baş edemez. Bunları anlamlandırmak için sembolik düzenler kurar.

Abjection Ve Dil Arasındaki Bağ Nedir
Dil, abjection ile baş etmenin en önemli yollarından biridir. İnsan tiksindiği, korktuğu veya uzaklaştırdığı şeyi adlandırdığında, onu sembolik düzene dahil eder. Adlandırmak, kaosu bir ölçüde kontrol etmektir.
Fakat bazı deneyimler dile kolay gelmez. Ceset karşısında, büyük kayıp karşısında, bedensel dehşet karşısında, derin tiksinti karşısında insan bazen susar. Çünkü abject olan şey dilin sınırlarını zorlar.
Korkuyu adlandırarak düzenler.
Fakat bazı korkular karşısında yetersiz kalır.
Kristeva için edebiyat ve sanat bu yüzden önemlidir. Çünkü gündelik dilin söyleyemediği şeyleri, şiirsel ve estetik dil sezdirir. Abject olan, doğrudan açıklanamayabilir; fakat imge, ritim, anlatı ve sembol aracılığıyla ifade edilebilir.

Abjection Ve Modern Toplum Nasıl Bağlantılıdır
Modern toplum, temizlik, düzen, sağlık, gençlik, estetik ve kontrol imgelerine büyük önem verir. Fakat bu parlak yüzeyin altında abjection sürekli çalışır. Modern insan ölümü, çürümeyi, yaşlanmayı, hastalığı, bedensel açıklığı ve kırılganlığı çoğu zaman görünmez kılmaya çalışır.
Modern kültür şunu ister:
Genç görün.
Temiz görün.
Kontrollü görün.
Sağlıklı görün.
Estetik görün.
Bedensel zaaflarını sakla.
Ölümü gündelik hayattan uzak tut.
Fakat abject olan geri döner. Hastalık, yaşlanma, kayıp, bedenin kontrol dışı halleri ve ölüm, modern düzenin parlak yüzeyini çatlatır.

Abjection Feminizm Açısından Neden Önemlidir
Kristeva'nın abjection kavramı feminist düşünce açısından da önemlidir. Çünkü tarih boyunca kadın bedeni, annelik, doğum, adet kanı, gebelik, emzirme ve bedensel akışlar birçok kültürde hem kutsal hem korkutucu, hem arzulanan hem dışlanan, hem merkezî hem bastırılan alanlar olarak görülmüştür.
Kadın bedeni çoğu zaman toplumsal düzenin sembolik sınırlarında konumlandırılmıştır:
doğurganlık,
kan,
annelik,
cinsellik,
bedensel akış,
kutsallık,
kirli sayılma,
arzu nesnesi yapılma,
kontrol edilme.
Abjection, kadın bedeninin neden birçok kültürde hem büyüleyici hem tehdit edici görüldüğünü anlamaya yardımcı olur. Özellikle anne bedeni, hem yaşamın kaynağı hem de öznenin ayrışmak zorunda olduğu ilk büyük bedensel alan olarak Kristeva'da özel bir yere sahiptir.
Bu nedenle abjection, kadınlık ve annelik üzerine derin tartışmalar açar.

Abjection Modern İnsana Ne Öğretir
Abjection modern insana çok güçlü bir hakikat öğretir: İnsan kendisini yalnızca düzen, güzellik, temizlik ve bilinçle kurmaz. İnsan aynı zamanda dışladığı, korktuğu, bastırdığı ve bakmak istemediği şeylerle de kurulur.
Bu kavram modern insana şu soruları sordurur:
Neden bazı bedenlerden rahatsız oluyorum
Neyi kirli sayıyorum ve bunu kim öğretti
Hangi şeyleri dışlayarak kendimi temiz hissediyorum
Ölümle, hastalıkla ve yaşlanmayla neden yüzleşmek istemiyorum
Toplum kimleri abject ilan ederek kendi düzenini koruyor
Kendi içimde hangi yabancıyı dışarı atmaya çalışıyorum
Kristeva bize, tiksintinin yalnızca basit bir duygu olmadığını gösterir. Tiksinti bazen kimliğin, toplumsal düzenin, beden korkusunun ve ölüm bilincinin kapısını açar.
Abjection'ı anlamak, insanın kendini daha dürüst biçimde anlamasıdır.

Son Söz
Dışladığımız Karanlık, Benliğimizin Gizli Sınırını Gösterir
Julia Kristeva'ya göre abjection, insanın kendi kimliğini, bedenini ve toplumsal düzenini kurabilmek için dışarı attığı ama tamamen yok edemediği rahatsız edici alanı anlatır. Abject olan şey, yalnızca kirli ya da iğrenç değildir; insanın “ben” dediği düzenin ne kadar kırılgan olduğunu gösteren sınır deneyimidir.
Kan, yara, ceset, beden sıvıları, anne bedeni, ölüm, çürüme, dışlanmış kimlikler ve toplumsal olarak kirli sayılan alanlar bize aynı şeyi hatırlatır: İnsan, düşündüğü kadar kapalı, temiz, tamamlanmış ve güvenli bir varlık değildir. Beden açılır, sınırlar sızar, ölüm yaklaşır, kimlik çatlar, dışlanan şey geri döner.
Kristeva'nın büyüklüğü, tiksintiyi yalnızca mide bulandırıcı bir duygu olarak değil; insanın kendini kurma biçimini açığa çıkaran derin bir felsefi ve psikanalitik kavram olarak düşünmesidir. İnsan neye iğrendiğini, neyi dışladığını ve neyi görmek istemediğini sorguladığında, kendi kimliğinin görünmez sınırlarını da görmeye başlar.
Bu yüzden abjection karanlık ama öğretici bir kavramdır. Bize insanın yalnızca güzellikle, düzenle ve bilinçle değil; korkuyla, kirle, ölümle, anneden ayrılışla, bedensel kırılganlıkla ve toplumsal dışlamayla da kurulduğunu gösterir.
Belki de insanın en derin yüzleşmesi, yalnızca sevdiği şeylere bakmak değil; kendisinden uzaklaştırdığı karanlık aynalarda da kendi izini görebilmektir.
“İnsan, dışladığı karanlığı tanımadan kendi ışığının sınırlarını da anlayamaz.”
— Ersan Karavelioğlu