📖 İsrâ Suresi 45. Ayette “Kur’an Okuduğun Zaman Seninle Ahirete İnanmayanların Arasına Görünmez Bir Perde Koyarız” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,819
2,736,294
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İsrâ Suresi 45. Ayette “Kur’an Okuduğun Zaman Seninle Ahirete İnanmayanların Arasına Görünmez Bir Perde Koyarız” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Aynı Kur’an bir insanın kalbini yumuşatırken başka bir insanın öfkesini artırabilir. Fark her zaman sözü işitip işitmemekte değildir; bazen insanın hakikate hangi niyetle yaklaştığındadır. Kur’an’ı anlamak için yalnız kulağın açık olması yetmez; insanın kendi önyargısıyla yüzleşebilecek kadar kalbinin de açık olması gerekir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İsrâ Suresi 45. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 45. ayeti, Hz. Peygamber Kur’an okuduğunda ahirete inanmayanlarla onun arasına görünmeyen bir perde konulduğunu bildiren, manevi anlamı oldukça derin bir ayettir.

Ayetin anlamı şöyledir:

“Kur’an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanların arasına görünmez bir perde koyarız.”
İsrâ Suresi, 17:45
Buradaki perdeyi yalnız fiziksel bir örtü gibi düşünmek ayetin anlamını daraltabilir.

Ayetin devamındaki 46. ayetle birlikte düşünüldüğünde konu daha çok:

Hakikati işitmek fakat anlamamak.

Kur’an'la karşılaşmak fakat ondan öğüt almamak.

Sözü duymak fakat kalben ona kapalı olmak.

gibi manevi bir uzaklaşmayı anlatmaktadır.

Yani insanın kulağı Kur’an'ı işitebilir; fakat kalbi onun mesajıyla buluşmayabilir.

2️⃣ Ayetteki “Perde” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin kullandığı “hicab” kelimesi genel olarak engel, örtü, perde veya iki şey arasındaki ayırıcı sınır anlamı taşır.

Burada önemli olan şudur:

Kur’an okunmaktadır.

Karşı taraf sesi duymaktadır.

Fakat mesaj ile kişinin kalbi arasında görünmeyen bir engel oluşmuştur.

Bu engel:

Önyargı.

Kibir.

İnat.

Hakikati peşinen reddetme.

Ahireti kabul etmeme.

gibi manevi tavırlarla ilişkili düşünülebilir.

Fiziksel olarak yakın olmak, manevi olarak yakın olmak anlamına gelmez.

Bir insan Kur’an'ın sesine birkaç metre uzakta olabilir ama mesajından çok uzak kalabilir.

3️⃣ “Görünmez Bir Perde” İfadesi Ne Demektir ❓​

İfade, perdenin gözle görülen maddi bir duvar olmadığını düşündürmektedir.

İnsan dışarıdan baktığında iki kişi arasında hiçbir engel görmeyebilir.

Ama biri konuşur.

Diğeri işitir.

Yine de söz kalbine ulaşmaz.

Günlük hayatta da buna benzer durumlar yaşarız.

Bir insana çok açık bir gerçek anlatılır.

Fakat kişi baştan:

“Ben bunu kabul etmeyeceğim.”

kararı vermiştir.

Ne kadar açıklama yapılırsa yapılsın dinlemez.

İşte görünmeyen engel bazen tam olarak böyle çalışır.

Kulak açık olabilir; zihin ve kalp kapalı olabilir.

4️⃣ Ayet Hz. Peygamber’in Fiziksel Olarak Görünmez Hâle Geldiğini mi Söylüyor ❓​

Ayetin ifadesini her durumda:

“Peygamber görünmez oluyordu.”

şeklinde fiziksel bir olaya indirgemek doğru değildir.

Bazı tarihî anlatımlarda Allah'ın Resûlünü düşmanlarından korumasıyla ilişkilendirilen yorumlar bulunabilir.

Fakat ayetin bağlamı özellikle sonraki ayetle birlikte okunduğunda manevi algı engeli ve hakikate kapanma anlamını güçlü biçimde taşımaktadır.

46. ayette:

Kalplerinin anlamasına engel olan örtülerden.

Kulaklarındaki ağırlıktan.

söz edilmesi bunu destekler.

Bu nedenle ayeti yalnız görünmezlik mucizesi gibi okumak yerine daha kapsamlı düşünmek gerekir.

Asıl vurgu, Kur’an ile onu reddeden kalp arasında oluşan manevi uzaklıktır.

5️⃣ Neden Özellikle “Ahirete İnanmayanlar” Denilmektedir ❓​

Ahiret inancı Kur’an'ın temel öğretilerinden biridir.

Çünkü ahirete inanmak insana:

Hesap.

Sorumluluk.

Adalet.

Yaptıklarının sonucu.

gibi çok güçlü kavramlar getirir.

Ahireti tamamen reddeden insan için:

“Nasıl olsa ölümle her şey bitecek.”

düşüncesi oluşabilir.

Elbette ahirete inanmayan herkes mutlaka ahlaksızdır denilemez.

İnsanlar farklı nedenlerle ahirete inanmayabilir ve yine çeşitli ahlaki değerlere sahip olabilirler.

Fakat Kur’an açısından ahiret hesabını reddetmek, vahyin temel dünya görüşünü reddetmenin önemli bir parçasıdır.

Bu nedenle ayette özellikle bu özellik vurgulanmıştır.

6️⃣ Allah İnsanların İman Etmesini Engelliyor mu ❓​

Bu ayeti:

“Allah bazı insanları sebepsiz yere iman ettirmiyor.”

şeklinde anlamak eksik ve problemli olur.

Kur’an'ın genel anlatısında insan:

Düşünmeye.

İnanmaya.

Tövbe etmeye.

Doğruyu seçmeye.

çağrılır.

Dolayısıyla burada söz konusu olan perde, insanın hiçbir iradesi yokken keyfî biçimde üzerine konan bir engel olarak düşünülmemelidir.

Ayet bağlamında ısrarlı reddedişin, kibir ve inkârın manevi sonucu üzerinde düşünmek daha dengelidir.

İnsan sürekli hakikate sırtını çevirirse zamanla hakikati işitme yeteneği ahlaki anlamda zayıflayabilir.

Yanlış tercihlerin tekrar edilmesi kalpte alışkanlık oluşturabilir.

Bu durumda ilahi hüküm, insanın seçtiği yönün sonucunu da ifade eder.

7️⃣ İnsan Kendi Kalbinin Önüne Perde Çekebilir Mi ❓​

Manevi anlamda evet.

İnsan bazı fikirleri daha duymadan reddedebilir.

Şöyle diyebilir:

“Bunu söyleyen kişiyi sevmiyorum.”

“Bu görüş benim hayatıma uymaz.”

“Bunu kabul edersem değişmem gerekir.”

“Ben zaten kararımı verdim.”

Bu noktada insan artık:

“Doğru nedir?”

sorusunu sormaz.

Onun yerine:

“Benim fikrimi nasıl korurum?”

diye düşünür.

İşte bu durumda bilgi gelse bile içeri girmeyebilir.

Kalbin perdesi bazen bilgisizlikten değil, gerçeği kabul etmeme iradesinden oluşabilir.

Bu nedenle insan kendisine karşı da dürüst olmalıdır.

8️⃣ Kur’an’ı Duymak ile Kur’an’ı Anlamak Aynı Şey midir ❓​

Hayır.

Bir insan Kur’an tilavetini işitebilir.

Arapçasını okuyabilir.

Mealini okuyabilir.

Hatta bazı ayetleri ezberleyebilir.

Ama bu, mutlaka mesajı içselleştirdiği anlamına gelmez.

Kur’an'ı anlamanın farklı seviyeleri vardır.

Kelimeyi duymak.

Anlamını bilmek.

Bağlamını kavramak.

Üzerinde düşünmek.

Hayata uygulamak.

bunlar aynı şey değildir.

Ses kulağa ulaşabilir; öğüt kalbe ulaşmayabilir.

Bu nedenle Kur’an okurken yalnız:

“Kaç sayfa okudum?”

sorusu değil,

“Okuduğum şey bana ne söyledi?”

sorusu da önemlidir.

9️⃣ Önyargı Kur’an’ı Anlamaya Engel Olabilir Mi ❓​

Evet.

Bir insan Kur’an'ı okumadan önce:

“Bu kitapta doğru hiçbir şey olamaz.”

diye kesin karar vermişse yaklaşımı zaten kapalı olabilir.

Aynı şekilde:

“Ben Kur’an'ı zaten tamamen biliyorum, bana yeni hiçbir şey söyleyemez.”

diyen bir insan da başka türden bir önyargıya düşebilir.

Biri reddetme önyargısıdır.

Diğeri bilme kibridir.

Her ikisi de öğrenmeyi zorlaştırabilir.

Daha sağlıklı yaklaşım:

“Okuyayım, anlayayım, bağlamına bakayım ve gerçekten ne söylediğini görmeye çalışayım.”

demektir.

Hakikati aramak, sonucu daha baştan belirlememeyi gerektirir.

🔟 Dini Bilgiye Karşı Tepki Her Zaman Kötü Niyet Göstergesi midir ❓​

Hayır.

Bir insan dini bir konuda zorlanabilir.

Soruları olabilir.

Geçmişte kötü dini deneyimler yaşamış olabilir.

Kendisine yanlış bilgi verilmiş olabilir.

Bir hükmü anlamıyor olabilir.

Bunların hiçbiri otomatik olarak:

“Kalbi mühürlü.”

veya

“Allah onu perdeledi.”

şeklinde bireysel hüküm vermemize izin vermez.

Biz insanların iç dünyasını tam bilemeyiz.

Bu ayet belirli bir manevi durumu anlatır; onu kullanarak karşılaştığımız her sorgulayan insanı damgalamak doğru değildir.

Soru sormak inkâr değildir.

Bazen samimi soru, hakikate yaklaşmanın ilk adımıdır.

1️⃣1️⃣ Bu Ayeti Kullanarak Bir İnsan İçin “Kalbi Kapalı” Diyebilir miyiz ❓​

Bunu kesin bir dini hüküm hâline getirmekten kaçınmak gerekir.

Bir insan bugün çok sert biçimde dine karşı olabilir.

Yarın hayatında büyük bir değişim yaşayabilir.

Araştırabilir.

Düşünebilir.

Tövbe edebilir.

İman edebilir.

İnsanların kalplerinin son hâlini Allah bilir.

Bu nedenle:

“Bundan artık hiçbir şey olmaz.”

demek tehlikelidir.

Tarih boyunca çok sert biçimde karşı çıktığı bir düşünceyi daha sonra benimseyen insanlar olmuştur.

Bugünkü direnç, insanın sonsuza kadar aynı kalacağını garanti etmez.

Müminin görevi insanların kalbi hakkında kesin hüküm vermek değil, doğruyu güzel biçimde anlatmak ve hidayeti Allah'a bırakmaktır.

1️⃣2️⃣ Neden Bazı İnsanlar Kur’an Dinlediğinde Huzur, Bazıları Rahatsızlık Hissedebilir ❓​

İnsanların Kur’an'la ilişkileri farklıdır.

Bir kişi Allah'a inanır.

Kur’an'a sevgi duyar.

Okunduğunda huzur hissedebilir.

Başka biri dini geçmişte baskıyla yaşamış olabilir ve olumsuz çağrışımlar hissedebilir.

Bir diğeri mesajın kendi hayatındaki bazı davranışları sorgulatmasından rahatsız olabilir.

Başka biri dilini anlamadığı için hiçbir özel duygu yaşamayabilir.

Dolayısıyla insanların psikolojik tepkileri tek bir sebeple açıklanamaz.

Ayetin temel konusu ise ısrarlı inkâr ve manevi uzaklaşmadır.

Her kişisel duyguyu doğrudan bu ayetin hükmüyle açıklamak doğru değildir.

Dinî ayetleri insanların psikolojisini kolayca etiketlemek için kullanmamak gerekir.

1️⃣3️⃣ İnsan Günah İşledikçe Kalbi Hakikate Karşı Duyarsızlaşabilir Mi ❓​

Sürekli tekrar edilen yanlış davranışlar insanın vicdani hassasiyetini azaltabilir.

İlk defa yalan söylediğinde insan çok rahatsız olabilir.

Sonra tekrarlar.

Zamanla kolaylaşır.

İlk haksız kazanç huzursuz eder.

Sonra alışkanlık hâline gelebilir.

Bu manevi açıdan ciddi bir tehlikedir.

Çünkü insan yalnız yanlış yapmaz; bir süre sonra yanlışı:

“Normal.”

görmeye başlayabilir.

Bu nedenle tövbe ve muhasebe önemlidir.

Kalbin duyarlılığı da kullanılmadığında körelebilir.

Ancak hiçbir insan hakkında dışarıdan kesin biçimde:

“Şu günahı yaptı, kalbi artık kapandı.”

hükmü veremeyiz.

Bu, Allah ile kul arasındaki daha derin bir meseledir.

1️⃣4️⃣ Kur’an Okurken Niyet Neden Önemlidir ❓​

İnsan Kur’an'ı farklı niyetlerle okuyabilir.

Gerçekten anlamak için okuyabilir.

Bir tartışmada karşı tarafı yenmek için ayet arayabilir.

Yalnız kendi görüşünü destekleyen cümleleri seçmek için okuyabilir.

Başkasının hatasını bulmak için okuyabilir.

Veya kendisini düzeltmek için okuyabilir.

Metin aynıdır.

Ama okuyucunun yaklaşımı farklıdır.

Kur’an'ı yalnız başkalarını yargılamak için okumak, onun bize tuttuğu aynayı görmemize engel olabilir.

Daha güzel niyet:

“Rabbim bana burada ne öğretiyor?”

diye yaklaşmaktır.

İnsan önce kendi kalbine bakmalıdır.

1️⃣5️⃣ Kur’an’ı Anlamak İçin Sadece İyi Niyet Yeterli midir ❓​

Hayır.

İyi niyet çok değerlidir ama bilgiye de ihtiyaç vardır.

Ayetlerin:

Bağlamı.

Dili.

Öncesi ve sonrası.

Kur’an'ın genel mesajı.

dikkate alınmalıdır.

İnsan iyi niyetle de yanlış yorum yapabilir.

Bu nedenle anlayış için:

Samimiyet.

Bilgi.

Düşünme.

Tevazu.

birlikte önemlidir.

Samimiyet bilgiye, bilgi de tevazuya ihtiyaç duyar.

Bilmediğimiz bir konuda:

“Bunu araştırmam gerekiyor.”

demek son derece sağlıklı bir davranıştır.

Kur’an'ı ciddiye almak, onu gelişigüzel yorumlamamayı da gerektirir.

1️⃣6️⃣ Dini Anlatırken İnsanların Önüne Biz de Perde Koyabilir miyiz ❓​

Evet, kötü üslup bazen insanların hakikati duymasını zorlaştırabilir.

Bağırarak konuşmak.

Sürekli aşağılamak.

Hakaret etmek.

İnsanları küçümsemek.

Her soruyu düşmanlık gibi görmek.

karşı tarafı savunmaya itebilir.

Bu durumda sorun Kur’an'ın mesajında değil, bizim temsil ve anlatım biçimimizde olabilir.

Elbette herkesin reddini:

“Biz yanlış anlattık.”

diye açıklamak da doğru değildir.

Bazı insanlar gerçekten mesajı kabul etmeyebilir.

Ama mümin kendi sorumluluğunu sorgulamalıdır:

“Ben hakikati güzel temsil ediyor muyum?”

Çünkü bazen insanları Kur’an'a çağırdığını söyleyen kişi, sertliğiyle onları kendisinden uzaklaştırabilir.

1️⃣7️⃣ İsrâ Suresi 44 ve 45. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

44. ayette:

Yedi göğün, yerin ve bütün yaratılmışların Allah'ı hamd ile tesbih ettiği bildirilmişti.

45. ayette ise:

Kur’an okunduğunda ahirete inanmayanlarla Peygamber arasındaki görünmez perdeden söz edilmektedir.

Burada çok çarpıcı bir karşılaştırma görülebilir.

Bütün yaratılış Allah'ı tesbih ederken bazı insanlar aynı hakikatin vahyini duydukları hâlde ondan uzak kalabilir.

Yani problem yaratılışın Allah'a işaret etmemesi değildir.

Kur’an'ın açıklama yapmaması da değildir.

Bazen problem insanın algı ve yönelişindedir.

44. ayet:

“Varlık tesbih ediyor.”

45. ayet ise adeta:

“Ama insan bazen bu hakikate perde çekebiliyor.”

mesajını düşündürmektedir.

Bu, insan iradesinin büyük sorumluluğunu ortaya koyar.

1️⃣8️⃣ İsrâ Suresi 45. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

Kur’an ile arana görünmeyen perdeler koyup koymadığını önce kendi kalbinde ara.

İnsan ayeti yalnız başkalarına uygulayabilir:

“Bak, inanmayanların önünde perde var.”

Ama asıl manevi kazanç şu soruyu sormaktır:

“Benim önümde hangi perdeler var?”

Kibir mi?

Alışkanlık mı?

Para tutkusu mu?

Kendi fikrime aşırı bağlılık mı?

Günahı bırakmak istememem mi?

Toplumun ne diyeceğinden korkmam mı?

Kur’an'ın mesajının bize ulaşmasını engelleyen perde yalnız inkâr olmayabilir.

Müminin de bazı ayetleri kendi hayatına yaklaştırmaktan kaçındığı zamanlar olabilir.

Kur’an'ı okumak kadar, Kur’an'ın bizi okumasına izin vermek de önemlidir.

1️⃣9️⃣ İsrâ Suresi 45. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 45. ayeti, Kur’an okunmasına rağmen ahirete inanmayan ve vahye karşı ısrarlı biçimde direnen bazı insanların hakikatle arasına manevi bir perde girebileceğini bildirmektedir.

Bu ayetin ilk büyük mesajı, fiziksel işitmenin manevi işitme olmadığını bilmektir.

İnsan sesi duyabilir.

Kelimeleri anlayabilir.

Ama mesajın kendisine dokunmasına izin vermeyebilir.

Bu durum yalnız din konusunda değil, hayatın başka alanlarında da görülür.

İnsan gerçeği duyar ama kabul etmek istemez.

Çünkü kabul etmek değişim ister.

Hakikati duymak kolay olabilir; hakikatin bizi değiştirmesine izin vermek daha zordur.

İkinci büyük mesaj, görünmeyen engellerin güçlü olabileceğidir.

Duvarı görürüz.

Kapıyı görürüz.

Ama:

Kibir.

Önyargı.

İnat.

Çıkar.

görünmez.

Buna rağmen insan ile hakikat arasına çok güçlü sınırlar koyabilirler.

Bir insanın önündeki en zor engel bazen dışarıdaki düşman değil, kendi içindeki dirençtir.

Bu nedenle manevi gelişim iç muhasebe gerektirir.

Üçüncü büyük mesaj, ahiret inancının insanın dünya görüşünü değiştirmesidir.

Ahirete inanmak:

Yaptığım şeyin hesabı var.

Haksızlık sonuçsuz kalmayacak.

İyilik kaybolmayacak.

Ölüm son nokta değil.

bilincini oluşturur.

Bu bilinç insanın davranışlarını etkileyebilir.

Ahiret inancı yalnız ölüm sonrasıyla ilgili bilgi değil, bugünün ahlakını da şekillendiren bir inançtır.

Bu nedenle Kur’an'da sık sık dünya hayatıyla birlikte anılır.

Dördüncü büyük mesaj, Allah'ın insanı sebepsiz yere hakikatten uzaklaştırdığı şeklinde düşünmemektir.

Kur’an insanı sürekli:

Düşünmeye.

Öğüt almaya.

Tövbeye.

imana.

çağırır.

Bu nedenle perdeyi insanın tercihlerinden tamamen koparmak doğru olmaz.

Kişi sürekli reddeder.

Kibirle direnir.

Hakikati bile bile tersine döner.

Sonra bu tavır karakter hâline gelir.

İnsanın tekrarlanan tercihleri manevi yönünü oluşturabilir.

İlahi hüküm de bu yönelişin sonucunu ifade edebilir.

Beşinci büyük mesaj, önyargının öğrenmeyi öldürebileceğidir.

İnsan:

“Ben zaten bunun yanlış olduğunu biliyorum.”

diye okumaya başlarsa araştırması gerçek araştırma olmayabilir.

Aynı şekilde:

“Ben zaten her şeyi biliyorum.”

diyen dindar kişi de öğrenmeye kapanabilir.

İki uçta da sorun benzerdir:

Sonuç daha araştırmadan belirlenmiştir.

Gerçek arayışın temel şartlarından biri zihinsel dürüstlüktür.

Yanlış çıkabilme ihtimalimizi kabul edebilmeliyiz.

Altıncı büyük mesaj, dini sorgulayan herkesi kötü niyetli saymamaktır.

Bir insanın soruları olabilir.

Bu sorular:

İman arayışı.

Bilgi eksikliği.

Kötü tecrübeler.

entelektüel merak.

nedeniyle ortaya çıkabilir.

Bu nedenle:

“Bu ayeti sorguladı, demek kalbi kapalı.”

demek yanlış olabilir.

Samimi soru ile inatçı reddi ayırmak gerekir.

Her insanın kalbini yalnız Allah bilir.

Biz dışarıdan kesin hüküm veremeyiz.

Yedinci büyük mesaj, hidayeti kendi gücümüzün sonucu sanmamaktır.

Bir mümin:

“Ben çok zekiydim, o yüzden inandım.”

diye kibirlenmemelidir.

İman büyük bir nimettir.

İnsan araştırır.

Düşünür.

Tercih eder.

Ama hidayet aynı zamanda Allah'ın lütfudur.

Bu nedenle mümin inanmayan kişiye tepeden bakmamalıdır.

İman kibir sebebi değil, şükür sebebi olmalıdır.

Bugün imanlı olan insan da kalbini korumak için Allah'a muhtaçtır.

Sekizinci büyük mesaj, Kur’an'ı yalnız ses olarak bırakmamaktır.

Güzel tilavet çok değerlidir.

İnsan dinler ve huzur bulabilir.

Ama Kur’an'ın temel amacı yalnız güzel ses üretmek değildir.

İçinde:

Emir.

Ahlak.

Hikmet.

Uyarı.

Rahmet.

bulunmaktadır.

Kur’an kulağa güzel geldiği kadar hayata da yön vermelidir.

Tilavet ile tefekkür birbirini tamamlamalıdır.

İnsan okuduğunun anlamını öğrenmeye de çalışmalıdır.

Dokuzuncu büyük mesaj, Kur’an'ı kendimize de uygulamaktır.

İnsan ayetleri okurken sürekli başkasını düşünebilir.

Kibir ayetinde patronunu.

Dedikodu ayetinde komşusunu.

İnkâr ayetinde başka birini.

Ama kendisini unutabilir.

Oysa vahyin ilk büyük etkilerinden biri insanın kendi kalbine dönmesidir.

Kur’an başkalarını değerlendirmek için kullanılacak bir mahkeme dosyasından önce, kendimizi değerlendireceğimiz bir aynadır.

Bu anlayış insanı daha mütevazı yapar.

Onuncu büyük mesaj, günahın normalleşmesine karşı dikkatli olmaktır.

İnsan bazı davranışları sürekli yaptığında artık rahatsız olmayabilir.

Bu:

“Demek ki sorun kalmadı.”

anlamına gelmez.

Belki vicdanın hassasiyeti azalmıştır.

Bu nedenle insan zaman zaman kendisini kontrol etmelidir.

Eskiden rahatsız olduğum hangi yanlış artık bana normal geliyor?

Bu soru çok değerlidir.

Kalbin üzerindeki bazı perdeler sessizce oluşabilir.

On birinci büyük mesaj, dini anlatırken güzel üslup kullanmaktır.

Kur’an hakikattir.

Ama hakikati anlatan insan hata yapabilir.

Bir kişiyi aşağılayarak.

Küçümseyerek.

Bağırarak.

sürekli cehennemle tehdit ederek konuşmak bazen mesajı gölgede bırakabilir.

Hz. Peygamber'in görevi insanlara mesajı iletmektir.

Bizim de görevimiz mümkün olduğunca:

Doğruyu doğru yöntemle anlatmak olmalıdır.

İnsanları zorla hidayete sokamayız.

Ama kendi kötü temsilimizle gereksiz engel oluşturmamaya çalışabiliriz.

On ikinci büyük mesaj, başkasının kalbi hakkında kesin hüküm vermemektir.

Bugün dine karşı çıkan bir insan yarın iman edebilir.

Bugün çok dindar görünen biri yarın uzaklaşabilir.

İnsan kalbi değişkendir.

Bu nedenle:

“Bu insan kesinlikle düzelmez.”

demek bize düşmez.

Hidayet hikâyesinin son sayfasını yalnız Allah bilir.

İnsanlara dönüş kapısını kapatmak yerine doğruyu anlatıp duayı sürdürmek daha güzeldir.

On üçüncü büyük mesaj, Kur’an'ın etkisinin yalnız metinden değil muhatabın yaklaşımından da etkilendiğini bilmektir.

Aynı ayet iki insan tarafından okunur.

Biri ağlar.

Diğeri öfkelenir.

Biri düşünür.

Diğeri alay eder.

Metin aynıdır.

Fakat kalpler farklıdır.

Bu, Kur’an'ın göreceli olduğu anlamına gelmez.

Muhatabın iç dünyasının mesajla kurduğu ilişki farklıdır.

Bu yüzden insan kendisini de hazırlamalıdır.

Samimi niyetle.

Dua ile.

Dikkatle.

okumalıdır.

On dördüncü büyük mesaj, hakikat ile çıkar çatıştığında kendimizi sorgulamaktır.

Kur’an bize:

Haksız kazancı bırak.

Zinaya yaklaşma.

Kibirlenme.

Hakkı tam ver.

diyebilir.

Bunlar bazen insanın hoşuna gitmeyebilir.

Çünkü değişim maliyetlidir.

Burada gerçek sınav başlar:

“Ben Kur’an'ın yalnız hoşuma giden taraflarını mı kabul ediyorum?”

Eğer vahiy yalnız arzularımızı onayladığında değerliyse, aslında vahyi değil kendimizi merkeze koymuş olabiliriz.

Teslimiyet bazen nefsin istemediği doğruyu da kabul etmektir.

On beşinci büyük mesaj, aklı kapatmamak ama aklı mutlaklaştırmamaktır.

Kur’an insanı düşünmeye çağırır.

Dolayısıyla iman:

“Soru sorma.”

demek değildir.

Fakat insan aklı da sınırlıdır.

Her şeyi aynı anda bilemez.

Bu nedenle sağlıklı yaklaşım:

Akılla araştırmak, delile bakmak ve bilmediğimiz noktada bilgi sınırımızı kabul etmektir.

Ne kör taklit.

Ne de:

“Benim aklım kavramıyorsa gerçek değildir.”

kibri.

İkisinin arasında dengeli bir yol gerekir.

On altıncı büyük mesaj, Allah'ın kelamıyla ilişkiyi sürekli canlı tutmaktır.

İnsan bir dönem Kur’an'a çok yakın olabilir.

Sonra hayat yoğunlaşır.

İş.

Para.

Sosyal hayat.

problemler.

zihni doldurur.

Kur’an giderek hayatın kenarına çekilebilir.

Bu nedenle düzenli ilişki önemlidir.

Az da olsa okumak.

Anlamını düşünmek.

Hayata uygulamak.

Kalbin yönünü koruyan bir bağ oluşturabilir.

Kur’an'la ilişki yalnız Ramazan'a bırakılmamalıdır.

On yedinci büyük mesaj, görünmeyen perdelerin bazen dünyaya aşırı bağlılıktan oluşabileceğidir.

İnsan bütün hayatını:

Para.

Makam.

Gösteriş.

Haz.

üzerine kurarsa ahiret düşüncesi onu rahatsız edebilir.

Çünkü ahiret:

“Bütün bunların hesabı var.”

der.

İşte bu nedenle ayette ahirete inanmayanlardan söz edilmesi önemlidir.

Dünya hayatını mutlaklaştırmak, ahiret mesajını duymayı zorlaştırabilir.

İslam dünyayı terk etmeyi istemez.

Ama dünyayı nihai amaç hâline getirmemeyi öğretir.

On sekizinci büyük mesaj, 44. ayetteki evrensel tesbih ile 45. ayetteki insan perdesi arasındaki büyük karşıtlıktır.

Bir önceki ayette:

Her şey Allah'ı tesbih ediyordu.

Şimdi bazı insanlar Kur’an'ı duyduğu hâlde hakikatten uzak kalıyor.

Bu insan için çok güçlü bir uyarıdır.

Dağ kendi yaratılış düzeninde.

Ağaç kendi yaratılış düzeninde.

Gökyüzü kendi yaratılış düzeninde.

Allah'ın kudretine işaret ederken insan, kendisine verilen özgür iradeyle ters yöne gidebilir.

İnsanın şerefi iradesidir; fakat aynı irade onun büyük sınavıdır.

İsrâ Suresi'nin 45. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur:

Kur’an'ı gerçekten anlamak için mi okuyorum?

Hoşuma gitmeyen ayetlerle karşılaşınca hemen savunmaya mı geçiyorum?

Kendi görüşümü Kur’an'ın önüne koyuyor olabilir miyim?

Günahlarımı normalleştirmek için ayetleri kendime göre yorumlamaya mı çalışıyorum?

Dini sorgulayan insanları hemen kötü niyetli mi ilan ediyorum?

Kur’an'ı güzel sesle dinliyorum ama anlamını öğrenmeye ne kadar çaba gösteriyorum?

Başkalarının kalbi hakkında Allah'ın vermediği kesin hükümleri veriyor muyum?

Dini anlatırken insanlara hakikati sevdirecek bir ahlak taşıyor muyum?

Ahiret inancı günlük kararlarımı gerçekten etkiliyor mu?

Benimle Kur’an'ın mesajı arasında hangi görünmeyen perdeler bulunabilir?


Bu sorular ayetin yalnız geçmişte Hz. Peygamber'e karşı çıkan insanlardan söz etmediğini; bugün de Kur’an'la ilişkimiz, önyargılarımız, ahiret bilincimiz, bilgi ahlakımız ve kalbimizin hakikate açıklığı konusunda çok derin bir muhasebe sunduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:

Kur’an'ı yalnız kulağınla değil kalbinle de dinle.

Sonucu baştan belirleyip sonra delil arama.

Kendi önyargılarını hakikatin önüne koyma.

Hoşuna gitmeyen öğütten hemen kaçma.

Soru soranı düşman ilan etme.

İnsanların kalbi hakkında kesin hükümler verme.

İmanını üstünlük değil şükür sebebi gör.

Kur’an'ı yalnız başkalarına uygulama; önce kendine de oku.

Günahın tekrarlandıkça normalleşmesine dikkat et.

Ve Rabbinden, seninle hakikat arasına kendi nefsinin görünmeyen perdelerinin girmemesini iste.


Çünkü Kur’an'ın sesi kulağa ulaşabilir; fakat asıl mesele bundan daha derindir:

İnsan gerçekten değişmek istemiyorsa en açık söz bile kalbin kapısında kalabilir; fakat kalp samimiyetle açıldığında bir ayet bile insanın bütün hayatının yönünü değiştirebilir.

⠀

🌿 Son Söz​

“Kur’an ile insan arasındaki en kalın perde bazen gözle görülmez; kibir, alışkanlık, çıkar, korku veya ‘Ben zaten biliyorum’ düşüncesi şeklinde kalbin içinde durabilir. Bu yüzden ayetleri yalnız başkalarının neden inanmadığını açıklamak için değil, kendi kalbimizin önünde hangi perdelerin bulunduğunu görmek için de okuyalım. Hakikat bize dokunduğunda hemen savunmaya geçmek yerine bir an durup ‘Rabbim, burada bana ne söylüyorsun?’ diyebilirsek, Kur’an yalnız okuduğumuz bir kitap olmaktan çıkıp bizi dönüştüren bir rehbere dönüşebilir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt