📖 İnsan Suresi 8. Ayette “Sevdikleri Yemeği Yoksula, Yetime ve Esire Yedirirler” Buyrulması Gerçek İyilik Hakkında Ne Anlatır ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,009
2,724,946
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İnsan Suresi 8. Ayette “Sevdikleri Yemeği Yoksula, Yetime ve Esire Yedirirler” Buyrulması Gerçek İyilik Hakkında Ne Anlatır ❓


“Gerçek iyilik, elimizden çıkan şeyin değersiz olduğu yerde değil; sevdiğimiz bir şeyi başkasının ihtiyacı için gönüllü olarak verebildiğimiz yerde görünür.”
Ersan Karavelioğlu

İnsan Suresi’nin 7. ayetinde ebrârın, yani iyilikte olgunlaşmış kulların sözlerinde durdukları ve hesap gününün ciddiyetini unutmadıkları anlatılmıştı.


  1. ayette ise onların ahlakı çok daha somut bir davranış üzerinden gösterilir:

“Onlar, sevdikleri hâlde yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.”


İnsan Suresi, 8. Ayet



Bu ayette yalnızca yemek vermekten söz edilmez.


Kur’an aslında çok daha derin bir soruyu gündeme getirir:


İnsan gerçekten paylaşabiliyor mu?


Üstelik kendisinin sevdiği, ihtiyaç duyduğu veya değer verdiği bir şeyi paylaşabiliyor mu?


İyilik, sadece bize fazla geleni vermek midir?


Yoksul, yetim ve esirin özellikle birlikte zikredilmesinin hikmeti nedir?


Ve neden Kur’an gerçek iyiliği insanın sevdiği şeyden vazgeçebilmesiyle ilişkilendirir?




1️⃣ İnsan Suresi 8. Ayet Ne Söylüyor ❓


Ayet şöyledir:


وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا


Yaklaşık anlamıyla:


“Onlar, onu sevdikleri hâlde yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.”


Ayetin merkezinde üç temel unsur vardır:


Yemek vermek.


Sevilen bir şeyden vermek.


Toplumun en korunmasız insanlarına yönelmek.



Bu üçü birleştiğinde sıradan bir yardım davranışından çok daha derin bir ahlak ortaya çıkar:


Fedakârlık.




2️⃣ “Yemeği Sevdikleri Hâlde” Ne Demektir ❓


Ayette geçen:


“Alâ hubbihî”


ifadesi üzerinde müfessirler farklı anlam incelikleri durmuşlardır.


En yaygın açıklamalardan biri:


Yemeği sevmelerine ve ona ihtiyaç duymalarına rağmen onu başkasına vermeleridir.


Yani ortada değersiz, artık istenmeyen veya çöpe gidecek bir yiyecek yoktur.


İnsan kendisinin de istediği bir şeyi başkasına verir.


İşte fedakârlık burada başlar.


Çünkü gerçek paylaşım çoğu zaman:


Fazlalığı elden çıkarmak değil, sevdiğimiz şeyde başkasına yer açmaktır.




3️⃣ İyilik Neden Sevdiğimiz Şeyden Vermekle Ölçülüyor ❓


Çünkü değersiz gördüğümüz bir şeyi vermek kolaydır.


Bir eşya artık işimize yaramıyorsa onu vermek bizi çok zorlamaz.


Bir yemek zaten artmışsa paylaşmak kolay olabilir.


Fakat insan:


Kendisinin de istediği bir şeyi başkasına verdiğinde


işin içine nefisle mücadele girer.


Bu nedenle Kur’an’ın başka bir ayetinde de:


“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz.”


anlamındaki ilke yer alır.


Gerçek cömertlik:


Vermenin bizi biraz eksilttiğini hissettiğimiz yerde sınanır.




4️⃣ Ayette Neden Özellikle “Yemek” Zikrediliyor ❓


Çünkü yemek insanın en temel ihtiyaçlarından biridir.


Bir insan açken:


Makamın,


şöhretin,


teorik tartışmaların,


hatta çoğu dünyevi arzunun


önemi azalır.


Önce karnını doyurmak ister.


Bu nedenle aç bir insanı doyurmak, onun en temel insanî ihtiyacına dokunmaktır.


Kur’an burada iyiliği soyut bir kavram olarak bırakmaz.


İyiliği sofraya indirir.


Bir insanın önüne yemek koymak bazen uzun sözlerden daha güçlü bir merhamet olabilir.




5️⃣ “Miskin” Kimdir ❓


Ayette ilk olarak:


“Miskînen”


yani yoksul ve ihtiyaç sahibi kişi zikredilir.


Miskin, temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük yaşayan insandır.


Kur’an’ın ahlakında yoksul:


Sadece ekonomik bir kategori değildir.


Toplumun sorumluluk alanıdır.


Bir toplumda birileri aşırı bolluk içinde yaşarken başka insanların temel ihtiyaçlara ulaşamaması, Kur’an’ın sürekli dikkat çektiği ahlaki sorunlardan biridir.


Bu nedenle ebrârın özellikleri anlatılırken:


Namazlarından önce burada sofraları karşımıza çıkar.


Çünkü kulluğun toplumsal karşılığı vardır.




6️⃣ Yetim Neden Özellikle Zikrediliyor ❓


Yetim, özellikle babasını kaybetmiş ve korunmaya muhtaç kalmış çocuk anlamında kullanılır.


Çocuğun en temel ihtiyaçlarından biri güven duygusudur.


Bir ebeveynini kaybettiğinde yalnız ekonomik değil:


Duygusal,


sosyal


ve koruyucu bir desteğini de kaybedebilir.


Bu yüzden Kur’an yetimi tekrar tekrar toplumun vicdanına emanet eder.


Yetimi doyurmak yalnızca onun karnını doyurmak değildir.


Şu mesajı vermektir:


“Sen yalnız değilsin.”


Bazen bir çocuğa verilen en büyük nimet tam da budur.




7️⃣ Esirin Burada Zikredilmesi Neden Bu Kadar Çarpıcıdır ❓


Ayetin belki de en şaşırtıcı kısmı:


“Esîrâ”


yani esirdir.


Çünkü esir her zaman kişinin kendi ailesinden, kavminden veya dostlarından biri olmayabilir.


Hatta savaş şartlarında karşı taraftan biri olabilir.


Buna rağmen Kur’an ebrârı överken:


Esire yemek verdiklerini söyler.


Bu, merhametin sınırlarının ne kadar geniş olduğunu gösterir.


İnsan yalnız kendisine benzeyene,


kendisine yakın olana,


kendisini sevene


iyilik yapmakla yetinmez.


İhtiyaç sahibi olması, merhamet için yeterli bir sebep hâline gelir.




8️⃣ Düşmana Bile Yemek Vermek Nasıl Bir Ahlaktır ❓


Bu çok yüksek bir ahlaki seviyedir.


İnsan dostuna yardım ettiğinde sevgi onu motive edebilir.


Fakat karşı tarafta bulunan bir insana yardım ettiğinde farklı bir ilke ortaya çıkar:


İnsan onuru.


Kur’an burada insanın kimliğinden önce ihtiyacını görmeyi öğretir.


Açsa doyur.


Muhtaçsa yardım et.


Çünkü onun siyasi, toplumsal veya askerî konumu:


İnsan olma vasfını ortadan kaldırmaz.


Bu yaklaşım merhameti kabile, sınıf ve aidiyet sınırlarının üzerine çıkarır.




9️⃣ Ayet Sadece Sadaka Vermeyi mi Anlatıyor ❓


Hayır.


Sadaka bunun önemli bir parçasıdır.


Fakat ayetin anlattığı daha geniş bir ahlaktır.


İnsan:


Zamanını paylaşabilir.


Bilgisini paylaşabilir.


Sofrasını paylaşabilir.


Emeğini paylaşabilir.


Gücünü paylaşabilir.


İmkânını paylaşabilir.


Buradaki temel ilke şudur:


Sana verilen nimette yalnız senin payın olmayabilir.


Bazen Allah sana bir nimeti, başka bir insana ulaştırman için de vermiş olabilir.




🔟 “Benim de İhtiyacım Var” Diyen İnsan Yine de Vermeli midir ❓


Ayet tam burada çok incelikli bir noktaya dokunur.


Ebrârın verdiği şey kendileri için değersiz değildir.


Onlar da yemeği severler.


Belki kendileri de ona ihtiyaç duyarlar.


Ama başkasının ihtiyacını görmezden gelmezler.


Bu elbette kişinin kendisini ve sorumlu olduğu insanları aç bırakması gerektiği anlamına gelmez.


İslam’da insanın kendisinin ve ailesinin hakkı da korunur.


Fakat ayet şunu sorar:


“Gerçekten ihtiyacın olanla, sadece vazgeçmek istemediğin şeyi birbirinden ayırabiliyor musun?”


Bazen insanın “ihtiyacım var” dediği şey aslında alışkanlığıdır.




1️⃣1️⃣ Cömertlik Zenginlere Özgü Bir Ahlak mıdır ❓


Hayır.


Çünkü cömertlik verilen miktarla değil, çoğu zaman insanın elindekine oranla yaptığı fedakârlıkla anlaşılır.


Çok zengin birinin büyük miktarda para vermesi onun için küçük bir kayıp olabilir.


Fakat az imkânı olan birinin küçük görünen yardımı kendisi için büyük bir fedakârlık olabilir.


Allah yalnızca rakama bakmaz.


Niyet,


imkân,


fedakârlık


ve samimiyet de önemlidir.


Bu nedenle insan:


“Ben zengin değilim, iyilik yapamam.”


diyemez.


Herkesin paylaşabileceği bir şeyi vardır.




1️⃣2️⃣ İyilikte Asıl Mesele Verilen Şey mi, Kalbin Tavrı mı ❓


İkisi birlikte önemlidir.


Aç olan insana sadece güzel niyet yetmez.


Gerçekten yemek gerekir.


Fakat yemek verirken kalbin tavrı da önemlidir.


İnsan yardım ederken karşıdakini ezebilir.


Onu utandırabilir.


Minnet altında bırakabilir.


Sürekli yaptığı iyiliği hatırlatabilir.


Bu durumda verilen şey maddi olarak faydalı olsa bile ahlaki güzelliği zedelenebilir.


İnsan Suresi’nin hemen sonraki ayeti bu konuyu daha da açacaktır:


“Biz sizi yalnızca Allah’ın rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de teşekkür bekliyoruz.”


İşte gerçek iyilik burada tamamlanır.




1️⃣3️⃣ Yardım Ederken İnsan Neden Karşılık Bekler ❓


Çünkü insanın içinde görülme arzusu vardır.


Teşekkür edilmek ister.


Takdir edilmek ister.


Yaptığı iyiliğin bilinmesini ister.


Bu son derece insani bir eğilimdir.


Fakat ihlas, insanın bu arzuyu aşabilmesidir.


Gerçek iyilik şöyle diyebilir:


“Sen bana hiçbir şey borçlu değilsin.”


Bu çok güçlü bir özgürlüktür.


Çünkü insan artık yaptığı iyiliğin karşılığını diğer insanların davranışına bağlamaz.


Karşılığı Allah’a bırakır.




1️⃣4️⃣ Bir İnsanı Doyurmak Neden Bu Kadar Büyük Bir İbadet Olabilir ❓


Çünkü ibadet sadece belirli ritüellerden ibaret değildir.


Namaz ibadettir.


Oruç ibadettir.


Fakat Allah rızası için aç bir insanı doyurmak da kulluğun çok önemli bir tezahürüdür.


Kur’an insanın Rabbiyle ilişkisini, insanlarla ilişkisinden koparmaz.


Allah’a secde edip insanların açlığını umursamamak büyük bir ahlaki çelişki oluşturabilir.


İbadetin insanı merhamete götürmesi beklenir.


Bu nedenle ebrârın cennet nimetleri anlatıldıktan hemen sonra onların başkalarını doyurmaları anlatılır.




1️⃣5️⃣ Ayet İsraf Kültürüne Ne Söyler ❓


Oldukça sert bir soru sorar.


Dünyanın bir tarafında insanlar yiyecek bulmakta zorlanırken başka taraflarda büyük miktarlarda yiyecek çöpe atılabiliyor.


Kur’an’ın bu ayeti insanı düşünmeye zorlar:


Bir nimeti çöpe atarken, o nimete muhtaç bir insanın varlığını hatırlıyor muyuz?


Şükür yalnızca:


“Allah’a şükür.”


demek değildir.


Nimeti israf etmemek de şükrün parçasıdır.


Nimeti ihtiyaç sahibiyle paylaşmak da şükrün parçasıdır.


Çünkü nimetin kıymetini bilen insan onu anlamsızca tüketmez.




1️⃣6️⃣ Gerçek İyilik Gizli mi Yapılmalıdır ❓


Her zaman gizli olması şart değildir.


Bazen açık yapılan yardım başkalarını da iyiliğe teşvik edebilir.


Toplumsal projeler zaten görünür olmak zorundadır.


Fakat mesele şudur:


İnsan niçin görünmek istiyor?


Eğer amaç:


İnsanların takdiri,


şöhret,


itibar


ve üstün görünmekse,


iyiliğin ruhu zarar görebilir.


Ama görünürlük başkalarını teşvik etmek veya ihtiyacı daha geniş biçimde gidermek içinse durum farklıdır.


Kur’an’ın temel ölçüsü:


Niyetin kime yöneldiğidir.




1️⃣7️⃣ Bu Ayet Günlük Hayatımızda Nasıl Yaşanabilir ❓


Bazen çok büyük şeyler gerekmez.


Bir sofraya bir tabak daha koymak.


İhtiyaç sahibine düzenli destek olmak.


Bir öğrencinin eğitim masrafına katkıda bulunmak.


Bir yetimin ihtiyacını gözetmek.


Gıda israfını azaltmak.


Komşunun durumunu sormak.


Sokakta aç bir canlıyı doyurmak.


Bir insanın zor gününde yanında olmak.


Bunların hepsi paylaşma ahlakının farklı biçimleridir.


Mesele yalnızca:


“Ne kadar verdim?”


değildir.


Asıl mesele:


“Elimdeki nimette başkasının ihtiyacını görebildim mi?”


sorusudur.




1️⃣8️⃣ Ayetin En Derin Mesajı Nedir ❓


Belki de en derin mesaj şudur:


Gerçek iyilik, insanın merkezinden başka insanların da görünmeye başlamasıdır.


Bencil insan dünyayı şöyle görür:


Benim açlığım.


Benim param.


Benim rahatım.


Benim sofram.


Benim ihtiyacım.


Ebrâr ise aynı sofraya bakıp başka bir soru sorar:


“Kim aç?”


İşte ahlaki dönüşüm budur.


İnsan kendi ihtiyacını tamamen unutmaz.


Fakat artık yalnızca kendisini görmez.


Başkasının acısı da onun vicdanında yer bulur.




1️⃣9️⃣ Son Söz ❓


İnsan Suresi’nin 8. ayeti gerçek iyiliğin çok yalın ama çok zor bir ölçüsünü ortaya koyar:


Sevdiğin şeyi paylaşabiliyor musun?


Ebrâr yalnızca artanı vermez.


Kendilerinin de değer verdiği nimetten:


Yoksula,


yetime


ve esire


pay ayırırlar.


Bu ayette üç ayrı insan tipi zikredilir.


Ama onların ortak noktası aynıdır:


Muhtaçtırlar.


Kur’an ebrâra onların kim olduğunu sormaktan önce ihtiyaçlarını görmeyi öğretir.


İşte merhametin büyüklüğü burada ortaya çıkar.


Dost veya yabancı.


Yakın veya uzak.


Güçlü veya güçsüz.


Kendi toplumundan veya karşı taraftan.


Açlık insanı insana emanet eder.


Ve belki ayetin bugün bize yönelttiği en zor soru şudur:


Biz insanlara gerçekten ihtiyacımız olmayan şeyleri mi veriyoruz, yoksa sevdiğimiz nimetlerden de paylaşabiliyor muyuz?


Çünkü vermenin en kolay hâli fazlalığı vermektir.


Gerçek fedakârlık ise:


İnsan kendi payından başkasına yer açabildiğinde başlar.


“Merhamet, yalnızca başkasının açlığını fark etmek değildir; kendi sofranda onun için de bir yer açabilmektir. İnsanın verdiği şeyden çok, verirken ne kadar kendisini aşabildiği gerçek cömertliği gösterir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt