📖 Hûd Suresi 36. Ayette “Nûh’a Vahyedildi: Kavminden Daha Önce İman Etmiş Olanlardan Başkası Artık İman Etmeyecek; Onların Yaptıklarından Dolayı

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,180
2,736,267
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 36. Ayette “Nûh’a Vahyedildi: Kavminden Daha Önce İman Etmiş Olanlardan Başkası Artık İman Etmeyecek; Onların Yaptıklarından Dolayı Üzülme” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hz. Nûh yıllarca insanları hakikate çağırdıktan sonra, kimlerin artık iman etmeyeceğini kendi tahminiyle ilan etmedi; bu bilgi ona Allah tarafından vahyedildi. Hûd 36 bu nedenle hem peygamberin gayb bilgisinin sınırını hem de insanın başkalarının hidayeti hakkında vahiy olmadan kesin hüküm veremeyeceğini gösterir. ‘Üzülme’ emri ise merhametsizleşmek değil, artık kendi sorumluluğunun ötesindeki yükü taşımamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 36. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Nûh’a vahyedildi ki: ‘Kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başkası artık iman etmeyecektir. Öyleyse onların yapmakta olduklarından dolayı üzülme.’”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Ve ûhiye ilâ Nûhin ennehû len yu’mine min kavmike illâ men kad âmene fe lâ tebte’is bimâ kânû yef‘alûn.”

Bu ayet Nûh kıssasında çok önemli bir dönüm noktasıdır. Hz. Nûh uzun süre kavmine tebliğ etmiş, itirazlarını cevaplamış, onları Allah’a kulluğa çağırmış ve yoksul müminleri korumuştur. Fakat şimdi Allah ona, kavminden daha önce iman edenlerin dışında artık yeni iman eden olmayacağını bildirir.

Bu bilgi Nûh’un kendi sosyolojik tahmini değil, doğrudan vahiydir.

2️⃣ “Nûh’a Vahyedildi” İfadesi Neden Çok Önemlidir ❓​

Ayet:

“ve ûhiye ilâ Nûh”

yani:

“Nûh’a vahyedildi.”

diyerek başlar.

Bu başlangıç, ayetin geri kalanını nasıl anlamamız gerektiğini belirler. Çünkü Nûh’un:

“Artık bunlardan hiç kimse iman etmeyecek.”

bilgisi insan gözleminden çıkarılmış bir tahmin değildir.

Allah tarafından bildirilmiştir.

Bu, özellikle Hûd 31’deki:

“Gaybı bilmiyorum.”

ifadesiyle birlikte okunmalıdır.

Hz. Nûh gaybı bağımsız olarak bilmez; fakat Allah ona gayba dair bir bilgi bildirirse onu bilir.

Dolayısıyla:

peygambere bildirilen gayb bilgisi ≠ peygamberin bağımsız ve sınırsız gayb bilgisi.

3️⃣ Hz. Nûh İnsanların Geleceğini Kendi Başına Biliyor muydu ❓​

Hayır.

Eğer Nûh bu bilgiyi kendi başına biliyor olsaydı ayetin:

“Nûh’a vahyedildi.”

demesine gerek kalmazdı.

Tam tersine ayet, bilginin kaynağını açıkça gösterir.

Nûh yıllarca kavmine bakıp:

“Bunların karakterini çözdüm, kesinlikle kimse iman etmez.”

diye kişisel bir kanaati vahiy seviyesine çıkarmıyor.

Allah ona özel olarak bildiriyor:

“Artık iman edecek başka kimse olmayacak.”

Bu ayrım, dinî kişiler hakkında konuşurken de önemlidir.

Bir insan çok tecrübeli olabilir ama insanların geleceğini mutlak kesinlikle bilemez.

4️⃣ Bir Âlim veya Dinî Lider Bir İnsan İçin “Bu Artık Asla İman Etmez” Diyebilir mi ❓​

Vahye dayanan özel bir bilgi olmadıkça böyle kesin konuşamaz.

Bugün hiçbir sıradan insan:

“Allah bana gösterdi; şu kişi ömrünün sonuna kadar asla iman etmeyecek.”

diye kesin bir hüküm veremez.

Çünkü yaşayan insan:

değişebilir,

öğrenebilir,

tövbe edebilir,

fikrini değiştirebilir

ve hayatının çok geç bir döneminde bile farklı bir yöneliş gösterebilir.

Hz. Nûh’un burada bildiği şey, peygamberlik vahyiyle özel olarak kendisine bildirilmiştir.

Bu ayeti alıp günümüzde sevmediğimiz insanlara:

“Sen artık hidayet bulamazsın.”

demek ayetin mantığını tersine çevirmek olur.

5️⃣ “Artık İman Etmeyecekler” İfadesi İnsan İradesini Ortadan Kaldırır mı ❓​

Bu mesele dikkatle anlaşılmalıdır.

Kur’an’ın genel çerçevesinde insan:

sorumlu,

tercih yapan

ve yaptığının hesabını veren

bir varlıktır.

Hûd 36 ise Allah’ın geleceği bilmesini ve Nûh kavminin uzun süren reddedişinden sonra ulaşılan özel bir aşamayı bildirir.

Allah’ın bir insanın gelecekte ne yapacağını bilmesi, o kişiyi zorla o fiile mecbur ettiği anlamına gelmek zorunda değildir.

Bilmek ile zorlamak aynı şey değildir.

İslam düşüncesinde kader ve insan iradesinin ilişkisi ayrıntılı biçimde tartışılmıştır; ancak ayetten basitçe:

“Onlar zaten mecburen inkâr etti.”

sonucunu çıkarmak, kıssanın önceki bütün sorumluluk dilini anlamsızlaştırır.

6️⃣ Allah’ın Geleceği Bilmesi İnsan Seçimini Nasıl Bozmuyor ❓​

Allah’ın bilgisi insan bilgisinden farklıdır.

Biz bir insanın yarın ne yapacağını çoğu zaman tahmin ederiz. Allah’ın bilgisi ise Kur’an’ın teolojik çerçevesinde eksik, sonradan oluşan veya tahmine dayalı değildir.

Fakat:

Allah’ın bilmesi ≠ insanın zorlanması

ayrımını korumak gerekir.

Basit bir benzetmeyle, bir olayın biliniyor olması ile olayın zorla yaptırılması aynı kavram değildir. Elbette Allah’ın bilgisi insan bilgisine bütünüyle benzetilemez; fakat bu ayrım konuyu anlamaya yardımcı olur.

Hûd 36’nın temel amacı felsefî kader sistemini ayrıntılarıyla açıklamak değil, Nûh’a tebliğin artık yeni imanlarla sonuçlanmayacağını bildirmektir.

7️⃣ Neden Bu Bilgi Hz. Nûh’a Ancak Bu Aşamada Veriliyor ❓​

Çünkü kıssanın önceki bölümünde uzun bir tebliğ süreci vardır.

Nûh:

anlatmış,

uyarmış,

sorulara cevap vermiş,

itirazları karşılamış,

sınıfsal baskıya direnmiş

ve kavmine karşı sabır göstermiştir.

Yani ayet, daha tebliğin başında:

“Bunlardan zaten kimse iman etmeyecek, hiç uğraşma.”

dememektedir.

Tam tersine çok uzun bir davet ve reddediş sürecinden sonra ilahî bir hüküm aşamasına gelinmiştir.

Bu nedenle Hûd 36 tembelliğe gerekçe yapılamaz.

8️⃣ “Nasıl Olsa Allah Kimin İman Edeceğini Biliyor, Tebliğe Ne Gerek Var?” Denebilir mi ❓​

Hayır.

Hz. Nûh’un hayatı zaten bu sorunun cevabıdır.

Allah geleceği biliyor olmasına rağmen Nûh:

yıllarca tebliğ ediyor,

insanlarla konuşuyor,

onların sorularına cevap veriyor

ve iman etmeleri için çağrıda bulunuyor.

Bu, insanın dünyadaki sorumluluğunun gerçek olduğunu gösterir.

Bir öğretmen:

“Allah öğrencinin ne yapacağını biliyor, ben ders anlatmayayım.”

diyemez.

Bir doktor:

“Allah hastanın ömrünü biliyor, tedavi etmeyeyim.”

diyemez.

Bir insan:

“Allah sonucu biliyor, ben hiç çaba göstermeyeyim.”

diyemez.

Kader inancı ≠ sebepleri terk etmek.

9️⃣ “Daha Önce İman Etmiş Olanlardan Başkası” İfadesi Ne Gösteriyor ❓​

Ayet:

“illâ men kad âmene”

yani:

“daha önce iman etmiş olanlar dışında”

der.

Bu ifade, Nûh’un yanında zaten bir mümin topluluğu bulunduğunu gösterir.

Bunlar önceki ayetlerde toplumun ileri gelenleri tarafından küçümsenen kişilerdi.

Elitler onları:

düşük statülü,

önemsiz

ve değersiz

görüyorlardı.

Fakat Allah’ın vahyinde onların imanları dikkate alınmaktadır.

Bu, önceki ayetlerdeki sınıfsal kibir eleştirisini daha da anlamlı hâle getirir:

Toplumun küçümsediği insanlar, Nûh’un yanında kalan iman topluluğudur.

🔟 Hz. Nûh’un Az Sayıda İnsanın İman Etmesi “Başarısız Peygamber” Olduğunu mu Gösterir ❓​

Hayır.

Bu kıssanın en önemli derslerinden biri budur.

Başarı yalnız:

“Kaç kişi seni takip ediyor?”

sorusuyla ölçülmez.

Hz. Nûh çok uzun süre tebliğ ettiği hâlde büyük bir çoğunluğu ikna edememiş olabilir. Fakat bu onun peygamberlik görevinde başarısız olduğu anlamına gelmez.

Çünkü onun sorumluluğu:

herkesi zorla iman ettirmek değil, Allah’ın mesajını sadakatle ulaştırmaktır.

Bu nedenle:

çok takipçi ≠ otomatik başarı.

Az takipçi ≠ otomatik başarısızlık.


Hakikatin değeri sayı üzerinden ölçülmez.

1️⃣1️⃣ Bu Ayet “Azınlık Her Zaman Haklıdır” mı Diyor ❓​

Hayır.

Bir önceki derslerle birlikte bu ayrım özellikle korunmalıdır.

Nûh’un az sayıdaki takipçisi haklıdır çünkü Nûh Allah’ın peygamberidir ve vahiy almaktadır.

Onların azınlıkta bulunması, haklılıklarının sebebi değildir.

Dolayısıyla:

“Çoğunluk bana karşı, demek ki kesin ben haklıyım.”

mantığı yanlıştır.

Çoğunluk da yanılabilir.

Azınlık da yanılabilir.

Bir fikrin doğruluğu:

kaç kişinin inandığına değil, deliline bağlıdır.

Hûd 36 azınlığı kutsallaştırmaz; sayıyı hakikat ölçüsü olmaktan çıkarır.

1️⃣2️⃣ “Onların Yaptıklarından Dolayı Üzülme” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“fe lâ tebte’is bimâ kânû yef‘alûn”

denilir.

Genel anlamıyla:

“Onların yaptıklarından dolayı üzülme, kederlenme.”

Bu ifade Hz. Nûh’a bir teselli ve destek içerir.

Nûh toplumunun:

inkârı,

alayları,

kibri,

müminleri küçümsemesi

ve meydan okumaları

karşısında yıllarca mücadele etmiştir.

İnsan olarak bundan etkilenmesi son derece doğaldır.

Allah şimdi ona:

“Kendini onların seçiminin yükü altında tüketme.”

anlamına gelen bir teselli verir.

1️⃣3️⃣ “Üzülme” Emri Peygamberlerin Üzüntü Yaşamadığını mı Gösterir ❓​

Hayır.

Tam tersine böyle bir tesellinin verilmesi, Hz. Nûh’un yaşananlardan üzülebilen bir insan olduğunu gösterir.

Peygamberler:

üzülebilir,

korkabilir,

yorulabilir,

acı çekebilir.

Bunlar insan olmanın parçasıdır.

Kur’an’daki:

“Üzülme.”

ifadelerini:

“Gerçek mümin hiç üzülmez.”

şeklinde anlamak doğru değildir.

Üzüntü, yas veya psikolojik sıkıntı iman eksikliğinin otomatik kanıtı değildir.

Burada Allah Nûh’un duygusunu aşağılamıyor; ona yükünü hafifletecek bir teselli sunuyor.

1️⃣4️⃣ Birine “Üzülme” Demek Duygularını Bastırmasını İstemek midir ❓​

Her zaman değil.

Hûd 36’daki:

“Üzülme.”

ifadesi:

“Hiçbir duygu hissetme.”

anlamında okunmamalıdır.

Daha çok:

“Artık onların yaptıklarının sorumluluğunu kendi üzerinde taşıma; onların seçimi yüzünden kendini tüketme.”

şeklinde anlaşılabilir.

Bu ayrım günümüzde de önemlidir.

Bir insana:

“Üzülme, ağlama, güçlü ol.”

diyerek duygularını küçümsemek sağlıklı olmayabilir.

Bazen kişi gerçekten acısını yaşamalıdır.

Teselli ise:

“Bu yükün tamamı sana ait değil.”

demektir.

Hz. Nûh’a verilen teselli de bu derinliği taşır.

1️⃣5️⃣ Bir Yakınımız Yanlış Yoldaysa Onun İçin Üzülmemek mi Gerekir ❓​

Hayır.

Sevdiğimiz kişinin zarar veren tercihlerinden dolayı üzülmek son derece doğal olabilir.

Bir anne:

çocuğu için üzülür.

Bir arkadaş:

arkadaşının kötü alışkanlığı için endişelenir.

Bir insan:

ailesindeki birinin yanlış tercihlerinden acı duyabilir.

Sorun üzüntünün kendisi değildir.

Sorun, başkasının bütün hayatından kendimizi mutlak sorumlu hâle getirmektir.

Elimizden geleni yaptıktan sonra:

“Onu zorla değiştiremem.”

gerçeğini kabul etmek bazen gerekir.

Merhamet ≠ başkasının iradesini omuzlarında taşımak.

1️⃣6️⃣ Hûd 36 Yaşayan İnsanlardan Ümidi Kesmek İçin Kullanılabilir mi ❓​

Hayır.

Bu ayette Hz. Nûh’a özel vahiy vardır.

Biz ise yaşayan insanların geleceği konusunda böyle bir vahye sahip değiliz.

Dolayısıyla:

“Bu adam otuz yıldır böyle, artık bundan hayır gelmez.”

diye kesin manevi hüküm vermek doğru değildir.

İnsanlar şaşırtıcı biçimde değişebilir.

Uzun yıllar yanlış bir hayat yaşayan biri tövbe edebilir.

Dine karşı çıkan biri iman edebilir.

Kötü alışkanlığı olan biri ciddi biçimde düzelebilir.

Bu yüzden Hûd 36’nın doğru dersi:

“İnsanlardan hemen ümidi kesin.”

değil,

“Nûh’un bildiği özel gaybî hükmü kendinize ait sanmayın.”

olmalıdır.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Dinî Tebliğ Yapan Kişinin Yükünü Nasıl Hafifletir ❓​

Din anlatan bir insan bazen şöyle düşünebilir:

“Karşımdaki inanmadıysa ben başarısız oldum.”

Hûd 36 bu düşünceyi dengeler.

İnsan kendi yöntemini elbette sorgulamalıdır:

Bilgim doğru muydu?

Ahlakım güzel miydi?

Soruları ciddiye aldım mı?

İnsanları küçümsedim mi?

Baskı kullandım mı?

Kendi yorumumu din diye mi sundum?

Bunları değerlendirmek gerekir.

Fakat bütün bunlardan sonra karşı taraf yine kabul etmiyorsa onun kalbini zorla değiştirmek senin görevin değildir.

Peygamber bile sonuç üzerinde mutlak kontrol sahibi değildir.

1️⃣8️⃣ Hûd 34–36 Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır ❓​

Hûd 34’te Nûh:

“Size öğüt vermek istesem bile hidayeti zorla sağlayamam.”

demişti.

Hûd 35’te, yaygın tefsir açıklamasına göre, Hz. Muhammed’e yönelik kısa bir ara hitapla:

“Yoksa onu uydurdu mu diyorlar?”

sorusu gündeme gelmişti.

Hûd 36’da ise anlatı tekrar doğrudan Nûh’a döner:

“Nûh’a vahyedildi...”

Böylece Hûd 34’te ortaya konulan sınır şimdi özel vahiy ile kesinleşir. Nûh insanları zorla hidayete erdiremez ve artık Allah ona başka kimsenin iman etmeyeceğini bildirir.

Bir sonraki ayette ise kıssa yeni bir aşamaya geçecektir: Allah Hz. Nûh’a gemiyi yapmasını emredecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 36. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 36. ayet, Hz. Nûh kıssasında uzun tebliğ döneminin sona ermeye başladığı noktayı bildirir.

Allah Nûh’a:

“Kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başkası artık iman etmeyecek.”

diye vahyeder.

Bu cümlede ilk dikkat edilmesi gereken şey, bilginin kaynağıdır.

Nûh bunu kendi başına bilmiyor.

Tahmin etmiyor.

İnsanların yüzlerine bakıp:

“Sizin kalbiniz mühürlenmiş.”

diye keyfî hüküm vermiyor.

Allah bildiriyor.

Bu ayrım son derece önemlidir.

Çünkü insanlar başkalarının manevi geleceği hakkında çok kolay kesin konuşabilir.

Bir anne öfkeyle çocuğuna:

“Senden adam olmaz.”

diyebilir.

Bir öğretmen öğrencisine:

“Sen hiçbir şeyi başaramazsın.”

diyebilir.

Bir dinî kişi bir günahkâra:

“Allah seni artık affetmez.”

diyebilir.

Bir insan kendisine karşı çıkan birine:

“Sen asla hidayet bulamazsın.”

diyebilir.

Hûd 36 bize bu konuda büyük bir sınır öğretir:

Sen Nûh değilsin ve sana bu insanların geleceği hakkında vahiy gelmedi.

İnsan hakkında ümidin bittiğini kesinleştirme yetkimiz yoktur.

Yaşayan kişi değişebilir.

Bu nedenle dinî dil, insanın önüne:

“Sen bittin.”

duvarı dikmek yerine tövbe ve dönüş imkânını açık tutmalıdır.

Ayetin ikinci büyük mesajı, uzun süreli reddedişin ciddiyetidir.

Burada Nûh kavmi bir kez mesaj duymuş ve yanlış anlamış insanlardan ibaret değildir.

Uzun bir süreç vardır.

Nûh anlatmıştır.

Onlar itiraz etmiştir.

Nûh cevap vermiştir.

Onlar müminleri küçümsemiştir.

Nûh onları korumuştur.

Onlar azabı istemiştir.

Nûh ilahî hükmün Allah’a ait olduğunu söylemiştir.

Yani Hûd 36, ani ve sebepsiz bir hükmün değil, uzun bir tarihsel sürecin sonunda gelen özel vahyin parçasıdır.

Bu nedenle bir insanın bir kez hata yapmasını veya bir soruya ikna olmamasını:

“Artık kalbi kapandı.”

diye yorumlamak doğru değildir.

Kur’an’da ısrar, kibir ve sürekli yüz çevirme önemlidir.

Ama yaşayan bireyler hakkında nihai teşhis yine bize verilmemiştir.

Ayetin üçüncü büyük mesajı sonuç ile görev arasındaki farktır.

Hz. Nûh’un görevi insanları zorla iman ettirmek değildi.

Bu nedenle kaç kişinin iman ettiği, onun peygamberlik değerinin tek ölçüsü olamaz.

Bu, günümüz dünyasında çok önemli bir derstir.

Biz sayılara fazlasıyla değer veriyoruz.

Kaç takipçin var?

Kaç kişi seni izledi?

Kaç kişi ürününü aldı?

Kaç kişi seni alkışladı?

Kaç oy aldın?

Kaç kişi sana katıldı?

Bunlar belirli alanlarda elbette anlamlı göstergelerdir.

Ama hakikatin ölçüsü değildir.

Bir yalan milyonlarca insan tarafından paylaşılabilir.

Doğru bilgi yalnız birkaç kişi tarafından bilinebilir.

Bir insanın çok takipçisi olması onu peygamber yapmaz.

Az takipçisi olması da onu otomatik olarak haklı yapmaz.

Hûd 36’nın dengesi şudur:

Sayıya tapma; fakat azınlığı da kutsallaştırma. Delile bak.

Hz. Nûh’un haklılığı azınlıkta olmasından değil, Allah’ın peygamberi olmasından kaynaklanır.

Ayetin:

“Onların yaptıklarından dolayı üzülme.”

bölümü ise insan psikolojisine çok güçlü bir şekilde dokunur.

Nûh kavmi için yıllarca çaba göstermiştir.

Bir insan gerçekten birinin iyiliğini istediğinde onun yanlış tercihlerinden dolayı acı çekebilir.

Bazen anne babalar bunu yaşar.

Çocuk büyür ve yanlış kararlar verir.

Anne:

“Ben nerede hata yaptım?”

diye yıllarca kendisini suçlayabilir.

Bazen gerçekten ebeveynin hatası vardır ve bununla yüzleşmek gerekir.

Ama her yetişkin insanın bütün tercihini anne babaya yüklemek de doğru değildir.

Çocuğun da iradesi vardır.

Benzer biçimde bir öğretmen her öğrencinin sonucunun tamamından sorumlu değildir.

Doktor tedaviyi önerir; hasta reddedebilir.

Arkadaş yardım teklif eder; kişi kabul etmeyebilir.

Din anlatan insan delili açıklar; muhatap ikna olmayabilir.

İyi niyet, sonuç üzerinde mutlak kontrol sağlamaz.

Bu gerçeği kabul etmek duyarsızlık değildir.

Tam tersine, insanın kendi sınırını sağlıklı biçimde kabul etmesidir.

Hûd 36’nın:

“Üzülme.”

sözünü de:

“Duygusuzlaş.”

şeklinde okumamalıyız.

Nûh zaten insanları önemsemeseydi yıllarca uğraşmazdı.

Onların yaptıklarından etkilenmesi, merhametinin bir göstergesidir.

Fakat bir noktada Allah ona sanki şöyle demektedir:

“Sen görevini yaptın. Artık onların tercihinin bütün ağırlığını kendi kalbinde taşıma.”

Bu, insan için büyük bir tesellidir.

Bazen hayatta yardım etmek ile kendini tüketmek arasındaki çizgiyi kaybediyoruz.

Birini kurtarmaya çalışırken kendi hayatımızı tamamen yok edebiliriz.

Bir yakınımızın her kararını kontrol etmeye çalışabiliriz.

Onun seçiminin sonucunu kendimize ait sanabiliriz.

Oysa merhamet, her zaman kontrol anlamına gelmez.

Bazen merhamet:

yardım etmektir.

Bazen uyarmaktır.

Bazen yanında durmaktır.

Bazen de:

“Ben elimden geleni yaptım; senin seçiminin tamamını yönetemem.”

diyebilmektir.

Bu nedenle Hûd 36, yalnız peygamberlik tarihi değil, sınır bilinci hakkında da büyük bir derstir.

Ayet ayrıca dini anlatan kişilerin “sonuç bağımlılığına” karşı da uyarıcıdır.

Bir konuşma yaptın ve bin kişi etkilenmedi diye söylediğin doğru otomatik olarak yanlış olmaz.

Ama bin kişi alkışladı diye söylediğin de otomatik olarak doğru olmaz.

Din anlatan kişi asıl olarak şunu sormalıdır:

Doğru söyledim mi?

Kaynağıma sadık kaldım mı?

İnsanlara adil davrandım mı?

Kendimi Allah’ın yerine koydum mu?

İnsanların sorularını küçümsedim mi?

Kendi çıkarım için mesajı değiştirdim mi?


Bu sorulara dürüstçe cevap vermek, yalnız sayıya bakmaktan daha önemlidir.

Hûd 36’nın bir başka güçlü dersi de gayb sınırıdır.

Bugün bir kişi:

“Ben baktım, bu insan kesin cehennemlik.”

diyemez.

Bir başkası:

“Şunun yüzünden belli, Allah onu artık istemiyor.”

diyemez.

İnsanların nihai sonunu bilmiyoruz.

Bir kişinin kötü davranışını açıkça eleştirebiliriz.

Suç varsa hukuk uygulanabilir.

Haksızlık varsa karşı çıkabiliriz.

Ama:

eylemi yargılamak ile ebedî kaderi belirlemek aynı şey değildir.

İşte Hûd 36, bu iki alanı ayırmamızı sağlar.

Allah Nûh’a özel olarak:

“Artık iman etmeyecekler.”

demiştir.

Bize ise böyle özel bir vahiy gelmemektedir.

Bu yüzden yaşayan insanlar için daha doğru dil:

“Bu davranış yanlış.”

“Bu düşüncenin delilini zayıf buluyorum.”

“Umarım değişir.”

“Allah hidayet versin.”


gibi ifadeler olabilir.

Bu dil hem hakikati korur hem de insanın geleceği hakkında Allah’ın yerine geçmez.

Ayetin sonundaki teselli, başarısızlık duygusuna kapılan herkes için de önemli bir ölçü verir.

Bazen insan elinden geleni yapar ve sonuç yine istediği gibi olmaz.

Bu durumda hemen:

“Demek ki hiçbir şeyin anlamı yok.”

demek gerekmez.

Bazı çabaların değeri yalnız sonuçta değil, doğru olanı yapmış olmamızdadır.

Hz. Nûh’un sadakati bunun en güçlü örneklerinden biridir.

O, herkes iman etmedi diye peygamberliği değersizleşen biri değildir.

Tam tersine, zor şartlar altında bile görevine devam etmesi onun sabrını ve sadakatini gösterir.

Bu nedenle hayatın önemli bir ölçüsü yalnız:

“Ne kadar sonuç aldın?”

değil,

“Doğru olanı yaparken ne kadar dürüst kaldın?”

sorusudur.

Hûd 36 ile birlikte Nûh kıssasında artık yeni bir dönem başlayacaktır. Tebliğ sürecinin ardından ilahî hükmün uygulama aşamasına geçilecektir. Bir sonraki ayette Allah Hz. Nûh’a gemiyi yapmasını emredecektir.

Bu da bize önemli bir şey gösterecektir: Allah’a güvenmek, Nûh’un oturup beklemesi anlamına gelmez.

Vahiyden sonra eylem gelecektir.

Gemi kendi kendine oluşmayacaktır.

Nûh çalışacaktır.

Bu da tevekkülün pasiflik olmadığını bir kez daha gösterecektir.

Ve belki Hûd Suresi 36. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Başkalarının tercihlerini değiştiremediğimizde kendimizi gereğinden fazla mı suçluyoruz, yoksa görevimiz ile onların iradesi arasındaki sınırı görebiliyor muyuz? Bir insanın bugünkü hâline bakıp onun bütün geleceğini bildiğimizi sanıyor muyuz? Yoksa Hz. Nûh’un bu bilgiyi bile ancak vahiy ile öğrendiğini hatırlayıp, yaşayan hiç kimse için “Bundan artık hiçbir hayır gelmez” diye Allah adına kapıyı kapatmaktan sakınabiliyor muyuz?

“Hz. Nûh, kavminden artık kimsenin iman etmeyeceğini kendi tahminiyle değil, Allah’ın vahyiyle öğrendi. Bu yüzden Hûd 36 başkalarının hidayet kapısını bizim kapatmamıza izin vermez. Elinden geleni yap, doğruyu anlat, merhametini koru; fakat başkasının iradesini kendi sorumluluğun sanıp kendini tüketme. Görevini sadakatle yerine getir; kalplerin ve nihai sonucun hükmünü Allah’a bırak.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt