📖 Hûd Suresi 35. Ayette “Yoksa ‘Onu Uydurdu’ mu Diyorlar? De ki: Eğer Onu Uydurduysam Suçum Bana Aittir; Ben de Sizin İşlediğiniz Suçlardan Uzağım”

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,180
2,736,267
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hûd Suresi 35. Ayette “Yoksa ‘Onu Uydurdu’ mu Diyorlar? De ki: Eğer Onu Uydurduysam Suçum Bana Aittir; Ben de Sizin İşlediğiniz Suçlardan Uzağım” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hakikat iddiası ciddidir; fakat ‘uydurma’ suçlaması da en az onun kadar ciddi bir iddiadır. Hûd 35, bir sözün Allah’a nispet edilmesindeki sorumluluğu hatırlatırken, insanın başkasının günahını taşımayacağını ve herkesin kendi tercihinden sorumlu olduğunu vurgular. Eleştirmek meşrudur; delilsiz biçimde yalancılıkla suçlamak ise eleştirinin ötesine geçer.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hûd Suresi 35. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:

“Yoksa ‘Onu uydurdu’ mu diyorlar? De ki: ‘Eğer onu ben uydurduysam suçum bana aittir. Ben de sizin işlediğiniz suçlardan uzağım.’”

Ayetin Arapçası şöyledir:

“Em yekûlûne’fterâh. Kul ini’fteraytuhû fe aleyye icrâmî ve ene berîun mimmâ tucrimûn.”

Bu ayet ilk bakışta Hz. Nûh kıssasının içinde yer almasına rağmen, hitabın kime yöneldiği konusunda tefsirlerde önemli açıklamalar vardır. Birçok müfessir burada kıssaya kısa bir ara verilerek Hz. Muhammed’e ve Kur’an’ı “uydurma” diye suçlayan muhataplara yönelindiğini belirtmiştir. Bazı değerlendirmelerde ise ifadenin Nûh kıssasının anlatım akışıyla ilişkisi üzerinde durulur. Bu nedenle ayeti tek bir yorum ihtimaline indirgemeden, ortak mesajı üzerinden anlamak daha sağlıklıdır.

2️⃣ Ayetteki “Onu Uydurdu” Sözü Neyi İfade Ediyor ❓​

Ayette:

“em yekûlûne’fterâh”

yani:

“Yoksa onu uydurdu mu diyorlar?”

denilir.

Buradaki “iftira”, sıradan bir anlatım hatasından daha ağırdır. Bir insanın bilerek gerçek olmayan bir şeyi ortaya çıkarıp bunu hakikat gibi sunması anlamı taşır.

Eğer ayet Hz. Muhammed’e yönelik ara hitap olarak okunursa suçlama, onun Kur’an’ı veya anlatılan kıssayı kendisinin uydurduğu iddiasıdır.

Bu nedenle burada basit bir:

“Ben anlamadım.”

veya:

“Bu yoruma katılmıyorum.”

durumu değil, doğrudan bilinçli sahtekârlık suçlaması söz konusudur.

3️⃣ Hûd 35 Gerçekten Hz. Muhammed’e mi Hitap Ediyor ❓​

Tefsirlerde yaygın açıklamalardan biri budur.

Hûd 25’ten itibaren Hz. Nûh kıssası anlatılırken, Hûd 35’te anlatım kısa süreliğine Hz. Muhammed’in muhataplarına döner. Ardından Hûd 36’da tekrar:

“Nûh’a vahyedildi ki...”

denilerek kıssa devam eder.

Bu yapı, 35. ayetin bir ara açıklama veya parantez hitabı olarak anlaşılmasını destekleyen önemli gerekçelerden biridir.

Ancak Kur’an’daki anlatım geçişlerinde farklı tefsir değerlendirmeleri bulunabilir. Esas mesaj değişmez:

Vahyi uydurmak çok ağır bir sorumluluktur; fakat bir peygamberi delilsiz biçimde vahiy uydurmakla suçlamak da hafife alınacak bir iddia değildir.

4️⃣ Kur’an Neden Kendi Hakkındaki “Uydurma” İddiasını Açıkça Gündeme Getiriyor ❓​

Çünkü Kur’an muhaliflerinin itirazlarını gizlemez.

Hz. Muhammed’in karşısındaki insanların tamamı hemen iman etmemiştir. Bazıları onun:

şair,

kâhin,

büyülenmiş,

veya vahyi kendisi uyduran biri

olduğunu ileri sürmüştür.

Kur’an bu iddiaları aktarıp onlara cevap verir.

Bu durum önemli bir düşünme ilkesi gösterir:

Bir iddianın karşı görüşünü aktarmak, o görüşten korkmak değildir.

Sağlam bir düşünce sistemi eleştirinin varlığını inkâr etmek yerine onunla yüzleşebilir.

5️⃣ Bir Dini Eleştirmek “İftira Atmak” mıdır ❓​

Hayır.

Bir insan:

“Bu dinin şu öğretisine katılmıyorum.”

diyebilir.

“Bu ayetin yorumunu ikna edici bulmuyorum.”

diyebilir.

“Peygamberlik iddiasının delillerini araştırmak istiyorum.”

diyebilir.

Bunların hiçbiri tek başına iftira değildir.

İftira çok daha ağır bir şeydir: Kişinin yalan söylediğini veya bilinçli biçimde uydurma yaptığını delilsiz biçimde kesinleştirmek.

Dolayısıyla:

eleştiri ≠ iftira.

Şüphe ≠ hakaret.

Soru ≠ bilinçli yalanlama.


Bu ayrımı korumak, hem dinî hem akademik tartışmalar için önemlidir.

6️⃣ “Eğer Onu Uydurduysam Suçum Bana Aittir” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“in ifteraytuhû fe aleyye icrâmî”

denilir.

Genel anlamıyla:

“Eğer onu uydurduysam, bunun suçu bana aittir.”

Bu çok güçlü bir kişisel sorumluluk ilkesidir.

Eğer gerçekten Allah adına yalan söylenmiş olsaydı, bunun sorumluluğunu başkası taşımazdı. Söyleyen kişi kendi fiilinin hesabını verirdi.

Burada peygamberin muhataplarına karşı savunma yöntemi dikkat çekicidir:

“Eğer sizin iddianız doğruysa bunun hesabı benimdir; fakat siz de kendi yaptıklarınızın hesabından kurtulmazsınız.”

Yani tartışma, herkesin kendi sorumluluğuna döndürülmektedir.

7️⃣ “Suçum Bana Aittir” Demek “Belki Gerçekten Uydurdum” Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Şartlı ifade otomatik olarak şüphe anlamına gelmez.

Bir insan:

“Eğer ben yanlış yaptıysam sorumluluk bana aittir.”

dediğinde mutlaka:

“Sanırım yanlış yaptım.”

demiş olmaz.

Bu, karşı tarafın iddiasını varsayımsal olarak kabul edip onun sonucunu göstermenin bir yöntemidir.

Ayetin mantığı kabaca şöyledir:

“Sizin dediğiniz gibi uydurduğumu varsaysak bile, bunun günahını ben taşırım. Fakat bu varsayım sizin kendi yanlış davranışlarınızı aklamaz.”

Dolayısıyla burada peygamberliğe yönelik bir tereddüt değil, sorumluluğun şahsiliği vurgulanmaktadır.

8️⃣ Bir İnsan Allah Adına Yanlış Bilgi Verirse Her Zaman “İftiracı” mı Olur ❓​

Hayır. Burada çok önemli bir ayrım gerekir.

Bir insan:

ayet anlamını yanlış hatırlayabilir,

hadisin kaynağını karıştırabilir,

tefsirde hata yapabilir,

yanlış tercüme kullanabilir

veya samimi bir içtihatta yanılabilir.

Bunlar düzeltilmesi gereken hatalardır; fakat otomatik olarak Allah’a bilinçli yalan uydurmak değildir.

İftira, kasıt unsurunu taşır.

Kişi bir şeyin Allah tarafından söylenmediğini bildiği hâlde:

“Allah kesin böyle dedi.”

diye uyduruyorsa mesele çok daha ağırdır.

Hata ≠ bilinçli iftira.

Bu ayrım yapılmazsa dinî tartışmalar kolayca haksız suçlamalara dönüşür.

9️⃣ “Allah Böyle Dedi” Demeden Önce Neden Çok Dikkatli Olmalıyız ❓​

Çünkü Allah adına konuşmak büyük bir sorumluluktur.

Bir insan kendi görüşünü:

“Bence bu daha doğru.”

diye sunabilir.

Bu normaldir.

Ama kendi yorumunu:

“Allah kesin böyle istiyor.”

diye sunmaya başladığında iddianın seviyesi değişir.

Örneğin toplumda geleneksel olarak ayıp görülen bir davranış her zaman:

haram

olmayabilir.

Aile geleneği:

farz

olmayabilir.

Bir mezhebin içtihadı doğrudan:

vahyin kendisi

değildir.

Bu yüzden:

kültür ≠ otomatik din.

İçtihat ≠ vahiy.

Âlimin yorumu ≠ Allah’ın değişmez sözü.


Dinî bilgi aktarırken bu sınırlar korunmalıdır.

🔟 Hûd 35 Dinî Bilgi Paylaşırken Kaynak Kontrolünü Önemli Hâle Getirir mi ❓​

Kesinlikle.

Günümüzde özellikle sosyal medyada:

“Kur’an’da şöyle yazıyor.”

denilen fakat Kur’an’da bulunmayan sözler,

“Peygamber şöyle buyurdu.”

diye paylaşılan fakat güvenilir kaynağı olmayan ifadeler,

ve:

“İslam’da kesinlikle böyledir.”

diye sunulan kişisel yorumlar

çok hızlı yayılabilir.

İyi niyet, yanlış bilgiyi doğru hâle getirmez.

Bu nedenle bir söz Allah’a veya peygambere nispet edilecekse kaynağını kontrol etmek dinî sorumluluğun bir parçasıdır.

Yanlış aktardığımızı fark edersek de düzeltmekten utanmamalıyız.

Yanlış bilgiyi düzeltmek güven kaybı değil, dürüstlük göstergesidir.

1️⃣1️⃣ “Ben Sizin İşlediğiniz Suçlardan Uzağım” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“ve ene berîun mimmâ tucrimûn”

denilir.

Genel olarak:

“Ben sizin işlediğiniz suçlardan / günahlardan uzağım.”

anlamındadır.

Buradaki “berî”, belirli bir davranıştan sorumluluğu reddetme, onunla ilişkili olmadığını açıklama anlamındadır.

Bu ifade:

“Siz insan olarak hiçbir değere sahip değilsiniz.”

demek değildir.

Kişi davranışı reddedebilir ama insanın varlığını ve temel onurunu inkâr etmek zorunda değildir.

Fiilden beri olmak ≠ kişiye sınırsız nefret.

1️⃣2️⃣ “Sizin Günahınızdan Uzağım” Demek Bütün İlişkiyi Kesmek midir ❓​

Her zaman değil.

İnsan bir yakınının yanlış davranışından uzak durabilir ama onunla insanî ilişkisini tamamen koparmayabilir.

Örneğin bir arkadaş yasa dışı veya ahlaken yanlış bir iş yapıyorsa:

“Ben buna katılmıyorum ve bunun içinde olmayacağım.”

diyebilirsin.

Bu:

“Seni insan olarak tamamen yok sayıyorum.”

demek zorunda değildir.

Hûd 35’teki beri olma, öncelikle sorumluluğun ayrılmasıdır.

Ben senin fiilini taşımıyorum.

Sen de benim fiilimi taşımıyorsun.

Bu, kişisel sorumluluğun temelidir.

1️⃣3️⃣ İnsan Başkasının Günahını Taşır mı ❓​

Kur’an’ın genel ilkesi, herkesin kendi fiilinden sorumlu olmasıdır.

Ancak burada önemli bir ayrıntı vardır.

Bir insan başkasını:

bilerek kötülüğe teşvik ederse,

yanlış bilgiyle yönlendirirse,

suç işlemeye yardım ederse,

zararlı bir sistem kurarsa

kendi katkısından dolayı ayrıca sorumlu olabilir.

Bu durumda başkasının günahını keyfî biçimde taşımıyor; kendi etkisinin ve katkısının sorumluluğunu taşıyor.

Dolayısıyla:

kişisel sorumluluk ≠ başkalarına verdiğimiz etkinin önemsiz olması.

İnsan hem kendi fiilinden hem de bilinçli biçimde ürettiği sonuçlardan sorumlu olabilir.

1️⃣4️⃣ Bir Lider “Ben Yapmadım, Takipçilerim Yaptı” Diyerek Sorumluluktan Kaçabilir mi ❓​

Her zaman değil.

Eğer lider:

emir vermiş,

teşvik etmiş,

örgütlemiş,

göz yummuş

veya bilinçli biçimde yanlış bilgi üretmişse,

“Ben kendi elimle yapmadım.”

demesi sorumluluğunu otomatik olarak kaldırmaz.

Hûd 35’in kişisel sorumluluk ilkesi, sorumluluğu yok etmek için değil, gerçek sorumluluğu doğru kişiye bağlamak için okunmalıdır.

Kim ne yaptı?

Kim neyi emretti?

Kim hangi zarara katkıda bulundu?

Bunlar delille değerlendirilir.

Kişisel sorumluluk, zincirleme sorumluluğu ortadan kaldırmaz; onu kanıta bağlar.

1️⃣5️⃣ Birini “Yalancı” veya “Uydurmacı” İlan Etmek İçin Delil Gerekir mi ❓​

Evet.

Bir kişinin söylediği bilginin yanlış olduğunu göstermek başka, onun bunu bilerek yalan söylediğini kanıtlamak başkadır.

Bir insan:

yanlış bilgi verebilir.

Eksik hatırlayabilir.

Kötü kaynağa güvenebilir.

Yanlış çıkarım yapabilir.

Bunların hepsi eleştirilebilir.

Fakat:

“Sen bunu bilerek uydurdun.”

demek, kişinin niyeti hakkında daha ağır bir iddiadır.

Bu nedenle sağlam delil olmadan insanların niyetini kesinleştirmek adaletsiz olabilir.

Yanlış bilgi ≠ otomatik yalancılık.

Bu ayrım, günümüz tartışmalarında özellikle önemlidir.

1️⃣6️⃣ Eleştiri ile Karalama Arasındaki Sınır Nerededir ❓​

Eleştiri:

iddianın içeriğini,

delilini,

mantığını

ve sonuçlarını

inceler.

Karalama ise çoğu zaman kişiyi hedef alır ve delilden bağımsız biçimde itibarsızlaştırmaya çalışır.

Örneğin:

“Bu görüşün şu delili zayıf.”

bir eleştiridir.

“Bu adam zaten sahtekâr, hiçbir şeyini dinlemeyin.”

ise ciddi bir kişilik iddiasıdır ve delil gerektirir.

Bir insan gerçekten sahtekâr olabilir; mesele bunu söylemenin her durumda yasak olması değildir. Mesele, kanıtsız suçlamayı hakikat yerine koymamaktır.

Hûd 35 bu açıdan tartışma ahlakını da güçlendirir.

1️⃣7️⃣ Ayet “Benim Günahım Bana, Sizin Günahınız Size; Kimse Kimseye Karışmasın” mı Diyor ❓​

Hayır.

Bu ayetten ahlaki relativizm çıkarılamaz.

Toplumda:

cinayet,

hırsızlık,

dolandırıcılık,

şiddet,

hak ihlali

gibi davranışlar:

“Benim kişisel tercihim.”

denilerek dokunulmaz hâle getirilemez.

Toplumun hukuku ve insanların hakları vardır.

Hûd 35’in vurgusu, nihai ahlaki sorumluluğun başkasına otomatik olarak yüklenemeyeceğidir.

Kişisel sorumluluk, kamu zararlarının hukuk tarafından değerlendirilmesini ortadan kaldırmaz.

Bireysel hesap ≠ toplumsal kuralsızlık.

1️⃣8️⃣ Hûd 34 ve 35 Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır ❓​

Hûd 34’te Hz. Nûh:

“Size öğüt vermek istesem bile hidayeti zorla sağlayamam; Rabbiniz Allah’tır ve O’na döndürüleceksiniz.”

demişti.

Hûd 35’te ise anlatım, yaygın tefsir açıklamasına göre kısa süreliğine Hz. Muhammed’in muhataplarına döner ve:

“Yoksa bunu uydurdu mu diyorlar?”

sorusunu gündeme getirir.

İki ayetin ortak noktası sorumluluk ve yetki sınırıdır.

Nûh insanların kalplerinin sahibi değildir.

Hz. Muhammed de Allah adına uydurma yaparsa bunun sorumluluğunu başkasına yükleyemez.

Muhataplar da kendi reddedişlerinin hesabını peygambere bırakamaz.

Sonunda herkes Allah karşısında kendi payına düşen sorumlulukla yüzleşecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hûd Suresi 35. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hûd Suresi 35. ayet, çok kısa bir ifadeyle üç büyük meseleyi bir araya getirir:

Hakikat iddiasının ciddiyeti, suçlamanın sorumluluğu ve kişisel hesap.

Ayet önce:

“Yoksa ‘onu uydurdu’ mu diyorlar?”

diye sorar.

Bu soru bize önemli bir tartışma ilkesi öğretir.

Bir düşünceyi reddetmek istiyorsak onu reddedebiliriz.

Delilini yetersiz bulabiliriz.

Eleştirebiliriz.

Fakat:

“Bunu söyleyen kişi bilerek yalan söylüyor.”

demek ayrı bir iddiadır.

İşte burada delil gerekir.

Bu ayrımı günlük hayatta çoğu zaman kaybediyoruz.

Bir insan bizimle aynı sonuca ulaşmadığında hemen:

“Kötü niyetli.”

diyebiliyoruz.

Bir siyasetçi yanlış bilgi verdiğinde:

“Kesin bilerek yalan söylüyor.”

diyebiliyoruz.

Bir din adamı yanlış bir kaynak kullandığında:

“Dini bilerek çarpıtıyor.”

diyebiliyoruz.

Bir arkadaşımız olayı bizden farklı hatırladığında:

“Yalancı.”

diyebiliyoruz.

Oysa bazen insan gerçekten yanılır.

Hafıza yanılır.

Bilgi eksik olabilir.

Kaynak yanlış olabilir.

Yorum hatalı olabilir.

Bilinçli yalanı, samimi hatadan ayırmak adaletin gereğidir.

Bu, hatayı görmezden gelmek değildir.

Yanlış yanlış olarak söylenir.

Ama:

“Yanlış söyledin.”

ile:

“Bilerek yalan söyledin.”

aynı cümle değildir.

Hûd 35’in ikinci büyük mesajı Allah adına konuşmanın ağırlığıdır.

Eğer vahiy gerçekten insan tarafından uydurulmuş olsaydı, bu çok büyük bir suç olurdu.

Çünkü burada yalnız insan kandırılmıyor; Allah adına sahte söz üretiliyor.

Bu nedenle din anlatan herkesin dilinde şu ayrım son derece değerli olmalıdır:

“Kur’an açıkça şöyle diyor.”

“Bu konuda hadislerde şöyle bir rivayet var.”

“Bu mezhebin görüşü şöyledir.”

“Benim kanaatim ise budur.”


Bu dört cümle aynı şey değildir.

Hepsini:

“Allah böyle buyurdu.”

şeklinde sunmak doğru değildir.

İnsan yorumunu vahye dönüştürmemelidir.

Bazen dini en çok koruyan şey:

“Bilmiyorum.”

diyebilmektir.

Çünkü bilmediğimiz yerde kesin konuşmak, insanlara yanlış bir Allah tasavvuru aktarabilir.

Bu yüzden dinî bilgi verirken kaynak disiplini çok önemlidir.

Sosyal medyada bir cümle görürüz:

“Kur’an’da şöyle geçiyor.”

Paylaşmadan önce gerçekten geçiyor mu diye bakmak gerekir.

Bir sözün altında:

“Hadis-i şerif.”

yazıyor diye otomatik olarak sahih hadis olmayabilir.

Bir görsel milyon kez paylaşılmış olabilir.

Popülerlik yine delil değildir.

Allah ve peygamber adına konuşuyorsak doğrulama sorumluluğumuz daha da büyür.

Yanlış bir bilgi paylaştığımızı fark ettiğimizde ise onu savunmaya devam etmek yerine düzeltmek gerekir.

Bazı insanlar:

“Düzeltirsem itibarım azalır.”

diye düşünür.

Oysa:

“Daha önce bunu yanlış aktarmışım; doğrusu şuymuş.”

demek güvenilirliği azaltmak zorunda değildir.

Tam tersine kişinin hakikati kendi egosunun önüne koyduğunu gösterebilir.

Hata yapmak insanidir; hatayı bile bile sürdürmek başka bir şeydir.

Hûd 35’in:

“Eğer uydurduysam suçum bana aittir.”

cümlesi bu anlamda büyük bir hesap bilinci taşır.

İnsan kendi sözünün sorumluluğunu üstlenebilmelidir.

Bugün bunun tam tersi çok sık görülür.

Yanlış bilgi yayılır.

Sonra:

“Ben de bir yerden görmüştüm.”

denir.

Bu mazeret her zaman yeterli değildir.

Özellikle yüz binlerce insana hitap eden bir kişi, paylaşımının etkisini düşünmek zorundadır.

Etkimiz büyüdükçe doğrulama sorumluluğumuz da büyür.

Bir kişinin beş arkadaşına yanlış bilgi aktarmasıyla milyonlarca takipçiye aynı yanlış bilgiyi yayması arasında sonuç bakımından fark olabilir.

Bu nedenle kişisel sorumluluk yalnız:

“Ben ne yaptım?”

sorusunu değil,

“Yaptığım şey başkalarını nasıl etkiledi?”

sorusunu da içerir.

Ayetin:

“Ben sizin işlediğiniz suçlardan uzağım.”

kısmı da önemli bir sınır koyar.

İnsan başkasının fiilini taşımak zorunda değildir.

Bir aile üyesi suç işledi diye bütün aile suçlu olmaz.

Bir toplumdan biri yanlış yaptı diye bütün topluluk aynı suçla damgalanamaz.

Bir dine mensup biri korkunç bir davranış yaptı diye o dine mensup bütün insanlar aynı fiilin faili ilan edilemez.

Bir milletin geçmişteki yöneticilerinin yaptığı kötülük, o milletten bugün yaşayan her bireyin kişisel suçu değildir.

Toplu suçlama adalet değildir.

Kimin ne yaptığını ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.

Bu ilke, özellikle nefret diline karşı çok değerlidir.

Bir kişi suç işler.

Sonra onun:

etnik kimliği,

dini,

mezhebi,

milliyeti

veya sosyal grubu

üzerinden milyonlarca insan suçlanır.

Hûd 35’in kişisel sorumluluk mantığı bizi bu kolaycılıktan uzaklaştırır.

Suç failiyle ilişkilendirilir; delilsiz biçimde bütün kimliğe yayılmaz.

Fakat bunun tersini de yapmamak gerekir.

Bir insan:

“Herkes kendi günahından sorumlu.”

deyip örgütlediği bir kötülüğün sorumluluğundan kaçamaz.

Eğer insan:

yalan propagandası üretmiş,

başkalarını şiddete teşvik etmiş,

dolandırıcılık sistemi kurmuş

veya insanları bilerek yanlış yönlendirmişse,

bunun kendi payına düşen hesabı vardır.

Başkaları kendi eylemlerinin sorumluluğunu taşırken, o da onları yönlendirmedeki kendi sorumluluğunu taşır.

Bu nedenle İslam’daki bireysel sorumluluk:

“Kimse kimseyi etkilemez.”

anlamına gelmez.

Aksine insanın etkisini de hesaba katar.

Hûd 35’in bir başka önemli dersi “berî olmak” kavramıyla ilgilidir.

Bir yanlıştan uzak olduğunu söylemek, o yanlışı yapan insanı insanlıktan çıkarmayı gerektirmez.

Bir arkadaşın sana:

“Ben şu yasa dışı işi yapacağım.”

diyebilir.

Sen:

“Ben bunun içinde yokum; bunu doğru bulmuyorum.”

diyebilirsin.

Bu çok net bir ahlaki sınırdır.

Ama:

“Artık sen insan değilsin.”

demek başka bir şeydir.

İslam ahlakında yanlış davranış güçlü biçimde reddedilebilirken, adalet yükümlülüğü devam eder.

Karşı tarafı sevmek zorunda değilsin.

Ama ona iftira atamazsın.

Yanlışını desteklemek zorunda değilsin.

Ama yapmadığı şeyi ona yükleyemezsin.

Bu, çok yüksek bir ahlaki ölçüdür.

Adaletin gerçek testi bazen sevmediğimiz insan hakkında başlar.

Sevdiğimiz kişiye adil davranmak kolaydır.

Asıl mesele:

sevmediğimiz kişiye de yapmadığı suçu yüklememektir.

Hûd 35 aynı zamanda dinî otorite karşısındaki tavrımızı da dengeler.

Bir din adamının söylediği bir şeyi eleştirmek:

Allah’ı eleştirmek değildir.

Bir tefsire katılmamak:

Kur’an’ı reddetmek değildir.

Bir mezhep görüşünün delilini sorgulamak:

dinden çıkmak değildir.

Çünkü vahiy ile insan yorumu birbirinden ayrılmalıdır.

Fakat bunun tersi de geçerlidir.

Bir dinî otoriteye katılmadığımız için onu hemen:

“Dini bilerek uyduruyor.”

diye suçlayamayız.

Belki yanlış yorumlamıştır.

Belki bizim anlamadığımız güçlü bir delili vardır.

Önce incelemek gerekir.

Eleştiri yap ama niyet uydurma.

Bu, Hûd 35’in günümüzdeki en kıymetli derslerinden biri olabilir.

Ayet bize hakikat konusunda hem cesaret hem tevazu kazandırır.

Cesaret şudur:

Yanlış gördüğün şeyi eleştirmekten çekinme.

Tevazu ise şudur:

Bilmediğin niyetler hakkında kesin konuşma.

Bir insanın sözünü değerlendirebiliriz.

Davranışını değerlendirebiliriz.

Delili değerlendirebiliriz.

Fakat kalbin bütün hikâyesini Allah bilir.

Bu nedenle dini savunmak adına bile olsa haksızlık yapamayız.

Hakikat, iftiraya ihtiyaç duymaz.

İslam’ı savunmak için yalan bilgi üretmek İslam’a hizmet değildir.

Peygamberi savunmak için tarihsel gerçekleri çarpıtmak peygamber sevgisi değildir.

Kur’an’ı savunmak için bilimsel olmayan iddiaları:

“Kesin bilimsel mucize.”

diye zorlamak Kur’an’ın değerini artırmaz.

Gerçek doğruysa, onu doğru yöntemle savunmak gerekir.

İyi niyet yanlış yöntemi otomatik olarak doğru yapmaz.

Hûd 35’in en derin yönlerinden biri belki de burada ortaya çıkar:

Hakikat adına konuşurken de hakikate sadık kalmak zorundasın.

Son olarak bu ayet bizi kendi sözlerimizin arkasında durmaya çağırır.

Söylediğimiz şey doğruysa delilini sunalım.

Yanlışsa düzeltelim.

Bilmediğimiz konuda bilmiyorum diyelim.

Birinin bizi haksız yere suçladığını düşünüyorsak da öfkeyle yeni iftiralar üretmek yerine kendi sorumluluğumuzu koruyalım.

Çünkü sonunda mesele yalnız:

“Tartışmayı kim kazandı?”

değildir.

Daha büyük soru şudur:

“Allah karşısında kim neyin sorumluluğunu taşıyor?”

Ve belki Hûd Suresi 35. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Bir insana katılmadığımızda onun görüşünü mü eleştiriyoruz, yoksa kolayca “yalancı, uydurmacı, kötü niyetli” etiketi mi yapıştırıyoruz? Din hakkında konuşurken kendi yorumumuzu Allah’ın sözü gibi sunmaktan sakınabiliyor muyuz? Ve yanlış yaptığımızı fark ettiğimizde suçu başkasına atmak yerine “Bu benim sorumluluğum” diyebilecek kadar dürüst olabiliyor muyuz?

“Bir sözün yanlış olduğunu göstermek başka, onu söyleyen kişiyi bilerek yalan uydurmakla suçlamak başkadır. Hûd 35 hem Allah adına söz üretmenin hem de insanlara delilsiz iftira atmanın ağırlığını hatırlatır. Kendi görüşünü vahiy yerine koyma, samimi hatayı bilinçli yalanla karıştırma ve başkasının suçunu bütün bir topluluğa yükleme. Herkes kendi sorumluluğuyla Allah’ın huzuruna çıkacaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt