En‘âm Suresi 1. Ayette “Hamd, Gökleri ve Yeri Yaratan, Karanlıkları ve Aydınlığı Var Eden Allah’a Mahsustur; Buna Rağmen İnkâr Edenler Rablerine Başkalarını Denk Tutarlar” İfadesi Ne Anlama Gelir
“En‘âm Suresi 1. ayet, insanı doğrudan varlığın en temel sorusuyla karşılaştırır: Bu göklerin, bu yerin, karanlığın ve aydınlığın kaynağı kimdir? Kur’an’ın cevabı nettir; yaratma Allah’a aitse, mutlak kulluk ve hamd de yalnızca O’na ait olmalıdır.”
Ersan Karavelioğlu
Mâide Suresi’nin tamamlanmasının ardından Kur’an’ın altıncı suresi olan En‘âm Suresi başlar.
Ve sure ilk cümlesinden itibaren doğrudan tevhidin merkezine girer:
“Hamd Allah’a mahsustur.”
Neden?
Çünkü:
Gökleri O yarattı.
Yeri O yarattı.
Karanlıkları O var etti.
Aydınlığı O var etti.
Fakat ayetin sonunda çarpıcı bir karşıtlık ortaya çıkar:
Bütün bunlara rağmen bazı insanlar yine de başka varlıkları Rablerine denk tutarlar.
Böylece En‘âm Suresi daha ilk ayetinde büyük bir mantık kurar:
Yaratıcı kimse, nihai kulluk da O’na yönelmelidir.
“Hamd Allah’a Mahsustur” Ne Anlama Gelir
“Hamd”, yalnızca:
“Teşekkür ederim.”
demek değildir.
Hamd;
övgü,
şükür,
yüceltme
ve nimetin kaynağını tanıma
anlamlarını birlikte taşır.
İnsan bir nimetten dolayı teşekkür edebilir.
Ama hamd daha geniştir.
Allah yalnız verdiği nimetlerden dolayı değil, kemal ve yücelik sahibi olduğu için de övülür.
Hamd ile Şükür Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Şükür genellikle alınan bir nimete karşı gösterilir.
İnsan:
“Bana bunu verdiğin için teşekkür ederim.”
der.
Hamd ise bundan daha kapsamlıdır.
Bir nimet almasan bile Allah’ın;
yaratması,
hikmeti,
adaleti
ve kudreti
sebebiyle O’nu yüceltebilirsin.
Bu nedenle hamd, şükürden daha geniş bir anlam alanına sahiptir.
Ayet Neden Göklerin ve Yerin Yaratılmasıyla Başlıyor
Çünkü gökler ve yer insanın bütün varlık alanını temsil eder.
İnsan başını kaldırır:
gökyüzünü görür.
Ayağının altına bakar:
yeryüzünü görür.
Kur’an bu iki büyük alanı birlikte zikrederek:
“Gördüğün bütün varlık düzeninin kaynağı Allah’tır.”
mesajını verir.
Bu, tevhidin kozmik boyutudur.
“Gökleri Yaratan Allah” İfadesi Bize Ne Söyler
İnsan gökyüzüne baktığında;
Güneş’i,
Ay’ı,
yıldızları
ve uçsuz bucaksız evreni
görür.
Bugün astronomi bize evrenin hayal edilemeyecek büyüklüğünü gösteriyor.
Kur’an açısından bütün bu düzenin nihai yaratıcısı Allah’tır.
İnsan evreni keşfeder.
Ama onu var eden değildir.
“Yeri Yaratan Allah” Ne Anlama Gelir
Yeryüzü insanın yaşam alanıdır.
Toprak,
su,
dağlar,
denizler,
bitkiler,
hayvanlar
ve insan hayatı
burada bulunur.
Ayet insana üzerinde yürüdüğü dünyanın bile kendisine ait olmadığını hatırlatır.
İnsan dünyada misafirdir.
Yerin yaratıcısı Allah’tır.
“Karanlıkları Yarattı” İfadesindeki Çoğul Neden Dikkat Çekicidir
Arapça ifadede karanlıklar çoğul, ışık ise tekil olarak gelir.
Klasik yorumlarda bu dilsel tercih üzerinde çok durulmuştur.
Bundan çeşitli sembolik anlamlar çıkarılmıştır:
Yanlış yollar çok olabilir.
Hakikat ise özünde tek olabilir.
Ancak ayetin öncelikli anlamı fiziksel ve kozmik yaratılış bağlamındadır.
Karanlık da yaratılmıştır.
Aydınlık da yaratılmıştır.
Karanlık Kötülük Anlamına mı Gelir
Her zaman değil.
Fiziksel karanlık yaratılışın doğal parçasıdır.
Gece olmasaydı;
dinlenme,
biyolojik ritim
ve birçok doğal süreç
farklı olurdu.
Kur’an başka bağlamlarda karanlığı mecazen;
cehalet,
sapma
ve zulüm
için kullanabilir.
Fakat bu ayette öncelikle yaratılış düzenine vurgu yapılır.
Aydınlık Neden Bu Kadar Güçlü Bir Sembol Olmuştur
Çünkü ışık görmeyi sağlar.
Karanlıkta nesne vardır ama sen göremezsin.
Işık geldiğinde gerçeklik görünür hâle gelir.
Bu nedenle Kur’an’da ışık aynı zamanda;
hidayet,
bilgi,
iman
ve hakikat
için güçlü bir sembol hâline gelir.
Fiziksel ışık gözün önünü açar.
Hakikat ışığı ise zihnin ve kalbin önünü açar.
Allah Hem Karanlığı Hem Aydınlığı Yarattıysa Bunun Mesajı Nedir
Mesajlardan biri şudur:
Evrenin farklı görünen unsurları aynı yaratıcıya aittir.
Gece başka bir tanrıya,
gündüz başka bir tanrıya,
güneş başka bir güce
ve yağmur başka bir ilaha
ait değildir.
Kur’an çoktanrılı evren tasavvurunu reddeder.
Bütün yaratılış tek Rabbin kudreti altındadır.
“Buna Rağmen İnkâr Edenler…” İfadesi Neden Şaşırtıcıdır
Çünkü ayet bir mantıksal karşıtlık kurar.
Önce:
Allah yarattı.
denir.
Sonra:
Buna rağmen insanlar başkalarını Allah’a denk tutuyor.
Bu, ayetin şaşkınlık uyandıran noktasıdır.
Eğer yaratıcı Allah ise, insan nasıl olur da yaratılmış varlıklara mutlak ilahî statü verebilir?
Kur’an bu çelişkiyi sorgular.

“Rablerine Denk Tutarlar” Ne Demektir
Burada kullanılan anlam, başka varlıkları Allah’a;
eş,
ortak,
denk
veya benzer ilahî yetkiye sahip
kabul etmekle ilgilidir.
Bu sadece taştan bir puta tapmak değildir.
İnsan bir yaratılmışa Allah’a ait mutlak özellikler verirse tevhid açısından problem ortaya çıkar.
Kur’an buna şirk der.

Şirk Sadece Heykele Tapmak mıdır
Hayır.
Putperestlik şirkin bir biçimidir.
Ama kavram daha geniştir.
Bir varlığa;
mutlak kudret,
bağımsız ilahlık,
sınırsız bilgi
veya Allah’a ait ibadet hakkı
vermek de şirk anlayışı içinde değerlendirilir.
Tevhid bu nedenle yalnızca:
“Put yok.”
demek değildir.
Aynı zamanda:
“Allah’ın mutlak konumunu başka hiçbir varlığa vermem.”
demektir.

İnsan Neden Yaratılmış Bir Şeyi İlâhlaştırır
Çünkü görünür şey insana daha yakın gelir.
Bir insan güçlü bir lidere hayran olabilir.
Doğadan korkabilir.
Güneşe hayranlık duyabilir.
Bir peygambere aşırı sevgi besleyebilir.
Sonra bu hayranlık zamanla kutsallaştırmaya dönüşebilir.
Kur’an insanın bu eğilimine karşı sürekli aynı ölçüyü koyar:
Yaratılan ile Yaratan arasındaki sınırı koru.

En‘âm Suresinin İlk Ayeti Neden Tevhidle Başlıyor
Çünkü surenin ana temalarından biri Allah’ın birliği ve şirk eleştirisidir.
Surenin ilerleyen ayetlerinde;
yaratılış,
rızık,
ölüm,
diriliş,
peygamberlik
ve müşriklerin çeşitli inançları
ele alınacaktır.
İlk ayet bütün tartışmalar için temel kurar:
Önce yaratıcıyı doğru tanı.
Gerisi bunun üzerine inşa edilir.

Yaratılışı Düşünmek İmanı Nasıl Etkileyebilir
Kur’an insanı sadece ezberlemeye değil, bakmaya çağırır.
Gökyüzüne bak.
Geceye bak.
Işığa bak.
Toprağa bak.
Kendi bedenine bak.
Sonra sor:
“Bütün bunların kaynağı nedir?”
Bu düşünce insanı doğrudan imana zorlayan matematiksel bir işlem değildir.
Ama varoluş hakkında derin bir bilinç oluşturabilir.

Bilim ile Bu Ayetin Mesajı Çelişir mi
Bilim genellikle:
“Bu olay nasıl gerçekleşiyor?”
sorusunu araştırır.
Fizik ışığı inceler.
Astronomi gök cisimlerini inceler.
Jeoloji dünyayı inceler.
Kur’an ise daha temel varoluşsal bir soru ortaya koyar:
“Bütün varlığın nihai kaynağı nedir?”
Bunlar her durumda aynı soru değildir.
Bu nedenle bilimsel mekanizmaları öğrenmek, ayetin yaratıcıya yönelik metafizik iddiasını otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

Mâide Suresinin Son Ayetiyle En‘âm Suresinin İlk Ayeti Arasında Nasıl Bir Bağ Var
Bu geçiş son derece güzeldir.
Mâide 120 şöyle bitmişti:
“Göklerin, yerin ve bunlarda bulunan her şeyin hükümranlığı Allah’ındır.”
En‘âm 1 ise şöyle başlar:
“Gökleri ve yeri yaratan Allah’a hamd olsun.”
Yani bir sure:
Allah’ın mülkü
ile biter.
Diğeri:
Allah’ın yaratması
ile başlar.
Mesaj birbirini tamamlar:
Çünkü yaratan O’dur, gerçek mülk de O’nundur.

Bu Ayetin Günümüz İnsanına En Büyük Mesajı Nedir
Belki de şu:
Hayran olduğun şeyle onun kaynağını karıştırma.
Evrene hayran ol.
Ama evreni mutlaklaştırma.
Doğaya hayran ol.
Ama doğayı ilahlaştırma.
İnsana hayran ol.
Ama insanı mutlaklaştırma.
Bilime hayran ol.
Ama insan bilgisını sınırsız sanma.
Kur’an insanın hayranlığını yok etmek istemez.
Onu kaynağına yöneltmek ister.

En‘âm Suresi 1. Ayet Bize Bugün Ne Söylüyor
En‘âm Suresi daha ilk ayetinde insanın önüne bütün evreni koyar.
Gökyüzüne bak.
Yeryüzüne bak.
Geceye bak.
Işığa bak.
Ve sonra kendine sor:
Bunların hiçbirini sen yapmadın.
Dünyaya geldiğinde gökyüzü zaten oradaydı.
Güneş zaten doğuyordu.
Gece zaten geliyordu.
Toprak zaten vardı.
Hayat senden önce başlamıştı.
Ve büyük ihtimalle senden sonra da devam edecek.
İnsan buna rağmen zaman zaman evrenin merkezindeymiş gibi yaşayabilir.
Sanki her şey onun için var olmuş gibi.
Sanki sahip olduğu güç mutlakmış gibi.
Sanki kendi zekâsı bütün gerçekliği kuşatıyormuş gibi.
En‘âm 1 bu kibri daha ilk cümlede kırar:
“Hamd, gökleri ve yeri yaratan Allah’a mahsustur.”
Yani:
Sen yaratıcı değilsin.
Sen var edilmişsin.
Sen ışığı üretmedin.
Sen güneşi koymadın.
Sen dünyayı döndürmüyorsun.
Sen yaşamın temel yasalarını kurmadın.
Sen sadece bu büyük düzenin içinde kısa bir süre yaşayan insansın.
Bu düşünce insanı değersizleştirmez.
Tam tersine ona gerçek yerini verir.
Çünkü insanın büyüklüğü Allah olmakta değildir.
Allah’ın yarattığı evrende bilinçli, ahlaklı ve sorumlu bir kul olabilmektedir.
Ayetin sonundaki problem de burada ortaya çıkar.
İnsan yaratıcıyı kabul ettiği hâlde başka şeyleri mutlaklaştırabilir.
Para.
Güç.
İnsan.
İdeoloji.
Şöhret.
Bilgi.
Arzu.
Bunlar kendi başlarına “tanrı” diye adlandırılmayabilir.
Fakat insan hayatını bütünüyle bunların hükmüne bırakırsa tevhidin ahlaki anlamını kaybetmeye başlayabilir.
Bu yüzden En‘âm Suresi’nin daha ilk ayeti yalnızca eski putperestlere konuşmaz.
Modern insana da sorar:
Hayatında gerçekte neyi mutlaklaştırıyorsun?
Ve belki de En‘âm 1’in bugün için en güçlü cümlesi şudur:
Gökleri ve yeri sen yaratmadın; o hâlde varlığın merkezine kendini veya başka bir yaratılmışı değil, Yaratan’ı koy. Çünkü yaratma O’na aitse, mutlak hamd ve kulluk da yalnızca O’na aittir.
“En‘âm Suresi 1. ayet, gökten yere, karanlıktan aydınlığa kadar bütün varlığı tek bir kaynağa bağlar. İnsan yaratılmış olana hayran olabilir; fakat tevhid, hayranlığın sonunda yaratılmışta durmayıp Yaratan’a ulaşmasını ister.”
Ersan Karavelioğlu