Duhâ Suresi 10. Ayette “İsteyeni de Sakın Azarlama” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve İhtiyaç Sahibi, Soru Soran İnsan, Merhametli İletişim, İnsan Onuru, Dil Ahlakı, Yardım, Reddetme Biçimi Ve Toplumsal Nezaket Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“İnsanın veremediği zaman bile incitmemeyi başarabilmesi, merhametin yalnız elde değil, dilde ve tavırda da bulunması gerektiğini gösterir.”
Ersan Karavelioğlu
“وَأَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْ — Ve Emme’s Sâile Felâ Tenher” Ne Demektir
Duhâ Suresi’nin onuncu ayetinde şöyle buyrulur:
وَأَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْ
Anlam olarak:
“İsteyeni de sakın azarlama.”
(Duhâ Suresi, 93/10)
Bir önceki ayette:
“Öyleyse yetimi sakın ezme.”
buyrulmuştu.
Şimdi aynı ahlaki çizgi genişletilir:
Böylece Duhâ Suresi yalnız yardımın kendisini değil, yardım isteyen insanla nasıl konuşulduğunu da ahlakın konusu hâline getirir.
“Es Sâil — İsteyen” Kimdir
Sâil kelimesi:
isteyen,
talepte bulunan,
soru soran
anlamlarına gelebilir.
Bu nedenle klasik yorumlarda ayet hem:
maddi yardım isteyen kişiyi,
hem de:
bilgi soran, öğrenmek isteyen kimseyi
kapsayabilecek şekilde değerlendirilmiştir.
Bağlamda ihtiyaç sahibi anlamı oldukça güçlüdür.
Fakat kelimenin daha geniş anlamı, ayetin soru soran insanın da küçümsenmemesi gerektiğini düşündürmesine imkân verir.
“Tenher — Azarlama” Ne Anlama Gelmektedir
Nehr kökü:
sert biçimde çıkışmak,
kovmak,
azarlamak,
kırıcı şekilde uzaklaştırmak
anlamlarını taşır.
Ayet:
“Her isteği mutlaka yerine getir.”
dememektedir.
Daha incelikli bir emir verir:
İsteyeni kırıcı biçimde kovma.
Bu ayrım önemlidir.
İnsan her talebi karşılayamayabilir.
Ama karşılayamamak ile aşağılamak aynı şey değildir.
Yardım Edememek İle İncitmek Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
İnsan bazen gerçekten yardım edemeyebilir.
Maddi imkânı olmayabilir.
Talep uygun olmayabilir.
Başka bir sorumluluğu bulunabilir.
Bu durumda:
“Şu anda yardımcı olamıyorum.”
demek mümkündür.
Fakat bunu:
hakaret ederek,
küçümseyerek,
utandırarak
söylemek farklıdır.
Duhâ Suresi insanın elinde verecek bir şey bulunmadığında bile dilinde merhamet bulunmasını ister.
İsteyen İnsan Neden Özellikle Hassas Bir Konumdadır
Çünkü istemek çoğu insan için kolay değildir.
Bir insan yardım isterken:
ihtiyacını açığa çıkarır,
kırılganlığını gösterir,
başkasına muhtaç olduğunu kabul eder.
Bu nedenle sert bir cevap yalnız talebi reddetmez.
Kişinin:
onurunu,
özsaygısını,
güvenini
de yaralayabilir.
İşte ayet tam bu kırılgan anı koruma altına alır.
İnsanı Yardım İstediğine Pişman Etmek Neden Sorunludur
Çünkü kişi bir kez aşağılandığında bir daha yardım istemekten çekinebilir.
Bu özellikle:
yoksul,
yaşlı,
çocuk,
sosyal olarak güçsüz
kişiler için ağır sonuçlar doğurabilir.
İnsan:
“Bir daha kimseye bir şey sormayacağım.”
noktasına gelebilir.
Bu yüzden yardım talebine verilen cevap yalnız o anı değil, kişinin gelecekteki yardım arama davranışını da etkileyebilir.
Soru Soran İnsanı Küçümsemek de Bu Ayetin Anlam Alanına Girebilir mi
Kelimenin “soru soran” anlamı dikkate alındığında evet, bu yönde ahlaki bir ders çıkarılabilir.
Birisi bilmediği şeyi sorabilir.
Bu durumda:
“Bunu da mı bilmiyorsun?”
diye aşağılamak öğrenme isteğini kırabilir.
Oysa soru sormak çoğu zaman:
cehaletin değil,
cehaletten çıkma isteğinin
işaretidir.
Bilgili insanın görevi bilgiyi kibir aracı yapmak değil, mümkün olduğunca rehberliğe dönüştürmektir.
Bilgi İsteyene Güzel Davranmak Neden Önemlidir
Çünkü öğrenmek için insan önce:
“Bilmiyorum.”
diyebilmelidir.
Bu zaten bir tevazu adımıdır.
Eğer soru soran kişi küçümsenirse:
merakı azalabilir,
soru sormaktan çekinebilir,
yanlış bilgide kalabilir.
Bu nedenle öğretmenin, ebeveynin veya bilgi sahibi kişinin dili çok önemlidir.
Bilgiyi vermek kadar, nasıl verdiğimiz de öğretimin parçasıdır.
Her İsteyene Vermek Zorunlu mudur
Ayetin doğrudan emri:
azarlamamaktır.
Bu, her talebin koşulsuz biçimde yerine getirilmesi anlamına gelmez.
Bir talep:
haksız,
zararlı,
gerçek dışı
olabilir.
Bu durumda reddedilebilir.
Fakat reddetme:
saygılı,
açıklayıcı,
incitmeyen
bir biçimde yapılabilir.
Ahlak yalnız “evet” veya “hayır” demekte değil, bu kelimelerin nasıl söylendiğinde da görünür.
Güzel Bir Reddediş Nasıl Olabilir
Örneğin:
“Şu anda yardımcı olamıyorum.”
“Bunu yapmam mümkün değil ama şu yolu deneyebilirsin.”
gibi ifadeler kullanılabilir.
Bazen verilecek şey para değildir.
Bir:
bilgi,
yönlendirme,
adres,
telefon,
iyi söz
de yardım olabilir.
İnsan bir talebi karşılayamasa bile karşısındakini insan yerine koymaya devam edebilir.

Yardım Eden Kişinin Üstünlük Duygusu Neden Tehlikelidir
Çünkü yardım eden kişi zamanla:
“Ben verenim, o alan.”
diye düşünerek kendisini daha değerli görebilir.
Bu durumda yardım:
merhametten çıkıp,
üstünlük ilişkisine
dönüşebilir.
Duhâ Suresi bunun önünü keser.
İhtiyaç sahibi:
küçümsenecek biri
değil,
onuru korunacak bir insandır.
Bugün veren kişi yarın isteyen olabilir.

Hayatın Şartlarının Değişebilir Olması Bu Ayeti Nasıl Derinleştirir
Bugün:
varlıklı olan
yarın zor duruma düşebilir.
Bugün:
yardım eden
yarın yardıma ihtiyaç duyabilir.
Hayatın bu değişkenliği insana tevazu öğretmelidir.
İhtiyaç sahibine yukarıdan bakmak bu yüzden hem ahlaken hem varoluşsal olarak yanlıştır.
Çünkü insan kendi geleceğinin hangi ihtiyacı önüne getireceğini bilemez.

Bu Ayet Sosyal Yardım Sistemlerine Nasıl Bir Ahlak Öğretebilir
İhtiyaç sahibine destek veren kurumlar yalnız işlemin doğru yapılmasına değil, kişinin onuruna da dikkat etmelidir.
İnsanları:
gereksiz yere utandırmak,
küçük düşürmek,
herkesin önünde özel durumlarını açıklamaya zorlamak
yardımın ruhuna zarar verebilir.
Sosyal destek yalnız:
ne verildiğiyle
değil,
hangi insanî koşullarda verildiğiyle
de değerlendirilmelidir.

Bir İhtiyaç Sahibine Güzel Söz Söylemek Gerçek Bir Yardım Sayılabilir mi
Bazen evet.
Güzel söz maddi ihtiyacın yerini tamamen tutmaz.
Aç insana yalnız güzel söz yeterli değildir.
Fakat maddi yardımın yanında veya yardım mümkün olmadığında:
saygılı konuşmak,
dinlemek,
yönlendirmek
çok değerlidir.
Çünkü insanın ihtiyacı yalnız maddi değildir.
Bazen:
“Seni görüyorum.”
duygusu bile kişinin yalnızlığını hafifletebilir.

Yardım İsterken Israrcı Veya Uygunsuz Davranan Birine Nasıl Yaklaşılmalıdır
Ayet nezaketi emreder; sınırsız biçimde her davranışı kabul etmeyi değil.
Bir kişi:
ısrarcı,
sınır ihlal eden,
rahatsız edici
davranabilir.
Bu durumda sınır koymak mümkündür.
Ancak sınır koyarken bile:
hakaret,
aşağılama,
gereksiz sertlik
zorunlu değildir.
Nezaket ile sınır koymak birbiriyle çelişmez.

Dil Ahlakı Neden Duhâ Suresinde Bu Kadar Önemlidir
Çünkü bazen insanın yarası maddi eksiklikten çok, gördüğü muameleden kaynaklanır.
Bir cümle:
umut verebilir.
Başka bir cümle:
insanı değersiz hissettirebilir.
Kur’an burada son derece ince bir ahlak öğretir:
Yardım etmiyorsan bile yaralama.
Bu, merhametin yalnız cüzdanda değil, kelimelerde de bulunması gerektiğini gösterir.

9. Ve 10. Ayetler Birlikte Nasıl Bir Ahlaki Çerçeve Kurar
9. Ayet:
Güçsüzü baskı altına alma.
10. Ayet:
İhtiyaç sahibini incitme.
Birinde:
güç kullanımı
düzeltilir.
Diğerinde:
dil kullanımı
düzeltilir.
Böylece Duhâ Suresi merhametin hem davranışta hem sözde görünmesini ister.

Bir Sonraki Ayette Ne Anlatılacaktır
Duhâ Suresi’nin on birinci ve son ayetinde şöyle buyrulacaktır:
وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ
“Rabbinin nimetine gelince, onu anlat.”
Böylece sure son büyük halkasını tamamlayacaktır.
Geçmişte:
Bugün:
Surenin finalinde şükür, nimeti fark etme ve nimetin kaynağını unutmama konusu ele alınacaktır.

Sonuç: “İsteyeni Sakın Azarlama” Emri, Gerçek Merhametin Yalnız Verebilmekte Değil, Veremediğimiz Anda Bile Karşımızdaki İnsanın Onurunu Korumakta Olduğunu Gösterir
Duhâ Suresi’nin onuncu ayetindeki:
“İsteyeni de sakın azarlama.”
emri son derece kısa fakat günlük hayatın birçok alanına uzanan büyük bir ahlaki ilke taşır.
Bir insan bize:
para isteyebilir.
Yardım isteyebilir.
Bilgi isteyebilir.
Yol sorabilir.
Bir konuda destek bekleyebilir.
Her talebi yerine getirmek mümkün olmayabilir.
Ama elimizde her zaman başka bir seçim vardır:
Nasıl cevap vereceğimiz.
İnsan:
vermeden de saygılı olabilir.
Reddederken de nazik olabilir.
Yardım edemese bile küçümsemeyebilir.
Çünkü karşıdaki kişi yardım istemekle insanlık değerini kaybetmez.
Tam tersine çoğu zaman hayatının kırılgan bir anını bize göstermektedir.
Duhâ Suresi önce:
“Yetimi ezme.”
dedi.
Şimdi:
“İsteyeni azarlama.”
diyor.
Bu iki emir birlikte bize çok önemli bir ölçü verir:
Bir insanın gerçek ahlakı, kendisinden daha güçsüz biriyle karşılaştığında ortaya çıkar.
Gücü olmayanı ezmiyor musun?
İhtiyaç sahibini küçümsemiyor musun?
Soru sorana kibirlenmiyor musun?
Yardım edemediğinde bile insanlığını koruyor musun?
İşte mesele budur.
Bir sonraki ve son ayette Duhâ Suresi bütün bu ahlaki yolculuğu şükürle tamamlayacaktır:
“Rabbinin nimetine gelince, onu anlat.”
Böylece sure:
ve sonunda:
ulaşacaktır.
“İnsanın cömertliği yalnız ne kadar verdiğiyle ölçülmez; kendisine el açan birine hiçbir şey veremediğinde bile onun onurunu kırmadan konuşabiliyorsa, merhamet kalbinden diline kadar ulaşmış demektir.”
Ersan Karavelioğlu