Bürûc Suresi 7. Ayette “Onlar Müminlere Yaptıklarını Seyrediyorlardı” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Zulmü Bizzat İzlemek Failin Sorumluluğunu, Vicdansızlaşmayı Ve Şiddetin Gösteriye Dönüşmesini Nasıl Derinleştirir
“Bürûc’un dehşeti yalnız ateşte değildir; zalimlerin yaptıkları zulmü seyretmesindedir. İnsan başkasının acısını izleyip bundan geri dönmüyorsa, kötülük artık yalnız davranışta değil, vicdanın yapısında da yerleşmeye başlamış demektir.”
Ersan Karavelioğlu
Bürûc Suresi 7. Ayette Ne Buyrulur
Bürûc Suresinin yedinci ayetinde anlam olarak:
“Onlar müminlere yaptıklarına şahitlik ediyorlardı.”
veya:
“Müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.”
buyrulur.
Bir önceki ayette:
hendek sahiplerinin ateşin başında oturdukları
anlatılmıştı.
Şimdi sahne daha da ağırlaşır.
Onlar:
yalnız orada bulunmuyorlar.
Yaptıkları şeyi görüyorlar.
Yani zulüm:
gizli,
uzaktan
veya sonuçları bilinmeden gerçekleştirilen bir eylem değildir.
Fail:
sonucu bizzat izlemektedir.
“Şuhûd” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette geçen:
“şuhûd”
kelimesi:
şahit olanlar,
hazır bulunanlar,
görenler
anlamına gelir.
Burada çok önemli bir vurgu vardır:
Hendek sahipleri:
kendi yaptıklarından habersiz değildir.
Mağdurların başına ne geldiğini:
gözleriyle görmektedirler.
Dolayısıyla:
“Ne olduğunu bilmiyorduk.”
mazereti neredeyse tamamen ortadan kalkar.
Bir Suçun Sonucunu Bizzat Görmek Sorumluluğu Neden Ağırlaştırabilir
Çünkü insan:
eyleminin sonucunu fark ettiğinde
geri dönme fırsatı bulabilir.
Birine zarar verdiğini görür.
Durabilir.
Pişman olabilir.
Müdahale edebilir.
Ama sonucu gördüğü hâlde:
aynı eylemi sürdürüyorsa,
artık mesele yalnız bilgisizlik değildir.
Bilerek devam etmek
söz konusudur.
Bürûc 7’nin ahlaki ağırlığı tam burada yatar.
Zalimler Neyi Seyrediyorlardı
Bağlam bize şunu gösterir:
ateşli hendekler hazırlanmıştı.
İman eden insanlar:
bu zulmün hedefiydi.
Hendek sahipleri ise:
ateşin başında oturuyor
ve müminlere yapılanları:
seyrediyorlardı.
Kur’an sahnenin bütün fiziksel ayrıntılarını anlatmaz.
Ama anlatılan kadarı bile:
çok ağır bir insanlık dramını
göz önüne getirir.
Seyretmek Neden Burada Pasif Bir Davranış Değildir
Çünkü bu kişiler:
olayla ilgisiz seyirciler değildir.
Onlar:
zulmün failleridir.
Bu nedenle seyretmeleri:
yalnız gözlem değil,
eylemlerini:
kontrol,
onay
ve muhtemelen sürdürme
anlamı taşır.
Yani:
yapan ile seyreden aynı kişidir.
Bu durum onların sorumluluğunu daha görünür hâle getirir.
Başkasının Acısını Görmek Normalde İnsanda Ne Uyandırır
İnsanda doğal olarak:
rahatsızlık,
acıma,
empati,
yardım etme isteği
oluşabilir.
Bir çocuğun ağladığını görmek bile:
insanda tepki oluşturabilir.
Fakat zulüm ideolojik olarak meşrulaştırıldığında:
bu doğal tepki:
bastırılabilir.
Bürûc’un hendek sahipleri:
bu bastırmanın korkunç sonucunu temsil eder.
İnsan Gördüğü Acıya Nasıl Duyarsızlaşabilir
Bunun yollarından biri:
mağduru artık:
kendisi gibi bir insan
olarak görmemektir.
Önce:
“Onlar bizden değil.”
Sonra:
“Onlar tehlikeli.”
Daha sonra:
“Onlar bunu hak ediyor.”
Ve sonunda:
acılarına bakıldığında:
vicdan harekete geçmez.
Bu süreç:
insanlıktan çıkarma
mekanizmasının en tehlikeli sonuçlarından biridir.
Şiddetin Seyirlik Bir Olaya Dönüşmesi Ne Anlama Gelir
Şiddet bazen:
yalnız cezalandırmak amacıyla uygulanmaz.
Gösterilir.
Seyrettirilir.
Toplum korkutulur.
İnsanlara:
“Karşı çıkarsanız sizin de sonunuz böyle olur.”
mesajı verilir.
Bu durumda mağdurun acısı:
başkalarını kontrol etmek için:
politik veya toplumsal gösteriye
dönüştürülür.
Bürûc sahnesinde böyle bir boyut düşünmek mümkündür.
Zalim Başkasının Acısını Seyrederken Güç Duygusu Yaşayabilir mi
İnsan psikolojisinde:
başkası üzerinde tam kontrol sahibi olmak
bazı zalim kişiliklerde:
güç duygusunu besleyebilir.
Özellikle mağdur:
kaçamadığında
ve fail:
sonucu kontrol ettiğinde,
şiddet:
iktidar gösterisine
dönüşebilir.
Bürûc ise:
bu gücü tersine çevirir.
Çünkü surenin başında zaten:
göğün,
vaat edilen günün
ve şahitliğin
daha büyük bir düzeni kurulmuştur.
Hendek Sahipleri Seyrederken Kendileri de Seyrediliyor muydu
Surenin teolojik yapısında:
evet.
İşte Bürûc’un en güçlü ironilerinden biri budur.
Onlar:
müminleri seyrediyorlar.
Kendilerini:
seyreden taraf
sanıyorlar.
Fakat surenin başında:
“Şahit olana ve şahit olunana...”
diye yemin edilmişti.
Yani onları da:
ilahî bilgi kuşatmaktadır.
Zalim:
başkasının acısını izlerken:
kendi suçunu da kayıt altına aldırmaktadır.

“Ben Sadece İzledim” Mazereti Her Zaman Geçerli midir
Hayır.
Ancak şartlara göre ayrım yapmak gerekir.
Bir insan:
müdahale gücü olmadığı için
seyretmek zorunda kalabilir.
Bu kişiyle:
zulmü destekleyen,
alkışlayan
veya sürdüren kişi
aynı değildir.
Ahlaki sorumluluk değerlendirilirken:
imkân,
niyet
ve katkı
önemlidir.
Fakat zulme güç veren bir seyircilik:
tarafsızlık olarak görülemez.

Kalabalık Neden İnsanların Vicdanını Zayıflatabilir
Çünkü insan:
tek başına yapamayacağı şeyi
grup içinde yapabilir.
Kalabalık:
sorumluluk hissini dağıtır.
“Ben yapmasam başkası yapacaktı.”
düşüncesi oluşabilir.
Ayrıca grup:
ahlaki normları tersine çevirebilir.
Normalde kötü görülen şey:
grubun içinde:
ödüllendirilen davranışa
dönüşebilir.
Bu nedenle bireysel vicdan:
kalabalık içinde özellikle korunmalıdır.

Alkışlayan Seyirci Zulmün Parçası Olur mu
Ahlaki açıdan:
zulmü alkışlamak,
teşvik etmek
ve meşrulaştırmak:
ona katkı sağlayabilir.
Failin:
kendini haklı hissetmesine yardımcı olabilir.
Başka insanların da:
şiddete katılmasını kolaylaştırabilir.
Bu nedenle kötülüğün toplumsal gücü yalnız:
yapanların sayısıyla değil, onu onaylayanların sayısıyla da
artabilir.

Günümüzde Şiddet Görüntülerini İzlemek Bu Ayetle Nasıl Düşünülebilir
Bugün insanlar:
telefon ekranlarından:
savaş,
işkence,
zorbalık
ve ölüm görüntüleriyle
karşılaşabiliyor.
Bunları haber amacıyla görmek başka,
acıdan eğlence üretmek başka bir şeydir.
Bir insanın gerçek acısını:
merak ve eğlence nesnesine
dönüştürmek,
vicdani açıdan sorgulanmalıdır.
Bürûc 7:
başkasının acısını seyretmenin ahlaki boyutu üzerine
çok güçlü bir düşünme zemini sunar.

Acıyı Görmekle Acıyı Hissetmek Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Göz:
görebilir.
Ama kalp:
tepki vermeyebilir.
İşte ayetin düşündürdüğü trajedilerden biri budur.
Hendek sahipleri:
görmüyor değiller.
Görüyorlar.
Sorun:
gördükleri şeyin onları:
durdurmamasıdır.
Bu bize şunu öğretir:
Bilgi tek başına:
ahlak üretmez.
İnsan bildiğini:
vicdanıyla değerlendirmelidir.

Günlük Hayatta Bunun Küçük Ölçekli Örnekleri Var mıdır
Evet.
Bir çocukla alay edilir.
Başkaları izler.
Bir çalışan aşağılanır.
İnsanlar susar.
Bir kişi sosyal medyada hedef gösterilir.
Binlerce kişi:
alaycı yorumlara katılır.
Bunlar Bürûc’taki vahşetle aynı ölçekte değildir.
Ama ortak ahlaki soru şudur:
Başkasının acısı senin için ne zaman eğlenceye dönüşüyor?

Vicdanı Canlı Tutmanın Yolu Nedir
İnsan:
mağduru kategori olarak değil:
birey olarak görmelidir.
“Onlar”
demek kolaydır.
Ama:
bir annenin,
bir babanın,
bir çocuğun,
bir insanın
hikâyesini görmek:
empatiyi geri getirebilir.
Ayrıca insan:
kendi grubunun yaptığı kötülüğü de:
kötülük olarak isimlendirebilmelidir.
Vicdanın en önemli sınavlarından biri budur.

5, 6 Ve 7. Ayetler Nasıl Giderek Ağırlaşan Bir Sahne Kurar
- ayet:
Yakıtla beslenen ateş.
- ayet:
Ateşin başında oturanlar.
- ayet:
Müminlere yaptıklarını seyredenler.
Her ayet:
sahneye yeni bir ayrıntı ekler.
Önce:
Sonra:
Ardından:
Bu yapı bize:
zulmün yalnız meydana gelmediğini,
bilindiğini, izlendiğini ve sürdürüldüğünü
gösterir.

Bürûc Suresi 7. Ayetin En Derin Mesajı Nedir
Bürûc Suresinin yedinci ayeti:
“Onlar müminlere yaptıklarına şahitlik ediyorlardı.”
der.
Bu sahneyi korkunç yapan şey:
failin:
bilmiyor olmamasıdır.
Bir insan yanlışlıkla zarar verebilir.
Sonucu görünce:
dehşete düşebilir.
Durabilir.
“Ben ne yaptım?”
diyebilir.
Ama Bürûc’un hendek sahipleri:
sonucu görüyorlar.
Ateş orada.
Mağdurlar orada.
Acı orada.
Ve onlar:
orada kalmaya devam ediyorlar.
Bu, kötülüğün çok ileri bir aşamasıdır.
Çünkü artık problem:
bilgi eksikliği değildir.
Problem:
vicdanın bilgiyi ahlaki tepkiye dönüştürememesidir.
Belki insan karakterinin en temel sınavlarından biri tam da budur:
Bir şeyin yanlış olduğunu:
görmek yeterli mi?
Hayır.
Onu gördükten sonra:
ne yaptığın
belirleyicidir.
Bir insanın haksızlığa uğradığını görürsün.
Kendi çıkarın bozulacağı için:
susabilirsin.
Bir grubun aşağılandığını görürsün.
Kalabalıkla birlikte:
gülebilirsin.
Birinin acısını görürsün.
Bunu:
sadece izlenecek bir görüntü
hâline getirebilirsin.
Bürûc 7 bize:
seyretmenin bile ahlaki bir konumu olabileceğini
hatırlatır.
Fakat ayetin belki en çarpıcı ironisi:
şahitlik üzerindedir.
Hendek sahipleri:
müminlerin acısına:
şahitlik ediyorlar.
Ama farkında olmadan:
kendi suçlarına da:
şahitlik ediyorlar.
Onlar:
“Biz gördük.”
diyebilecek durumda.
İşte bu yüzden mazeret alanları daralır.
Ve daha da önemlisi:
surenin başındaki büyük şahitlik çerçevesinde:
onlar da görülmektedir.
Zalim:
seyretmenin kendisini güçlü yaptığını sanabilir.
Ama Bürûc perspektifi:
sahneyi tersine çevirir.
Ateşin başındaki hükümdar veya görevli:
kendini hâkim sanır.
Oysa vaat edilen gün geldiğinde:
seyrettiği suçun:
hesabını veren kişi
hâline gelecektir.
Bu nedenle ayetin bugüne bıraktığı çok güçlü soru şudur:
“Bir insanın acısını gördüğünde sen hangi tarafta duruyorsun?”
Mutlaka her acıyı durdurabilecek gücümüz olmayabilir.
Ama:
onaylamamak,
normalleştirmemek,
alay etmemek,
elimizden geliyorsa yardım etmek,
en azından insanlığımızı korumak
mümkündür.
Çünkü büyük zulümlerin karşısındaki ilk savunma hattı:
her zaman büyük kahramanlık değildir.
Bazen:
başkasının acısını hâlâ acı olarak görebilen bir vicdandır.
Ve belki Bürûc Suresi 7. ayetin en derin mesajı şudur:
Kötülüğün en ileri aşaması insanın ne yaptığını bilmemesi değil, yaptığını gördüğü hâlde vicdanının artık itiraz etmemesidir. Gözün şahitliği, kalbin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; tam tersine daha da büyütür.
“Bürûc’un hendek sahipleri müminlerin acısını gördüler; fakat görmek onları durdurmadı. Ayetin en ağır sorusu bu yüzden ‘Ne gördün?’ değildir; ‘Gördüğün şey karşısında hangi insana dönüştün?’ sorusudur.”
Ersan Karavelioğlu