İnşikâk Suresi 22. Ayette “Bilakis İnkâr Edenler Yalanlıyorlar” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Bir Hakikati Sadece Reddetmekle Onu Bilinçli Biçimde Yalan Saymak Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
“İnşikâk, sıradan bir tereddütle bilinçli reddi birbirine karıştırmaz. Şüphe soru sorabilir; fakat tekzîb, karşısındaki hakikat iddiasını yanlış sayıp dışarıda bırakır. Bu nedenle ayetin ağırlığı yalnız inanmamakta değil, hakikate kapalı bir tavrı kalıcılaştırmaktadır.”
Ersan Karavelioğlu
İnşikâk Suresi 22. Ayette Ne Buyrulur
İnşikâk Suresinin yirmi ikinci ayetinde anlam olarak:
“Bilakis inkâr edenler yalanlıyorlar.”
buyrulur.
Bir önceki ayette:
Kur’an kendilerine okunduğunda secde etmeyenlerden
söz edilmişti.
Şimdi sure onların tavrını daha açık biçimde tanımlar:
Mesele yalnız:
anlamamak,
kararsız kalmak
veya henüz ikna olmamak değildir.
Bağlamdaki kişiler:
Kur’an’ın hakikat iddiasını yalan saymaktadır.
Ayetteki “Bel” Kelimesi Ne Anlama Gelir
Ayet:
“Bel”
ifadesiyle başlar.
Bu kelime:
“Bilakis”,
“Tam tersine”,
“Hayır, asıl mesele şu”
gibi anlamlar taşıyabilir.
Bu ifade önceki ayetteki davranışın:
arkasındaki daha derin nedeni
açığa çıkarır.
Onların secde etmeyişi tesadüfi değildir.
Sureye göre temel problem:
tekzîb, yani yalanlamadır.
“Yukezzibûn” Ne Demektir
“Yukezzibûn”:
yalan saymak,
doğru olmadığını ileri sürmek,
reddetmek
anlamına gelir.
Bu kelime yalnız:
“İnanmıyorum.”
demekten daha güçlü bir ifade olabilir.
Çünkü kişi karşısındaki mesaj hakkında:
“Bu doğru değildir.”
hükmüne varmaktadır.
Dolayısıyla ayette:
pasif ilgisizlikten çok:
aktif reddediş
vurgulanır.
İnanmamak İle Yalanlamak Aynı Şey midir
Her zaman değil.
Bir insan:
“Bilmiyorum.”
diyebilir.
Bir başkası:
“Henüz ikna olmadım.”
diyebilir.
Bir başkası:
“Bunun doğru olmadığını düşünüyorum.”
diyebilir.
Bunlar epistemik açıdan aynı konum değildir.
Kur’an’ın burada eleştirdiği tavır:
bağlam içinde hakikat iddiasını:
yalan sayarak reddetme
tavrıdır.
Samimi Şüphe İle İnatçı İnkâr Nasıl Ayrılır
Dışarıdan her zaman kolay ayrılmaz.
Samimi şüphe:
soru sorar.
Araştırır.
Karşı görüşü dinler.
Yanılıyor olabileceğini kabul eder.
İnatçı reddediş ise bazen:
cevabı dinlemeden karar verir.
Her delili küçümser.
Kendi konumunu sorgulamaz.
Bu nedenle temel farklardan biri:
hakikate açık olup olmamaktır.
Bir İnsan Gerçekten İkna Olmadığı İçin Reddedebilir mi
Elbette.
İnsanlar:
felsefi,
bilimsel,
tarihsel
ve kişisel
gerekçelerle dinî bir iddiayı ikna edici bulmayabilir.
Bu durumun varlığını inkâr etmek doğru olmaz.
İnşikâk 22 ise Kur’an’ın kendi bağlamında:
belirli bir reddediş tavrını
eleştirir.
Bu nedenle ayetten:
“Her inanmayan kişi gerçeği bildiği hâlde yalanlıyor.”
gibi genelleyici bir sonuç çıkarmak isabetli değildir.
İnsan Bir Şeyi Kabul Etmemek İçin Önceden Karar Verebilir mi
Evet.
Psikolojide insan bazen sonucu önceden seçip:
sonra ona uygun gerekçeler arayabilir.
Örneğin:
“Bu doğru olamaz.”
diye başlar,
sonra yalnız bu kanaatini destekleyen şeyleri görür.
Bu durumda araştırma:
hakikati bulmak için değil,
önceden verilmiş kararı savunmak için
yapılır.
İnşikâk’ın tekzîb eleştirisi bu tür zihinsel kapanmayı düşündürür.
Doğrulama Yanlılığı Hakikat Arayışını Nasıl Bozabilir
İnsan doğal olarak:
kendi düşüncesini destekleyen bilgileri
daha kolay fark edebilir.
Kendi görüşüne aykırı delilleri ise:
küçümseyebilir.
Bu yalnız din konusunda değil:
siyasette,
bilimde,
ilişkilerde
ve günlük hayatta da görülebilir.
Bu nedenle gerçek düşünsel dürüstlük:
kendi fikrinin aleyhindeki güçlü delillere de bakabilmeyi
gerektirir.
Kibir Yalanlamayı Nasıl Besleyebilir
Çünkü bazı hakikatleri kabul etmek:
“Ben yanılmışım.”
demeyi gerektirir.
Kibir ise bunu zorlaştırır.
İnsan bazen fikrini:
kimliğinin bir parçası hâline getirir.
O fikir yanlış çıkarsa:
yalnız düşüncesinin değil,
kendisinin yenildiğini hisseder.
Bu nedenle hakikat arayışında:
tevazu
son derece önemlidir.
Çıkar İle Tekzîb Arasında Bir Bağ Kurulabilir mi
Bazı durumlarda evet.
Bir düşünceyi kabul etmek:
kişinin kazancını,
mevkisini,
alışkanlıklarını
veya sosyal konumunu
tehdit edebilir.
Bu durumda kişi:
delili tarafsız değerlendirmek yerine
çıkarını koruyan sonucu tercih edebilir.
Kur’an’ın birçok kıssasında da:
hakikat ile:
iktidar ve çıkar
arasındaki çatışmaya dikkat çekilir.

Kalabalık Bir Şeyi Yalanlıyorsa O Şey Yanlış Olur mu
Hayır.
Bir iddianın doğruluğu:
ona kaç kişinin inanıp inanmadığıyla
belirlenmez.
Tarih boyunca:
çoğunluklar yanılmış olabilir.
Azınlıklar da yanılmış olabilir.
Bu nedenle:
“Herkes böyle düşünüyor.”
tek başına doğruluk ölçüsü değildir.
Hakikat:
kalabalığın oyuyla oluşmaz.

Kur’an’a Göre Yalanlamanın Asıl Problemi Nedir
Kur’an’ın kendi perspektifinde temel problem:
ilahî uyarıyı reddetmek
ve bunun sonucunda:
hesap bilincinden uzaklaşmaktır.
İnşikâk boyunca:
insanın Rabbine yönelişi,
amel defteri,
hesap
ve dönüş
anlatılmıştı.
Tekzîb ise:
bu bütün yapıyı:
gerçek dışı sayma tavrı
olarak karşımıza çıkar.

Bir İddianın Yanlış Olduğunu Söylemek Her Zaman Ahlaki Bir Kusur mudur
Hayır.
Eğer insan samimi biçimde:
bir iddianın yanlış olduğuna kanaat getiriyorsa,
bunu söylemek düşünsel dürüstlüğün parçası olabilir.
Ahlaki problem:
delili çarpıtmak,
bile bile yanlış temsil etmek,
karşı tarafın sözünü değiştirmek
veya gerçeği çıkar uğruna inkâr etmek
gibi durumlarda ortaya çıkar.
Bu ayrım:
eleştiri ile kötü niyetli yalanlamayı
birbirinden ayırmak için önemlidir.

İnanan İnsan da Hakikati Yalanlayabilir mi
Sözlü olarak inandığını söyleyen biri:
davranışıyla bazı hakikatleri fiilen reddedebilir.
Örneğin:
adalete inandığını söyler
ama sürekli haksızlık yapar.
Hesaba inandığını söyler
ama hesap yokmuş gibi yaşar.
Bu nedenle tekzîb kavramı insana şu soruyu da sordurabilir:
“Ben ağzımla kabul ettiğim şeyi hayatımla inkâr ediyor muyum?”

İnsan Kendi Hatasını Yalanlayabilir mi
Evet.
Bu günlük hayatta çok sık görülür.
İnsan:
yanlışını kabul etmek yerine:
olayı yeniden anlatır.
Suçu başkasına yükler.
Niyetini olduğundan daha iyi gösterir.
Kendi sorumluluğunu küçültür.
Bu da bir çeşit:
öz aldatma
oluşturabilir.
İnşikâk’ın hakikat dili insanı:
önce başkalarını değil,
kendisini dürüstçe değerlendirmeye
çağırır.

Hakikat Karşısında En Sağlıklı Tavır Nedir
Şöyle bir yaklaşım:
“Bildiğim kadarına göre böyle düşünüyorum; fakat yanılıyor olabilirim.”
Hakikati ciddiye almak:
her iddiayı hemen kabul etmek
demek değildir.
Aynı şekilde:
hemen reddetmek de değildir.
Sağlıklı tavır:
araştırmak,
sormak,
karşılaştırmak
ve gerekirse:
fikrini değiştirebilmektir.

20, 21 Ve 22. Ayetler Nasıl Bir Zincir Oluşturur
- ayet:
“Neden iman etmiyorlar?”
- ayet:
“Kur’an okunduğunda secde etmiyorlar.”
- ayet:
“Bilakis inkâr edenler yalanlıyorlar.”
Bu üçlü giderek derine iner.
Önce:
iman eksikliği.
Sonra:
teslimiyet eksikliği.
Ardından:
reddedişin zihinsel tavrı.
Böylece sure davranışın:
altındaki düşünceyi açığa çıkarır.

Bir Sonraki Ayet Bu Yalanlamaya Nasıl Cevap Verecektir
- ayette çok güçlü bir cevap gelecektir:
“Allah onların içlerinde ne biriktirdiklerini en iyi bilendir.”
Bu geçiş önemlidir.
İnsan dışarıdan:
bir gerekçe sunabilir.
Ama Kur’an’ın teolojik iddiasına göre Allah:
yalnız söylenen sözleri değil,
o sözlerin arkasındaki iç dünyayı
da bilir.
Dolayısıyla:
samimi şüphe ile çıkarcı inkârın
nihai ayrımını:
insanlar her zaman yapamayabilir.
Ama ilahî bilgi yapabilir.

İnşikâk Suresi 22. Ayetin En Derin Mesajı Nedir
İnşikâk Suresinin yirmi ikinci ayeti:
“Bilakis inkâr edenler yalanlıyorlar.”
der.
Bu ayet yalnız dinî bir tartışmayı değil,
insanın hakikatle ilişkisindeki çok daha büyük bir problemi
önümüze koyar:
Bir şeyi neden reddediyoruz?
Gerçekten yanlış olduğu için mi?
Yeterli kanıt görmediğimiz için mi?
Anlamadığımız için mi?
Yoksa:
doğru olmasının hayatımızı değiştirmesinden korktuğumuz için mi?
Bu sorular birbirine benzeyebilir.
Ama aynı değildir.
İnsan bazen:
“İnanmıyorum.”
derken aslında son derece samimidir.
Aramaktadır.
Sormaktadır.
İkna olmamıştır.
Böyle bir insanla:
hakikati hiç dinlemek istemeyen kişinin
zihinsel tavrı aynı değildir.
İnşikâk’ın bağlamındaki eleştiri:
kapalı reddedişe
yönelir.
Fakat ayetin aynasını yalnız başkasına tutmak kolaydır.
Daha zor olan:
kendimize çevirmektir.
Çünkü hepimizin yalanlamaya benzeyen küçük savunmaları olabilir.
Birisi bize:
“Onu kırdın.”
der.
“Hayır, abartıyor.”
deriz.
Birisi:
“Haksızlık yaptın.”
der.
“Ben mecburdum.”
deriz.
Birisi:
“Burada yanılıyorsun.”
der.
Dinlemek yerine saldırabiliriz.
Yani insanın hakikati reddetme problemi:
yalnız büyük metafizik meselelerde değil,
gündelik karakterin içinde de
ortaya çıkabilir.
Gerçek düşünsel olgunluk:
her şeye inanmak değildir.
Gerçek düşünsel olgunluk:
hakikat kendi düşüncemizin karşısında çıktığında da onu dinleyebilmektir.
Çünkü hakikati gerçekten arayan kişi:
kazanmak istemez.
Doğruyu bulmak ister.
Tartışmada karşısındaki haklıysa:
bunu kabul edebilir.
Kendi düşüncesi yanlışsa:
onu değiştirebilir.
Ve belki İnşikâk 22’nin en derin mesajı şudur:
İnsanın hakikat karşısındaki en büyük sınavı, doğru kendi istediği yönde olduğunda onu kabul etmek değil; yanlışın kendi tarafında olduğunu fark ettiğinde de gerçeğin tarafına geçebilmektir.
“Hakikati arayan insanın en büyük cesareti karşısındakini susturmak değil, gerektiğinde kendi fikrini değiştirebilmektir. İnşikâk’ın tekzîb uyarısı, yalnız neye inandığımızı değil, gerçeğe karşı ne kadar açık olduğumuzu sorgulatır.”
Ersan Karavelioğlu