Bürûc Suresi 6. Ayette “Onlar Ateşin Başında Oturmuşlardı” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Zalimlerin Başkalarının Acısını Seyredebilecek Kadar Duyarsızlaşması Vicdan, Seyirci Psikolojisi Ve Kötülüğün Normalleşmesi Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“Bürûc’un en sarsıcı sahnelerinden biri ateşin kendisi değil, ateşin başında oturan insanlardır. Çünkü kötülüğün en ürkütücü aşaması bazen şiddetin uygulanması değil, başkasının acısının seyredilebilir ve sıradan bir görüntüye dönüşmesidir.”
Ersan Karavelioğlu
Bürûc Suresi 6. Ayette Ne Buyrulur
Bürûc Suresinin altıncı ayetinde anlam olarak:
“Onlar ateşin başında oturmuşlardı.”
buyrulur.
Bir önceki ayette:
yakıtla beslenen büyük ateş
anlatılmıştı.
Şimdi kamera adeta biraz geri çekilir.
Ateşi görürüz.
Hendeği görürüz.
Ve ateşin çevresinde:
oturan insanları
görürüz.
Bu ayrıntı son derece çarpıcıdır.
Çünkü onlar yalnız zulmü gerçekleştirmemiştir.
Aynı zamanda:
onun karşısında oturabilmişlerdir.
Ayetteki “Kعود” Anlamı Neyi Gösterir
Ayette geçen ifade:
“iz hum aleyhâ kuûd”
şeklindedir.
“Kuûd”:
oturmak,
yerleşmek,
bir yerde beklemek
anlamına gelir.
Bu görüntü:
aceleyle kaçan,
yaptığından korkan
veya pişmanlık duyan insanlar görüntüsü değildir.
Tam tersine:
ateşin yanında:
yerleşmiş, bekleyen ve olanları seyreden
bir topluluk vardır.
Bu da zulmün ne kadar normalleştiğini gösterir.
Neden “Oturdular” Ayrıntısı Bu Kadar Sarsıcıdır
Çünkü oturmak:
rahatlık çağrıştırır.
İnsan:
tehlike karşısında koşar.
Acı karşısında müdahale eder.
Birinin yandığını görse:
normal şartlarda orada sakin biçimde oturamaz.
Fakat burada:
ateş yanıyor ve insanlar oturuyor.
Bu karşıtlık:
vicdanın ne kadar büyük ölçüde köreldiğini
tek kelimeyle anlatır.
Başkasının Acısını Seyretmek Neden Zulmün Ayrı Bir Boyutudur
Çünkü zulüm yalnız:
acı çektirmekten
ibaret değildir.
Başkasının acısını:
eğlence,
gösteri
veya sıradan olay
gibi görmek de:
insanlıktan ciddi bir kopuşu gösterir.
Bir insan:
başkasının çığlığını duyduğu hâlde:
hiçbir şey hissetmiyorsa,
sorun yalnız eyleminde değil:
duygusal dünyasında da
derinleşmiştir.
İnsan Başkasının Acısına Nasıl Alışabilir
İlk karşılaşmada:
şok yaşayabilir.
İkinci kez:
daha az etkilenebilir.
Tekrar tekrar gördüğünde:
duyarlılığı azalabilir.
Bu süreç:
duyarsızlaşma
olarak düşünülebilir.
Özellikle şiddet:
sürekli,
meşru
ve normal
gibi sunulduğunda:
insan vicdanı zamanla:
olağan dışı olanı olağan kabul etmeye
başlayabilir.
Kötülüğün Normalleşmesi Ne Demektir
Kötülüğün normalleşmesi:
ahlaken korkunç olan bir davranışın:
artık şaşırtıcı görünmemesi
demektir.
Önce:
“Bu nasıl yapılabilir?”
denir.
Sonra:
“Yine olmuş.”
denir.
Daha sonra:
kimse konuşmaz.
İşte tehlike burada büyür.
Çünkü kötülük:
yalnız uygulandığında değil,
sıradanlaştırıldığında da
güç kazanır.
Kalabalık İçinde İnsan Neden Daha Kolay Duyarsızlaşabilir
Çünkü birey:
sorumluluğu başkalarına dağıtabilir.
“Birileri müdahale eder.”
“Benim görevim değil.”
“Herkes sessiz.”
diye düşünebilir.
Kalabalık büyüdükçe:
bireysel sorumluluk hissi bazen azalabilir.
Bürûc’un ateş çevresindeki insanlar görüntüsü:
bu açıdan:
seyirci psikolojisinin çok eski bir örneği
olarak düşünülebilir.
Seyirci Olmak Her Zaman Tarafsızlık mıdır
Hayır.
Bazı durumlarda seyirci kalmak:
fiilen güçlü tarafın işine yarayabilir.
Bir insan zulme uğruyor.
Sen müdahale edebilecek durumda değilsin:
bu başka.
Ama destekleyebilecek,
itiraz edebilecek
veya en azından zulmü normalleştirmemeyi seçebilecek durumdayken:
seyretmek
ahlaki sorumluluk doğurabilir.
Sessizlik:
her zaman nötr değildir.
Hendek Sahipleri Neden Ateşin Başında Bekliyor Olabilirler
Surenin devamında:
onların müminlere yaptıklarını seyrettikleri
belirtilecektir.
Bu bekleyiş:
infazı denetlemek,
korku oluşturmak,
insanların vazgeçip vazgeçmeyeceğini görmek
veya zulmü bir gösteriye dönüştürmek
gibi anlamlar çağrıştırabilir.
Metin bütün ayrıntıları vermez.
Ama açık olan şudur:
Onlar olaydan uzak değildir; doğrudan oradadırlar.
Zalim Başkasının Acısını Neden “Hak Edilmiş” Görebilir
Çünkü önce mağduru:
suçlu,
tehlikeli,
hain
veya değersiz
olarak tanımlayabilir.
Sonra:
ona verilen acıyı:
“ceza”
diye meşrulaştırır.
Bu, vicdanı susturmanın güçlü yollarından biridir.
İnsan:
“O da insan.”
demeyi bırakıp:
“O bunu hak ediyor.”
demeye başladığında:
çok ağır şiddetler mümkün hâle gelebilir.

Dil Şiddeti Normalleştirmede Nasıl Rol Oynar
Dil:
insanları birbirine yaklaştırabilir.
Ama:
insanlıktan çıkarmak için de kullanılabilir.
Bir gruba sürekli:
aşağılayıcı adlar verilirse,
onlar artık:
bireyler,
anneler,
babalar,
çocuklar
olarak görülmeyebilir.
Sadece:
“öteki”
olurlar.
Bu yüzden büyük zulümlerin öncesinde çoğu zaman:
dilin bozulması
görülür.

Empati Kaybolduğunda Ne Olur
Empati:
başkasının acısını:
en azından bir ölçüde anlamaya çalışma
yeteneğidir.
Empati kaybolduğunda:
insan başka birinin acısını:
kendi dünyasının dışında
görebilir.
Bu durumda:
zulüm kolaylaşır.
Bürûc’un ateş başındaki insanlar sahnesi:
empati kaybının:
ahlaki uç noktasını
gösterir.

Şiddetin Gösteriye Dönüşmesi Neden Özellikle Tehlikelidir
Çünkü seyir:
şiddetin doğasını değiştirebilir.
Zulüm:
yalnız mağduru cezalandıran bir eylem olmaktan çıkar.
Bir mesaj hâline gelir:
“Bakın, karşı gelenlere ne oluyor.”
Bu durumda şiddet:
korku üretir,
itaat üretir
ve toplumu kontrol etmeye hizmet eder.
Hendek sahiplerinin ateşin başında oturması:
bu gösteri boyutunu da düşündürür.

Günümüzde Başkasının Acısını Ekrandan Seyretmek Benzer Bir Duyarsızlaşma Üretebilir mi
Evet, ahlaki açıdan böyle bir risk vardır.
İnsan bugün:
savaş,
şiddet,
kaza
ve acı görüntülerine
sürekli maruz kalabilir.
İlk görüntü sarsar.
Yüzüncü görüntü:
aynı etkiyi yaratmayabilir.
Bu nedenle insan:
başkasının acısını sadece tüketilen bir içerik hâline getirmemeye
dikkat etmelidir.
Elbette bu modern benzetme:
ayetin tarihsel olayının yerine geçmez.
Ama vicdan açısından anlamlı bir paralellik taşır.

Seyretmek İle Müdahale Edememek Aynı Şey midir
Hayır.
Bu ayrım çok önemlidir.
Bir insan:
güçsüz olabilir.
Müdahale etmesi kendi hayatını veya başkasını daha büyük tehlikeye sokabilir.
Bu durumda fiziksel müdahale edememesi:
zalimle aynı konumda olduğu anlamına gelmez.
Asıl mesele:
zulmü içten onaylayıp onaylamadığı, katkı verip vermediği ve imkânı ölçüsünde ne yaptığıdır.
Ahlaki sorumluluk:
imkân ve şartlarla birlikte değerlendirilir.

Vicdan Nasıl Korunabilir
İnsan:
acıya alışmamaya çalışabilir.
Mağduru sayı olarak değil:
insan olarak görebilir.
Kullandığı dile dikkat edebilir.
Yanlış yapan kendi grubundan olsa bile:
eleştirebilir.
“Bizden olduğu için doğrudur.”
mantığını reddedebilir.
Vicdanı korumanın önemli yollarından biri:
hakikati kim yaptığına göre değil, ne olduğuna göre değerlendirebilmektir.

Bu Ayet Günlük Hayattaki Zorbalığa Nasıl Ayna Tutar
Bir çocuk okulda:
alay konusu olabilir.
Başkaları güler.
Bir çalışan:
toplu biçimde dışlanabilir.
İnsanlar izler.
Bir kişi sosyal ortamda:
aşağılanabilir.
Kimse müdahale etmez.
Ölçek:
Bürûc’taki vahşetle aynı değildir.
Ama ahlaki mekanizma benzer olabilir:
Birinin acısının topluluğun seyirliğine dönüşmesi.
Bu nedenle ayetin vicdan çağrısı:
gündelik hayata da uzanır.

5, 6 Ve 7. Ayetler Nasıl Bir Sahne Kurar
- ayet:
Yakıtla beslenen ateş.
- ayet:
Ateşin başında oturan insanlar.
- ayet ise:
Müminlere yaptıklarını seyrettiklerini
bildirecektir.
Adım adım:
gösterilir.
Bu yapı:
zulmün yalnız sonucunu değil:
psikolojisini de
göz önüne serer.

Bürûc Suresi 6. Ayetin En Derin Mesajı Nedir
Bürûc Suresinin altıncı ayeti:
“Onlar ateşin başında oturmuşlardı.”
der.
Belki bu sahnedeki en korkunç şey:
ateş değildir.
Ateş:
yakıcıdır.
Ama ateş:
ahlaki bir tercih yapmaz.
Onu yakan:
insandır.
Daha sarsıcı olan ise:
insanın ateşi yaktıktan sonra:
başında oturabilmesidir.
Bir insanın acı çektiğini düşünelim.
Çığlık var.
Korku var.
İnsanlar yanıyor.
Ama başka insanlar:
orada:
oturuyor.
İşte bu görüntü:
kötülüğün ulaştığı çok derin bir aşamayı anlatır.
Çünkü zalim artık:
yaptığı şeyi olağanüstü görmemektedir.
Normalleşmiştir.
Belki emir vardır.
Belki kalabalık vardır.
Belki ideoloji vardır.
Belki kendilerini:
haklı
bile görüyorlardır.
İnsanlığın büyük felaketleri tam da burada mümkün hâle gelir:
İnsan başkasının acısını artık acı olarak görmediğinde.
Bu yalnız geçmişe ait değildir.
Bugün de birinin acısı:
istatistiğe dönüşebilir.
Bir savaşta:
“100 kişi öldü.”
denir.
Ama 100 rakamının arkasında:
100 ayrı hayat,
100 ayrı korku,
100 ayrı aile
vardır.
Sayı büyüdükçe:
insan bazen bireyi unutur.
Bürûc’un ateşin başında oturan insanları:
bize acıyı yeniden:
insan yüzüne
döndürmeyi öğretir.
Bir başka büyük ders:
seyircinin sorumluluğudur.
Her seyirci zalim değildir.
Her insan müdahale edemez.
Ama insanın kendisine şu soruyu sorması gerekir:
“Birinin acısını gördüğümde içimde ne oluyor?”
Üzülüyor muyum?
Yardım edebileceğim bir şey var mı?
Yoksa:
“Beni ilgilendirmez.”
deyip geçiyor muyum?
Çünkü vicdanın ölümü:
bazen kötülük yaparak değil,
kötülüğe hiçbir şey hissetmemeye başlayarak
başlar.
Bürûc 6 bu yüzden yalnız ateş başında oturan eski zalimleri anlatmaz.
İnsan karakterinin tehlikeli bir ihtimalini gösterir:
Acıya alışmak.
Ve belki ayetin en derin mesajı şudur:
İnsanlığımız, yalnız kimseye zarar vermememizle değil, başkasının zarar gördüğünü gördüğümüzde hâlâ bir şey hissedip hissetmediğimizle de ölçülür. Zulmün normalleştiği yerde ilk korunması gereken şey vicdandır.
“Bürûc’un ateşinin başında oturanlar, kötülüğün en ürkütücü hâlini gösterir: İnsan acısının sıradan bir manzaraya dönüşmesi. Bir toplum başkasının çığlığına alışmaya başladığında ateşten önce vicdan yanmış demektir.”
Ersan Karavelioğlu