📖 Bakara Suresi 6. Ayette “Şüphesiz İnkâr Edenleri Uyarsan Da Uyarmasan Da Onlar İçin Birdir; İman Etmezler” İfadesi Ne Anlama Gelir Ve Küfür, İnkâr

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
51,674
2,724,958
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Bakara Suresi 6. Ayette “Şüphesiz İnkâr Edenleri Uyarsan Da Uyarmasan Da Onlar İçin Birdir; İman Etmezler” İfadesi Ne Anlama Gelir Ve Küfür, İnkâr Psikolojisi, Önyargı, İnat, Özgür İrade, Delile Direnç, Kalbin Kapanması Ve Hakikate Karşı Tutum Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır ❓


“İnsanın hakikate ulaşmasının önündeki en büyük engel her zaman delil eksikliği değildir; bazen insanın görmek istemediği şeyi görmemek için kendi zihninde kurduğu duvarlardır.”
Ersan Karavelioğlu

1️⃣ Bakara Suresi 6. Ayet Ne Söyler ❓


Bakara Suresi'nin altıncı ayetinde şu anlam ifade edilir:


“Şüphesiz inkâr edenleri uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir; iman etmezler.”


Bu ayet ilk bakışta oldukça sert görünür.


Çünkü insanın zihninde hemen şu sorular oluşabilir:


Eğer onlar zaten iman etmeyecekse neden uyarılıyorlar?


İnsanların iman etmemesi önceden belirlenmiş midir?


Özgür irade nerede kalmaktadır?


Bir insan gerçekten hiçbir şekilde değişemez mi?


Ayetin anlaşılması için önce Kur’an'ın kullandığı “küfür” kavramını ve burada hangi insan tipinden söz edildiğini doğru anlamak gerekir.


Çünkü ayet her şüphe duyanı, her inanmayanı veya her soru soranı aynı kategoride değerlendirmemektedir.


Burada anlatılan şey, hakikate karşı bilinçli ve yerleşik bir kapanma hâlidir.


2️⃣ “Küfür” Kelimesi Ne Anlama Gelir ❓


Arapçadaki “küfr” kelimesinin kök anlamlarından biri:


örtmek, üzerini kapatmak


fikridir.


Bu nedenle Kur’an'daki küfür kavramı yalnızca:


“Bir kişi şu anda Müslüman değildir.”


şeklinde mekanik bir kimlik tanımı değildir.


Kavram bağlama göre:


hakikati örtmek,


nimeti inkâr etmek,


bildiği şeyi reddetmek,


ilahi çağrıya bilinçli biçimde kapanmak


gibi anlamlar taşıyabilir.


Dolayısıyla ayetin hedefindeki insan tipi, herhangi bir nedenle henüz inanmamış kişi değil; hakikat karşısında inadı kalıcı bir tavra dönüştürmüş kişi olarak anlaşılmıştır.


3️⃣ Ayet Her İnanmayan İnsan İçin Mi Söylenmiştir ❓


Hayır, ayetin bağlamını böyle genelleştirmek sorunludur.


Kur’an'ın kendisinde daha sonra iman eden çok sayıda insan anlatılır.


Hz. Muhammed'in tebliğinin ilk dönemlerinde karşı çıkan bazı kişiler sonradan Müslüman olmuştur.


Dolayısıyla:


“Bir kişi bugün inanmıyorsa artık hiçbir zaman inanamaz.”


şeklinde bir anlam çıkarılamaz.


Burada daha özel bir psikolojik ve ahlaki durum anlatılır:


İnsan kendisine ulaşan mesajı sürekli reddetmiş,


reddedişini alışkanlığa dönüştürmüş,


ve sonunda hakikati değerlendirme kapasitesini kendi eliyle zayıflatmıştır.


Bu, anlık bir şüphe değil, yerleşmiş bir direnç biçimidir.


4️⃣ “Uyarsan Da Uyarmasan Da Birdir” Ne Demektir ❓


Bu ifade peygamberin tebliğinin değersiz olduğu anlamına gelmez.


Aksine mesele, uyarının niteliğinden çok muhatabın durumuyla ilgilidir.


Bir kapı dışarıdan çalınabilir.


Fakat içerideki kişi açmamaya kesin karar verdiyse kapının çalınması sonucu değiştirmeyebilir.


Aynı şekilde bir insanın önüne:


delil,


uyarı,


nasihat,


ahlaki çağrı


konulabilir.


Fakat kişi bunların hiçbirini değerlendirmeye hazır değilse iletişim gerçekleşmez.


Dolayısıyla ayetin vurgusu:


“Uyarı anlamsızdır.”


değil,


“Bazı insanlar uyarıyı işitemeyecek kadar kendilerini kapatabilirler.”


şeklinde anlaşılabilir.


5️⃣ İnsan Neden Hakikati Bilerek Reddedebilir ❓


Çünkü insan yalnızca akıl yürüten bir varlık değildir.


Kararlarımız üzerinde:


çıkarlarımız,


korkularımız,


statümüz,


alışkanlıklarımız,


grup aidiyetimiz,


gururumuz,


geçmişte verdiğimiz kararlar


da etkili olabilir.


Bir gerçeğin doğru olduğunu kabul etmek bazen insanın hayatını değiştirmesini gerektirir.


Bu durumda kişi şu ikilemle karşılaşabilir:


Hakikati mi değiştireceğim, yoksa kendimi mi?


İnsan bazen kendisini değiştirmek yerine hakikati reddetmeyi seçebilir.


İnkâr psikolojisinin en derin boyutlarından biri burada ortaya çıkar.


6️⃣ Önyargı Hakikati Görmeyi Nasıl Engeller ❓


Önyargı, insanın sonucu daha araştırmaya başlamadan belirlemesidir.


Bir kişi:


“Bu ne olursa olsun yanlış.”


kararıyla bir iddiaya yaklaşıyorsa artık araştırma yapmıyordur.


Yalnızca mevcut kanaatini destekleyecek gerekçeler toplamaktadır.


Modern psikolojide buna yakın biçimde doğrulama yanlılığı olarak bilinen bir eğilim vardır.


İnsan kendi fikrini destekleyen bilgileri daha kolay fark eder.


Karşıt bilgileri ise:


küçümseyebilir,


görmezden gelebilir,


unutabilir,


farklı standartlarla değerlendirebilir.


Kur’an'ın inkâr psikolojisine ilişkin tasvirleri bu açıdan şaşırtıcı derecede güncel görünür.


7️⃣ İnat İle Şüphe Arasında Ne Fark Vardır ❓


Şüphe:


“Doğru mu, emin değilim.”


der.


İnat ise:


“Doğru olsa bile kabul etmek istemiyorum.”


noktasına yaklaşabilir.


Bu ikisi birbirinden çok farklıdır.


Şüphe eden insan soru sorar.


Delil arar.


Karşılaştırır.


Yanılabileceğini kabul eder.


İnatçı insan ise çoğu zaman cevaptan önce kararını vermiştir.


Bu nedenle İslam düşüncesinde samimi şüphe ile kibirli reddedişi aynı kategoride görmek doğru değildir.


Bir insanın:


“Bilmiyorum.”


demesi, bazen:


“Asla kabul etmeyeceğim.”


demesinden hakikate çok daha yakın bir başlangıç olabilir.


8️⃣ Özgür İrade Varsa Ayet Neden “İman Etmezler” Diyor ❓


Bu soru ayetin en önemli felsefi sorunlarından biridir.


Kur’an'ın başka birçok ayetinde insanın:


seçmesi,


sorumlu tutulması,


iyilik veya kötülük yapması,


tevbe etmesi


anlatılır.


Dolayısıyla insanın iradesiz bir makine olduğu sonucu Kur’an'ın genel anlatısıyla uyuşmaz.


“İman etmezler” ifadesi, bazı yorumlarda onların geleceğini zorunlu biçimde yaratılmış bir kaderden çok, yerleşmiş karakter ve tercih durumlarının sonucu olarak okunmuştur.


Yani:


İnsan tekrar tekrar bir yön seçer.


Seçimler alışkanlık olur.


Alışkanlık karaktere dönüşür.


Karakter de sonraki seçimleri etkiler.


Sonunda kişi teorik olarak seçme kapasitesine sahip olsa bile psikolojik olarak başka bir yolu neredeyse göremez hâle gelebilir.


9️⃣ İnsan Kendi Kalbini Kapatabilir Mi ❓


Kur’an'da kalp yalnızca duyguların merkezi değildir.


Anlama,


kavrama,


ahlaki yönelim


ile de ilişkilendirilir.


Bir insanın kalbinin kapanması bu nedenle fiziksel bir olay değildir.


Hakikate karşı duyarlılığın aşınmasıdır.


İnsan her yanlış davranıştan sonra aynı kişi olarak kalmayabilir.


Bir yalan ilk kez söylendiğinde vicdanı rahatsız edebilir.


Onuncu kez daha az rahatsız eder.


Yüzüncü kez artık normalleşebilir.


Benzer şekilde bir hakikati sürekli reddetmek de insanın iç dünyasında bir alışkanlık oluşturabilir.


Böylece reddediş, zamanla kişiliğin bir parçasına dönüşebilir.


🔟 Delil Neden Herkesi İkna Etmez ❓


İnsan çoğu zaman şöyle düşünür:


“Yeterince güçlü kanıt gösterilirse herkes aynı sonuca ulaşır.”


Fakat gerçek hayat bu kadar basit değildir.


İki insan aynı delile bakabilir ve farklı sonuçlara ulaşabilir.


Çünkü insanlar yalnızca verileri değil, verileri yorumladıkları çerçeveleri de taşırlar.


Bir delilin etkisi:


ön kabullere,


güven düzeyine,


çıkar ilişkilerine,


kişisel geçmişe,


duygusal yatırıma


bağlı olabilir.


Bu yüzden hakikat arayışı sadece:


“Ne kadar delilim var?”


sorusu değildir.


Aynı zamanda:


“Bu delili değerlendiren zihnim ne kadar açık?”


sorusudur.


1️⃣1️⃣ İnkârın Arkasında Kibir Bulunabilir Mi ❓


Kur’an birçok yerde kibri hakikate karşı büyük engellerden biri olarak sunar.


Kibir yalnızca:


“Ben herkesten üstünüm.”


demek değildir.


Daha ince biçimleri de vardır.


Örneğin:


“Ben yanılmış olamam.”


“Benim grubum yanlış olamaz.”


“Bu gerçeği kabul edersem bütün hayatımı yeniden düşünmem gerekir.”



gibi tutumlar da kibirle ilişkilendirilebilir.


İnsan yıllarca savunduğu bir fikrin yanlış olduğunu gördüğünde büyük bir psikolojik bedelle karşılaşır.


Çünkü yalnızca düşüncesi değil, kimliği de tehdit altında hissedebilir.


Bu nedenle bazen hakikate teslim olmak entelektüel cesaret gerektirir.


1️⃣2️⃣ Bir İnsan Neden Yanlış Olduğunu Anladığı Hâlde Fikrini Savunmaya Devam Eder ❓


Çünkü insanın kararları geçmiş yatırımlarıyla bağlantılıdır.


Bir düşünceyi yıllarca savunmuşsa:


itibarını,


arkadaş çevresini,


sosyal konumunu,


hatta maddi çıkarlarını


o düşünceye bağlamış olabilir.


Bu durumda gerçeği kabul etmek yalnızca:


“Yanılmışım.”


demek olmayabilir.


Hayatının büyük bölümünü yeniden değerlendirmek anlamına gelebilir.


Bu nedenle insan bazen yanlışlığı kabul etmektense yanlışı savunmayı sürdürür.


Bakara 6'nın anlattığı direnç, bu açıdan yalnızca dini değil, evrensel bir insan psikolojisi olarak da okunabilir.


1️⃣3️⃣ Peygamber Neden Yine De Uyarmaya Devam Eder ❓


Çünkü peygamber kimin hangi noktada kesin biçimde kapanacağını kendi başına belirleyen kişi değildir.


Onun görevi:


tebliğ etmektir.


İnsanların iç dünyasındaki nihai hüküm Allah'a aittir.


Ayrıca uyarının etkisi her zaman anında görülmez.


Bir söz yıllar sonra hatırlanabilir.


Bir insan bugün reddettiği bir düşünceyi hayatındaki başka bir olaydan sonra yeniden değerlendirebilir.


Dolayısıyla tebliğin görevi sonucu zorlamak değil, hakikat çağrısını ulaştırmaktır.


İnsan zorla inandırılamaz.


İman baskıyla üretilen bir davranış olsaydı ahlaki anlamını büyük ölçüde kaybederdi.


1️⃣4️⃣ Hakikati Zorla Kabul Ettirmek Mümkün Müdür ❓


Bir insanın bedenine baskı uygulayabilirsiniz.


Söylemesini istediğiniz kelimeleri söyletebilirsiniz.


Fakat zihnindeki gerçek kanaati zorla oluşturamazsınız.


Bu nedenle iman özünde içsel bir kabul meselesidir.


Zorla:


“İnanıyorum.”


dedirtmek mümkündür.


Ama zorla gerçekten inandırmak mümkün değildir.


Bu gerçek, din özgürlüğü açısından da önemli bir felsefi temel taşır.


Hakikat çağrısı yapılabilir.


Deliller sunulabilir.


Tartışılabilir.


Fakat insanın kalbine ve zihnine hükmetme hakkı başka bir insana verilmiş değildir.


1️⃣5️⃣ Sürekli Reddetmek İnsanın Algısını Değiştirir Mi ❓


Evet.


İnsan beyni ve davranışları alışkanlıklardan güçlü biçimde etkilenir.


Bir düşünceyi tekrar tekrar reddeden kişi zamanla alternatif görüşleri değerlendirme kapasitesini azaltabilir.


Bu yalnızca din konusunda değildir.


Siyasette,


ideolojide,


bilimde,


kişisel ilişkilerde


aynı durum görülebilir.


İnsan önce bir görüşü savunur.


Sonra görüşünü korumak için yeni gerekçeler üretir.


Sonra bu görüş kimliğinin parçasına dönüşür.


En sonunda görüşüne yönelik eleştiriyi kendisine yönelik saldırı gibi algılamaya başlayabilir.


İşte burada fikir tartışması artık kimlik savunmasına dönüşür.


1️⃣6️⃣ “Ben Hakikate Açığım” Demek Gerçekten Yeterli Midir ❓


Hayır.


Neredeyse herkes kendisini açık fikirli zanneder.


Asıl test şudur:


Fikrinin yanlış olduğunu gösteren güçlü bir kanıtla karşılaştığında ne yapıyorsun?


Hakikate açık olmak şu cümleyi içtenlikle söyleyebilmeyi gerektirir:


“Eğer yanılıyorsam bunu bilmek isterim.”


Bu çok zor bir cümledir.


Çünkü insan çoğu zaman hakikati değil, haklı çıkmayı ister.


Hakikat arayışı ile tartışmayı kazanma arzusu aynı şey değildir.


Bakara 6'nın çağrıştırdığı büyük tehlikelerden biri budur:


İnsan hakikati aradığını sanırken aslında sadece kendi fikrinin zaferini arıyor olabilir.


1️⃣7️⃣ Bu Ayet Müminler İçin De Bir Uyarı Mıdır ❓


Kesinlikle bu açıdan okunabilir.


Ayet yalnızca:


“Bakın, başkaları ne kadar kapalı.”


demek için okunursa mesajın önemli bir kısmı kaçırılabilir.


Mümin de kendisine şu soruları sorabilir:


Ben karşıt görüşleri gerçekten dinliyor muyum?


Yanlış olabileceğim ihtimalini kabul ediyor muyum?


Dini görüşümü hakikatten mi, alışkanlıktan mı savunuyorum?


Kendi çıkarıma dokunan bir ayeti görmezden geliyor muyum?


Başkalarında eleştirdiğim inadı kendimde taşıyor olabilir miyim?


Kur’an'ı başkalarını yargılayan bir ayna değil, önce kendimizi gösteren bir ayna olarak okumak bu nedenle son derece önemlidir.


1️⃣8️⃣ Bakara 6 Modern Çağda Nasıl Okunabilir ❓


Bugün insan bilgiye çok kolay ulaşabiliyor.


Fakat aynı zamanda sadece görmek istediği bilgilerin içinde yaşayabiliyor.


Sosyal medya algoritmaları,


kişiselleştirilmiş haber akışları,


ideolojik topluluklar


insanları kendi düşüncelerini sürekli doğrulayan çevrelere kapatabiliyor.


Buna bazen yankı odası denir.


İnsan aynı görüşü yüzlerce kez gördüğünde onu gerçekliğin kendisi sanabilir.


Karşıt görüşü hiç duymadan:


“Diğer tarafın söyleyecek hiçbir şeyi yok.”


diye düşünebilir.


Bu nedenle Bakara 6'nın hakikate kapanma uyarısı dijital çağda belki hiç olmadığı kadar günceldir.


Çünkü bugün insanın önündeki sorun yalnızca bilgi eksikliği değildir.


Kendi seçtiği bilgilerden oluşan bir duvarın içinde yaşaması da mümkündür.


1️⃣9️⃣ Hakikatin Önündeki En Büyük Perde Bazen İnsanın Kendisidir​


Bakara Suresi'nin altıncı ayeti kolay okunabilecek bir ayet değildir.


Çünkü insana rahatsız edici bir ihtimali gösterir:


Bir insan hakikati yalnız bilmediği için kaçırmayabilir.


Bilmek istemediği için de kaçırabilir.


Bu ikisi arasında büyük fark vardır.


Bilgisizlik giderilebilir.


İnsana bilgi verilebilir.


Soru cevaplanabilir.


Delil gösterilebilir.


Fakat kişi kendi içinde:


“Ne olursa olsun kabul etmeyeceğim.”


kararını vermişse mesele artık bilgi meselesi olmaktan çıkar.


Bir irade ve karakter meselesine dönüşür.


İşte ayetin:


“Uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir.”


ifadesi bu karanlık ihtimali gösterir.


İnsan kendi zihninin kapısını o kadar uzun süre kapalı tutabilir ki sonunda dışarıdan gelen ışık onun için anlamını kaybedebilir.


Fakat ayetin asıl ürpertici tarafı şudur:


Bu tehlike yalnızca “başkalarının” başına gelmez.


Her insan kendisini haklı görme eğilimine sahiptir.


Her insan kendi inançlarını korumak ister.


Her insan yanlış olduğunu kabul etmekte zorlanabilir.


Bu yüzden ayet yalnız inkâr edenlerin psikolojisini anlatmakla kalmaz.


Okuyan herkesin önüne bir soru bırakır:


“Ben hakikati mi arıyorum, yoksa zaten sahip olduğum cevabı mı koruyorum?”


Belki hakikate yaklaşmanın en önemli şartlarından biri şudur:


Yanılabilir olduğunu unutmamak.


Çünkü insan:


bilmediğinin farkındaysa öğrenebilir.


Şüphe ediyorsa araştırabilir.


Yanıldığını kabul edebiliyorsa değişebilir.


Fakat kendisini mutlak doğru kabul ettiğinde öğrenmenin kapısını kendi eliyle kapatabilir.


Bu nedenle kalbin kapanması bir anda gerçekleşen gizemli bir olaydan önce, küçük seçimlerin uzun bir tarihi olarak düşünülebilir:


Bir kez görmezden gelmek.


Bir kez bahaneye sığınmak.


Bir kez çıkar uğruna gerçeği örtmek.


Bir kez yanlışı savunmak.


Sonra tekrar.


Sonra tekrar.


Ve sonunda insan yalnız gerçeği reddetmez.


Gerçeği tanıyabileceği içsel duyarlılığı da kaybetmeye başlayabilir.


Bakara 6'nın uyarısı belki tam burada yankılanır:


Hakikati kaybetmenin en tehlikeli biçimi, onun nerede olduğunu bilmemek değildir.


Onu artık aramak istememektir.


“Hakikat bazen kapımızı defalarca çalar; fakat insan her seferinde yalnız kapıyı değil, kendi içindeki duyma yetisini de biraz daha kapatabilir. En büyük tehlike yanılmak değil, yanılabileceğimiz ihtimalini kaybetmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt