Bakara Suresi 159. Ayette “İndirdiğimiz Açık Delilleri ve Hidayeti, Biz Onları Kitapta İnsanlara Açıklamışken Gizleyenlere Allah Lanet Eder; Lanet Edenler de Onlara Lanet Eder” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Bilgiyi bilmek bir ayrıcalık olabilir; fakat insanların doğruya ulaşmasını engelleyecek biçimde onu saklamak, bilgiyi emanetten güce dönüştürür. Hakikati gizleyen kişi yalnız gerçeğe değil, o gerçeğe ulaşma hakkı bulunan insanlara da zarar verir.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 159. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 159. ayeti son derece ağır bir ahlaki suçtan söz eder:
Açık delilleri ve hidayeti bilerek gizlemek.
Ayetin anlamı özetle şöyledir:
“İndirdiğimiz açık delilleri ve doğru yolu, Kitapta insanlar için açıkladıktan sonra gizleyenler var ya; işte Allah onlara lanet eder, lanet edebilenler de onlara lanet eder.”
Buradaki temel mesele:
yanlış bilmek değil,
doğruyu bilip başkalarından saklamaktır.
İnsan bir bilgiyi bilmiyorsa:
öğrenebilir.
Yanlış anlamışsa:
düzeltilebilir.
Fakat doğruyu bildiği halde:
çıkar,
otorite,
korku,
grup bağlılığı
uğruna gizliyorsa:
mesele artık yalnızca bilgi eksikliği değildir.
Ahlaki ihanete dönüşür.
Ayette Geçen “Açık Deliller” Ne Anlama Gelir
Arapça metinde:
“el-beyyinât”
ifadesi kullanılır.
“Beyyine”:
açık delil,
açıklayıcı işaret,
gerçeği belirgin hale getiren kanıt
anlamlarına gelir.
Burada vahiyde açıklanan:
hakikatler,
ilahi hükümler,
peygamberlik işaretleri
ve insanı doğruya yönelten açık bilgiler
kastedilebilir.
Yani mesele:
çok gizli,
belirsiz,
yalnız birkaç kişinin anlayabileceği
bir bilgi değildir.
Ayet özellikle:
açıklanmış olan gerçeğin gizlenmesini
eleştirir.
“Hidayeti Gizlemek” Ne Demektir
Hidayet:
doğru yolu gösteren rehberliktir.
İnsan bir yolu biliyor ama:
başkasına yanlış yol gösteriyorsa,
rehberlik görevine ihanet etmiş olur.
Dinî anlamda da benzer bir durum vardır.
Bir kişi:
metnin ne söylediğini,
doğru hükmün ne olduğunu,
bir peygamberlik gerçeğini
bildiği halde:
başkalarının bunu öğrenmesini engelliyorsa:
hidayetin önüne perde çekmiş olur.
Bu nedenle bilgi gizlemek:
yalnız kişinin kendi hatası değildir.
Başkalarının:
hakikate ulaşma imkânını da etkileyebilir.
Ayetin Tarihsel Bağlamında Kimler Eleştirilmektedir
Ayetin bağlamında özellikle:
Ehl-i Kitap içindeki bazı bilgi sahiplerinin,
ellerindeki vahiy bilgisini:
bilerek gizlemeleri
eleştirilmektedir.
Klasik tefsirlerde:
peygamberlik işaretlerini,
dinî hükümleri,
vahiyde bulunan açık bilgileri
gizleyen bazı din bilginleri
üzerinde durulmuştur.
Fakat burada çok önemli bir sınır vardır:
Ayet:
bütün Yahudileri veya bütün Hristiyanları
aynı şekilde suçlayan bir genelleme değildir.
Eleştiri:
bilgiyi bilerek gizleyenleredir.
Bu Ayet Sadece Geçmişteki Din Bilginlerine mi Yöneliktir
Hayır.
Doğrudan tarihsel bağlamı belirli muhataplarla ilgilidir.
Fakat ahlaki ilke:
her çağdaki insana uygulanabilir.
Bir Müslüman âlim de:
işine gelmeyen bir ayeti gizleyebilir.
Bir mezhep mensubu:
kendi görüşüne ters gelen delili söylemeyebilir.
Bir siyasetçi:
raporun bazı kısımlarını saklayabilir.
Bir şirket:
ürünün zararını gizleyebilir.
Bir akademisyen:
tezini çürüten veriyi yayımlamayabilir.
Ortak sorun aynıdır:
Bilgi, hakikati göstermek yerine çıkarı korumak için kontrol edilmektedir.
Bilgiyi Gizlemek Neden Bu Kadar Büyük Bir Ahlaki Problem Sayılıyor
Çünkü bilgi:
insanın karar verme kapasitesini etkiler.
Bir insan:
doğru bilgiye ulaşırsa:
daha bilinçli karar verebilir.
Ama bilgiyi elinde tutan kişi:
onu kasıtlı olarak saklarsa:
başkasının kararını manipüle etmiş olabilir.
Bu nedenle hakikati gizlemek:
yalnızca:
“Bir şey söylemedim.”
değildir.
Bazen sonuçları:
çok daha büyüktür.
Bir toplum:
yanlış yönlendirilebilir.
Bir insan:
yanlış inanca sürüklenebilir.
Bir hasta:
yanlış karar verebilir.
Bir halk:
gerçeği bilmeden seçim yapabilir.
Her Bilgiyi Açıklamak Zorunlu mudur
Hayır.
Bu ayrımı mutlaka korumak gerekir.
Her bilgi:
herkese,
her zaman,
her yerde
açıklanmak zorunda değildir.
Mahremiyet vardır.
Devlet güvenliğiyle ilgili meşru sırlar olabilir.
Tıbbi gizlilik vardır.
Kişisel özel hayat vardır.
Emanet vardır.
Ayetin eleştirdiği şey:
insanların bilmesi gereken ilahi hakikati, onları yanıltmak veya çıkar sağlamak amacıyla bilinçli biçimde gizlemektir.
Yani:
mahremiyet ile hakikati örtbas etmek aynı şey değildir.
Bilgi Neden Bir Emanet Olarak Görülebilir
Çünkü bilgi:
yalnızca kişisel güç değildir.
Bir doktorun bildiği şey:
hastanın hayatını etkileyebilir.
Bir hukukçunun bilgisi:
insanın özgürlüğünü etkileyebilir.
Bir öğretmenin bilgisi:
öğrencinin zihnini şekillendirebilir.
Bir din âliminin bilgisi:
insanların inanç ve davranışlarını etkileyebilir.
Bu yüzden bilgi:
“Ben biliyorum, ister söylerim ister saklarım.”
şeklinde mutlak bir mülk gibi görülemez.
Bazı bilgiler:
insanlara karşı sorumluluk doğurur.
Dinî Otorite Bilgiyi Kontrol Ederek Güç Üretebilir mi
Evet.
Tarih boyunca bilgiye erişim:
güç kaynağı olmuştur.
Bir toplumda kutsal metni:
yalnız belirli kişiler okuyabiliyorsa,
yorum gücü:
o insanların elinde toplanabilir.
Bu güç doğru kullanılırsa:
rehberlik olur.
Yanlış kullanılırsa:
otorite üretme aracına dönüşebilir.
İşte Bakara 159’un mesajı burada son derece günceldir:
Dinî bilgi:
insanları kontrol etmenin değil,
hakikate yaklaştırmanın aracı olmalıdır.
“Allah Onlara Lanet Eder” Ne Anlama Gelir
“Lanet” kelimesi günlük dilde bazen:
öfkeyle söylenen bir hakaret
gibi anlaşılır.
Kur’an’daki teolojik anlamı ise daha derindir.
Allah’ın laneti:
kişinin:
ilahi rahmetten uzaklaştırılması
ve ilahi hoşnutsuzluğa uğraması
anlamında açıklanır.
Yani burada insanî bir öfke patlaması söz konusu değildir.
Hakikati kasıtlı biçimde gizleyen davranışın:
Allah katındaki ağır ahlaki karşılığı
bildirilir.

“Lanet Edenler de Lanet Eder” Kimleri İfade Eder
Bu konuda tefsirlerde farklı açıklamalar vardır.
“Lanet edenler”:
melekler,
müminler,
insanlar,
hatta bazı yorumlarda:
Allah’ın yaratıkları
olarak açıklanmıştır.
Ayetin temel mesajı şudur:
Hakikati bilerek gizleme:
yalnız Allah katında değil,
ahlaki düzen açısından da kınanan ağır bir davranıştır.
Ancak buradan:
insanların birbirine gelişigüzel lanet okuması gerektiği
sonucu çıkarılmamalıdır.
Kur’an’ın amacı:
hakaret kültürü oluşturmak değil,
eylemin ağırlığını göstermek
olarak anlaşılmalıdır.

Bir İnsana “Lanetli” Demek Kolayca Kullanılabilir mi
Hayır.
Bu konuda son derece dikkatli olmak gerekir.
Kur’an bazı davranış ve gruplar hakkında:
vahiy düzeyinde hüküm verir.
Ama sıradan insan:
başkasının kalbinin durumunu,
sonunu,
tövbe edip etmeyeceğini
bilemez.
Bu nedenle:
“Sen kesin Allah’ın lanetlediği birisin.”
gibi hükümler vermek:
insanın kendi sınırını aşmasına neden olabilir.
Daha doğru olan:
davranışın yanlışlığını açıkça söylemek
ve nihai hükmü Allah’a bırakmaktır.

İnsan Hakikati Neden Gizler
En güçlü sebeplerden bazıları şunlardır:
Çıkar.
Gerçek açıklanırsa para kaybedebilir.
Statü.
İnsanların kendisine güveni azalabilir.
Grup aidiyeti.
Kendi tarafının yanlışını kabul etmek istemeyebilir.
Korku.
Gerçeği söylerse cezalandırılacağını düşünebilir.
Kibir.
Yıllardır savunduğu şeyin yanlış olduğunu kabul etmek istemeyebilir.
Kontrol arzusu.
Bilgiyi yalnız kendisinde tutarak başkalarını yönetebilir.
Böylece bilgi:
hakikatin değil egonun hizmetine
girebilir.

Gerçeği Söylemenin Bedeli Varsa İnsan Ne Yapmalıdır
Bu her durumda kolay bir soru değildir.
Çünkü bazen hakikati açıklamak:
kişiye ciddi zarar getirebilir.
İşini kaybedebilir.
Toplumdan dışlanabilir.
Tehdit edilebilir.
Bu yüzden ahlak:
sadece:
“Söyle ve gerisini düşünme.”
kadar basit değildir.
Hikmet,
zamanlama,
güvenlik,
meşru yöntem
önemlidir.
Ancak temel ilke şudur:
İnsan sırf menfaati için gerçeği bilinçli biçimde çarpıtmamalıdır.
Bazen hakikat:
cesaret ister.

Bilgiyi Çarpıtmak ile Bilgiyi Gizlemek Arasında Fark Var mıdır
Evet.
Ama ikisi de ciddi olabilir.
Gizlemek:
gerçeği hiç söylememektir.
Çarpıtmak ise:
gerçeğin bir kısmını alıp:
başka bir anlam oluşturacak biçimde sunmaktır.
Bazen ikinci yöntem:
daha tehlikelidir.
Çünkü kişi:
tamamen yalan söylemez.
Gerçeğin:
işine gelen kısmını seçer.
Böylece dinleyici:
yanlış sonuca yönelir.
Bu, günümüz bilgi çağında çok sık görülen bir yöntemdir:
Seçici doğruluk.
Yani söylenen şey doğru olabilir,
ama söylenmeyen şey:
bütün anlamı değiştirebilir.

Ayet Günümüz Medya ve Sosyal Medya Dünyasına Nasıl Düşünülebilir
Bugün insan:
daha önce hiç olmadığı kadar fazla bilgiye ulaşabiliyor.
Ama aynı zamanda:
bilginin seçilmesi,
kesilmesi,
bağlamından koparılması
da çok kolay.
Bir video:
on saniyelik kısmıyla paylaşılabilir.
Bir araştırmanın yalnızca:
istenen sonucu
öne çıkarılabilir.
Bir konuşmanın öncesi ve sonrası gizlenebilir.
Böylece teknik olarak:
tamamen yalan söylemeden
insanlar yanıltılabilir.
Bakara 159’un ahlaki ilkesi burada son derece güçlüdür:
Hakikati sadece söylemek değil, onu haksız biçimde eksiltmemek de önemlidir.

Bakara 158 ve 159 Arasında Nasıl Bir Geçiş Vardır
- ayette:
Safâ ve Merve’nin Allah’ın şiarlarından olduğu
ve gönüllü hayrın Allah tarafından bilindiği
anlatılmıştı.
- ayette ise:
Allah’ın açıkladığı hakikati gizleyenlerden
söz edilir.
Bir tarafta:
Allah’ın işaretlerini doğru biçimde tanımak ve yaşamak.
Diğer tarafta:
Allah’ın açıkladığı şeyleri insanlardan saklamak.
Bu iki ayet birlikte:
dinî sembol ile:
dinî bilginin dürüstlüğünü
yan yana getirir.
İbadet yalnızca ritüel değildir.
Hakikat karşısında:
entelektüel dürüstlük de
dinî sorumluluktur.

Bakara 159’dan Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Bir gerçeği bilmek seni üstün kılmaz; o gerçekle ne yaptığın seni sorumlu kılar.
Bilgi sana ulaşmışsa:
onu:
çıkarına göre kesip biçiyor musun?
Yoksa:
gerektiğinde kendi aleyhine bile olsa:
doğruyu koruyor musun?
Bilginin ahlakı:
işte burada başlar.
Hakikat:
yalnızca:
bilinen bir şey
değildir.
Aynı zamanda:
korunması gereken bir emanet
olabilir.

Son Söz
Bakara 159 Bize “Gerçeği Söylediğimizi Sanırken, İşimize Gelmeyen Kısmını Gizleyerek Aslında Başka Bir Gerçek mi Üretiyoruz?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 159. ayet insanın bilgiyle kurduğu ilişkiyi:
çok sert biçimde sorgular.
Çünkü insan bilgiyi sever.
Bilmek:
güç verir.
Bir şeyi başkasından önce bilmek:
avantajdır.
Bir konuda uzman olmak:
otorite sağlar.
Fakat bilgi büyüdükçe:
ahlaki sorumluluk da büyür.
İşte ayetin temel gerilimi burada ortaya çıkar.
Sen biliyorsun.
Peki:
bildiğin şeyi ne yapıyorsun?
Hakikati açıklıyor musun?
Yoksa:
senin işine gelen kısmını mı gösteriyorsun?
Bu soru özellikle din alanında çok önemlidir.
Çünkü dinî bilgi:
insanın yalnız dünyadaki tercihlerini değil,
vicdanını,
ahlakını,
ahiret anlayışını
da etkileyebilir.
Bir insan kutsal metni:
kendi otoritesini artırmak için
kullanabilir.
Kendisine uyan ayetleri:
yüksek sesle okuyabilir.
Kendisine ağır gelen ayetleri:
sessiz geçebilir.
Başkalarının günahlarından:
uzun uzun konuşabilir.
Kendi grubunun yanlışları hakkında:
susabilir.
İşte bu noktada insan:
metni anlatmıyor olabilir.
Metni kendi çıkarının hizmetine sokuyor olabilir.
Bakara 159’un:
“gizleyenler”
ifadesi bu nedenle çok güçlüdür.
Çünkü hakikat her zaman:
açık yalanla öldürülmez.
Bazen:
sessizlikle
öldürülür.
Bir gerçeğin yarısını söylersin.
Diğer yarısını gizlersin.
Dinleyen kişi:
yanlış sonuca ulaşır.
Sen de:
“Ben yalan söylemedim.”
dersin.
Teknik olarak doğru olabilir.
Ama ahlaken:
yanıltmış olabilirsin.
Bu, modern dünyanın en büyük bilgi problemlerinden biridir.
Bir şirket düşünün.
Ürünün:
dokuz güzel özelliğini
reklam ediyor.
Ama ciddi bir riskini:
küçük puntoların arkasına saklıyor.
“Yalan söylemedim.”
diyor.
Ama insanlara:
bütün karar için gerekli hakikati
vermedi.
Bir siyasetçi:
kendisini destekleyen rakamları gösteriyor.
Aleyhine olanları:
gizliyor.
Bir medya kuruluşu:
olayın bir görüntüsünü yayımlıyor.
Ama öncesini göstermiyor.
Bir insan tartışmada:
karşı tarafın en zayıf cümlesini
alıp:
bütün görüşü buymuş gibi sunuyor.
Bunların hepsinde ortak bir yöntem vardır:
Gerçeği tamamen yok etmek yerine, gerçeğin görünümünü yönetmek.
Bakara 159 bize:
hakikat ahlakının yalnız:
“Yalan söyledin mi?”
sorusuyla bitmediğini hatırlatabilir.
Başka sorular da vardır:
Önemli gerçeği gizledin mi?
Bağlamı sakladın mı?
İnsanların yanlış anlamasını bilerek sağladın mı?
Sadece kendi işine gelen delilleri mi gösterdin?
İşte entelektüel dürüstlük:
tam burada sınanır.
Bir insanın kendi görüşünü destekleyen delili paylaşması kolaydır.
Asıl ahlaki test:
kendi görüşüne karşı olan güçlü delili de dürüstçe kabul edebilmesidir.
Çünkü gerçekten hakikati arıyorsan:
hakikatin senin tarafında çıkması:
zorunlu değildir.
Bu cümle belki çok önemlidir:
Hakikat senin takımında oynamak zorunda değildir.
Bazen:
karşı taraf haklıdır.
Bazen:
senin yıllardır savunduğun fikir yanlıştır.
Bazen:
kendi grubunun yaptığı şey gerçekten kötüdür.
Bazen:
sevdiğin insan haksızdır.
Bazen:
sen haksızsındır.
İşte hakikati sevmenin gerçek sınavı:
gerçek sana zarar verdiğinde
başlar.
Bakara 159’un ağır dili de buradan gelir.
Çünkü hakikati gizleyen kişi:
sadece yanlış seçim yapmamaktadır.
Aynı zamanda:
başkasının gerçeğe ulaşma hakkını
engellemektedir.
Bu yüzden bilgi:
emanettir.
Bir öğretmen:
öğrencisine yanlış öğretiyorsa,
yalnız kendi bilgisizliğinin sonucunu yaşamaz.
Öğrenciyi de etkiler.
Bir doktor:
önemli bilgiyi saklarsa:
hastanın kararını etkiler.
Bir din âlimi:
çıkar uğruna hükmü değiştirirse:
insanların vicdanını etkiler.
Bilgi sahibi kişinin yükü bu yüzden ağırdır.
Ve ayetin:
“Allah onlara lanet eder.”
ifadesi bu sorumluluğun ciddiyetini gösterir.
Bu cümleyi:
öfke ve hakaret kültürüne çevirmemek gerekir.
Lanet burada:
Allah’ın rahmetinden uzaklık
anlamındaki ilahi hüküm ve kınamadır.
İnsanlar bu ifadeyi:
birbirlerine kolayca savurmak için
kullanmamalıdır.
Çünkü başka bir insanın:
son halini,
tövbesini,
kalbini
bilmeyiz.
Bizim görevimiz:
insanları ebedi biçimde damgalamak değil,
davranışın ne kadar tehlikeli olduğunu anlamaktır.
Belki ayetin en ürpertici yönlerinden biri de şudur:
Hakikati gizlemek için:
çok büyük bir komplo kurmak gerekmeyebilir.
Bazen sadece:
susmak yeterlidir.
Bir haksızlık görürsün.
Konuşursan:
işin zarar görecek.
Susarsın.
Bir arkadaşın hakkında yalan söyleniyor.
Gerçeği biliyorsun.
Ama:
ortama ters düşmemek için susuyorsun.
Bir insan suçlanıyor.
Onu aklayacak bilgi sende.
Ama:
“Bana ne?”
diyorsun.
Elbette her durumda konuşmanın:
hukuki,
güvenlik
ve hikmet boyutları vardır.
Fakat insan kendisine şu soruyu sormalıdır:
Susmam hikmetten mi, yoksa korkaklıktan mı?
Bazen aynı sessizlik:
iki tamamen farklı niyetten çıkabilir.
İşte Allah’ın:
Alîm, yani bilen
oluşu bu noktada önem kazanır.
İnsanlar dışarıdan sadece:
susmanı görür.
Allah:
neden sustuğunu da bilir.
Ve ayetin bugünkü dünyaya belki en güçlü uyarılarından biri:
bilgi bolluğunun hakikat bolluğu anlamına gelmediğidir.
Dünyada her gün milyarlarca içerik üretiliyor.
Fakat:
çok bilgi sahibi olmak,
gerçeğe yakın olmak
anlamına gelmeyebilir.
Eğer her insan sadece:
kendi görmek istediğini görüyorsa,
bilgi çoğalırken:
hakikat parçalanabilir.
Bu nedenle gerçek bilgi ahlakı:
şunu gerektirir:
Delilin işine gelmese bile:
bak.
Karşı tarafın güçlü argümanını:
saklama.
Bir metni bağlamından koparma.
Bilmediğin yerde:
“Bilmiyorum.”
de.
Yanıldığında:
“Yanıldım.”
diyebil.
Çünkü bazen hakikat:
insanın bildikleriyle değil,
saklamaya cesaret edemediği gerçeklerle
ölçülür.
Ve belki Bakara 159’un bugünün insanına yönelttiği en güçlü soru tam olarak şudur:
Gerçeği savunduğumuzu söylerken, kendi çıkarımıza, grubumuza veya yıllardır savunduğumuz görüşe zarar verecek bir bilgiyle karşılaştığımızda onu da aynı açıklıkla paylaşabiliyor muyuz; yoksa hakikatin yalnız bize yarayan kısmını mı görünür bırakıyoruz?
“Hakikate ihanet her zaman yalan söylemekle başlamaz; bazen doğruyu bildiğin halde insanların ona ulaşmasını engelleyecek kadar sessiz kalmakla başlar. Bilgi güç olabilir, fakat ahlak yoksa o güç insanı aydınlatmak yerine gerçeğin üzerine perde çekebilir.”
Ersan Karavelioğlu