Bakara Suresi 137. Ayette “Eğer Onlar da Sizin İman Ettiğiniz Gibi İman Ederlerse Doğru Yolu Bulmuş Olurlar. Eğer Yüz Çevirirlerse Onlar Ancak Ayrılık ve Karşıtlık İçindedirler. Allah Onlara Karşı Sana Yeter. O, Her Şeyi İşiten ve Bilendir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Hakikat insanları birbirine benzetmek için değil, aynı doğru merkeze yöneltmek için vardır. Birliğin ölçüsü herkesin aynı karaktere sahip olması değil; insanın hakikati kendi çıkarına göre parçalamamasıdır.”
Ersan Karavelioğlu
Bakara Suresi 137. Ayette Ne Anlatılmaktadır
Bakara Suresi’nin 137. ayeti, hemen önceki 136. ayetin devamıdır.
- ayette müminlere:
Allah’a, Kur’an’a, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a, Musa’ya, İsa’ya ve bütün gerçek peygamberlere verilen vahye iman ettiklerini
söylemeleri öğretilmişti.
- ayet ise bu kapsamlı iman anlayışının karşısındaki tavrı ele alır:
“Eğer onlar da böyle iman ederlerse doğru yolu bulurlar.”
Fakat yüz çevirirlerse bunun:
“şikak”, yani ayrılık, karşıtlık ve derin uyuşmazlık
olduğu belirtilir.
Ardından Hz. Muhammed’e güven veren güçlü bir ifade gelir:
“Allah onlara karşı sana yeter.”
Ve ayet:
“O işitendir, bilendir.”
cümlesiyle sona erer.
“Eğer Onlar da Sizin İman Ettiğiniz Gibi İman Ederlerse” Ne Demektir
Bu ifade bazen:
“Herkes sizin bütün ayrıntılarınızla birebir aynınız olmalıdır.”
şeklinde anlaşılabilir.
Fakat ayetin bağlamı özellikle 136. ayette açıklanan iman esaslarına gider.
Yani:
Allah’a iman,
vahye iman,
peygamberlerin gerçekliğini kabul etmek,
onlardan bir kısmını keyfî biçimde reddetmemek
esas alınmaktadır.
Dolayısıyla burada asıl ölçü:
kişiliklerin, kültürlerin veya dillerin aynı olması değil; vahyin temel hakikatinin kabul edilmesidir.
Ayet İnsanlardan Müslümanların Birebir Kopyası Olmalarını mı İstiyor
Hayır.
Kur’an insanların:
farklı kavimlerden,
farklı topluluklardan,
farklı dillerden
oluştuğunu zaten kabul eder.
İman birliği:
her insanın:
aynı kıyafeti,
aynı mizacı,
aynı kültürel alışkanlığı
taşıması değildir.
İman birliğinin merkezinde:
aynı Allah’a yönelmek ve O’nun vahyini hakikat olarak kabul etmek
vardır.
Bu nedenle dinî birlik ile:
kültürel tek tipleştirme
birbirine karıştırılmamalıdır.
“Doğru Yolu Bulmuş Olurlar” Ne Anlama Gelir
Ayette:
“ihtedev”, yani hidayete ermek, doğru yolu bulmak
ifadesi kullanılır.
Hidayet burada yalnızca:
bir grup adına katılmak
değildir.
İnsanın:
Allah,
vahiy,
peygamberlik
hakkındaki doğru yönelişe ulaşmasını ifade eder.
Bu nedenle hidayet:
yalnızca dışarıdan takılan bir etiket değil,
insanın düşüncesinin ve hayat yönünün değişmesidir.
Hidayet Bir Kez Elde Edilip Sonsuza Kadar Otomatik Korunan Bir Statü müdür
Kur’an’ın genel mesajı bunun böyle mekanik bir garanti olmadığını gösterir.
İnsan doğru yolu bulabilir.
Ama:
yanlış tercihler,
kibir,
çıkar,
inat
sebebiyle ondan uzaklaşabilir.
Bu nedenle müminlerin bile:
“Bizi dosdoğru yola ilet.”
diye her gün dua etmeleri anlamlıdır.
Hidayet yalnızca:
yola girmek değil, o yolda kalmayı da istemektir.
“Eğer Yüz Çevirirlerse” İfadesi Ne Anlama Gelir
Yüz çevirmek:
bir konuyu henüz anlayamamaktan daha güçlü bir ifadedir.
İnsanın:
kendisine sunulan mesajdan uzaklaşması,
onu kabul etmemesi,
ona karşı tavır alması
anlamlarını taşıyabilir.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır:
Soru sormak yüz çevirmek değildir.
Şüphe yaşamak yüz çevirmek değildir.
Anlamaya çalışmak yüz çevirmek değildir.
Kur’an’ın eleştirdiği durum:
hakikat arayışından çok:
bilinçli karşıtlığa dönüşen tavırdır.
Ayette Geçen “Şikak” Ne Demektir
Arapça:
“şikâk”
kelimesi:
ayrılık,
karşı cephede bulunma,
derin uyuşmazlık,
karşıtlık
anlamlarına gelir.
Kelimenin kökünde:
iki tarafın birbirinden ayrılarak farklı yönlerde bulunması
düşüncesi vardır.
Dolayısıyla ayet:
sadece basit bir fikir ayrılığından söz etmiyor olabilir.
Daha çok:
hakikat karşısında cepheleşmeye dönüşen bir ayrılığı
anlatır.
Her Fikir Ayrılığı “Şikak” mıdır
Hayır.
İnsanlar birçok konuda farklı düşünebilir.
Fıkıhta farklı yorumlar olabilir.
Tarihte farklı okumalar yapılabilir.
Bilimsel meselelerde farklı görüşler ortaya çıkabilir.
Bunların tamamını:
dinî düşmanlık
olarak görmek doğru değildir.
Şikak:
sıradan farklılıktan daha ağırdır.
Sorun:
farklı düşünmek değil,
farklılığı düşmanlığa ve hakikate karşı inada dönüştürmektir.
İnsan Neden Hakikat Tartışmasını Kimlik Savaşına Dönüştürür
Çünkü fikirler bazen insanın benliğiyle birleşir.
Bir düşünceyi eleştirdiğinizde kişi:
kendisine saldırıldığını
hissedebilir.
Sonra mesele:
“Hangimiz doğru düşünüyoruz?”
olmaktan çıkar.
Şuna dönüşür:
“Kim kazanacak?”
Bu aşamada insan:
doğruyu bulmak yerine,
kendi tarafının galip gelmesini
istemeye başlayabilir.
Bakara 137’deki “şikak” kavramı bu psikolojiyi düşünmek için güçlü bir pencere açar.
Bir Tartışmada Hakikati Aramakla Kazanmak İstemek Arasındaki Fark Nedir
Hakikati arayan insan:
yanıldığını görürse fikrini değiştirebilir.
Kazanmak isteyen insan ise:
yanlış olduğunu anlasa bile savunmaya devam edebilir.
Hakikati arayan sorar:
“Doğru nedir?”
Kazanmak isteyen sorar:
“Nasıl cevap verebilirim?”
Birincisi öğrenmeye açıktır.
İkincisi savunma halindedir.
Dinî tartışmaların tehlikelerinden biri de budur:
İnsan Allah adına konuştuğunu düşünürken aslında:
kendi egosunu savunuyor olabilir.

“Allah Onlara Karşı Sana Yeter” Ne Anlama Gelir
Bu ifade Hz. Muhammed’e yönelik güçlü bir güvence taşır.
Peygamber:
muhalefet,
baskı,
karşıtlık
ile karşılaşmaktadır.
Allah ona:
“Sana yeterim.”
anlamında güven verir.
Mesaj şudur:
Sen görevin olan:
tebliği,
doğru duruşu,
sabırlı mücadeleyi
yerine getir.
Sonucu mutlak biçimde kontrol etmek zorunda değilsin.
Nihai güven kaynağın Allah olsun.

Bu İfade Başkalarına Karşı Şiddet İçin Açık Bir Yetki midir
Hayır.
Ayet:
“Allah sana yeter.”
demektedir.
Bu ifade kendi başına:
her farklı inanç sahibine saldırma
izni vermez.
Tam tersine ilk anlamı:
ilahi koruma ve yeterlilik
vurgusudur.
Kur’an’daki savaş ve çatışmayla ilgili hükümler kendi tarihsel ve hukuki bağlamlarında değerlendirilmelidir.
Bakara 137’yi:
“Bizden olmayan herkese karşı sınırsız mücadele edin.”
şeklinde okumak ayetin bağlamını aşar.

“Allah Bana Yeter” Demek Hiçbir Önlem Almamak mıdır
Hayır.
Hz. Muhammed’in hayatında:
tedbir,
planlama,
hicret,
ittifak,
savunma
gibi somut davranışlar vardır.
Dolayısıyla:
“Allah bana yeter.”
demek:
“Ben hiçbir şey yapmayacağım.”
anlamına gelmez.
Tevekkül:
sorumluluktan kaçmak değil,
sorumluluğunu yaptıktan sonra nihai sonucu kendisinin mutlak kontrolünde sanmamaktır.

İnsanların Onayına Fazla Bağımlı Olmak Bu Ayetle Nasıl İlişkilendirilebilir
Peygamber bile herkesi ikna edememiştir.
Bu çok önemli bir gerçektir.
Eğer insan kendi değerini:
herkesin kendisini onaylamasına
bağlarsa,
hayatı çok zorlaşır.
Çünkü mutlaka:
seni yanlış anlayan,
eleştiren,
sevmeyen
birileri olacaktır.
Bakara 137’deki:
“Allah sana yeter.”
ifadesi daha geniş bir manevi ders olarak insana şunu düşündürebilir:
Doğru olduğuna samimiyetle kanaat getirdiğin bir yolda:
herkesin alkışını hayatının nihai ölçüsü yapma.

Bu, Eleştirileri Hiç Dinlememek Anlamına Gelir mi
Kesinlikle hayır.
“Allah bana yeter.”
deyip:
her eleştiriyi reddetmek,
kendi yanlışını sorgulamamak
çok tehlikeli olabilir.
Çünkü insan:
kendi görüşünü Allah’ın görüşüyle
karıştırabilir.
Bu nedenle sağlıklı denge şudur:
Eleştiriyi dinle.
Kendini sorgula.
Delili değerlendir.
Ama sırf insanların baskısı yüzünden:
doğru olduğuna inandığın hakikati de terk etme.

“O İşitendir, Bilendir” İfadesi Neden Ayetin Sonunda Yer Alır
Allah burada iki isimle anılır:
Semî‘
ve:
Alîm.
Yani:
her şeyi işiten ve her şeyi bilen.
Bu son derece anlamlıdır.
Allah:
söylenen sözleri işitir.
Ama aynı zamanda:
o sözlerin arkasındaki niyetleri de bilir.
İnsan dışarıdan:
hakikati savunuyor gibi görünebilir.
Ama içinde:
kibir,
intikam,
çıkar
olabilir.
Başkaları bunu fark etmeyebilir.
Allah bilir.

Bakara 136 ve 137 Birlikte Okunduğunda Nasıl Bir Bütünlük Ortaya Çıkar
- ayette müminlerin iman anlayışı açıklanmıştı:
Allah’a,
vahye,
İbrahim’e,
Musa’ya,
İsa’ya
ve bütün gerçek peygamberlere iman.
- ayet ise:
“Eğer onlar da bu bütünlüklü iman çizgisini kabul ederlerse hidayete ulaşırlar.”
der.
Yani Kur’an’ın çözümü:
bir peygamberi diğerine karşı kullanmak değildir.
Tam tersine:
peygamberlik zincirini aynı ilahi kaynağın parçaları olarak kabul etmektir.
Yüz çevrildiğinde ise ayrılık derinleşir.

Bakara 137’den Çıkarılabilecek En Büyük Hayat Dersi Nedir
Belki şöyle özetlenebilir:
Hakikati savunurken hakikat uğruna mı mücadele ettiğini, yoksa kendi tarafının kazanmasını mı istediğini sürekli kontrol et.
İnsan din konusunda da:
siyasette de,
felsefede de,
günlük tartışmalarda da
haklı görünme arzusuna kapılabilir.
Bir noktadan sonra:
hakikat kaybolur, taraflar kalır.
Bakara 137’nin “şikak” uyarısı bize:
farklılığın kaçınılmaz olabileceğini,
ama farklılığın:
inatçı düşmanlığa dönüştürülmemesi gerektiğini
düşündürür.

Son Söz
Bakara 137 Bize “Hakikati Kabul Etmeye mi Çalışıyoruz, Yoksa Hakikatin Mutlaka Bizim Tarafımızdan Söylenmesini mi İstiyoruz?” Diye mi Soruyor
Bakara Suresi 137. ayetin öncesinde olağanüstü geniş bir iman bildirisi vardır.
İbrahim kabul edilir.
İsmail kabul edilir.
İshak kabul edilir.
Yakup kabul edilir.
Musa kabul edilir.
İsa kabul edilir.
Diğer gerçek peygamberler kabul edilir.
Yani Kur’an:
hakikati tarih boyunca parçalayarak sahiplenmeyin
der gibidir.
Ardından 137. ayet gelir:
“Eğer onlar da böyle iman ederlerse doğru yolu bulurlar.”
Burada çok önemli bir insanlık problemi ortaya çıkar.
İnsan bazen hakikati sevdiğini sanır.
Ama aslında:
kendi hakikat anlatısının kazanmasını
seviyor olabilir.
Bu iki şey aynı değildir.
Hakikati gerçekten seven insan:
doğru söz düşmanından geldiğinde bile:
“Bu noktada haklı.”
diyebilmelidir.
Kendi arkadaşının yanlışını gördüğünde:
“Bizden olduğu için savunacağım.”
dememelidir.
Çünkü aksi durumda insan:
hakikatin hizmetkârı değil,
grubunun avukatı
haline gelir.
Ayetin kullandığı:
“şikak”
kavramı burada çok derinleşir.
Bir ayrılık başlangıçta fikir farklılığı olabilir.
Sonra insanlar birbirine kimlik üzerinden bakmaya başlar.
Artık karşısındaki insan:
“farklı düşünen biri”
değildir.
“Karşı taraf”
olmuştur.
Sonra onun söylediği doğru bile:
yanlış kabul edilir.
Çünkü ölçü değişmiştir.
Artık soru:
“Bu doğru mu?”
değildir.
Soru:
“Bunu kim söyledi?”
olmuştur.
İşte hakikatin en büyük kayıplarından biri burada yaşanabilir.
Çünkü insan:
bir düşünceyi içeriğine göre değil,
söyleyen kişinin kimliğine göre
değerlendirmeye başlar.
Bakara 137 bunu aşan bir merkez önerir:
Allah.
İnsanlar değişir.
Gruplar değişir.
Tarihsel ittifaklar değişir.
Ama hakikatin nihai ölçüsü:
insanların alkışı değildir.
Bu nedenle Hz. Muhammed’e:
“Allah onlara karşı sana yeter.”
denir.
Bu cümle aynı zamanda büyük bir psikolojik özgürlük taşır.
Çünkü insan:
herkesi memnun etmek zorunda olmadığını
öğrenir.
Herkes seni anlamayabilir.
Herkes seni sevmeyebilir.
Herkes seninle aynı sonuca ulaşmayabilir.
Sen:
doğruyu araştırmak,
adil davranmak,
elinden geleni yapmak
zorundasın.
Ama:
her insanın zihnini kontrol etmek zorunda değilsin.
İşte burada sorumluluk ile kontrol birbirinden ayrılır.
Sorumluluk:
senindir.
Sonucun tamamı:
senin değildir.
Fakat bu ayet başka bir tehlikeyi de önlemek zorundadır.
İnsan:
“Allah bana yeter.”
deyip kendisini sorgulamaktan kaçabilir.
Bu yüzden ayetin son iki ismi olağanüstü önemlidir:
Semî‘ ve Alîm.
Allah işitir.
Ve bilir.
Sadece senin karşıtlarının söylediklerini değil:
senin söylediklerini de işitir.
Sadece onların niyetini değil:
senin niyetini de bilir.
Sen hakikati savunurken gerçekten Allah için mi konuşuyorsun?
Yoksa aşağılamak mı istiyorsun?
Bir tartışmada gerçeği mi arıyorsun?
Yoksa rakibini yenmek mi?
Haklı olduğunda mutlu oluyorsun da:
yanıldığını fark ettiğinde aynı hakikat sevgisiyle fikrini değiştirebiliyor musun?
İşte “Allah bilir” ifadesi tartışmanın yönünü dışarıdan içeriye çevirir.
Başkasının yanlışını göstermek kolaydır.
İnsanın kendi içindeki:
kibir,
tarafgirlik,
inat
ile yüzleşmesi daha zordur.
Ve belki de şikakın en tehlikeli biçimi:
iki toplum arasındaki ayrılıktan önce,
insanın içinde hakikat ile egosu arasında başlayan ayrılıktır.
Ego:
“Ben kazanmalıyım.”
der.
Hakikat:
“Doğru kazanmalı.”
der.
Ego:
“Benim tarafım haklı görünmeli.”
der.
Hakikat:
“Kim söylerse söylesin doğru kabul edilmeli.”
der.
Ego:
“Yanıldığımı kabul edersem küçülürüm.”
der.
Hikmet ise:
“Yanlışta ısrar etmek daha büyük kayıptır.”
der.
Belki Bakara 137’nin bugünün insanına yönelttiği en zor soru tam olarak şudur:
Bir tartışmanın sonunda karşı tarafın haklı olduğunu açıkça görsek, hakikati kazanmış sayıp sevinebilir miyiz; yoksa yalnızca bizim kazanmadığımız için kendimizi yenilmiş mi hissederiz?
“Hakikati gerçekten seven insan için en büyük zafer kendi tarafının kazanması değil, doğrunun ortaya çıkmasıdır. Çünkü Allah’a teslimiyet bazen başkasını yenmekten önce insanın kendi inadıyla mücadele etmesini gerektirir.”
Ersan Karavelioğlu