A‘lâ Suresi 18. Ayette “Şüphesiz Bu, Önceki Sahifelerde de Vardır” Buyrulması Ne Anlama Gelir Ve Kur’an’ın Önceki Vahiylerle Sürekliliği, Ortak İlahi Mesaj, Sahifeler Kavramı Ve Dinlerin Ahlaki Çekirdeği Açısından Nasıl Anlaşılmalıdır
“A‘lâ Suresi burada kendi mesajını tarihten kopuk, bütünüyle yeni bir çağrı olarak sunmaz; önceki vahiylerle bir süreklilik kurar. ‘Bu, önceki sahifelerde de vardır’ sözü, temel ahlaki ve teolojik ilkelerin farklı dönemlerde tekrar tekrar insanlığa hatırlatıldığını düşündürür.”
Ersan Karavelioğlu
A‘lâ Suresi 18. Ayette Ne Buyrulur
A‘lâ Suresinin on sekizinci ayetinde anlam olarak:
“Şüphesiz bu, önceki sahifelerde de vardır.”
buyrulur.
Arapça ifade:
“İnne hâzâ lefi’s-suhufi’l-ûlâ.”
şeklindedir.
Bir önceki ayetlerde:
arınma,
Allah’ı anma,
namaz,
dünya hayatının geçiciliği
ve ahiretin üstünlüğü
anlatılmıştı.
Şimdi:
bu ilkelerin:
yalnız bu sureye veya yalnız Kur’an’a özgü olmadığı:
hatırlatılır.
Yani:
aynı temel hakikat daha önceki vahiy geleneklerinde de vardır.
“Suhuf” Ne Anlama Gelir
“Suhuf”:
“sahife” kelimesinin çoğuludur.
Sayfalar,
yazılı belgeler,
vahiy metinleri
ve ilahî mesajların kayıtları
anlamında kullanılabilir.
Kur’an’da:
“suhuf” kelimesi:
vahiy geleneğinin:
yazılı veya kayıt altına alınmış biçimlerini:
ifade eder.
Buradaki vurgu:
önceki vahiylerin varlığıdır.
“El-Ûlâ” Yani “Öncekiler” Ne Demektir
“El-ûlâ”:
öncekiler,
daha önce gelenler
anlamına gelir.
Bu ifade:
Kur’an’dan önce:
vahiy alan peygamberler bulunduğunu:
hatırlatır.
Yani Kur’an:
kendisini:
insanlık tarihindeki ilk ilahî mesaj:
olarak sunmaz.
Tam tersine:
daha eski bir vahiy zincirinin devamı
olarak tanımlar.
Buradaki “Bu” Zamiri Tam Olarak Neye İşaret Eder
Tefsirlerde:
“bu” ifadesinin:
önceki ayetlerdeki temel öğretilere:
işaret ettiği düşünülmüştür.
Özellikle:
arınma,
Allah’ı anma,
ibadet,
dünyanın geçiciliği
ve ahiretin üstünlüğü:
gibi ilkeler:
öne çıkar.
Yani:
“Bu öğretiler yeni değildir.”
denmektedir.
Bir sonraki ayet:
hangi sahifelerin özellikle kastedildiğini:
daha açık hâle getirecektir.
Kur’an Neden Kendisini Önceki Vahiylerle Bağlantılı Gösterir
Çünkü:
Kur’an’ın kendi teolojik anlatısında:
vahyin kaynağı:
aynıdır.
Peygamberler:
farklı dönemlerde gelir.
Toplumlar:
farklıdır.
Diller:
farklıdır.
Bazı hükümler:
farklılaşabilir.
Ama:
tevhid,
adalet,
ahlaki sorumluluk,
ibadet
ve ahiret:
gibi temel ilkelerde:
bir süreklilik vardır.
Bu:
vahyin tarih boyunca tekrarlanan özü
fikridir.
İslam’a Göre Bütün Peygamberlerin Temel Mesajı Aynı mıdır
Kur’an’ın genel perspektifinde:
temel teolojik çağrı:
aynı kaynağa bağlanır.
Allah’a yönelmek.
Şirkten uzak durmak.
Ahlaki sorumluluk taşımak.
Adaleti gözetmek.
Hesabı ciddiye almak.
Ancak:
bütün peygamberlerin:
her ayrıntıda aynı hukuk sistemini:
getirdiğini söylemek:
doğru değildir.
Özde süreklilik, ayrıntıda farklılık
düşünülebilir.
Dinlerin Ortak Ahlaki Çekirdeğinden Söz Edilebilir mi
Belirli ölçüde:
evet.
Farklı din geleneklerinde:
doğruluk,
merhamet,
adalet,
yardımlaşma,
hırsızlık ve zulmün eleştirisi,
insanın kendisini aşan bir sorumluluk:
gibi temalar görülebilir.
Elbette:
dinler arasında:
önemli teolojik ve hukuki farklar da vardır.
Bu nedenle:
“Bütün dinler tamamen aynıdır.”
demek:
fazla basitleştirici olur.
Ama:
ortak ahlaki temaların bulunması:
gerçek bir gözlemdir.
Önceki Vahiylerin Hepsi Bugün Elimizde midir
Kur’an’ın sözünü ettiği:
bütün eski vahiy metinlerinin:
bugün bağımsız biçimde elimizde bulunduğunu:
söyleyemeyiz.
Bazı vahiy gelenekleri:
tarih içinde:
kaybolmuş,
dönüşmüş
veya daha büyük kutsal metin geleneklerinin:
içine karışmış olabilir.
Bu nedenle:
A‘lâ 18’de geçen:
“önceki sahifeler”
ifadesini:
bugünkü belirli bir kitapla:
otomatik olarak özdeşleştirmek:
dikkat gerektirir.
“Sahife” İle “Kitap” Aynı Şey midir
Tam olarak değil.
“Sahife”:
daha küçük yazılı vahiy belgelerini:
çağrıştırabilir.
“Kitap” ise:
daha kapsamlı vahiy metinleri için:
kullanılabilir.
Ancak Kur’an’daki kelimelerin kullanımı:
her zaman modern kitap sınıflandırmaları kadar:
keskin değildir.
Bu nedenle:
“suhuf”u:
mutlaka birkaç fiziksel yapraktan oluşan belge
şeklinde düşünmek:
gereksiz bir daraltma olabilir.
A‘lâ 18 Önceki Ayetlerdeki “Arınma” Fikrini Nasıl Evrenselleştirir
- ayette:
“Arınan kurtuluşa ermiştir.”
denmişti.
- ayet:
bu tür öğretilerin:
önceki sahifelerde de:
bulunduğunu söyler.
Böylece:
ahlaki arınma:
yalnız belli bir topluma özgü:
kültürel bir değer değil,
vahiy tarihinin:
tekrar eden temel çağrılarından biri
olarak sunulur.

Bu Ayet Dinler Arası Diyalog Açısından Ne Düşündürebilir
Ayet:
Müslümana:
vahiy tarihini:
yalnız kendi döneminden:
başlatmamasını öğretir.
İbrahim.
Musa.
Ve diğer peygamberler:
aynı ilahî tarih içinde:
anılır.
Bu:
diğer vahiy geleneklerinin:
tamamını otomatik olarak aynı kabul etmek değildir.
Ama:
ortak kök fikrini
ciddiye almak:
daha saygılı ve bilinçli bir:
dinler arası ilişkiye:
zemin sağlayabilir.

“Önceki Vahiyler de Aynıydı” Demek Bütün Farklılıkları Yok Saymak mıdır
Hayır.
Süreklilik:
özdeşlik değildir.
İki vahiy geleneği:
aynı Tanrı,
ahlak
ve hesap fikrini:
paylaşabilir.
Ama:
ibadet biçimleri,
hukuki hükümler,
teolojik ayrıntılar
ve tarihsel anlatımlar:
farklı olabilir.
Bu nedenle:
ortaklıkları görmek kadar farkları dürüstçe görmek de gerekir.

İnsanlık Neden Aynı Ahlaki Mesajları Tekrar Tekrar Duymaya İhtiyaç Duyar
Çünkü insan:
unutur.
Bir toplum:
adaleti bilir
ama:
çıkarına geldiğinde:
unutabilir.
İnsan:
ölümü bilir
ama:
sanki hiç ölmeyecekmiş:
gibi yaşayabilir.
Merhameti:
över
ama:
güç elde ettiğinde:
acımasızlaşabilir.
Bu nedenle:
vahiy:
yalnız yeni bilgi vermek değil,
unutulan temel hakikatleri yeniden hatırlatmak
işlevi de görür.

Aynı Mesajın Tekrar Edilmesi Gereksiz Tekrar mıdır
Hayır.
Bazı gerçekler:
bir kez öğrenilmekle:
hayata yerleşmez.
Bir doktor:
sağlıklı beslenmeyi:
bilir.
Ama:
hatırlamaya ihtiyaç duyabilir.
İnsan:
öfkenin zararını:
bilir.
Ama:
öfke anında:
unutabilir.
Ahlaki hakikatler:
bilgiden çok:
alışkanlık ve karakterle:
ilgili olduğu için:
tekrar tekrar hatırlatılmaları gerekir.

“Eski Bir Öğreti” Olması Bir Fikrin Değerini Azaltır mı
Hayır.
Bir fikrin:
eski olması:
onu otomatik olarak:
yanlış yapmaz.
Aynı şekilde:
yeni olması da:
otomatik olarak doğru yapmaz.
Adalet.
Dürüstlük.
Merhamet.
Bunlar:
binlerce yıldır:
konuşuluyor olabilir.
Ama:
eskilikleri:
değerlerini:
azaltmaz.
Hakikat:
modaya bağlı olmak zorunda değildir.

Kur’an Önceki Vahiyleri Tasdik Ederken Aynı Zamanda Eleştirebilir mi
Evet.
Kur’an:
önceki peygamberleri
ve ilahî vahiy geleneğini:
tasdik eder.
Ancak:
insanların:
vahyi yanlış yorumlamasını,
gizlemesini
veya dini:
çıkarları için kullanmasını:
da eleştirebilir.
Dolayısıyla:
vahyin kaynağına saygı ile tarihsel insan uygulamalarını eleştirmek
birbirine zıt değildir.
Bu ayrım:
çok önemlidir.

Bu Ayet Kur’an’ın Tamamen Yeni Bir Din Getirmediğini mi Söyler
Kur’an’ın kendi teolojik anlatısında:
İslam:
sıfırdan başlayan:
kopuk bir din olarak sunulmaz.
İbrahim,
Musa,
İsa
ve diğer peygamberler:
aynı tevhid tarihinin:
parçaları olarak anılır.
Muhammed’in mesajı:
bu çizginin:
devamı ve teyidi olarak:
sunulur.
Bu yüzden:
Kur’an’ın kimliği:
hem:
yeniden hatırlatma
hem de:
sonraki vahiy
niteliği taşır.

A‘lâ Suresi 16, 17 Ve 18. Ayetler Nasıl Bir Bütün Oluşturur
- ayet:
- ayet:
- ayet:
Yani:
dünya-ahiret dengesi:
yalnız bu surenin:
yeni bir öğretisi değildir.
İnsanlığın:
daha eski vahiy tarihinde de:
hatırlatılmıştır.
Böylece:
bireysel öğüt:
tarihsel vahiy sürekliliğine
bağlanır.

A‘lâ Suresi 18. Ayetin En Derin Mesajı Nedir
A‘lâ Suresinin on sekizinci ayeti:
“Şüphesiz bu, önceki sahifelerde de vardır.”
der.
Bu cümle:
çok önemli bir şeyi:
hatırlatır:
Hakikat:
her nesilde:
sıfırdan başlamaz.
İnsanlık:
bizden önce de:
yaşadı.
Sevdi.
Savaştı.
Hata yaptı.
Adalet aradı.
Ölümü düşündü.
Tanrı’yı sordu.
Zenginlik,
güç,
kibir
ve fanilikle:
yüzleşti.
Dolayısıyla:
bizim bugün:
“çok modern”
sandığımız:
birçok ahlaki problem:
aslında:
çok eskidir.
İnsanın:
dünya malına:
aşırı bağlanması:
yeni değil.
Kibir:
yeni değil.
Zulüm:
yeni değil.
Vicdan:
yeni değil.
Ölüm korkusu:
yeni değil.
Ve vahyin:
bu temel sorunlara:
verdiği:
ahlaki çağrılar da:
yeni değildir.
A‘lâ 18:
bunu:
“önceki sahifeler”
ifadesiyle:
çok güçlü biçimde:
gösterir.
Bu:
Kur’an’ın:
kendisine dair:
önemli bir öz tanımdır.
Kur’an:
“Benden önce hiçbir hakikat yoktu.”
demez.
Tam tersine:
önceki peygamberleri:
hatırlatır.
Bu:
vahiy tarihini:
bir yarış olmaktan:
çıkarıp:
bir süreklilik:
olarak görmemize:
yardımcı olur.
Fakat:
buradan:
“O hâlde bütün dinler aynıdır.”
sonucu:
çıkmaz.
Çünkü:
dinler arasında:
gerçek ve önemli:
farklılıklar vardır.
Tanrı anlayışı.
Peygamberlik.
Kurtuluş.
Hukuk.
İbadet.
Metin tarihi.
Bunlar:
farklılaşabilir.
Ancak:
farklılık:
ortaklığı:
yok etmek zorunda değildir.
Tıpkı:
aynı kökten:
farklı dallar çıkabilmesi:
gibi.
Ayet:
insana:
başka bir tevazu da:
öğretebilir:
Hakikat seninle başlamadı.
Bu:
çok önemli bir cümledir.
İnsan:
kendi dönemini:
tarihin merkezi:
sanabilir.
Kendi toplumunu:
en bilgili.
Kendi kuşağını:
en gelişmiş.
Kendi görüşünü:
ilk kez keşfedilmiş:
benzersiz hakikat:
sanabilir.
Oysa:
insanlığın:
çok uzun bir düşünce,
ahlak
ve tecrübe tarihi vardır.
A‘lâ:
bize:
önceki sahifeleri
hatırlatarak:
geçmişe:
kulak vermeyi:
öğretir.
Çünkü:
geçmişteki insanların:
hataları:
bugünün insanına:
ayna olabilir.
Aynı zamanda:
vahyin tekrar eden mesajı:
şu soruyu:
gündeme getirir:
Eğer aynı hakikatler yüzyıllardır söyleniyorsa neden insan hâlâ aynı hataları yapıyor?
Belki:
çünkü:
bilmek:
yetmiyor.
İnsan:
adaletin iyi olduğunu:
bilir.
Ama:
güç elde ettiğinde:
adaletsiz olabilir.
Dünyanın geçici olduğunu:
bilir.
Ama:
sanki:
sonsuz yaşayacakmış:
gibi biriktirebilir.
Ölümün gerçek olduğunu:
bilir.
Ama:
bugünkü hayatını:
değersiz kavgalarla:
harcayabilir.
Bu nedenle:
vahyin görevi:
yalnız:
bilgi vermek
değildir.
Aynı zamanda:
hatırlatmak
tır.
Ve belki:
A‘lâ Suresinin:
- ayetinde geçen:
“öğüt ver”
çağrısıyla:
- ayet arasındaki:
çok güzel bağ da:
buradadır.
İnsan:
unutur.
Vahiy:
hatırlatır.
İnsan:
yeniden unutur.
Yeni nesil gelir.
Aynı soru:
yeniden sorulur.
Ve:
temel hakikat:
yeniden söylenir.
Bu açıdan:
vahiy tarihi:
yalnız metinlerin tarihi:
değil,
insanın unutması ile hakikatin yeniden hatırlatılması arasındaki büyük tarih
olarak düşünülebilir.
Ve belki A‘lâ Suresi 18. ayetin en derin mesajı şöyle ifade edilebilir:
Kur’an kendisini insanlık tarihinden kopuk bir ses olarak değil, daha eski bir vahiy çağrısının devamı olarak sunar. Arınma, Allah’ı hatırlama, dünyanın geçiciliği ve kalıcı olanı tercih etme gibi ilkelerin tekrar edilmesi, hakikatin eskimesinden değil insanın unutmasından kaynaklanır. Bazen insanlığın en büyük ihtiyacı yeni bir hakikat değil, çok eski bir hakikati yeniden ciddiye almaktır.
“Hakikat her nesille yeniden doğmaz; çoğu zaman unutulur ve yeniden hatırlatılır. A‘lâ’nın ‘önceki sahifelerde de vardı’ sözü, insana hem tarihsel tevazu hem de ahlaki sorumluluk verir: Biz ilk kez duyanlar değiliz, fakat duyduğumuz eski hakikati bugün nasıl yaşayacağımız yine bizim sınavımızdır.”
Ersan Karavelioğlu