📖 Hicr Suresi 79. Ayette “Biz de Onlardan Yaptıklarının Karşılığını Aldık; Her İkisi de Apaçık Bir Yol Üzerindedir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 2 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    2

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
54,029
2,736,295
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Hicr Suresi 79. Ayette “Biz de Onlardan Yaptıklarının Karşılığını Aldık; Her İkisi de Apaçık Bir Yol Üzerindedir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hicr Suresi 78. ayette ‘Eyke halkı da gerçekten zalimlerdi’ buyurulmuştu. 79. ayette ise bu zulmün karşılıksız bırakılmadığı bildirilir: ‘Biz de onlardan yaptıklarının karşılığını aldık; her ikisi de apaçık bir yol üzerindedir.’ Ayette geçen ‘fentekamnâ’ kelimesi Türkçeye ‘intikam aldık’ şeklinde çevrilebilse de Allah hakkında bunu insanın incinen gururundan doğan öfkeli intikamıyla aynı anlamda düşünmek doğru değildir. İlahî intikam, haksızlığa verilmiş adil karşılık ve zulmün cezasız bırakılmaması bağlamındadır. Ayetin ikinci kısmı ise Lût kavmi ile Eyke halkının yaşadığı bölgelerin insanların geçtiği bilinen güzergâhlarla bağlantısını hatırlatarak tarihi yalnız anlatılan değil, ibret alınabilecek izler bırakan bir öğretmen hâline getirir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Hicr Suresi 79. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası “Fentekamnâ minhum ve innehumâ le-bi-imâmin mubîn.” şeklindedir. Genel anlamı “Biz de onlardan yaptıklarının karşılığını aldık; şüphesiz her ikisi de apaçık bir yol üzerindedir.” diye ifade edilebilir.

Bir önceki ayette Eyke halkının zalim olduğu bildirilmişti. Şimdi onların zulmünün sonuçsuz kalmadığı söylenmekte ve hemen ardından Lût kavmi ile Eyke halkına ait yerleşimlerin insanların bildiği güzergâhlarla ilişkisine dikkat çekilmektedir.

Böylece ayet iki büyük kavramı bir araya getirir: adalet ve tarihî ibret.

2️⃣ “Fentekamnâ” Ne Anlama Gelir ❓​

“Fentekamnâ”, kök itibarıyla yapılan haksızlığın karşılığını vermek, cezalandırmak, intikam almak anlam alanına sahiptir.

Türkçede “intikam” kelimesi çoğu zaman:

“Bana bunu yaptı, ben de ona göstereceğim.”

gibi kişisel öfke ve incinmiş gurur çağrışımı taşır.

Allah hakkında kullanılan Kur’anî ifade ise böyle anlaşılmamalıdır. Buradaki anlam zulmün adalet gereği karşılıksız bırakılmamasıdır.

Allah’ın egosu incinmez, gururu yaralanmaz ve duygusal öfkeyle kontrolünü kaybetmesi düşünülemez.

3️⃣ İlahi İntikam ile İnsan İntikamı Arasında Ne Fark Vardır ❓​

İnsan intikamında çoğu zaman kişisel duygu vardır. İnsan öfkelidir, kırılmıştır ve karşısındaki kişinin acı çekmesini isteyebilir.

Bu nedenle insan intikam sırasında ölçüyü aşabilir.

Suçlunun ailesini hedef alabilir.

Masumu suçluya katabilir.

Yapılandan çok daha ağır karşılık verebilir.

Allah’ın hükmü ise eksiksiz bilgi ve kusursuz adalet temelindedir.

Bu yüzden Kur’an’daki ilahî intikam, insanlardaki kontrolsüz rövanş duygusuyla eşitlenmemelidir.

4️⃣ Allah’ın “İntikam Alması” Öfkeden Kontrolünü Kaybettiği Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Allah hakkında insan psikolojisini olduğu gibi kullanmak doğru değildir.

İnsan öfkelenir.

Kalp atışı hızlanır.

Kontrolünü kaybedebilir.

Sonradan pişman olabilir.

Allah için bunların hiçbiri söz konusu değildir.

Kur’an’ın bu dili adaletin gerçekleşmesini anlatır.

Dolayısıyla:

“Allah çok sinirlendi ve öfkesine hâkim olamadı.”

şeklindeki bir tasavvur İslam’ın Allah anlayışıyla bağdaşmaz.

5️⃣ İlahi Ceza Keyfî midir ❓​

Hayır.

Hicr Suresi’nin bu kıssalarda çizdiği tabloya baktığımızda insanlar uyarılmadan keyfî biçimde cezalandırılmış gibi anlatılmaz.

Lût kavmine Hz. Lût gönderilmiştir.

Eyke halkına Hz. Şuayb’ın tebliği ulaşmıştır.

Yanlışlar açıklanmıştır.

Uyarılar yapılmıştır.

Dönüş çağrısı vardır.

Israr vardır.

Sonra hüküm gelir.

Bu yapı ilahi adaletin keyfî öfke değil, sorumluluk ve karşılık ilişkisi taşıdığını gösterir.

6️⃣ Eyke Halkı Neden Cezalandırıldı ❓​

Kur’an’ın Hz. Şuayb kıssasındaki diğer anlatımlarına baktığımızda Eyke halkının sorunları arasında yalnız inanç meselesi değil, ekonomik ve toplumsal haksızlıklar da öne çıkar.

Ölçüyü eksik yapmak.

Tartıyı bozmak.

İnsanların mallarını ve haklarını azaltmak.

Toplumda fesat üretmek.

Bu nedenle Hicr 78’de onların “zalimler” diye nitelenmesi çok anlamlıdır.

Hicr 79 ise:

“Zulüm karşılıksız kalmadı.”

mesajını verir.

7️⃣ Ekonomik Zulmün İlahi Adalet Konusu Olması Neden Önemlidir ❓​

Çünkü bazen insanlar dini yalnız bireysel ibadet ve cinsel ahlak konularına indirger.

Oysa Kur’an ticaretteki adaletsizliği de son derece ciddi biçimde ele alır.

İnsan:

Namaz kılıyor olabilir.

Oruç tutuyor olabilir.

Ama müşteriyi kandırıyorsa sorun vardır.

Çalışanının ücretini eksiltiyorsa sorun vardır.

Ortağının parasını gizliyorsa sorun vardır.

Allah’a kulluk ile insanın cebine ve emeğine saygı birbirinden ayrı değildir.

Eyke halkı bunun çok güçlü örneklerinden biridir.

8️⃣ Bu Ayet “Bana Kötülük Yapana Ben de Kötülük Yapabilirim” Anlamına Gelir mi ❓​

Hayır.

Allah’ın özel hükmünü insanın kişisel öfkesine ruhsat yapmak büyük hata olur.

Bir insan sana hakaret etti diye:

“Allah da intikam alıyor, ben de alırım.”

diyemezsin.

İnsan ilişkilerinde hukuk, ölçülülük, bağışlama imkânı ve adalet gibi ilkeler vardır.

Bir suç varsa hukukî yollar kullanılabilir.

Kendini savunma hakkı olabilir.

Ama kişisel öç alma ile adalet aynı şey değildir.

9️⃣ Affetmek ile Adalet İstemek Birbirine Zıt mıdır ❓​

Hayır.

Bir insan kişisel kırgınlığını affedebilir ama kamusal adaletin uygulanması gerekebilir.

Örneğin biri seni dolandırdı.

Sen kişisel olarak öfkeni bırakabilirsin.

Ama başka insanları da dolandırmaması için olayın hukukî olarak araştırılması gerekebilir.

Benzer biçimde ağır bir suçun mağduru:

“Kalbimde kin taşımak istemiyorum.”

diyebilir.

Bu, suçun hiç olmamış sayılması anlamına gelmez.

Affetmek cezasızlıkla aynı şey değildir; adalet de nefret etmek zorunda olmak değildir.

🔟 “Onlardan İntikam Aldık” İfadesi İnsanlara Şiddet Yetkisi Verir mi ❓​

Hayır.

Ayette:

“Siz gidip Eyke halkını cezalandırın.”

denmemektedir.

Hükmü gerçekleştiren Allah’tır.

Bu ayrım çok önemlidir.

İnsanlar ilahî hükmün temsilcisi olduklarını iddia ederek kendi düşmanlarına sınırsız şiddet uygulamaya başlarsa din kolayca zulüm aracına dönüştürülebilir.

Allah’ın adaleti, insanın öfkesine açık çek değildir.

1️⃣1️⃣ “Ve İnnehumâ” İfadesindeki “İkisi” Kimdir ❓​

Ayette geçen “innehumâ”, “şüphesiz o ikisi” anlamındadır.

Bağlamda bunun Lût kavminin yerleşimleri ile Eyke halkının yerleşimleri veya bu iki tarihî toplulukla ilişkili bölgeler için kullanıldığı anlaşılır.

Önce Lût kavmi anlatılmıştır.

Ardından Eyke halkına geçilmiştir.

Sonra:

“Her ikisi de…”

ifadesi gelir.

Böylece iki ibret sahası birlikte hatırlatılır.

1️⃣2️⃣ “İmâmin Mubîn” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ayetteki “imâmin mubîn” ifadesi dikkat çekicidir.

“İmam” kelimesi Arapçada yalnız namaz kıldıran kişi anlamına gelmez. Önünde gidilen, takip edilen veya kendisine göre yön belirlenen şey anlam alanı da vardır.

Bu bağlamda ifade genellikle açık, bilinen ve kullanılan yol/güzergâh olarak anlaşılır.

Yani ayet:

“Bu iki toplumun izleri insanların geçip bildiği belirgin bir güzergâhla bağlantılıdır.”

mesajını taşır.

1️⃣3️⃣ Buradaki “İmâm” Dinî Lider mi Demektir ❓​

Hayır.

Kelimenin anlamı bağlama göre değişebilir.

Türkçede “imam” kelimesini görünce otomatik olarak camide namaz kıldıran kişiyi düşünürüz.

Fakat Arapçadaki kullanım bundan daha geniştir.

Burada:

“Her ikisi açık bir imam üzerindedir.”

şeklinde kelime kelime çeviri Türkçede anlamsızlaşabilir.

Bağlamdaki anlam açık yol, belirgin güzergâh şeklindedir.

Bu da Kur’an tercümesinde tek kelimenin her ayette aynı Türkçe karşılıkla çevrilemeyeceğini gösterir.

1️⃣4️⃣ “İmâm-ı Mübîn” Burada Levh-i Mahfûz veya Gizli Bir Kitap mıdır ❓​

Bu ayetin bağlamında böyle yorumlamak doğru görünmez.

Kur’an’da aynı veya benzer kelimeler farklı bağlamlarda farklı anlam taşıyabilir.

Burada hemen önce tarihî yerleşimlerden, yollarından ve insanların onları görmesinden söz edilmektedir.

Dolayısıyla “imâmin mubîn” ifadesini sırf başka bir ayette farklı anlam alanı bulunduğu için bu ayette de gizli kozmik kayıt kitabı şeklinde yorumlamak bağlamı bozabilir.

Kelimenin anlamını bağlam belirler.

1️⃣5️⃣ İki Toplumun Yol Üzerinde Bulunması Neden Tekrar Vurgulanıyor ❓​

Çünkü Kur’an geçmişin izlerini ibret aracı hâline getirir.

Lût kavmi için bir önceki ayetlerde:

“O yerleşim işlek bir yol üzerindedir.”

denmişti.

Şimdi Eyke halkıyla birlikte iki toplum birden hatırlatılır.

Bu, adeta yolculuk yapan insana:

“Yanından geçip gitme; düşün.”

çağrısıdır.

Tarihî mekân yalnız turistik görüntü değildir.

İnsanlık hafızasıdır.

1️⃣6️⃣ Tarihî Kalıntılar İlahi Adaletin Kesin Kanıtı Sayılabilir mi ❓​

Belirli Kur’an kıssalarında ilahî hüküm olduğunu vahiyden biliyoruz.

Fakat bugün bir arkeolojik alanda yıkım katmanı görmek tek başına:

“Bu kesin Allah’ın azabıdır.”

dememize yetmez.

Deprem olabilir.

Savaş olabilir.

Yangın olabilir.

Ekonomik çöküş olabilir.

İnsanların bölgeyi terk etmesi olabilir.

Bu nedenle arkeolojik bulgu ile vahyin özel hükmünü birbirine karıştırmamak gerekir.

Her harabe azap değildir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Kişisel İntikam Duygumuzu Nasıl Sorgulatır ❓​

İnsan haksızlığa uğradığında öfkelenebilir.

Bu son derece insani bir duygudur.

Ama öfke şu noktaya dönüşebilir:

“Onun acı çekmesini görmek istiyorum.”

İşte burada insan kendisini kontrol etmelidir.

Adalet:

“Haksızlık durdurulsun ve hak yerine gelsin.”

der.

İntikam arzusu ise bazen:

“Benim çektiğimden daha fazlasını çeksin.”

der.

Bu ikisi aynı değildir.

Mümin ilahî adalete inanırken kendi kalbindeki intikam duygusunu da Allah’ın adaletiyle karıştırmamalıdır.

1️⃣8️⃣ Hicr Suresi 78 ve 79. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Hicr Suresi 78. ayette:

“Eyke halkı da gerçekten zalimlerdi.”

buyrulmuştu.

  1. ayette ise:
“Biz de onlardan yaptıklarının karşılığını aldık; her ikisi de apaçık bir yol üzerindedir.”

denir.

Böylece iki aşama görülür:

Zulüm.

Ardından:

Adalet ve ibret.

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 80. ayette, Kur’an yeni bir topluma geçecek ve “Hicr halkı da peygamberleri yalanladı” buyuracaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle Ashâbu’l-Hicr’in kim olduğu, Semûd kavmiyle bağlantısı, neden çoğul olarak ‘peygamberleri yalanladılar’ denildiği hâlde onlara Hz. Sâlih’in gönderilmiş olması, bir peygamberi yalanlamanın peygamberlik mesajının ortak özünü reddetmekle ilişkisi ve Hicr bölgesinin tarihî-coğrafi öneminin abartılı arkeolojik kesinliklere dönüştürülmemesi üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Hicr Suresi 79. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Hicr Suresi 79. ayet iki çok önemli düşünceyi aynı cümlede birleştirir:

Zulüm karşılıksız değildir.

Ve:

Geçmişin izi insanların görebileceği şekilde kalabilir.

Ayette:

“Biz onlardan intikam aldık.”

şeklinde çevrilebilen güçlü bir ifade vardır.

Fakat Allah’ın intikamını insanın öfkesiyle aynı görmek bu ayetin en ciddi yanlış okumalarından biri olur.

İnsan intikamı çoğu zaman ego içerir.

“Bana bunu nasıl yapar?”

diye düşünür.

Karşı tarafa zarar verdiğinde rahatlamak ister.

Bazen suçlunun değil çevresindekilerin de acı çekmesini ister.

İlahî adalet ise böyle değildir.

Allah kimin ne yaptığını eksiksiz bilir.

Kimin niyetinin ne olduğunu bilir.

Kim zorlandı?

Kim isteyerek yaptı?

Kim mağdurdu?

Kim faili destekledi?

Kim karşı çıktı?

Bütün ayrıntıları bilir.

İnsan ise çoğu zaman olayın küçük bir kısmını bilir.

Bu nedenle bizim:

“Ben Allah adına intikam alıyorum.”

dememiz son derece tehlikelidir.

Belki yanlış kişiyi suçluyoruz.

Belki olay bize anlatıldığı gibi değil.

Belki ölçüyü aşacağız.

Belki kişisel nefretimizi dinî dil altında saklıyoruz.

İnsan sınırlı olduğu için hukuka, delile ve ölçüye ihtiyaç duyar.

İşte bunun için modern adalet sistemlerinde soruşturma vardır.

Delil vardır.

Savunma vardır.

Mahkeme vardır.

İtiraz vardır.

Bunlar kusursuz olmayabilir.

Ama amacı, tek kişinin öfkesiyle ceza vermesini engellemektir.

Bir adam:

“Bana göre suçlu.”

deyip ceza uygulayamaz.

Çünkü insan yanılabilir.

Bu açıdan Hicr 79’un ilahî intikam anlatısı bize tam tersine insan intikamına karşı sınır öğretebilir.

Allah’ın hükmü kusursuz olduğu için O’na aittir.

Bizim görevimiz kendi alanımızda mümkün olduğunca adil olmaktır.

Ayetin Eyke halkından sonra gelmesi özellikle anlamlıdır.

Onların zulmü ekonomik boyut taşımaktadır.

Ölçüyü eksiltmek.

İnsanların hakkını azaltmak.

Ticarette adaletsizlik.

Bu davranışlar bazen toplum tarafından küçük görülür.

İnsan:

“Ne olacak, biraz eksik verdim.”

diyebilir.

Ama o “biraz” binlerce insandan alındığında büyük servete dönüşebilir.

Bir şirket milyon müşteriden küçük miktarda haksız ücret keserse ortaya devasa rakam çıkar.

Dolayısıyla ekonomik zulmün küçük görünmesi, gerçekten küçük olduğu anlamına gelmez.

Sistematik küçük haksızlık büyük zulüm üretebilir.

Eyke halkının kıssası bunu düşünmemizi sağlar.

Bir kilogram üründen her müşteriye elli gram eksik veriyorsun.

Bir kişide küçük.

Bin müşteride elli kilogram.

Bir milyon müşteride devasa haksızlık.

Modern dijital ekonomide bu daha görünmez olabilir.

Her kullanıcıdan fark ettirmeden küçük ücret.

İptal edilmesi zor abonelik.

Gizlenmiş komisyon.

Yanlış yönlendiren fiyat.

Tek tek insan için küçük görünür.

Ama şirket için milyonlara dönüşebilir.

Bu nedenle Kur’an’ın ölçü ve tartı adaleti dijital çağda bile son derece canlıdır.

Hicr 79 bize şunu hatırlatır:

Haksız kazanç sistematik hâle geldiğinde ekonomik güç onu ahlaki hâle getirmez.

Çok para kazanmış olman yönteminin doğru olduğunu kanıtlamaz.

Piyasanın seni ödüllendirmiş olması Allah’ın senden razı olduğunun kesin delili değildir.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

Dünyevî başarı:

Başarıdır.

Ama ahlaki onay sertifikası değildir.

Bir insan hileyle zengin olabilir.

Bir dürüst insan maddi olarak zorlanabilir.

Dünya her hesabın anında kapandığı yer değildir.

Bu nedenle:

“Bak ne kadar zenginim, demek ki yaptığım doğrudur.”

düşüncesi tehlikelidir.

Eyke halkının kıssası tam tersine ekonomik güç ile ilahî onayın aynı şey olmadığını gösterir.

Ayetin ikinci yarısı ise bizi yeniden tarih ve hafıza meselesine götürür:

“Her ikisi de apaçık bir yol üzerindedir.”

Yani Lût kavmi ve Eyke halkının hatıraları insanların bildiği güzergâhlarla ilişkilidir.

Bu çok çarpıcıdır.

İnsan bir yoldan geçiyor.

Sağında veya solunda harabeler var.

Belki bir zamanlar büyük şehir.

Şimdi taş.

Bir zamanlar insanlar:

“Burası bizim.”

diyordu.

Şimdi yoldan geçen başka insanlar onların kalıntısına bakıyor.

Bu, mülkiyet ve güç duygusunu çok güçlü biçimde sorgulatır.

İnsan:

“Bu benim evim.”

der.

Doğrudur.

Hukuken senin olabilir.

Ama yüz yıl sonra?

İki yüz yıl sonra?

Belki başka biri yaşayacak.

Belki bina olmayacak.

İnsan:

“Bu şirket benim.”

der.

Ama şirketler de değişir.

Satılır.

Kapanır.

Büyür.

Yok olur.

Bu düşünce insanı dünyadan koparmamalıdır.

Tam tersine sahip olduklarımızı daha sorumlu kullanmaya yöneltmelidir.

Çünkü emanet süremiz sınırlıdır.

Bir işletmen var.

Onu büyüt.

Para kazan.

İstihdam oluştur.

Ama insanların hakkını yeme.

Bir evin var.

Değerini koru.

Ama onu mutlak varlığın sanma.

Yetkin var.

Kullan.

Ama insanların üzerinde ebedî egemenlik sanma.

Fanilik, üretimi anlamsızlaştırmaz; kibri anlamsızlaştırır.

Hicr 79’un yol vurgusu aynı zamanda seyahatin bir eğitim biçimi olabileceğini gösterir.

İnsan yolda yalnız kilometre kat etmez.

Tarih kat eder.

Bir şehirden geçerken:

“Burada kimler yaşamış?”

diye sorabilir.

Bir harabeye bakarken:

“Bu insanlar ne düşünüyordu?”

diyebilir.

Ama tarihî mekânları görmek kendi başına bilgelik sağlamaz.

İnsan yüz ülke gezebilir ve hiçbir şey öğrenmeyebilir.

Başka biri tek bir tarihî mekânda derin bir ders çıkarabilir.

Görmek ile ibret almak farklıdır.

Hicr 75’te mütevessimlerden söz edilmişti.

76’da yol üzerindeki yerleşim.

77’de müminler için ibret.

78’de Eyke’nin zulmü.

79’da adalet ve iki toplumun yol üzerindeki izi.

Bu ayetlerin tamamı birlikte okunduğunda çok güzel bir düşünce zinciri oluşur:

Gör.

Düşün.

Ahlaki sebebi fark et.

Sonucu gör.

Kendini düzelt.


Kur’an’ın tarih öğretme biçimlerinden biri budur.

Tarihi yalnız tarih öğrenmek için değil, karakter oluşturmak için anlatır.

Bu nedenle mümin kıssayı okuduğunda:

“Eyke halkı ne zaman yaşadı?”

diye sorabilir.

Bu değerli bir tarih sorusudur.

Ama bir soru daha sormalıdır:

“Ben ölçüyü nerede eksiltiyorum?”

Terazide olmayabilir.

İlişkide olabilir.

İş hayatında olabilir.

Bir çalışan senden sekiz saatlik ücret alıyor ve bilinçli şekilde dört saat çalışıyor.

O da ölçüyü eksiltiyor olabilir.

Sen bir çalışanından sekiz saatlik emek alıp ücretinin bir kısmını vermiyorsun.

Sen de ölçüyü eksiltiyorsun.

Bir söz veriyorsun.

Yarısını yerine getiriyorsun.

Ölçü.

Bir ürün tarif ediyorsun.

Gerçek ürün daha kötü.

Ölçü.

Bir insandan sadakat bekliyorsun ama kendin sadık değilsin.

Bu da ahlaki anlamda ölçü dengesizliği düşündürebilir.

Kur’an’ın ekonomik terimini her ilişkiye birebir tefsir diye taşımamak gerekir; fakat tefekkür açısından şu ilke güçlüdür:

Kendin için istediğin hakkı başkası için de gözetiyor musun?

Adaletin özü budur.

Hicr 79 ayrıca intikam ile hesap verebilirlik arasındaki farkı öğretir.

Bir yönetici çalışanına haksızlık yaptı.

Çalışan hakkını arıyor.

Bu intikam olmayabilir.

Bir kadın şiddet gördü ve şikâyetçi oldu.

Bu intikam değildir.

Bir insan dolandırıldı ve dava açtı.

Bu intikam değildir.

Bazen failler mağdura:

“İntikam peşindesin.”

diyerek onun adalet talebini küçümseyebilir.

Bu da doğru değildir.

Hak aramak ile öç almak farklıdır.

Mağdurun adalet istemesi meşrudur.

Ama mağdurun da ölçüyü aşmaması gerekir.

Bu denge önemlidir.

Bir insanın zarar verdiğini ispatlamak ve hukuki karşılığını istemek:

“Ben onun bütün ailesi mahvolsun istiyorum.”

demekten farklıdır.

Adalet fiile karşılık arar.

İntikam zihniyeti bazen kişinin tamamını ve çevresini yok etmek ister.

Bu yüzden adalet kişiselleştirilmiş ve ölçülü olmalıdır.

Hicr 79’un ilahî intikam ifadesini okurken insan kendi kalbine şu soruyu sorabilir:

“Ben gerçekten adalet mi istiyorum, yoksa karşı tarafın acı çekmesini görmek mi istiyorum?”

Bu çok zor bir sorudur.

Çünkü insan kendi duygusunu kolayca adalet diye adlandırabilir.

Bazen gerçekten adalet istiyoruz.

Bazen öfke karışıyor.

Bazen ikisi birlikte.

İnsanın bunu fark etmesi bile ahlaki olgunluk göstergesidir.

Özellikle yakın ilişkilerde intikam duygusu çok yıkıcı olabilir.

Eşin seni kırdı.

Sen de:

“Ben de onu kıskandıracağım.”

diyorsun.

Arkadaşın sana cevap vermedi.

Sen:

“Ben de haftalarca cevap vermeyeceğim.”

diyorsun.

Birisi seni üzdü.

Sen onun en hassas yerini bilerek vuruyorsun.

Bu adalet değildir.

Bu karşılıklı zarar döngüsüdür.

Böyle döngülerde artık kim ilk başladı sorusundan daha önemli bir soru doğabilir:

“Kim durduracak?”

Ahlaki olgunluk bazen:

“Bana yanlış yapıldı ama ben yeni bir yanlış üretmeyeceğim.”

diyebilmektir.

Bu pasiflik değildir.

Hakkını arayabilirsin.

Sınır koyabilirsin.

İlişkiyi bitirebilirsin.

Hukuka başvurabilirsin.

Ama zulme zulüm eklemek zorunda değilsin.

Hicr 79’un ilahî adalet mesajı burada da önemlidir.

İnsan her hesabı kendi eliyle kapatmak zorunda olmadığını bilir.

Bazı durumlarda hukuk hesap sorar.

Bazı durumlarda dünyada tam adalet gerçekleşmez.

Ve mümin nihai hesabın Allah’a ait olduğuna inanır.

Bu inanç insanın:

“Ben mutlaka onu mahvetmeliyim.”

saplantısından kurtulmasına yardımcı olabilir.

Çünkü nihai hâkim kendisi değildir.

Bu, suçların peşinin bırakılması demek değildir.

Dünyevî adalet uygulanır, nihai adalet Allah’a bırakılır.

İki alan birbirine karıştırılmaz.

Ayetin “apaçık yol” vurgusu da çok ince bir ders taşır:

Uyarı bazen gözümüzün önündedir.

İnsan aynı yoldan tekrar tekrar geçer.

Aynı sonucu görür.

Yine aynı hatayı yapar.

Bu yalnız toplumlar için değil bireyler için de mümkündür.

Bir ilişkide aynı davranışı tekrar ediyorsun.

Sonuç hep aynı.

Yine yapıyorsun.

Harcamada aynı hata.

Sonuç aynı.

Yine yapıyorsun.

Öfkede aynı yöntem.

Sonuç aynı.

Yine yapıyorsun.

Bu durumda insanın kendi hayatında da adeta işlek bir yol üzerinde duran işaretleri vardır.

Tefekkür açısından kendine şunu sorabilir:

“Hayatım bana defalarca neyi göstermeye çalışıyor?”

Bu bir vahiy veya gizli kader mesajı değildir.

Sadece tecrübenden öğrenmek demektir.

Aynı hata aynı sonucu üretiyorsa bunu görmek basirettir.

Fakat burada yine dikkat gerekir:

Her tekrar kesin kader yasası değildir.

İnsan değişebilir.

Koşullar değişebilir.

Yeni bilgi gelebilir.

Ama geçmiş tecrübe yok sayılmamalıdır.

İbret, geçmişin esiri olmak değil; geçmişten daha akıllı çıkmaktır.

Hicr 79’un başka önemli mesajı, zulmün sonunda mutlaka bizim istediğimiz biçimde ve istediğimiz zamanda karşılık bulacağı garantisi vermemesidir.

Eyke halkı özel vahiy kıssasıdır.

Allah onların hükmünü bize bildiriyor.

Bugün bir zalim gördüğümüzde:

“Üç aya kalmaz mahvolacak.”

diyemeyiz.

Belki yıllarca güçlü kalır.

Belki dünyada tam karşılığını görmez.

Bu yüzden özel tarihsel kıssayı mekanik dünya yasasına dönüştürmemek gerekir.

İlahî adalet gerçektir; fakat bizim takvimimize bağlı değildir.

Bu çok önemli bir iman dengesidir.

İnsan:

“Neden hemen ceza gelmedi?”

diye sorabilir.

Çünkü dünya sürekli anlık cezalandırma sistemi değildir.

Tövbe imkânı vardır.

İnsan iradesi vardır.

Toplumsal süreçler vardır.

Ve nihai ahiret hesabı vardır.

Dolayısıyla cezanın gecikmesi onay anlamına gelmez.

Ama:

“Ceza kesin şu gün gelecek.”

demek de bize düşmez.

Hicr Suresi 79. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **Kur’an’daki ‘intikam aldık’ ifadesini Allah’ın incinmiş gururla hareket ettiği şeklinde anlama. İlahi adaleti kendi kişisel öç alma duyguna ruhsat yapma. Hak aramak ile karşı tarafın acısından haz almayı birbirine karıştırma. ‘İmâmin mubîn’ ifadesini de bu bağlamda gizli kitap veya dinî lider şeklinde değil, iki tarihî topluluğun izlerinin bulunduğu açık ve bilinen güzergâh olarak anla. Çünkü ayetin büyük mesajı şudur: Zulüm Allah katında önemsiz değildir; fakat adaletin sahibi olmak insanın sınırsız intikam hakkına sahip olması demek değildir. Geçmiş toplumların yol üzerindeki izleri bize hem haksızlığın sonuçlarını hem de kendi hayatımızdaki yanlışlardan sonuç büyümeden ders çıkarmamız gerektiğini hatırlatır.”

Bir sonraki ayet olan Hicr Suresi 80. ayette, sureye adını veren topluluk gündeme gelecek ve şöyle buyurulacaktır: “Hicr halkı da peygamberleri yalanladı.” Bu ayeti ele alırken özellikle Ashâbu’l-Hicr’in kim olduğu, Semûd kavmi ve Hz. Sâlih ile ilişkisi, onlara tek bir peygamber gönderilmişken neden çoğul biçimde ‘peygamberleri yalanladılar’ denildiği, peygamberlerin getirdiği temel hakikatlerin ortaklığı, bir elçiyi reddetmenin peygamberlik kurumunun ortak mesajını reddetmek anlamıyla ilişkisi, Hicr bölgesinin tarihî konumu ve bugün Medâin Sâlih/Hegra adıyla bilinen arkeolojik alanla ilişki kurulurken vahiy ile modern arkeolojik ayrıntıların dikkatle ayrılması üzerinde durmak gerekecektir.

Ve belki Hicr Suresi 79. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Haksızlığa uğradığımızda gerçekten adalet mi istiyoruz, yoksa karşı tarafın acı çekmesini görmek mi? Allah’ın adaletini kendi öfkemizin arkasına mı saklıyoruz? Bir insan bize yanlış yaptı diye onun ailesini, çevresini veya ait olduğu bütün grubu mu suçluyoruz? Hak aramakla intikamı birbirinden ayırabiliyor muyuz? Para ve güç sahibi insanların uzun süre başarılı kalmasını Allah’ın onları onayladığına mı yoruyoruz? Hayatımızdaki aynı uyarı işaretlerinin yanından tekrar tekrar geçip yine de öğrenmiyor muyuz? Ve en önemlisi, Lût ve Eyke halkının izleri insanların gelip geçtiği açık bir yol üzerinde ibret olarak duruyorsa, bizim hayatımızda defalarca karşımıza çıkan hangi işareti artık görmezden gelmememiz gerekiyor?

“Hicr 79, ‘Biz de onlardan yaptıklarının karşılığını aldık; her ikisi de apaçık bir yol üzerindedir’ buyurarak zulmün Allah katında karşılıksız olmadığını ve geçmişin izlerinin yaşayanlara ibret bırakabileceğini bildirir. Allah’ın ‘intikamı’ insanın incinmiş egosundan doğan öç alma duygusu değildir; eksiksiz bilgiye dayanan ilahî adalet ve hak edilmiş karşılıktır. Ayetin büyük dersi şudur: Kendi öfkeni Allah’ın adaleti diye kutsama; hakkını ara ama zulme yeni zulüm ekleme. Geçmişin yol üzerindeki izlerine bak ve şunu unutma: Gerçek ibret, başkasının cezasına sevinmek değil, aynı haksızlığın kendi hayatında kök salmasına izin vermemektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt